CHP'li Erdoğan Toprak’tan Haftalık Değerlendirme Raporu / 18 Aralık 2022
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak her hafta kamuoyu ile paylaştığı İç politika, dış politika ve ekonomi başlıklı ‘Haftalık Değerlendirme Raporu’nu yayımladı.
18 Aralık 2022 tarihli haftalık değerlendirme raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
SICAK GÜNDEM
Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu ‘Katargate’ olarak adlandırılan milyonlarca euroluk rüşvet skandalıyla sarsılırken, Türkiye’de rüşvet ve yolsuzlukların üstü örtülüyor!
İktidarın ‘Suriye ile normalleşme’ planını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in inisiyatifinde yürüteceği ve üçlü masayı Putin’in kuracağı yönündeki gelişmeler hız kazandı!
İÇ POLİTİKA
Milyonlarca emeklinin durumu ‘Hint fakiri’ düzeyinde! İktidar, emekli zammı için ‘Fakir, fukaraya vermek sevaptır, berekettir’ söylemleriyle umutları istismar ediyor!
İşine geldiğinde ‘yargı bağımsız’ diyen iktidar, kesinleşmiş yargı kararlarını hiçe sayan TORBA YASALARI TBMM’ye getiriyor!
EKONOMİ
Kişi başına düşen milli gelir on yıl geriye giderek 2012 yılının altına indi. TÜİK, Satın Alma Gücü Paritesinde son sıralara gerilediğimizi itiraf etmek zorunda kaldı. Türk vatandaşlarının satın alma gücü, AB vatandaşlarının üçte biri düzeyinde!
İktidar, TBMM’nin bütçe yasasında yönetime tanıdığı borçlanma yetkisini aşarak hazineyi milyarlarca lira yasa dışı borçlanmaya mecbur etti. Şimdi 200 milyar TL ek borçlanma yetkisiyle, hukuksuzluğa yasal kılıf uydurmaya çalışıyor!
İşletmeleri üretim ve ihracat yapamaz hale getiren yeni ekonomi modeli, işsizlik artışının hızlanmasına zemin hazırladı. Genç işsizlik, bir ayda yaklaşık 2 puan yükselişle yüzde 21,9’a tırmandı!
TARIM
BM Gıda ve Tarım Örgütü, küresel gıda fiyatlarının bir yıl önceki seviyeye geldiğini açıkladı. Türkiye’de ise yüzde 170’e yükselen kasım ayı Tarım Üretici Fiyat Artışı Endeksi, gıda fiyatlarının artmaya devam edeceğini gösteriyor!
DIŞ POLİTİKA
Mısır bir yandan bölgedeki doğalgaz varlığını yeni keşiflerle artırırken diğer taraftan Türkiye-Libya deniz yetki sahasında hak iddia ediyor. Bu durum normalleşmeyi olumsuz etkileyecek, Mısır ve Türkiye’yi Libya’da bir kez daha karşı karşıya getirecektir!
Suudi Arabistan ile Çin arasında 50 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalanırken, Çin Devlet Başkanının Körfez ülkeleriyle petrol ticaretini Yuan üzerinden yapma önerisi olumlu karşılandı.
Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu ‘Katargate’ olarak adlandırılan milyonlarca euroluk rüşvet skandalıyla sarsılıyor. Katar’ın, AP Başkan Yardımcısı Eva Kaili ve başka bazı parlamenterler ile danışmanlara milyonlarca euro rüşvet verdiği açığa çıktı. Parlamenterler tutuklandı. Mal varlıkları, banka hesapları donduruldu!
Katar’ın ülke imajını düzeltmek, yabancı işçilere insanlık dışı kötü muamele iddialarıyla eleştirileri engellemek konusunda AP içinde destek sağlamak için dağıttığı rüşvetlerle ilgili yapılan baskınlarda 1,5 milyon euroya ulaşan nakit para ele geçirildi. Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Parlamentosu’nu (AP) sarsan rüşvet operasyonu ardından tutuklamaların yanı sıra Eva Kaili AP Başkan Yardımcılığından azledildi. AP parlamenterliği ve ülkesi Yunanistan’da partisi PASOK üyeliğinden ihraç edildi. Yunan hükümeti Kaili ve ailesinin malvarlıklarını, banka hesaplarını bloke etti.
Demokrasi, hukuk ve şeffaflığın işlediği, yasaların ödünsüz uygulandığı, siyasetin yargı üzerinde gölgesinin olmadığı zeminlerde ve ülkelerde bir savcı kimseye hesap vermeden, talimat almadan AP’nin ikinci güçlü siyasetçisini gözaltına alıp tutuklayabiliyor. Yargı önünde hesap sorup, yasaların gereğini sonuna kadar uygulayabiliyor. Bunu yaparken hiçbir siyasi müdahaleyle karşılaşmadığı gibi aksine siyasi güç ve iktidarlar, hükümetler tarafından destekleniyor, yolu açılıyor.
Hukuk devleti, siyasetin finansmanı ve yargı bağımsızlığı ilkeleri açısından Brüksel ve Strasbourg’daki bu imrenilecek manzaranın tam aksi Türkiye’de!
TBMM’nin ihale yolsuzlukları, usulsüzlükleri, kamu harcamalarının şeffaflığını, idarenin kamu kaynaklarını kullanımını denetlemesi, araştırması iktidar ittifakı oylarıyla engelleniyor. Türkiye’nin kamusal varlıklarını bünyesinde toplayan Türkiye Varlık Fonu denetim dışı. Siyasi gücü elinde bulunduranlarla ilgili savcılıklara iletilen rüşvet ve yolsuzluk dosyaları soruşturulmaksızın rafa kalkıyor.
İçişleri Bakanının mafyadan ayda 10 bin dolar maaş alan milletvekiliyle ilgili açıklamasını ne TBMM Başkanı ne de bir savcı gündemine aldı. İktidar vekili, eşi ve SPK Başkanı kardeşiyle, Cumhurbaşkanı (CB) baş danışmanlarının karıştığı, iş insanlarından talep edilen milyonlarca dolarlık rüşvet, borsada halka arzlar ve hisse senedi manipülasyonlarıyla elde edildiği ileri sürülen servetler sorgulanmaksızın üstü örtüldü.
AP Başkan Yardımcısı ve bazı AP parlamenterlerine milyonlarca euro rüşvet dağıtan Katar’a iktidarın sergilediği ilgi, sevgi ve muhabbet, Katar Emirine gösterilen itibar bu açıdan düşündürücü!
Medyadan otomotive, tank-paletten limanlara, Kanal İstanbul arazilerinden, Borsa İstanbul’un yüzde 10 hissedarlığına varana kadar Katar’a milyarlarca dolarlık kapı açıldı.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2021 Yolsuzluk Algı Endeksi’nde en çok puan kaybeden Türkiye, 10 sıra daha geriledi. 180 ülke arasında 38 puanla 96’ncılığa düştü. İktidara geldiğimizde yapılacak ilk düzenleme, daha önce çıkartılan ancak AK Parti’nin 2002’de iktidara gelir gelmez yürürlükten kaldırdığı ‘NEREDEN BULDUN’ yasasını güncelleyerek yeniden yürürlüğe koymak olacaktır!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esad ile kendisini ‘üçlü zirvede bir araya getirmesi’ talebini Putin’e ilettiğini, Rus liderin bu öneriye olumlu yaklaştığını açıkladı. İktidarın ‘Suriye ile normalleşme’ planını Putin’in inisiyatifinde yürüteceği, üçlü masayı Putin’in kuracağı anlaşılıyor!
Cumhurbaşkanı (CB Erdoğan) Azerbaycan ve Türkmenistan liderleriyle bir araya geldiği zirve toplantısı dönüşünde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile kendisini ‘üçlü zirvede bir araya getirmesini’ önerdiğini, Putin’in buna olumlu yaklaştığını açıkladı. Rusya devlet haber ajansı RIA Novosti bu açıklama ardından Kremlin Sarayı’na dayandırdığı haberde Putin’in CB Erdoğan’ın ‘üçlü format’ önerisine olumlu baktığını, ancak Şam’ın tavrının henüz bilinmediğini, Rusya yetkililerinin Esad yönetimiyle temas halinde olduğunu duyurdu.
İktidarın Suriye ile normalleşme Esad ile diyalog başlatma girişimlerinde şimdiye kadar istihbarat birimlerinin temasları dışında bir gelişme olmadı. Bir süre önce CB Erdoğan’ın görüşme talebinin Esad tarafından reddedildiği, başta TSK’nın Kuzey Suriye ve İdlib de dahil tümüyle Suriye’den çekilmesi, Esad yönetiminin ‘terör örgütü’ olarak nitelediği ÖSO-SMO ve diğer silahlı oluşumlara desteğin kesilmesi vb. koşulların öne sürüldüğü yönünde uluslararası ajanslara ve medyaya yansıyan haberlere iktidar sessiz kalarak yalanlamadı.
Şimdi CB Erdoğan’ın Putin’den ‘Bizi Esad’la bir araya getir’ talebinde bulunması, Şam yönetiminin iktidara güvenmediği için, Putin’in inisiyatif alıp garantör olmasını istediğini CB Erdoğan’ın da bu nedenle, Rus liderin masayı kurmasını kabul ettiğini gösteriyor.
İktidarın önümüzdeki süreçte Suriye’de izleyeceği politikada Rusya’nın çizeceği çerçevenin ağırlıkla belirleyici olacağını, Kuzey Suriye’ye harekâtın bu bağlamda Rusya’nın onay vereceği düzeyde yürütülmesi ya da bir süre daha beklemeye alınmasını öngörmek olanaklı.
CB Erdoğan’ın Putin’den ‘üçlü masayı kurma’ talebi sonrası Rus hükümetinin kontrolündeki TASS haber ajansında yayınlanan geniş analizde; yaklaşan 2023 seçimleri öncesinde Rusya’dan ekonomik destek ve dış kaynak bekleyen CB Erdoğan’ın ayrıca ‘bir dış politika zaferine ihtiyacının olduğu’ dile getirildi.
CB Erdoğan’ın ‘ABD’den Kürtlere desteğini azaltmasını, Kürtlerin taleplerini yumuşatmasını istediği’ vurgulanan analizde, Putin’den de Rusya’nın Kuzey Suriye’de Kürtler üzerinde daha fazla inisiyatif alması ve Ankara-Şam diyaloguna zemin sağlayarak Kuzey Suriye’de istikrara katkı vermesini beklediği kaydediliyor.
Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantılarının yapıldığı, karşılıklı vizelerin kaldırıldığı,
Asi nehri üzerinde ortak baraj temelinin atıldığı, ikili ticaretin tavan yaptığı, Esad ve Erdoğan ailelerinin tatillerini birlikte geçirdiği dönemlerden, milyonlarca Suriyeli sığınmacı, sınırlarımızda terör tehdidi ve şimdi en uzun sınırımız olan komşu ülkenin lideriyle ancak Putin aracılığıyla görüşebilme noktasına gelinmiş olmasının temelinde yatan iktidarın öngörüsüz, Şam’da iktidar değiştirme hevesine endeksli İhvancıYeni Osmanlı-Ilımlı İslam eksenli Suriye politikasıdır.
Tüm ülkelerin emeklilik sistemlerini ve sağlanan olanakları içeren Mercer CFA 2022 Küresel Emeklilik Endeksi’nde Türkiye D puanı ile Hindistan, Endonezya vb. ülkelerle en alt kategoride. Milyonlarca emeklinin durumu ‘Hint fakiri’ düzeyinde! İktidar, emekli zammı için ‘Fakir, fukaraya vermek sevaptır, berekettir’ söylemleriyle umutları istismar ediyor!
2002’den bu yana Emeklilikte Yaşa Takılan (EYT) milyonlarca çalışan için 20 yıldır adım atmayan iktidar, seçime 6 ay kala sorunu gündeme alarak çözeceğini vaat etmesine karşılık her gün iktidar partisi, iktidar sözcüleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın farklı farklı açıklamalarıyla milyonların beklentileriyle, umutlarıyla alay ediyor. Yılsonundan önce yasal düzenlemeyi meclise getireceklerini ifade eden iktidar, şimdi Ocak 2023’ü işaret ediyor. Bakan Vedat Bilgin bütçe konuşmasında adeta devlette yarattıkları kurumsal tahribatı itiraf edercesine EYT sürecinin başlangıcı olan 8 Eylül 1999 öncesi dijital altyapı olmadığı için SGK kayıtlarının ‘kayıp’ olduğunu söyledi. Böylece milyonlarca kişinin emekliliğinin ‘kayıt bulunamadı’ bahanesiyle ertelenmesi, geciktirilmesi planlandı. Gelen tepkiler üzerine bu kez kayıtları bulduklarını açıkladılar.
Hazine ve Maliye Bakanı, maliyetin 300 milyar TL olduğu gerekçesiyle yeni yaş sınırı getirilmesini istiyor.
Şimdi CB Erdoğan’ın ‘sorunu çözün’ talimatı verdiği ifade ediliyor. Bunun yanında açlık ve yoksulluk sınırının altında maaşlar alan 14 milyon SGK emeklisi içinse ‘Enflasyon düşüşe geçti, temmuzda da zam yapıldı. Böylece emekli zammı enflasyonun üstünde’ gerekçesiyle düşük zam hesapları yapılıyor. Hazine desteğiyle temmuzda 3500 TL’ye çıkartılan en düşük emekli maaşı açlığın ötesinde sefalet ücreti bile değil!
Açlık ve yoksulluk sınırı dışında milyonlarca emeklinin mali ve sosyal haklarının dünyada en dipte olduğu, Mercer CFA Enstitüsü’nün her yıl yayınladığı Küresel Emeklilik Endeksi 2022 (Global Pension Index-GPI) sıralamasıyla somutlaşıyor.
Enstitünün dünya ülkeleri emeklilik, sosyal güvenlik, maaş, sosyal haklar kriterlerini esas alarak ülke grupları oluşturduğu A, B, C, D kategorilerinde Türkiye 35-50 arası puanla Hindistan, Endonezya, Filipinler, Tayland gibi ülkelerle en alt kategori olan D grubunda!
A grubunda emeklisine en gelişmiş hakları sağlayan İzlanda, Hollanda, Danimarka ilk üç sırada.
Emeklilerine çok iyi olanaklar ve insanca yaşam geliri sunan B grubunda İsrail, Finlandiya, Norveç, İsveç, İsviçre, İngiltere, Uruguay, Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Almanya, Şili, İrlanda, Belçika vb. ülkeler sıralanıyor.
ABD, Fransa, İtalya, Avusturya, Suudi Arabistan, Polonya, Japonya vb. ülkeler özellikle yüksek maaş ve sosyal desteklerle C ve C+ grubundalar.
Sıralamanın dip noktası, emeklilerini yoksulluğa mahkûm eden D grubu ülkeleri. Türkiye bu grupta bile Endonezya’nın altında. Emekliye insanca maaşı çok gören, ‘fakire vermek sevaptır, berekettir’ diyen bu yönetim zihniyetinin emeklilerimizi getirdiği nokta dünya sıralamasının sonunda ‘HİNT FAKİRİ’ kategorisidir!
İşine geldiğinde ‘yargı bağımsız’ diyen iktidarın bu söyleminin asılsızlığı TBMM’ye getirdikleri torba yasayla bir kez daha kanıtlandı. Zeytin Yasası’nı 10 kez delme girişimleri, limanların Katar ve diğer özel şirketlere kiralama süresini 49 yıla uzatma hamleleri, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’dan döndü. Buna rağmen aynı yasa-yargı-hukuk tanımazlığı torba yasayla tekrar TBMM’den geçirme çabasındalar!
Dilediği kararlarını çıkartmak için yargıya siyasi müdahaleleri alışkanlık haline getiren, yargı kararlarını tanımayarak, kararı veren hakimleri sürgüne gönderen iktidar, anayasa-yasahukuk-yargı bağımsızlığını yok saydığını TBMM’ye getirdikleri yeni torba yasayla bir kez daha gösterdi. İçeride hukuk devletinin kırıntısına bile tahammül edemeyen CB Erdoğan, işine geldiğinde ‘yargı bağımsız, karışamayız’ yalanına sarılırken, yurt dışından gelen taleplere ise boyun eğmeye hazır olduğunu defalarca gösterdi. Yabancı devlet ve hükümet başkanları önünde Türk yargısının itibarını bir telefonla ricasıyla ya da birkaç milyar dolar karşılığında yerle bir etmekte sakınca görmediğini, Rahip Brunson, Deniz Yücel, Mavi Marmara, Rıza Sarraf, Sezgin Baran Korkmaz, Cemal Kaşıkçı davalarındaki tavrıyla ortaya koydu.
TBMM’ye getirdikleri ve görüşmeleri süren ‘Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı
Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ bu hukuksuzlukların son belgesi!
İktidara geldikten hemen sonra ilki 2003’te olmak üzere 17 Ocak 2006’da, 15 Temmuz
2008’de, 3 Temmuz 2009’da, 21 Nisan 2010’da, 20 Şubat 2013’te, 16 Haziran 2014’te, 17 Mayıs 2017’de, 1 Mart 2022’de ve sonuncusu 10 Aralık 2022’de olmak üzere 20 yılda 10 kez Zeytin Yasası’nı delmek, zeytinlikleri talana ve madenciliğe açmak için yasa girişiminde bulundular. İktidarın termik santral müteahhitlerine, özel enerji şirketlerine kâr için milyonlarca zeytin üreticisini mağdur eden hamleleri defalarca Anayasa Mahkemesi’nden döndü. Geçtiğimiz martta bu kez yönetmelik değişikliğiyle zeytinlikleri yok etmeye kalktılar. Bu yönetmelik Danıştay’da iptal edildi. Şimdi torba yasayla amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar.
Zeytinliklerini savunan üreticilerin TBMM’ye dertlerini anlatma çabaları şehir girişinde otobüsleri güvenlik güçlerince durdurularak engellenmeye çalışıldı. Sonunda iktidar zeytinliklerle ilgili maddeyi komisyonda torba yasadan çekmek zorunda kaldı. Ancak hâlâ genel kurulda bir gece yarısı önergesiyle ekleme planı peşindeler. Aynı şekilde bazıları Katar’a, bazıları iktidar müteahhitlerine 25 yıllığına kiralanan ve süreleri 2024-2026 arasında dolacak olan başta Antalya, Mersin, İskenderun, İzmir-Aliağa vb. TCDD ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait limanların işletme süresini ‘ihalesiz’ 49 yıla çıkartan düzenleme de 6 ay önce AYM’de iptal edildi. Bir ay önce Cemevleri ile ilgili torba yasanın içinde bu düzenlemeyi geçirme planını tepkiler üzerine geri çektiler. Şimdi yine AYM’den dönen liman düzenlemesini torba yasayla geçirmek istiyorlar.
Anlaşılan Katar’a verilen sözler, iktidar müteahhitlerinin baskısı, iktidar değişikliği durumunda büyük rant ve haksız kazançları kaybetme korkusu öyle büyük ki, defalarca AYM ve idari yüksek yargıdan dönen anayasaya-yasalara aykırı düzenlemeleri yine yargıdan döneceğini bildikleri halde tekrar çaresizce gündeme getirmeye mecbur kalıyorlar!
Kişi başına düşen milli gelir on yıl geriye giderek 2012 yılının altına indi. TÜİK, Satın Alma Gücü Paritesinde son sıralara gerilediğimizi itiraf etmek zorunda kaldı. Türkiye, 36 Avrupa ülkesi içinde halkının alım gücü en hızlı düşen, yoksullaşmanın en hızlı arttığı ülkeler arasında yer alarak sondan yedinci oldu!
TÜİK’in (Türkiye İstatistik Ofisi) ve Eurostat’ın (Avrupa İstatistik Ofisi) verileriyle Türkiye’de kişi başına Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) endeks değeri, geçen yıl için 63 olarak tespit edildi. GSYH endeks değeri, 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesi için ortalama 100 birim iken Türkiye için açıklanan 63 birim AB ortalamasının yüzde 37 altında kaldı.
Avrupa ülkelerini kapsayan karşılaştırmalar, 27 AB üyesini, 3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) ülkesini (İsviçre, İzlanda ve Norveç), 5 AB üyeliğine aday ülkeyi (Türkiye, Kuzey Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Arnavutluk) ve AB üyeliğine adaylığı onaylanma sürecindeki bir potansiyel aday ülkeyi (Bosna-Hersek) içeriyor.
Toplamı 36 olan Avrupa ülkeleri arasında kişi başına GSYH endeksi Satın Alma Gücü Paritesi’ne (SGP) göre en yüksek ülke Lüksemburg 268’le ilk sırada alıyor. SGP’si 32 ile en düşük düzeyde kalan Arnavutluk sıralamada sonuncu oldu. GSYH endeksinde Lüksemburg 100 olan AB ortalamasının yüzde 168 üzerinde, Arnavutluk yüzde 68 altında değere sahip.
Türkiye'nin fiili Bireysel Tüketime İlişkin Fiyat Düzeyi Endeksi ise TÜİK ve Eurostat’ın 2021 yılı sonuçlarına göre 36 olarak hesaplanırken bunun anlamı,
AB ülkelerinde 100 euro karşılığında alınan mal ve hizmet sepetinin aynısının Türkiye'de 36 euro karşılığı TL ile satın alınabilmesi.
Bir başka açıdan Türk vatandaşlarının Avrupa’da 100 euro karşılığı TL ile satın alabildikleri mal, hizmet ve tüketim maddelerini, Avrupa vatandaşları Türkiye’de 36 euroya, neredeyse üçte bir daha az harcayarak satın alabiliyor.
Türk vatandaşlarının satın alma gücü, AB vatandaşlarının üçte biri düzeyinde.
36 Avrupa ülkesi arasında SGP sıralamasında 29’uncu olan Türkiye’nin altındaki ülkeler; Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve Arnavutluk. Ekonomik durumları Türkiye ile kıyaslanamayacak bu ülkelerle birlikte son sıralara inilmiş olması, uygulanan ekonomi modeli ve politikaların TL’yi değersizleştirdiğinin, halkın alım gücünü ve refahını yok ederek yoksullaştırdığının göstergesi.
✓ Avrupa’nın emeklileri, işsizlik maaşı alanları bile 100 euro ile Türkiye’de Türk vatandaşlarından üç kat daha refah ve bolluk içinde yaşayabiliyor.
TÜİK ve Eurostat’ın SGP sıralaması; iktidarın kendi vatandaşlarını yoksullaştırıp, TL’yi değersizleştirirken ülkemizi, sınır illerimizi nasıl Bulgaristan, Gürcistan,
Azerbaycan, Nahcıvan, İran, Irak vatandaşları için ucuz alışveriş, Rusya, Almanya, Ukrayna, İngiltere vb. ülke vatandaşları içinse beş yıldızlı otellerde lüks ve ucuz tatil, lüks gayrimenkul-daire-villa-konut-yazlık sahibi olma cennetine dönüştürdüğünü gösteriyor!
Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçenin kasımda aylık 108 milyar TL fazla verdiğini, 11 aylık bütçe açığının 20,4 milyar TL’ye indiğini açıkladı. Yılsonuna bir ay kala birden bütçe açığının fazlaya dönüşmesi, iktidarın TBMM’yi devre dışı bırakıp bütçedeki kanuni limitin üzerinde yasa dışı iç borçlanmasıyla sağlandı!
Tek adam yönetiminin ülkeye en büyük tahribatı devletin saygın kurumlarının iktidarın bilgi gizleme, yasaları çiğneme, gerçekleri örtme amaçlarının araçlarına dönüştürülmesi oldu. TÜİK verileri inanılmaz-güvenilmez hale gelirken, Merkez Bankası’nın rezervleri, kayıt dışıkaynağı belirsiz döviz girişleri, bilanço ve rakam oyunları ile halktan gizlenme yoluna gidildi.
Şimdi de TBMM’nin anayasal yetkisindeki ‘bütçe hakkını’ temsil eden bütçe yasasında benzer tavırlar sergileniyor. Kamu yönetiminin temel taşı Hazine ve Maliye, TBMM’nin denetim ve gözetiminden kaçırılıyor.
TBMM’nin bütçe yasasında yönetime tanıdığı borçlanma yetkisini aşarak hazineyi milyarlarca lira yasa dışı borçlanmaya mecbur eden iktidar, gece yarısı torba yasaya madde ekleyerek bu hukuksuzluğa yasal kılıf uydurmaya çalışıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı kasım ayı ve ocak-kasım dönemi 11 aylık bütçe gerçekleşme rakamları sorgulanmaya ve izaha muhtaç. Kasımda aylık 108 milyar TL bütçe fazlası verilirken, ocakkasım dönemi 11 aylık açık toplamının bir anda 20,4 milyar TL’ye inmesi, 272 milyar TL faiz dışı fazla verilmesi bu açıdan dikkat çekiyor. Bütçe gelirlerinin yüzde 100’ün üzerinde artmasında KDV, ÖTV ve Kurumlar Vergisi gelirlerindeki artış etkili olmuş. TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD’ın ‘enflasyon muhasebesine geçilmesi’ çağrılarına kulak tıkayan iktidar, yüzde 84 enflasyona karşılık yüzde 400-500 artan banka ve şirket kârlarından kaynaklı Kurumlar Vergisi gelirleriyle bütçe gelirlerini balon gibi şişirmiş. KDV ve ÖTV artışları yanında 300 milyar doları aşan ithalattan alınan KDV de bütçe gelir artışına katkı sağlamış.
Asıl önemlisi yılsonunda 278,3 milyar TL bütçe açığı öngörülürken, kasımda birdenbire 108 milyar TL fazla verilmesiyle, yılsonuna bir ay kala toplam bütçe açığının 20,4 milyar TL’ye inmesi. Bunda hazinenin TBMM’den geçirilen 2022 bütçesindeki borçlanma limitini aşarak, yasa ve yetki dışı iç borçlanma yapması önemli etken. Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Yasası uyarınca hazine ancak bütçe yasasındaki gelir-gider farkı kadar, yani 2022 bütçe açığı hedefi olan 278,3 milyar TL’ye kadar borçlanabilir. Yine yasaya göre bu limit, yüzde 10’u kadar ilave borçlanmayla 293 milyar TL’ye ulaşıyor.
Ancak bütçe ve hazine verileri 2022 bütçesindeki bu limitin aşıldığını, yasaya aykırı olarak, TBMM’den yetki ve onay alınmaksızın, 11 ayda 350 milyar TL iç borçlanma yapıldığını gösteriyor. Bu, yasal limitin üzerinde yaklaşık 60 milyar TL yasa dışı borçlanma anlamına geliyor.
Şimdi limiti aşan borçlanmaya yasal kılıf uydurmak için alelacele torba yasaya madde ekleyip, Hazine ve Maliye Bakanına 200 milyar TL ilave borçlanma yetkisi talep ederek borçlanma limitini 493 milyar TL’ye çıkartmak istiyorlar! TBMM’den onay almaksızın yapılan bu yasa dışı borçlanma paraları nerede? Nereye harcandı? Yılsonuna 12 gün kala istenen 200 milyar TL borçlanma yetkisi niçin ve nerede kullanılacak? İktidar bunun hesabını TBMM’ye ve millete vermek zorunda!
İşletmeleri üretim ve ihracat yapamaz hale getiren yeni ekonomi modeli, işsizlik artışının hızlanmasına zemin hazırladı. Genç işsizlik, bir ayda yaklaşık 2 puan yükselişle yüzde 21,9’a tırmandı. Ülke nüfusu artarken işgücüne katılımın 20 yıldan bu yana neredeyse aynı düzeyde kalması, yatırım ve üretimin hızla gerilediğini, toplumun yoksullaştığını, iktidarın ekonomi politikalarının istihdam yaratamadığını, ortaya koyuyor.
Açıklanan ekim ayı İşsizlik ve İstihdam rakamları, turizm sezonunun sona ermesiyle birlikte işsizliğin yeniden tırmanışa geçtiğini, özellikle genç işsizlikteki artışın hızlandığını gösterdi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ekim 2022 verilerine göre 15 ve daha yukarı yaş grubundaki işsizlik 0,1 puan artarak yeniden çift haneyle yüzde 10,2’ye yükseldi. İşsiz sayısı bir önceki aya göre 57 bin kişi artarak 3 milyon 534 bin kişiye ulaştı.
Asıl vahim olan çarpıcı gelişme ise 15-24 yaş grubunda ‘genç işsizlik’ olarak tanımlanan kategorideki işsizlerin bir önceki aya kıyasla 1,8 puan artarak yüzde 21,9’a yükselmiş olması. Gençlere gelecekleri için umut veremeyen, iş olanağı sağlayamayan iktidar, üniversite sayısını artırmakla övünüyor. Üniversiteleri gençlik depolarına dönüştürüp, 8,5 milyon üniversiteli gencin en azından 4 yıl genç işsizlik rakamlarına yansımasını gizliyor.
TÜİK’in atıl işgücü olarak nitelendirdiği GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK oranının yüzde 10,2’lik resmi işsizlik oranının iki katı düzeyinde (%20,3) olması gizlenmeye çalışılan gerçek işsizlerin 7,5 milyon kişi olduğunu, bunun en az 2,5 milyonunun genç işsizlerden oluştuğunu gösteriyor.
İşsizlik ve istihdam verilerinin asıl ürkütücü boyutu işgücü ve işgücüne katılım verilerinde gözleniyor. TÜİK’e göre Türkiye’de 15 ve yukarı yaştaki nüfus 64,9 milyon kişi. Bunların 34,7 milyonu çalışanlar ve işsizlerden oluşan ‘işgücü’ olarak tanımlanıyor. Bu kesimin 3,5 milyonu işsiz, 31,2 milyonu ise bir işte çalışanlar. Buna göre 15+ yaş grubundaki 64,9 milyon kişiden 30,2 milyonu ya emekli veya üretim-çalışma-istihdam dışı, ne yaptığı bilinmiyor.
TÜİK’e göre işgücüne katılım oranı Türkiye ortalaması yüzde 53, istihdam oranıysa yüzde 48. Erkeklerde işgücüne katılım yüzde 71,8 iken istihdam oranı yüzde 65,6, çalışma çağındaki kadınlarda işgücüne katılım yüzde 35,5 iken istihdam oranı yüzde 30,8! Kadınların işgücüne katılımında AB ortalaması yüzde 52,4, OECD ortalaması yüzde 52,5. Çalışabilecek durumdaki neredeyse her üç kadından ikisinin üretim-istihdam-işgücü dışında olması ülke ekonomisi ve toplumsal-sosyal yaşam adına büyük kayıp. Ayrıca çalışabilecek nüfus içinde işgücüne katılımın yüzde 53 olması, çalışabilecek durumdakilerin neredeyse yarısının işgücünde yer almaması çok daha vahim! 2002’de yüzde 50-52 arasında değişen işgücüne katılımın 20 yıllık iktidar boyunca artan nüfusa rağmen hemen hemen aynı düzeyde kalması iktidarın ekonomi politikalarının başarısızlığının ve iflasının tescilidir!
Bu tablo; ihracatı içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 2’yi geçemeyen, yetişmiş beyinlerini yurt dışına kaptıran, 20 yıldır inşaat-rant-beton ekonomisi dışında bir alternatif üretemeyen, Türkiye’yi işsizlik ve yoksulluğa mahkum eden, kadın işgücünü harekete geçirmek yerine eve kapatan zihniyetin ülkeyi 20 yılda getirdiği yıkım noktasıdır.
BM Gıda ve Tarım Örgütü, küresel gıda fiyatlarının bir yıl önceki seviyeye geldiğini, ‘gıda kaynaklı enflasyon artışının sona erdiğini’ açıkladı. Türkiye’de ise gıda fiyatlarında daha yüksek artışların yaşanacağının işareti kasımda yüzde 170’le rekor kıran Tarım Üretici Fiyat Artışı Endeksi’yle (Tarım-ÜFE) verildi. İktidar, pirinç ithaline kapıyı açıp gümrük vergisini sıfırlayarak göz boyuyor!
TÜİK’in açıkladığı Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) kasımda aylık yüzde 7 artarken, yıllık artış yüzde 169,45’e yükselerek yeni bir rekor kırdı. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar; yüzde 380,89 ile turunçgiller, yüzde 231,92 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrulu bitkiler olarak belirlendi. Tarım-ÜFE’nin kapsadığı 90 üründen 57’sinin fiyatında artış, 29’unun fiyatında düşüş yaşanırken, 4 ürünün fiyatı bir önceki aya göre değişmedi.
Tarımsal üretimde, üreticinin fiyat artışı yüzde 170’e dayanırken iktidar hâlâ market zincirlerinde fiyat dedektifliğiyle gün geçirerek gıda fiyatlarını düşürmek iddiasıyla hem üreticiyle hem tüketiciyle alay ediyor.
TÜİK’in rakamları bile mevsim ürünü narenciyede, turunçgillerde üretici fiyatlarının neredeyse yüzde 400 arttığını gösterirken hâlâ ortaya somut bir çözüm modeli konulamaması, üretici, tüketici, pazar ve Hal esnafı, market zincirleriyle bir araya gelinip ortak bir akıl üretilememesi iktidarın acizliği, ciddiyetsizliği.
Tehdit, suçlama, hedef gösterme, ceza kesme yerine sorunun tüm taraflarıyla bir araya gelip, önerileri ve taleplerini dinlemek, herkesin uzlaşacağı destek olacağı bir model oluşturup, devletin de mali katkısıyla uygulamak yerine, Fiyat İstikrar Komitesi, Gıda Komitesi, Erken Uyarı Sistemi, Fahiş Fiyat Komitesi, Et Konseyi, Süt Konseyi vb. bürokratik yapılarla çözüm aramak herkesi aldatmaktır.
Yıllardır yaptıkları gibi çıkartılan kararla pirinç ithalatına kapı açıp, 2023 Ağustos sonuna kadar gümrük vergilerini sıfırlamak, yerli üreticiye bugünden ‘pirinç ekme’ demektir.
İktidar, gıda fiyatlarındaki üç haneli artışların suçlusunun, üç harfli marketler ve küresel gıda fiyat artışları olduğunu söylerken BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Küresel Gıda Fiyat Endeksi’nin, pandemi ve Ukrayna savaşı sonrası 2022 Mart’ında ulaşılan rekor düzeylerden inişe geçtiğini, kasım itibarıyla geçen yılın düzeyine gerilediğini duyurdu.
Küresel gıda borsalarında en çok işlem gören tahıl, bitkisel yağlar, şeker, et ve süt ürünlerinde fiyatların bir yıl önceki düzeye indiğini vurgulayan FAO, dünyada doğrudan gıda kaynaklı enflasyonun ortadan kalktığını, önümüzdeki süreçte küresel gıda fiyatlarında daha büyük düşüşler yaşanacağını bildirdi.
Böylece iktidarın özellikle gıda fiyatları başta olmak üzere enflasyonun tüm dünyada arttığı tezi geçersiz hale geldi. Dünyada fiyatlar bir yıl öncesine dönerken, TÜİK’in gıda enflasyonunun kasımda yüzde 102,5’e çıkması, Tarım-ÜFE’nin yüzde 170’e ulaşmasının tek sorumlusu bu iktidarın sergilediği başarısızlık, beceriksizlik yanında, üreticiye sahip çıkılmamasıdır!
Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el-Sisi, Türkiye-Libya arasında 2019'da imzalanan Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları Anlaşması’nın kapsadığı bölgelerde hak iddia eden haritayı içeren başkanlık kararnamesini yürürlüğe koydu. Mısır ile normalleşme sürecinde yeni bir gerilime, Libya-Türkiye-Mısır arasında krize yol açabilecek bu kararnameye Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden destek geldi.
İktidarın Mısır ile normalleşme için başlattığı sürecin, Katar'daki Dünya Kupası açılışında Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan ile Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah el-Sisi'nin el sıkışması sonrası yeni bir aşamaya geçmesi, müzakerelerin hızlanması bekleniyordu. Önde gelen Türk beyaz eşya ve tekstil-konfeksiyon şirketlerinin son iki-üç haftada Mısır’da 200 milyon doları aşan yeni yatırımlara girişmesi önemli bir gelişmeydi. Ancak Libya’da karşıt konumda bulunan iki ülke arasındaki normalleşmeye olumsuz yansıyacak bir adım geçen hafta Mısır’dan geldi. Mısır Devlet Başkanı Sisi ülkesinin Doğu Akdeniz’deki deniz sahasına ilişkin haklarıyla ilgili yeni bir başkanlık kararnamesi yayınladı. Yayınlanan kararname ve kapsadığı kara suları haritası, Türkiye'nin 2019’da Libya’daki Trablus yönetimiyle imzalandığı Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları anlaşmasıyla çakışıyor. Sisi’nin onayladığı harita TürkiyeLibya anlaşmasının kapsadığı sahalarda hak iddia eden deniz sınırlarını içeriyor. Normalleşme müzakerelerinde Mısır’ın Türkiye-Libya anlaşmasına paralel bir deniz sınırı ilan etmesi beklenirken, tam aksine Türkiye-Libya sahasında Mısır’ın hak iddiasının ilan edilmesi, muhtemelen ilişkilerde yeni bir gerilime ve krize neden olacak. Sisi kararnamesine Yunanistan ve GKRY’nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) hemen destek açıklaması yapması Doğu Akdeniz’de gerilimin tekrar tırmanacağını gösteriyor. Sisi’nin onayladığı kararnamede “Mısır karasularının sınırları Mısır-Libya kara sınırının 1 numaralı noktasından başlayarak 12 deniz mili mesafe boyunca 8 numaralı noktaya ulaşır ve böylece Mısır'ın batı deniz sınırı 8 numaralı noktadan kuzey yönünde başlar” ifadesi yer aldı. Yunanistan ve Mısır arasında 6 Temmuz 2020’de imzalanan 'deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması' Türkiye’nin kara sularını yok sayıyor ve Türkiye bunu kabul etmiyor. AB, Yunanistan ve GKRY’nin münhasır ekonomik bölge (MEB) ilanlarını ve Mısır ile yaptıkları anlaşmaları destekliyor. Buna karşı çıkan Türkiye’ye ise yaptırım kararı aldı. AB Dışişleri Bakanlarının son toplantısında AB yaptırımlarının uzatılması kararlaştırıldı.
Sisi kararnamesinin hemen ertesinde Mısır Petrol ve Madeni Kaynaklar Bakanı Tarık el-Molla, Mısır'ın Doğu Akdeniz’deki ilk açık deniz sondaj kuyusu olan Nergis-1X’de yeni ve büyük bir doğalgaz sahası keşfedildiğini açıkladı. Keşfedilen yeni sahanın 3,5 trilyon fit küp rezervle, Mısır’ın Doğu Akdeniz’deki kara sularında İtalyan ENI tarafından 2015’te yapılan sondajda bulunan Zohr sahasından sonraki en önemli ve en büyük rezerv olduğu kaydedildi.
Sisi’nin yayınladığı deniz sınırları kararnamesi Türkiye-Mısır, Mısır-Libya arasında anlaşmazlıklara yol açacaktır. Libya’daki Tobruk yönetimi, Türkiye’nin Trablus yönetimiyle imzaladığı anlaşmayı geçersiz sayıyor. Mısır bir yandan bölgedeki doğalgaz varlığını yeni keşiflerle artırırken diğer taraftan Türkiye-Libya deniz yetki sahasında hak iddia ediyor. Bu durum normalleşmeyi olumsuz etkileyecek, Mısır ve Türkiye’yi Libya’da bir kez daha karşı karşıya getirecektir!
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Suudi Arabistan ziyareti, bölgede Çin dalgasının güçleneceğini gösterdi. Suudi Arabistan ile Çin arasında 50 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzalanırken, Çin Devlet Başkanının Körfez ülkeleriyle petrol ticaretini Yuan üzerinden yapma önerisi olumlu karşılandı.
Küreselleşmenin sonuna gelindiğini, iki kutuplu bir dünyaya doğru gidildiğini gösteren işaretler giderek güçleniyor.
Rusya-Çin ekseninde Putin’in Çin’i Astana Mutabakatı Süreci’ne dahil etmeyi önererek Suriye kapısını açmasının ardından Çin Devlet Başkanı Şi’nin üç günlük Suudi Arabistan ziyaretinde ortaya çıkan tablo Çin’in siyasi, askeri, ekonomik, teknolojik olarak bölgedeki ağırlığının hızla artacağını ortaya koydu.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (MbS) Çin ile Körfez ülkelerinin stratejik ortaklık düzeyini yükseltme kararı aldıklarını açıklarken, Çin Devlet Başkanının katılımıyla Körfez Ülkeleri İş Birliği Konseyi (KİK) Liderler Zirvesi ve Arap Ülkeleri Birliği Liderler Zirvesi de bu kapsamda Riyad’da gerçekleştirildi. Mısır Devlet Başkanı Sisi ve diğer Arap liderlerin yanı sıra Körfez Emirliklerinin liderlerini de Çin devlet Başkanı ile bir araya getiren Veliaht Prens MbS, Çin ile Suudi Arabistan arasında 50 milyar dolarlık yatırım anlaşmasına imza attı.
Sadece Suudilerle 34 anlaşma imzalayan Çin lideri Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleriyle de onlarca yatırım, ticaret, enerji, teknoloji anlaşmaları yaptı. Çin lideri Şi’nin iki ayrı liderler zirvesinde Arap ülkelerinin Devlet Başkanları, Krallar, Emirler ile bir araya geldiği toplantılarda Körfez ülkeleriyle petrol ticaretini dolar yerine Yuan ile yapma önerisi hem olumlu karşılandı hem de büyük yankı yarattı.
Suudi Arabistan, Çin'in petrol tedariğindeki en önemli ülkelerden biri. Çin, bu nedenle, başta petrol üreticisi Körfez ülkeleri olmak üzere Orta Doğu ülkeleriyle ticaret hacmini genişletmeyi amaçlıyor. ABD’nin yasak getirdiği Çin teknoloji şirketleri Huawei, ZTE ve diğer Çinli şirketler 5G iletişim altyapısı, üretim ve teknoloji transferi için Körfez ve Arap ülkeleriyle milyarlarca dolarlık yatırım anlaşmasına imza attılar.
Geçen yıl İran ile de 400 milyar dolarlık 25 yıl süreli yatırım anlaşması imzalamış, altyapı, hızlı tren, enerji, yüksek teknoloji alanında yatırımlar için mutabakat sağlanmıştı. Körfez ülkeleri ve İran arasındaki gerginliğe rağmen Çin’in bölgede tüm ülkelerle ilişkilerini özellikle ekonomi, ticaret, teknoloji temelinde üst düzeye taşıması, bölgesel sorunlarda taraf olmaksızın diplomasi izlemesi etkinliğini büyütüyor. Ukrayna-Rusya savaşı sonrası ABD-AB yaptırımlarına katılmayan Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerle ABD arasında ilişkiler geriliyor.
Suudi Arabistan’ın Rusya petrolüne uygulanan batı ambargosuna karşı OPEC’in petrol üretiminin artırılması yönündeki ABD baskısına karşılık tam tersine OPEC’in petrol üretimini günlük 2 milyon varil düşürme kararı alması ABD ile ilişkileri gerdi. Bu aşamada Çin’in bölgede artan ağırlığı etkisini sadece bölgesel değil küresel düzeyde de gösterecektir.
Yeni Soluk
Yorum Yap