CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/29 Ekim 2023

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla komuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 29 EKİM 2023 tarihli raporu şöyle:

TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ

SICAK GÜNDEM

İnşaat, yapı ve imar denetimleri, işyerlerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği, asansör denetimleri ve daha birçok kamusal hizmet, çıkartılan yasa değişiklikleriyle ticari amaçlı kâr alanlarına dönüştürüldü. Can kayıpları artıyor!

İktidarın deprem gerekçesiyle ‘TBMM’ye sunduğu Kentsel Dönüşüm Yasa Teklifi, dilediği taşınmazlara, mevcut yerleşim alanlarına el koyma, kentlerin cazip merkezi yerlerini, binalarını ‘rezerv alan’ ilan edip ranta dönüştürme niyetini açığa çıkartıyor!

İÇ POLİTİKA

Emeklilere 5 bin TL ödemeyi vaat edip, ‘çalışan-çalışmayan’ ayrımıyla yaklaşık 2 milyon emekliyi mağdur eden iktidar, ‘5500 TL teknolojik cihaz desteği’ kararıyla üniversiteli gençleri de ayrıştırıyor!

Dışişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı para ve Filistin’e garantörlük turu atarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir anda yüzünü Hamas’a dönmesi bakanları açığa düşürdü. Batılı finansörler, Körfezdeki sermayedarlar beklemeye geçti!  

EKONOMİ

Merkez Bankası’nın yüzde 35’e yükselttiği politika faiziyle Türkiye, yüksek faiz sıralamasında ekonomisi iflas noktasındaki Arjantin’in ardından dünya ikincisi oldu!   

Kur Korumalı Mevduat (KKM) son üç haftadır geriliyor. Faiz artırıp KKM’de çözülme hedefleyen ekonomi yönetiminin bu beklentisine karşın, bankalardaki döviz mevduatı yükseliyor!

Deprem gerekçesiyle ek vergi getiren, 1,1 trilyon TL ek bütçe çıkartan iktidar, 2024 bütçesinde halkın sırtına ağır vergiler yüklüyor.  Diğer yandan küçük bir gruba sağlanan istisna ve muafiyetlerle, 2 trilyon 210 milyar TL vergiden vazgeçiyor!

TARIM

Kendi çıkarttığı Tarım Yasası’nı 17 yıldır çiğneyen iktidar, 2024’te çiftçinin 319 milyar lirasına el koydu. 2024 bütçesinde faize 1,2 trilyon TL ayrılırken, milyonlarca üretici ve besiciye verilecek destek 91,5 milyar TL!  

DIŞ POLİTİKA

İsrail, Gazze’ye yönelik saldırılarını artırdı. Dünya kamuoyunun durumdan haberdar olmasını önlemek için bölgedeki gazetecilerin can güvenliğini garanti edemeyeceğini bildirdi. ABD’den Türkiye’ye, Hamas’a destek gerekçesiyle yaptırım geliyor!

Gazze’de şiddetlenen İsrail-Hamas savaşında şu ana kadar mesafeli duran Rusya, geçen haftadan itibaren yoğun bir temas trafiği başlattı. Hamas heyetini Moskova’da ağırlayan Putin, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı Moskova’ya davet etti!

Kamusal ve toplumsal hizmetlerin ticarileştirilip özelleştirilmesi ve devletin şirket gibi yönetilmesi zihniyetinin son acı örneği, Kredi Yurtlar Kurumu yurdundaki asansör faciasında bir genç kızın yaşamını yitirmesiyle yaşandı. İnşaat, imar, iş güvenliği, yapı denetimleri gibi asansör denetimlerini de kamusal hizmet alanından çıkartıp ticari şirketlere açan düzenlemeler inşaat, maden, deprem, sel ve asansör facialarında binlerce cana mal oldu. İktidar, ‘kader-fıtrat’ diyerek geçiştirdi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla devletin şirket gibi yönetilmesini savunurken, bu yaklaşım 21 yıldır iktidarın ana politikası haline getirildi. İnşaat ve yapı denetimleri, imar denetimleri, işyerlerindeki işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimleri ve daha birçok kamusal hizmet, çıkartılan yasa değişiklikleriyle ticari amaçlı kâr alanlarına dönüştürüldü.  

6 Şubat’ta 11 ilimizde yaşanan ve 50 binden fazla insanımızın yaşamını yitirdiği deprem felaketinde de özelleştirilen imar, yapı, inşaat denetim hizmetleri çok sayıda binanın insanlara mezar olmasına yol açtığı görüldü.  

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bünyesindeki Şehir Plancıları, Mimarlar, İnşaat Mühendisleri, Makine Mühendisleri, Jeoloji Mühendisleri, Elektrik Mühendisleri vb. meslek odalarının kamusal hizmet alanı olan, kâr amacı gütmeksizin devletin belirlediği tarifelerle, cüzi ücretlerle verilen bu hizmetlerin neredeyse tamamı ticarileştirildi, yetkilendirilen özel şirketlere paylaştırıldı.  

Makine ve Elektrik Mühendis Odaları bünyesindeki Asansör bakım ve denetim birimlerince yürütülen hizmetlerin de ticari-özel şirketlere devrine olanak sağlanarak bu insan ve can güvenliğini ilgilendiren kamusal hizmet alanı da ticarileştirilip-özelleştirildi. Tüm bu kâr-kazanç amaçlı değişikliklerin acı sonuçlarını yaşıyoruz. Aydın’da KYK Kız Öğrenci Yurdunda yaşanan asansör faciası kamusal denetimin olmaması, bakım ve onarımı yapan özel şirketin yanı sıra yurt yönetiminin de ağır ihmaliyle gencecik bir kız öğrencinin 22 yaşında yaşamdan kopmasına neden oldu.  

İş kazalarında, maden facialarında can kayıplarında Avrupa birincisi ve dünyada ilk sıralarda yer alan Türkiye’deki bu acı tabloyu ‘kader ve fıtrat’ diyerek geçiştiren iktidar, ticari ve kâr amaçlı denetim özelleştirmeleriyle yitirilen canların en büyük sorumlusudur. AVM inşaatında 33. Kattan düşen asansörde ölen 10 işçinin davası kapatıldı. Şantiyedeki naylon çadırlarda yanarak ölen işçilerin dosyası örtüldü. Nice maden facialarında katliama varan ölümlerde, sorumlular ortada yok.  

✓ Birkaç göstermelik gözaltı ve tutuklamayla süreç küllendiriliyor. 

Ka r hırsıyla ticarileştirilen, özelleştirilen kamusal hizmet ve denetim alanlarından sağlanan kazançların bedeli yine yitirilen canlar olmaya devam edecek. AKP iktidarı döneminde yapılan bu düzenlemelerin iptal edilerek, denetimlerin kamu sorumluluğuna döndürülmesi yönünde değişikliğe gidilmesi, devletin insanlarının canına, hayatına sahip çıkma sorumluluğunu yeniden üstlenmesi elzemdir.      

İktidarın deprem gerekçesiyle ‘TBMM’ye sunduğu Kentsel Dönüşüm Yasa Teklifi, dilediği taşınmazlara, mevcut yerleşim alanlarına el koyma, kentlerin cazip merkezi yerlerini, binalarını ‘rezerv alan’ ilan edip ranta dönüştürme niyetini açığa çıkartıyor. Rezerv alanları, toplanma alanlarını ve askeri arazileri ranta dönüştüren iktidarın bu keyfi düzenlemesi deprem tehdidiyle ‘tapuyu delme’ belgesidir!

TBMM’ye sunulan ve ilgili komisyonda geçen hafta iktidar ittifakı oylarıyla kabul edilen ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ iktidarın deprem tehdidini ranta dönüştürme niyetini sergiliyor. Belediyelerin yetkisi kısıtlanarak her türlü imar düzenlemesini yapmaya yetkili Kentsel Dönüşüm Başkanlığı kuruluyor. Hemen ardından TBMM’ye getirilen bu yasa teklifiyle deprem ve doğal afet gibi tüm toplumu ilgilendiren yaşamsal risk, iktidarın rant amacına gerekçe yapılıyor. TMMOB bünyesindeki meslek odaları, mühendis odaları hazırlanan yasa teklifinin ağırlıkla keyfi kararlara yol açabilecek maddeler içerdiğini açıkladılar. Özellikle ‘rezerv alan’ düzenlemesi bu keyfiliği teyit eder nitelikte. Yasa teklifinde, ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'da yer alan ‘rezerv yapı alanı’ tanımı değiştiriliyor. Rezerv yapı alanını ‘yeni yerleşim alanı’ olarak tanımlayan ifade mevcut yasa metninden çıkartılıyor. İktidar vekilleri bu düzenlemenin gerekçesini; açılan davalarda yargının rezerv yapı alanını, mevcut ve meskûn yerleşim alanları dışında yeni bir yerleşim alanı olarak değerlendirmesini önleme amacına dayandırıyorlar. Böylece mevcut yerleşim yerleri, alanlar, binalar da rezerv yapı alanı ilan edilebilip, deprem-doğal afet-kentsel dönüşüm vb. gerekçelerle kamulaştırılacak. Getirilen değişiklik, her bir arsa, bina ya da parselin bile tek tek rezerv yapı alanı olarak ilan edilmesine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kamulaştırılıp el konulmasına olanak sağlıyor. Bakanlık dilerse bütün bir semti veya mahalleyi rezerv alan ilan edip, boşaltma ve yıkım kararı verebilecek. Gözüne kestirdiği ‘kupon’ bir araziyi, değerli bir binayı rezerv alan diye kamulaştırıp el koyarak sahibinden alabilir.  

Kaldı ki, iktidarın rezerv alan planının gerçek amacı önceki icraatlarıyla ortada. 1999 depreminden sonra yapılan düzenlemelerle başta İstanbul olmak üzere, rezerv alan deprem toplanma alanı olarak belirlenen tüm arsalar, alanlar, parklar imar değişiklikleriyle ranta-yapılaşmaya açıldı. AVM’ler, çok katlı rezidanslar inşa edildi. 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrası kent dışına çıkartılan askeri birliklerin şehir merkezindeki çok değerli geniş arazilerinin park, yaşam alanı, spor-eğitim-sağlık-sosyal amaçlı kullanıma tahsis edileceği açıklanmıştı.  

Şimdi bu askeri arazilerin büyük bölümünde iktidar müteahhitlerinin lüks site ve konut, AVM, İş ve Ticaret Merkezi inşaatları yükseliyor. İktidar her ne kadar teklife ‘Afet Riski Altındaki Alanları Dönüştürme Yasası’ adını verse de bu düzenleme, arkasında hiç de iyi niyetli ve samimi amaçların olmadığı, rant odaklı, bir tapuyu delme, mala çökme yasasıdır!

Şartları açıklanan 5500 TL teknolojik cihaz desteğinde üniversiteli gençler, eski model bilgisayar ve montaj cep telefonlarına mecbur ediliyor. Emeklilere 5 bin TL ödemeyi vaat edip, ‘çalışan-çalışmayan’ ayrımıyla yaklaşık 2 milyon emekliyi mağdur eden iktidar, cihaz desteğinde de gençleri ayrıştırıyor!

Seçimde, üniversitelilere vergisiz cep telefonu ve bilgisayar desteği vaat eden iktidarın bu konudaki düzenlemesi 1 Kasım’da yürürlüğe girecek. Fiyatı 9500 TL’ye kadar olan cep telefonu ve bilgisayar alımında geçerli tek seferlik 5500 liralık destekten fatura tarihi itibarıyla 26 yaşından gün almamış üniversiteliler yararlanabilecek. ‘Yükseköğretim Öğrencilerine Teknolojik Cihaz ve İnternet Desteği Verilmesine İlişkin Karar’ uyarınca, Açık

Öğretim Fakültesi (AÖF) öğrencileri 5500 TL cihaz desteğinden yararlanamayacak. Üniversiteye kayıtlı 8,2 milyon üniversite öğrencisinin 840 bini açık öğretim öğrencisi. Büyük bölümü çalışarak okuduğu için AÖF’yi tercih etmek zorunda kalan bu öğrencileri destek kapsamı dışında tutmak anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır ve ayrımcılıktır.  

Destek kapsamındaki bilgisayar-cep telefonu için 9500 TL üst limit, gençleri 3-4 yıllık modellere ve teknolojiye mecbur eden bir sınırlama. Halen dizüstü bilgisayarların en düşük modellerini kapsayan bu üst fiyat sınırına karşılık, gerçekten bir üniversite öğrencisinin işine yarayacak, kullandığı önemli programları yüklediğinde de sorunsuz çalışacak bir bilgisayarın fiyatı 14-17 bin TL’den başlayıp, 26-45 bin TL’ye kadar çıkmaktadır. Tıp, mühendislik, mimarlık, elektrik-elektronik, bilgisayar, tasarım-çizim, yazılım, fizik-kimya vb. alanlardaki öğrencilerin derslerde ve ödevlerde kullandıkları pek çok program ve yazılım, 9500 TL’lik bir laptopa yüklendiğinde bilgisayarın açılması bile söz konusu olmayabilir.  Bu fiyat sınırındaki bir bilgisayarla ancak sadece Word programında yazı yazabilirsiniz ya da Excel’de hesap makinesi gibi hesap yapıp, tablo hazırlayabilirsiniz. Teknolojik cihaz desteğiyle satın alınabilecek bilgisayarların işlemcilerinin ve diğer teknik özelliklerinin son derece yetersiz olduğu gibi, bu kapasitedeki bilgisayarların derslerde kullanılan teknik çizim, simülasyon, Photoshop, illüstratör gibi programlarda yetersiz kalacağı çok açık. O yüzden pek çok öğrenci bu desteği kullanmayı ya da kullanarak işe yaramayacak bir cihaz almayı düşünmemektedir.  

Destekten yararlanacak öğrenciye cihazı 2 yıl kendisinin kullanması koşulu anlamsız bir zorlamadır. Teknolojinin 6 ayda bir değiştiği ortamda, üniversiteliyi eski teknolojili bir cihazı en az 2 yıl kullanmaya mecbur etmek, aksi halde verilen desteği icra-hacizle ve amme alacakları faiziyle geri almak, sevgi ve şefkatli bir yaklaşım değildir. Getirilen üst limit, cep telefonu için de gençlere Türkiye’de montajla üretilen Çin markalarının birkaç yıl önceki model ve versiyonları dışında seçenek sunmamaktadır.  

Olması gereken; KDV-O TV muafiyetiyle satın alınacak cihazlarda gençlere verilen 5500 TL desteğin artırılması, 9500 TL fiyat limitinin kaldırılmasıdır. Üniversiteli genç vergisiz ve cihaz desteğiyle dilediği model bilgisayar veya cep telefonunu satın alabilmelidir. Fiyat farkını karşılama olanağına sahipse üst model cihaz aldığında da vergi muafiyeti ve cihaz desteğinden yararlanabilmelidir.      

Dışişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı para ve Filistin’e garantörlük turu atarken, Cumhurbaşkanın bir anda yüzünü Hamas’a dönmesi iki bakanı açığa düşürdü. Alelacele İsveç’in NATO üyeliğinin meclis gönderilmesi, batıdan kaynak beklentisini öne çıkarttı. NATO Genel Sekreterinin İsveç’in 28 Kasım’daki NATO toplantısına kadar üye olacağını ilan etmesi, kapalı kapılar ardında söz verildiğini işaret ediyor!

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, seçim sonrası ilk para turlarını attığı Körfez ülkelerini ikinci kez ziyaret etti. İlk turda Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın da katılımıyla yapılan toplantılar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile imzalanan 50 milyar dolarlık mutabakata rağmen beklenen para gelmeyince Bakan Şimşek ikinci tura çıkmak zorunda kaldı. BAE’nin deprem harcamalarına destek amaçlı 8 milyar dolarlık tahvil alımını bir an önce yapıp, parayı göndermesi için ısrar edilmesine karşılık BAE’nin ayak sürüdüğü, başka taleplerde bulunduğu anlaşılıyor. Bakan Şimşek, Fransız ve Alman yatırımcılarla da bir araya geldi. Ancak ortada somut bir sonuç ve anlamlı bir taze para yok.  

Şimşek’in para turuyla eş zamanlı olarak Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’da Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinde, Gazze için temaslar yürütüyor, Türkiye’nin garantörlüğünü gündeme getiriyor, ateşkes için destek arıyor. Ancak her iki bakanın bu gayretleri CB Erdoğan’ın bir anda yüzünü Hamas’a dönmesiyle açığa düştü. Batılı başkentler ve finansörler olacakları öngörmeye çalışırken, Körfezdeki sermayedarlar beklemeye geçti. Muhtemelen haftalardır sürdürülen çabalar büyük ölçüde boşlukta kaldı.  

Bu noktada süreci telafi etmek için İsveç formülünün devreye alındığı anlaşılıyor. CB

Erdoğan’ın Hamas’a destek açıklamasının hemen akabinde İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü’nü TBMM onayına göndermesi, ABD-AB’de ortaya çıkan tepkilerin dozunu düşürme ve ilişkileri toparlama amaçlı. İktidarın ittifak ortakları HÜDAPAR ve YRP, İsveç’in üyeliğine ret oyu vereceklerini ilan etti. MHP’nin ‘evet’ için ikna edildiği söylenebilir. Muhalefetten de SP aynı yönde ret tavrını açıkladı.  

İsveç onayı TBMM’ye iletildikten sonra NATO Genel Sekreteri de üye ülkelere bir yazı gönderdi. Yazıda 28-29 Kasım’da Brüksel’deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında İsveç'in üyeliğe kabulünün resmileşeceği vurgulanıyor. Dolayısıyla CB Erdoğan’ın NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e ve onun vasıtasıyla da ABD yönetimi ve batılı ülkelere İsveç’in üyeliğinin TBMM’de onaylanacağı sözü verdiği anlaşılıyor.  

Macaristan onay için Türkiye’nin alacağı tavrı bekliyordu. Muhtemelen TBMM’deki İsveç oylamasından sonra Macar Parlamentosu da İsveç kararını süratle oylayıp, onaylayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hamas’a destek çıkmasına karşılık, İsrail ile normalleşmeyi askıya almadığı gibi Büyükelçiyi de çekmedi. Eş zamanlı olarak İsveç’in NATO üyelik sürecinin devreye alınması, içeriye dönük Hamas, Gazze, Filistin söylemlerinin yanında asıl dışarıdan para beklentisiyle Körfez ve batıyla ikili bir pazarlığın kapalı kapılar ardında sürdürüldüğünü, bazı sözler verildiğini sergiliyor!

  1. Merkez Bankası’nın yüzde 35’e yükselttiği politika faiziyle Türkiye, yüksek faiz sıralamasında ekonomisi iflas noktasındaki Arjantin’in ardından dünya ikincisi oldu. Beş ayda 26,5 puan artırılan faiz, 1 Kasım’da kredi, kredi kartı, karttan nakit çekiş ve Kredili Mevduat Hesaplarına yansıyacak. Kredi ve kart borçlarına ödenecek faiz aylık yüzde 4,47’ye, yıllık yüzde 71’e yükselecek!

Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu (PPK) 26 Ekim’de yaptığı toplantıda Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye Raporu’ndaki tavsiyesi doğrultusunda politika faizini 5 puan daha artırarak yüzde 30’dan 35’e yükseltti. IMF yönetimi eylül ayındaki 4. Madde konsültasyonu sonrasında açıkladığı raporda iktidarın faiz artışına geçişini ‘olumlu ancak yetersiz’ olarak nitelendirmiş, daha yüksek oranlarda ve peş peşe faiz artışlarına gidilmesini tavsiye etmişti. JP Morgan, Goldman Sachs, Morgan Stanley, Bank of America (BofA) vb. New York-Londra piyasalarının önde gelen bankerleri de yatırımcılarına tavsiye notlarında MB’nin asgari aylık 5’er puan artışla politika faizini yılsonunda en az yüzde 4550’ye yükselteceğini bildirmişlerdi.

IMF’nin yanı sıra küresel finans kurumları ve bankaların telkinleri doğrultusunda, seçimden bu yana beş ayda politika faizi 26,5 (2650 baz puan) puan artışla yüzde 35’e yükseltildi. Türkiye, IMF sıralamasında Arjantin’in ardından en yüksek faiz uygulayan ikinci ülke oldu. Arjantin yıllardır iflas noktasında. Türkiye’nin ardından gelen Ukrayna ise 1,5 yılı aşan süreden bu yana Rusya ile savaşta. IMF’nin verilerine göre dünya yüksek faiz liginde ilk 5 ülke ve uyguladıkları politika faiz oranları şöyle: Arjantin %118, Türkiye %35, Ukrayna %20, Nijerya %18,75, Kazakistan %16,50

MB-PPK toplantısı sonrası açıklanan karar tutanağında sıkı para politikasının sürdürüleceği yinelenirken, üçüncü çeyrekte vergi, kur ve ücret artışları nedeniyle enflasyonun öngörülenin üzerinde gerçekleştiği vurgulanıyor. Bu üç unsurun enflasyona yansıma sürecinin önemli ölçüde tamamlandığı, yurtiçi talepteki güçlü seyir ve enflasyon beklentilerindeki kötüleşmeden dolayı enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskının devam ettiği belirtilerek, yılsonu enflasyonunun MB Enflasyon Raporu’ndaki üst sınır düzeyinde (yüzde 67) gerçekleşeceği öngörülüyor. Politika faizindeki artış 1 Kasım’dan itibaren kredi, kredi kartı, karttan nakit çekiş ve KMH faizlerine yansıyacak. Kredi kartı gecikme faizi aylık yüzde 3,71-yıllık yüzde 55,9, nakit çekme faizi aylık yüzde 4,47-yıllık yüzde 70,3’e yükseldi. Ticari kredi faizi üst sınırı yıllık yüzde 69,3'ten yüzde 83’e ihracat ve yatırım kredilerinde yüzde 53,9'dan yüzde 64,5'e bireysel ihtiyaç ve tüketici kredilerinde ise yüzde 77'den yüzde 92,2'ye çıktı.  

Parasal sıkılaştırma ve faiz artışıyla kredi kartı, ticari veya bireysel kredi kullanımında faiz maliyeti olağanüstü artıyor. Bireyler ve şirketler harcama ve yatırımdan caydırılarak enflasyon kontrolu amaçlanıyor. Ancak ekonomide talebin, tu ketimin, yatırımların sert biçimde daralması, büyümenin yavaşlamasına, enflasyonla birlikte ekonomik durgunluğun yaşanmasına ve stagflasyon surecine girilmesine zemin hazırlayacaktır.

  1. Kur Korumalı Mevduat (KKM) son üç haftadır geriliyor. Faiz artırıp KKM’de çözülme hedefleyen ekonomi yönetiminin bu beklentisine karşın, bankalardaki döviz mevduatı yükseliyor. KKM bir haftada 85,5 milyar TL azalırken, aynı hafta yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 2,2 milyar dolar (80 milyar TL) arttı!

2021 Aralık ayında KKM’yi devreye sokarak döviz hesaplarına kur farkı ve faiz garantisi veren iktidar, 1,5 yılda 3 trilyon TL’yi aşan KKM ile ekonomiyi ve ülkeyi ağır bir maliyetle karşı karşıya bıraktı. Döviz ve TL mevduatlarını KKM’ye dönüştürenlere Hazine ve Merkez Bankası (MB) tarafından kur farkı ve politika faizinin 3 puan üstünde faiz ödenirken, bu gelirler vergi ve stopajdan muaf tutuldu. KKM hesaplarına Hazine MB’nin kur farkı+faiz ödemeleri sürekli artarak bütçe ve MB bilançosunu zorlamaya başlayınca temmuzdan itibaren tüm KKM yükü MB’ye devredildi. Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçe verilerinde hazineden KKM’ye yapılan ödeme görülürken, MB’nin ödemeleri gizleniyor. Temmuzda tüm ödemeler MB’ye yıkılıncaya kadar hazineden KKM’ye yapılan ödemeler 200 milyarı aşmıştı. MB Başkanı, haziran sonuna kadar KKM’ye yaptıkları kur farkı+faiz ödemelerinin 90 milyar TL olduğunu açıkladı. Yılın ilk yarısında hazine ve MB’nin KKM ödemesi toplamı 300 milyar TL’ye yaklaşıyor. Muafiyetlerden doğan vergi kayıplarıyla 6 aylık KKM ödemesi 350 milyarı buluyor. Temmuzdan bu yana yapılan ödemeler, bilinmiyor. Önceki ödemelerin ortalaması dikkate alındığında KKM’ye 500 milyar TL’nin üzerinde ödeme yapıldığını öngörebilirim. 2022’deki ödemelerle KKM’nin hazine, MB, bütçe ve ülke ekonomisine 1,5 yıllık faturasının 700 milyar TL’yi, yılsonuna kadar 1 trilyonu bulması sürpriz sayılmamalı. Yeni ekonomi yönetimi bu yıkımın sürdürülemez olduğunu görüp faiz artışlarına başladı. KKM’ye ödenen faizde üst sınır kaldırıldı. KKM’den dönenlere yüzde 40-45’e varan faizler vermeye başlayan bankaların girişimiyle son üç haftadır KKM’de düşüş gözleniyor. KKM’den dönüş limitini dolduran bankalar bu kez TL mevduat faizini yüzde 25-30 aralığına çekmeye başladı. Eylül itibarıyla yüzde 61 olan enflasyon karşısında KKM’den dönecekler için TL’nin cazibesi azaldı.   BDDK’nın 20 Ekim haftası rakamlarına göre bir haftada 85,5 milyar TL azalan KKM mevduatı hacmi 3 trilyon 70 milyar TL’ye indi. Son üç haftada KKM’deki azalma toplam 232 milyar TL oldu. BDDK rakamlarına göre, KKM’nin 85,5 milyar TL düştüğü haftada TL mevduat artışı 20,2 milyar TL. KKM’den çıkan mevduatın 65 milyarı başka yöne gitmiş. KKM’deki çözülmenin dövize gitmemesi, döviz mevduat hesaplarının (DTH) artmaması çabalarının ve 1,5 yılda bu uğurda katlanılan 700 milyar TL bedelin sonuç vermediği, MB verileriyle açığa çıkıyor. 13 Ekim haftasında 173 milyar 162 milyon dolar olan yurtiçi yerleşiklerin DTH toplamı 20 Ekim haftasında 2 milyar 263 milyon dolar artarak (yaklaşık 80 milyar TL) 175 milyar 427 milyon dolara yükseldi.

Ekonomi yönetimi dalgalı kur rejimi uygulandığını söylese de kurun baskılandığı açık. Faizde daha radikal yüksek artışlar yapılmadığı takdirde TL’nin cazip olmayacağı, dövize dönüsün hızlanacağı görülüyor. Kur Korumalı Mevduat (KKM) kademeli azalırken DTH’nın artışa geçmesi, dövizden KKM’ye geçenlerin tekrar dövize dönmeye başladığını gösteriyor. KKM’de çözülme hızlanır ve çözülen para dövize dönmeye devam ederse, kurları tutmak zorlaşır!

 

Deprem gerekçesiyle ek vergi getiren, 1,1 trilyon TL ek bütçe çıkartan iktidar, 2024 bütçesinde halkın sırtına ağır vergiler yüklüyor.  Diğer yandan küçük bir gruba sağlanan istisna ve muafiyetlerle, 2 trilyon 210 milyar TL vergiden vazgeçiyor. Depreme ayrılan paranın üç katını aşan vergiden vazgeçilmesi adaletsiz bir ayrıcalıktır! 

Eylülde ilan edilen Orta Vadeli Program’da (OVP) 2024-2026 döneminde vazgeçilen vergiyi ifade eden vergi harcamalarının azaltılacağı, istisna ve muafiyetlerin yeniden gözden geçirilip sınırlanacağı vaat edildi. 2024-2028 12. Beş yıllık kalkınma planında da aynı hedefler yer aldı. Buna karşılık TBMM’de görüşülen 2024 Bütçe Kanunu tasarısında toplam vergi gelirinin yüzde 27’sine yaklaşan tutardaki bir vergiden vazgeçiliyor. 2024 bütçesinde 8 trilyon 437 milyar liralık vergi gelirine karşılık ‘vergi imtiyazı-ayrıcalığı-istisna ve muafiyeti’ kapsamındaki ‘Vergi Harcamaları’ 2 trilyon 210 milyar TL. 2024’teki vergi harcaması, 2023’teki 994 milyar liralık istisna ve muafiyetlerin yüzde 100’ünden fazla.

6 Şubat deprem felaketi gerekçesiyle, KDV, ÖTV, MTV, Kurumlar Vergisinde artışa giden, ayrıca 1,1 trilyon liralık ek bütçeyle ilave harcama ve sınırsız borçlanma yetkisi alan iktidar bir yandan 2024’te ek bütçenin iki katı tutarında vergiden vazgeçerken diğer yandan toplanacak 8,5 trilyon TL verginin yüzde 70’ini KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerle halkın sırtına yıkıyor. 2024 bütçesinde Hazine ve Maliye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığından sonra en yüksek ödenek deprem gerekçesiyle Afet ve Acil Durum Başkanlığı’na (AFAD) ayrıldı. 2024 bütçesinde AFAD’a ayrılan ödenek 671 milyar TL.  İmtiyaz ve istisnayla vazgeçilen vergilerin tutarı 2,2 trilyon TL. AFAD’ın ödeneğinin üç katından fazla!

2024 bütçesinde OVP ile ‘uyumlu’ diye yer verilen 2025 ve 2026 bütçe hedeflerine bakıldığında da vergi harcamalarının azaltılacağı, kapsamının daraltılacağı vaadinin asılsız olduğu görülüyor. 2024 Bütçe Kanunu Teklifi ekindeki rakamlara göre 2025 bütçesinde 10,8 trilyon TL vergi geliri öngörülürken vazgeçilecek vergi tutarı 2024’e göre 600 milyar lira artışla 2,8 trilyona yükseliyor. 2026’da ise 12,9 trilyon TL vergi geliri hedefine karşılık bunun yüzde 25’i düzeyinde 3,2 trilyon TL vergiden vazgeçilmesi yer alıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 2003’te vergi harcamalarının, vergi gelirleri içindeki payı yüzde 6,25 idi. 2016’da vergi gelirleri içindeki payı yüzde 6,53 olan vergi harcamaları 2017’de üç misli artışla yüzde 19’a, 2018’de yüzde 21’e, 2019’da yüzde 26,5’a yükseldi. 2024 bütçesinde tahsilinden vazgeçilen verginin toplam vergi geliri içindeki payı yüzde 27’ye varacak. Asgari ücrete gelir vergisi muafiyeti son bir yıldır uygulanıyor. Vergi harcamalarındaki artışın buna dayandırılması söz konusu değil. İktidara yakın iş insanlarına sağlanan istisnalar ve yatırımlardaki KDV, ÖTV, Kurumlar Vergisi Muafiyetleri, yandaş vakıflara tanınan vergi imtiyazları, bu vakıflara bağış yapanlara getirilen vergi muafiyetleri, KKM’den elde edilen milyarlık kazançlar ve faiz gelirine muafiyetle katlanarak artan vergi ayrıcalıklarının tutarı 2024’te 2,2 trilyon TL olacak.

İktidarın kolladığı bir kesime 2,2 trilyon TL vergisiz kazanç imtiyazı; memur, işçi, asgari ücretli, emekli, çiftçi, esnaf, vergisini ödeyen dürüst iş insanları, mükelleflerin ve hepimizin cebinden çıkıyor!

Kendi çıkarttığı Tarım Yasası’nı 17 yıldır çiğneyen iktidar, 2024’te çiftçinin 319 milyar lirasına el koydu. Üreticiye verilen destek, faize ayrılan 1,2 trilyon TL’nin onda birinden az. Fındık üreticisine destek artışı ise sıfır! Milyonlarca üretici ve besicinin mağduriyeti devam ediyor, iktidarın tarım ve hayvancılığa bakışı değişmiyor!

Tarım ve Hayvancılığa yönelik 2024 destekleme bütçesi ve hangi alanlara ne tür destek verileceği 2024 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ile açıklandı. 2006 yılında AKP iktidarı tarafından çıkartılan Tarım Yasası’nın 21’inci maddesi, tarım ve hayvancılığa ayrılacak destekleme bütçesinin, o yılın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) yüzde 1’inden az olamayacağını hükme bağlıyor. İktidar, yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen 17 yılda kendi çıkarttığı yasaya uymadı, yasanın bağlayıcı hükmünü de uygulamadı. Yasadaki emredici mali hükümler ve milli gelirin asgari yüzde 1’inin tarım-hayvancılık desteğine ayrılması bugüne kadar uygulanmış olsaydı, milyonlarca üreticinin üretimden kopması, tarım arazilerinin boş tutulması söz konusu olmayacaktı. Süt hayvanlarını kesmeye mecbur kalan yerli besicilerin içine düşürüldüğü tablo gündeme gelmeyecekti.

2024 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, 2023’te 2022’ye kıyasla yüzde 59,9 artışla 63 milyar 379 milyon lira olan destekleme ödemeleri bütçesi, 2024’te yüzde 44,5 artışla 91 milyar 554 milyon TL olarak öngörülüyor. Bu, 2024 destekleme ödemelerinin yılsonunda yüzde 65 düzeyinde öngörülen resmi enflasyon hedefinin 20 puan altında artırılması, çiftçi ve besicinin mağduriyetinin devam edeceği anlamına geliyor.  

Önemli miktarda arz yetersizliği yaşandığı için ithalata başvurulan kütlü pamuk, zeytinyağı, ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola ve mısırda 2023’te 5 milyar 663 milyon lira olan destek tutarı 2024’te sadece yüzde 6,5 artırılarak 6 milyar 30 milyon TL’ye yükseltiliyor. Fındığa ayrılan destek ödeneği ise 2024’te de 2023 ile aynı tutarda 860 milyon TL.  

Mazot desteği ödeneği 2024’te yüzde 41 artırılarak 16,1 milyar liraya çıkarılıyor. Buna karşılık toplam desteklemedeki payı 2023’te yüzde 18 iken 2024’te yüzde 17’e iniyor. Enflasyonun yüzde 61 olduğu mazot fiyatının beş ayda yüzde 100’ün üzerinde arttığı göz önünde tutulduğunda, 2024 mazot desteğindeki yüzde 41 artış çiftçinin yok sayılmasıdır. Desteklemede hayvancılığın payı düşürülüyor. Bu karar, iktidarın et ve canlı hayvan ithalatına öncelik vereceğini gösteriyor. 2022’de yüzde 24,6 olan hayvancılığın destek ödeneği payı 2023’te yüzde 24,3’e düşürülmüştü. 2024’te hayvancılığa ayrılan pay yüzde 21,6’ya indirildi.  

✓ 2024 bütçesinde faize 1,2 trilyon TL ayrılırken, milyonlarca üretici ve besiciye verilecek destek 91,5 milyar TL.  Tarım Yasası’na göre OVP’de 41 trilyon 159 milyar TL olan 2024 GSYH tutarının yüzde 1’i u zerinden tarım ve hayvancılığa 411 milyar 59 milyon TL destek bütçesi ayrılması yasa emri. İktidar, yasa tanımazlıkla milyonlarca çiftçiyi mağdur ediyor. Yasanın üreticiye-besiciye verilmesini emrettiği desteğin u ç katı faizcilere, dövizini KKM’ye yatıranlara ve 2,2 trilyon TL vergi imtiyazı sağlananlara aktarılıyor!

Gazze’ye saldırılarını artıran İsrail, Suriye’de Şam ve Halep havaalanlarını, Mısır’da sınır gözetleme kulesini, Lübnan’da sınırdaki Hizbullah mevzilerini vurdu. ABD yönetimi askeri ve diplomatik girişimlerinde Türkiye’yi dışlarken, Kongre’de Hamas’a destek gerekçesiyle Türkiye’ye karşı yaptırım için 6 maddelik karar tasarısı sunuldu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları iyice şiddetlendi. İsrail ordusu karadan kısmi operasyon başlatırken, operasyona yoğun hava desteğiyle şiddetli bombardımanlar gerçekleştirildi. Harekât öncesi Gazze’nin iletişim, telefon, elektrik, ulaşım altyapısını komple iptal eden İsrail’in saldırılarına yönelik durum ve kayıplar konusunda bilgi alınamıyor. İsrail, dünya kamuoyunun durumdan haberdar olmasını ve bilgi-haber akışını önlemek için bölgedeki gazetecilerin can güvenliğini garanti edemeyeceğini bildirdi.

ABD’de Biden yönetiminin İsrail’e sınırsız siyasi-askeri-mali desteğini içeren açıklamaları sıklaşırken, insani ateşkes çağrıları da Biden yönetimi tarafından Birleşmiş Milletlerde (BM) veto ediliyor. AB liderleri, Gazze’deki çatışmalara ‘insani ara ve kısmi ateşkes’ çağrısında anlaşamadan dağıldı. BM’nin yanı sıra Arap Birliği, İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT), Körfez İş Birliği Konseyi (KİK) vb. Arap ülkeleri ağırlıklı bölgesel organizasyonların peş peşe yaptıkları olağanüstü toplantılardan sonuç çıkmadığı gibi, Filistin konusunda uzlaşma sağlanamadı. İsrail; İran, Suriye ve Lübnan’a yönelik tehdit ve uyarılarını sürdürürken, Suriye’de Şam ve Halep uluslararası havaalanlarını bombalayarak pistleri kullanılamaz hale getirdi. Mısır ordusuna ait sınır gözetleme kulesini ve Lübnan sınırındaki Hizbullah mevzilerini de vurdu. ABD, İsrail’e destek için Suriye’deki İran destekli Hizbullah üslerini vurduğunu açıkladı. İran’ı ve Lübnan’ uyardı. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, bölge ülkelerinde yoğun diplomasi temasları yürütüyor. Türkiye ziyaret programından dışlandı. Biden, bölge ülkeleri ve Avrupa liderleriyle telefon diplomasisi yürütürken, Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ı hiç aramadı.  

CB Erdoğan’ın Hamas’a doğrudan ve açıktan desteği, ABD ve diğer batılı ülkelerde Türkiye karşıtı yaklaşımı büyüttü. ABD Kongresi’nde 6 koşul ve yaptırım ihtimali içeren karar tasarısıyla, Türkiye’nin Hamas’ın saldırılarına siyasi-askeri ve lojistik destekten sorumlu tutulması istendi. Tasarıda; ‘Türkiye’nin Hamas’ı terör örgütü ilan etmesi, liderlerini sınır dışı etmesi, Türkiye’deki ofislerinin ve temsilciliğin kapatılması, yöneticilerine verilen T.C. vatandaşlığı ve pasaportların iptal edilmesi, Türk bankalarının Hamas’ın finans trafiğini yürütüp yürütmediklerinin araştırılması, 7 Ekim saldırısında Hamas liderlerinin Türkiye’de olup olmadığının araştırılıp ABD Dışişleri Bakanlığına rapor edilmesi’ talep edildi.  

Başta iki tarafa mesafeli politikayla itidal ve müzakere tavsiye eden iktidar, geçen hafta ‘U’ dönüsüyle sert bir tutum değişikliğine girdi. Hamas’tan yana tavır aldı. Bu çizgi değişikliği ABD-AB-NATO ile derin ayrışmaya yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı zamanda İsveç’in NATO üyeliğine onayını içeren katılım protokolünü  TBMM’ye göndermesi, ABD-AB-NATO ve İsrail ile ipleri tümden koparmama kaygısının işareti olarak görülebilir. Bu gelişmeler Türkiye’ye baskı ve dışlanmanın artacağını, zorlu ve sıkıntılı bir sürece girileceğini işaret ediyor!

  1. Gazze’de şiddetlenen İsrail-Hamas savaşında şu ana kadar mesafeli duran ve ateşkes önerisi gündeme getiren Rusya, geçen haftadan itibaren yoğun bir temas trafiği başlattı. Hamas heyetini Moskova’da ağırlayan Putin, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ı Moskova’ya davet etti. İran’dan üst düzey bir siyasi-askeri heyetin Moskova’da olduğunun ortaya çıkması, Rusya’nın krize hangi taraftan müdahale edeceğini gösterdi!

ABD’nin İran’a yönelik tehditlerini artırması ve Suriye’de İran destekli Hizbullah üslerini vurması, Suriye’de İran ile müttefik olan Rusya’yı harekete geçirdi. Ukrayna savaşının başlamasından bu yana ilk   resmi yurt dışı ziyaretini önceki hafta Çin’e yapan Putin, Çin lideri Şi Cin Ping ile görüştükten sonra iki liderin ortak açıklamasında İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi, Batı Şeria’da Filistinlilere ait topraklarda yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurulmasına son verilmesi, Birleşmiş Milletlerin Filistinlilerin devlet kurma hakkı ve ‘iki devletli çözüm’ kararının uygulanması çağrısı yapılmıştı. Ancak Ukrayna savaşında olduğu gibi ABD-AB’nin İsrail’e yoğun silah ve finansal destek sağlaması, Rusya’nın ateşkes önerisinin ABD ve İngiltere tarafından BM’de reddedilmesi Rusya’yı yaklaşımını gözden geçirmeye yöneltmiş görünüyor. ABD donanmasının Doğu Akdeniz’e yerleşmesi yanında, ABD’nin İsrail’e hava savunma sistemleri kuracağını açıklaması ve 2 bin kişilik bir ABD özel harekât kuvvetinin İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik kara harekâtına destek için hazırlandığının duyurulması Rusya ve Çin cephesinde hareketliliği artırdı. Çin Savunma Bakanlığı Halk Kurtuluş Ordusu Donanması’na ait savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e göndermeyi kararlaştırdı. Rusya, Suriye’deki kara-deniz ve hava üslerini teyakkuza geçirirken, takviye göndermeyi gündemine aldı.

Hamas, FKÖ ve İran ile temasların artırılması ve Moskova’da yoğun müzakereler başlatılması Rusya’nın yakında yeni bir hamleye girişebileceğini gösteriyor. Gazze savaşının gündemin ilk sırasına yerleşmesiyle Ukrayna savaşının nispeten geri palana düşmesi, Putin’i ciddi anlamda rahatlattı.  

Batılı ülkelerin Ukrayna’ya silah ve mali desteğine karşılık, son tabloda önceliğin İsrail’e para ve silah desteğine dönüşmesi sahada Rusya’nın manevra alanını genişletti. ABD Kongresinde İsrail’e desteğin öncelik kazanması, AB liderleri arasında ayrışmaların ortaya çıkması, Avrupa Kamuoyunun İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ve sivil ölümlerine karşı tepkilerinin genişlemesi Rusya’nın elini Ukrayna’da daha da rahatlatan süreçler. İngiltere’nin ‘Hamas’ın işine yarar’ gerekçesiyle ateşkese karşı çıkmasına, Almanya Fransa’da ise hükümetlerin İsrail’e sınırsız destek politikalarına tepkiler büyüyor. Filistin’e destek gösterileri yaygınlaşıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Hollanda Başbakanı Rutte’nin İsrail ziyaretinde IŞİD gibi Hamas’a karşı da ‘uluslararası askeri koalisyon’ önermesi, AB içindeki görüş ayrılıklarını genişletti.

ABD-AB’nin ‘terör örgütü ’ saydığı Hamas’ın Moskova’da ağırlanması, İran-Rusya iş birliği ve Çin’in bölgeye donanma gönderme kararı, hem İsrail ve batılı ülkelere ciddi bir gözdağı-uyarı mesajı hem de gerilimin tırmanmasına, çatışma ihtimalinin büyümesine ve yayılmasına zemin hazırlayacak adımlar olarak görülmelidir.