CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/27 Ağustos 2023

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla komuoyu ile paylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 27 Ağustos 2023 tarihli raporu şöyle:

SICAK GÜNDEM

  1. Faizdeki U dönüşüne gerekçe arayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘ekonomide yaşanan sıkıntıların çok önemli bir kısmının gerçekte iktisadi değil siyasi oyunların ürünü olduğunu’ savunuyor!
  2. Festival-konser yasakları, sokaklarda giyime ve yaşama doğrudan müdahaleler yaygınlaşırken, İktidar dış politikada yeni bir U dönüşüyle İhvan-Müslüman Kardeşlerle yakınlaşıyor.

İÇ POLİTİKA

  1. Yapay zeka ile Cumhurbaşkanının sesini taklit edip, iş insanlarından para talep eden kişi, MİT operasyonuyla hemen yakalandı. İktidarın aynı teknolojiyle muhalefet liderleri için hazırladığı sahte videolara, YSK ve yargı suskun kaldı!
  2. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21 yıldır yaşanan olumsuzluklarda hiçbir sorumluluk üstlenmemesi, sürekli dış güçler, muhalefet vb. suçlular bulması gibi, bakanları da aynı yolu seçiyor. Sanki iktidar el değiştirmiş, AKP yeni iktidara gelmiş gibi…

EKONOMİ

  1. Politika Faizi, yüzde 25’e yükseltildi. Seçimde ‘biz iktidarda olduğumuz sürece faiz artmayacak’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tekzip eden Merkez Bankası, seçim sonrası 3 ayda toplam 1650 baz puan (16,5) faiz artırdı!
  2. TÜGE anket sonuçları, toplumun bugüne-geleceğe ilişkin umut ve beklentisinin kalmadığını sergiliyor. Toplum, en insani ve hayati ihtiyaçlarını karşılayamama kaygısı yaşarken, iktidar küresel sermayenin isteklerini yerine getiriyor!
  3. Bugüne kadar açıklanan Orta Vadeli Programların (OVP) hiç birinde hedefler tutmadı, üç ayda geçersiz hale geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayali söylemleri, Eylül’de açıklanacak OVP ve Kalkınma Planı’nın da kâğıt üzerinde kalacağını işaret ediyor!

TARIM

  1. Toprak Mahsulleri Ofisi, tüm tarımsal girdilerde enflasyonun üç haneli arttığı bir ekonomik ortamda mısır taban fiyatını 30 kuruş artışla 6 liraya çıkarttı. ABD’li uluslararası mısır tekellerinin dikte ettiği fiyatı, üreticiye dayattı!

DIŞ POLİTİKA

  1. BRICS bünyesinde kurulan Yeni Yatırım Bankası’nın (New Bank of Development-NBD) sağlayacağı kredilerin yüzde 30’unu ‘üye ülkelerin ulusal paraları cinsinden verme’ kararı, doların küresel hegemonyasına ciddi sınırlama getirecek!
  2. Türkiye-Irak arasındaki sorunların çözümü konusunda umulan ilerleme sağlanamadı. Türkiye aleyhine tahkim davası açan Bağdat Hükümeti, davayı kazandı. Türkiye 1,5 milyar dolar tazminata mahkum edildi!

Faizdeki U dönüşüne gerekçe arayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘ekonomide yaşanan sıkıntıların çok önemli bir kısmının gerçekte iktisadi değil siyasi oyunların ürünü olduğunu’ savundu. Seçim sonrası daha önceki tezlerinin tam tersi bir söylemle ortaya çıkan Erdoğan, kendi kendisini tekzip eden açıklamalarına yenilerini ekledi.

Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, bir yandan daha önce ‘herkes kendi yoluna’ dediği AB ile yeniden yakınlaşmak için Macaristan’da Başbakan Viktor Orban ile bir araya gelirken diğer yandan Dışişleri Bakanı, Bulgaristan Dışişleri Bakanı’ndan AB üyeliğine destek sözü istiyor. Kısa süre önce AB-ABD sermayesinin ve Londra ve New York’taki küresel tefecifaizci lobilerin Türkiye’yi ‘kur-faiz-enflasyon cenderesine sokma’ planlarını bozduklarını söylerken Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanını önde gelen küresel faizcilerle, sermayedarlarla toplantılar yapıp para bulmaya gönderiyor. JP Morgan ile İstanbul buluşmasından sonra şimdi de Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Goldman Sachs’ın ayağına giderek küresel sermaye ve faiz lobileriyle bir araya gelip borç bulmak için New York yolcusu.

CB Erdoğan’ın asıl keskin U dönüşünü gösteren beyanatı ise ekonomide yaşanan sıkıntıların büyük bölümünün ‘iktisadi değil siyasi oyunların ürünü’ olduğunu iddia eden tezi! CB Erdoğan; ‘Emin olun ekonomide yaşadığımız sıkıntıların çok önemli bir kısmı iktisadi değil, siyasi saikle hayata geçirilen oyunların ürünüydü’ dedi. Merkez Bankası’nın üç aydır art arda faiz artırmasına sessiz kaldığına göre, iki yıldır dillendirdiği faiz nastır iddiasından siyasi oyunların ürünü olduğunu fark edip vazgeçtiği anlaşılıyor.   

  • ‘Açık Kapı’ politikasıyla sınırları ardına kadar açıp, yaklaşık 12 milyon sığınmacı ve kaçak göçmeni ülkeye sokan ve 100 milyar doları aşan ekonomik faturayı bu ülkeye ve millete ödeten siyasi oyun neydi?
  • Faiz indirip kur ve enflasyonu patlatarak, Kur Korumalı Mevduat adıyla hiçbir ekonomistin akıl edemediği asrın icadını keşfedip uygulayarak milletin sırtına 700 milyar TL kur ve faiz yükü bindiren siyasi oyunu kim yazdı?
  • İmar aflarıyla milyonlarca insanın ‘mezar evlerde’ yaşamasına onay verip üste para alan, şimdi ise iktidarın bakanının bile ‘uykularım kaçıyor’ dediği İstanbul Depremini 21 yıldır ihmal ettiren siyasi oyuna CB Erdoğan’ı ikna eden hangi siyasi oyundu?
  • Emeklilere maaş zammını engelleyip serzenişlere yol açan, CB Erdoğan’ı Esad’la, Sisi’yle, AB’yle, BAE’yle kavgaya sürükleyen, İhvan’ın ikametini Türkiye’ye taşıyan siyasi oyunu sahneleyenler kimlerdi?

Geriye dönüp bakınca; milyonları açlığa, yokluğa sürükleyip, bir avuç kişiyi ihya eden siyasi-ekonomik eylemlerin, dünyayı kıskandıran ama ülkeyi batıran ekonomi modellerinin, gece yarısı yayınlanan kararların altında hep Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzası var. ‘İktisadi sonuçları olan siyasi oyunların’ tümünün yazanı ve uygulayanı bizzat kendi değilse, o zaman kendisini bu oyunlara getirenleri açıklasın!

Festival-konser yasakları, sokaklarda giyime ve yaşama doğrudan müdahaleler yaygınlaşırken, dış politikada da iktidar yeni bir U dönüşüyle İhvan-Müslüman Kardeşlerle yakınlaşıyor. Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin ziyareti belirsizliğe bürünürken, Körfez’den beklenen milyar dolarlar ağırdan alınıyor!

Son iki ayda 14 festival ve konser valilikler ve kaymakamlıklar eliyle yasaklanırken, süreç giderek sanatçıların il ya da ilçeye girişlerinin engellenmesine kadar varmaya başladı. Sosyal medyaya da yansıyan bazı görüntülerde ise metroda, otobüste, parklarda gençlere, kadınlara, giyim tarzlarına doğrudan müdahaleler ve tehditler yaygınlaşıyor. Ankara’da ikisi polis memuru, biri bekçi üç emniyet görevlisinin sokaktaki kadınlara tacizi, dayağı ve sonunda havaya ateş açarak çevredekileri de tehdit etmesi, vatandaşın kime güveneceği sorusunun sorulmasına yol açtı. İnanç eksenli yaşamsal kısıtlamaların iyice görünür hale gelmesine karşılık iktidarın sergilediği tutum, dikkat çekici! 

  • Dünya Şampiyonu olan Kadın Voleybol Milli Takımı’nın ABD’den tarifeli uçakla ve ekonomi sınıfında dönmesi, daha önce benzer başarılarda erkek sporculara sergilenen övgü ve kutlama yaklaşımına karşılık, Kadın Voleybol Takımı’nın bugüne kadar Cumhurbaşkanlığına davet edilmemesi çok çarpıcı bir tavır göstergesi.

Benzer tutum değişikliği son dönemde dış politikada da kendisini gösteriyor. Yıllarca Müslüman Kardeşler-İhvan eksenli dış politika ile Türkiye’yi yalnızlaştıran, pek çok bölge ülkesiyle ilişkilerin kesilmesine, gerilimler yaşanmasına zemin hazırlayan iktidarın bu yaklaşımı çok ciddi siyasi, ekonomik kayıplara neden oldu. Seçim sonrası normalleşme girişimlerine hız verileceği algısı yaratılırken, AB üyeliğinin yeniden gündeme taşınması, ABD ile ilişkilerin ilerletilmesine dönük açıklamalar yapıldı. Mısır ile normalleşme sonrası büyükelçiler atanırken, Devlet Başkanı Abdulfettah el Sisi’nin Türkiye’yi önce temmuz ayında ziyaret edeceği açıklandı. Sonrasında ertelenen bu ziyaretin ağustosta olacağı gündeme getirildi. Bunun yanında BAE, Suudi Arabistan ile ‘parasal destek’ temelli normalleşme girişimlerine hız verildi. Ancak içeride inanç, ahlak, aile vb. gerekçelerle artan kısıtlamalar ve yasaklamalar yanında, dışarıda da iktidarın İhvan’dan uzaklaşma adımlarının göstermelik olduğunu, İhvancı çizgiye yeniden dönüleceğini düşündüren gelişmeler dikkat çekiyor. İhvan öncülüğünde kurulan Müslüman Alimler Birliği (MAB) yöneticileri ve üyelerinin CB Erdoğan tarafından Beştepe Sarayı’nda ağırlanması bunun en somut adımı. Mısırlı İhvan lideri Yusuf el Karadavi’nin 2004’te kurduğu MAB üyeleri bulundukları ülkelerde İhvan’ın lideri ya da lider kadrolarında.  

İhvanla yeniden yakınlaşma ve Saray’da üst düzey ağırlama dış politikada yeni bir U dönüşünün, İhvan’ı terör örgütü sayan ülkelerle olası yeni gerilimlerin işareti. Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin ertelenen ziyaretinin belirsizliğe bürünmesi, Körfez’den geleceği açıklanan 50 milyar doların hâlâ ortada olmaması ve para akışının nazlanması muhtemelen İhvan ile tekrar yakınlaşmanın yarattığı rahatsızlıkların sonucu!

‘Yapay zeka’ ve ‘Deepfake’ teknolojisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesini taklit edip, iş insanlarından para talep eden bir kişi MİT operasyonuyla yakalandı. Ancak iktidarın aynı teknolojiyle muhalefet liderlerinin ses ve görüntülerini taklit ederek hazırladığı sahte videoları meydanlarda izletmesine YSK ve yargının suskunluğu demokrasi adına bir tehlike ve çifte standart!

Geçen hafta dünyada da yaygınlaşan yapay zeka-deepfake teknolojisinin kullanımında, ülkemizde yaşanan bir olay oldukça çarpıcıydı. Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın sesini ve konuşma tarzını yapay zeka ile taklit ederek, iş dünyasının önde gelen isimlerinden yurt dışı operasyonlar ve yurt içi acil durumlar için yüklü tutarlarda para rica eden bir kişi MİT operasyonuyla yakalandı.  

  • Bir kamu kurumunda başkanlık görevinde bulunmuş bir kişinin oğlu olduğu açıklanan zanlının deepfake teknolojisiyle CB Erdoğan’ın sesiyle iş insanlarıyla görüşmesi, bu teknolojinin varabileceği aşamayı sergilemesi adına ürkütücü.
  • Asıl kritik ve vahim olan ise önde gelen iş insanlarının iktidardan kendilerine böyle bir talep gelebileceğini kabullenmeleri, böyle bir kanaat taşımaları ve bunu doğal karşılamaları.

Herhangi bir batılı ülkede, demokratik hukuk devletinde yaşanması söz konusu olamayacağı gibi, kimsenin aklına bile gelmeyecek, cesaret dahi edemeyeceği devlet başkanı sesiyle dolandırıcılık girişiminin Türkiye’de yaşanması, yolsuzluk, usulsüzlük, ihale vurgunları, kamu kaynaklarının paylaşımı vb. alanlarda oluşan algısal kabulün sonucu. İktidardan böyle bir talep gelmesini yadırgamak kimsenin aklına gelmiyor. Kamu ihalelerini kimin alacağına, kamu bankalarından kime kredi verileceğine, hangi medya kuruluşlarına ne kadar reklam verileceğine, kimin vergi ve kredi borcunun silineceğine, hangi maden sahasının, hazine arazisinin, sahilin, ormanın kime satılacağına vs. tek kişinin karar verdiği bir ortamda, iktidardan iş insanlarına bu tür talepler gelmesinin de doğal karşılanacağını düşünen bu kişi yapay zekaya da her şeye karar verenin sesini taklit ettiriyor. 

Telefonda kendilerini polis, MİT mensubu, savcı vb. olarak tanıtıp, ‘hesabınızı terör örgütü ele geçirdi’ diye tehdit edip, haklarında ‘terör bağlantısı-iltisak ve irtibatı’ gerekçesiyle dolandıran, bankadaki parasına, mallarına el koyan şebekeler son yıllarda yaygınlaştı. Yapay zekayla kendisini CB Erdoğan olarak tanıtıp iş insanlarından para talep edilmesi bu tür dolandırıcılıkların zirve noktası.  

Bizzat iktidarın kendisi, deepfake ile hazırlattığı sahte videolarda, muhalefet liderlerinin ses ve görüntülerini taklit ettirip, terör örgütüyle birlikte göstererek meydanlarda, izletti. Şimdi yapay zeka ile iktidar adına iş dünyasını dolandırmaya karşı sergilenen duyarlılık, MİT ve yargının hemen devreye girip failin yakalanmasına karşın, muhalefetin iktidar eliyle maruz kaldığı benzer deepfake sahtekarlığına karşı suskunluk, çifte standardın boyutlarının nereye varabileceğini gösteriyor!

3 Haziran’da göreve başlayan yeni kabinenin bakanları, iktidarı başka bir partiden devralmış gibi geçmişteki icraatların yanlışlığını ve yetersizliğini dile getiriyor. Kaçak göçmen operasyonları için İstanbul’un ‘pilot bölge’ ilan edildiğini duyuran İçişleri Bakanı’nın yıllarca İstanbul valisi olarak görev yaptığı anımsandığında, hem kendisinin hem de görevi devraldığı eski bakanın ağır görev ihmali açığa çıkıyor!

Seçim sonrası 3 Haziran’da göreve başlayan kabineye yeni atanan bakanların açıklamaları, kendilerinden önceki bakanların yıllardır çok ağır görev ihmali içinde olduklarını, pek çok olaya göz yumulduğunu ortaya koyuyor. Önceki hükümetlerde de Çevre ve Şehircilik Bakanı olarak görev yapan, şimdi bu göreve tekrar atanan Mehmet Özhaseki başta İstanbul olmak üzere ülke genelindeki deprem tehlikesiyle ilgili her gün yeni açıklama yaparken önceki Bakan Mehmet Kurum’un ağır ihmallerini gözler önüne seriyor. Kesinlikle İmar Affı’nın söz konusu olmayacağını, imar aflarının ülkeye ve vatandaşa kötülük olduğunu ifade eden Bakan Özhaseki, önceki Bakan Mehmet Kurum ve CB Erdoğan’ın ‘İmar Barışı’ adı altında kaçak yapılardan 25 milyar TL topladıklarını görmezlikten geliyor. Kaldı ki kendi bakanlığı döneminde de imar afları çıkarıldı!

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da polisle çatışan ve bir polisi şehit eden uyuşturucu çetelerinin bu cesareti nereden aldıkları ortaya çıkan ağır ihmallerle netlik kazanıyor. Teröristlerin ayakkabı numarasına kadar bildiklerini söyleyen eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun tüm kadroları tasfiye ediliyor. Sanki iktidar el değiştirmiş, CB Erdoğan ve AKP yeni iktidara gelmiş gibi, önceki bakanların icraatları, atamaları, kararları ters yüz ediliyor. Yıllardır katlanarak artan kaçak göçmen ve sığınmacı sorununun görmezlikten gelindiği, insan kaçakçılarına göz yumulduğu, elde edilen kara paraların organize suç örgütlerince paylaşıldığına ilişkin uyarılara rağmen önceki dönemde ciddi önlem alınmadığı, yeni Bakan Yerlikaya’nın açıklamaları ve atılmaya başlanan adımlarla açığa çıkıyor. İçişleri

Bakanı Yerlikaya, kaçak göçle mücadele açısından İstanbul’un ‘pilot bölge’ ilan edildiğini, 1 Ekim’den itibaren Geri Gönderme Merkezi kurulumunun tamamlanmasıyla işlemlerin daha da hızlanacağını ifade etti. Açıklamalara bakılırsa son bir ayda İstanbul’da 21 bin kaçak göçmen yakalanarak sınır dışı edildi. Son üç ayda 66 bin düzensiz göçmen yakalandı. Muhtemelen bu strateji değişikliğinde İngiltere ile imzalanan Organize İnsan Kaçakçılığı Şebekelerini çökertme anlaşması etkili oldu. Kapsamı kamuoyuna tam olarak açıklanmayan anlaşma İngiliz polisinin de operasyonlarda ve sınır güvenliğinde yer almasını, emniyet teşkilatına silah, istihbarat, malzeme, eğitim yardımını ve ayrıca finansal destek verilmesini içeriyor. Ancak yeni bakan aynı zamanda 2018’den bu yana İstanbul Valisi idi. Milyonlarca kaçak göçmen, asli görev ve sorumluluk alanındaydı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 21 yıldır yaşanan olumsuzluklarda hiçbir sorumluluk üstlenmemesi, sürekli dış güçler, muhalefet vb. suçlular bulması gibi, bakanları da aynı yolda. Önceki bakanların ihmal ve sorumsuzluklarını ortaya döküp, daha önce başka bir iktidar iş başındaymışçasına, kendilerinin de yıllardır bu iktidarın bir parçası, yetkilisi olduklarını unutturma çabasındalar!

Merkez Bankası (MB) Para Politikası Kurulu’nun (PPK) ağustos toplantısında 7,5 puan birden artırılan Politika Faizi, yüzde 25’e yükseltildi. Seçimde ‘biz iktidarda olduğumuz sürece faiz artmayacak’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tekzip eden MB, seçim sonrası 3 ayda toplam 1650 baz puan (16,5) faiz artırdı!

Merkez Bankası’nın (MB) son faiz kararıyla; iktidarın 2021 Ekim ayından bu yana ‘tüm dünyanın imrenerek izlediğini’ iddia ettiği, faiz indirimini esas alan Türkiye Ekonomi Modeli’nin (TEM) iflası, çöpe atıldığı ilan edildi. MB’nin yüzde 25’lik yeni politika faizi, TÜİK verisiyle yüzde 48 olan resmi enflasyona göre hâlâ 23 puan eksi negatif faiz konumunda. Dolayısıyla tasarrufların döviz ve altından TL’ye geçişini, hedefleyen ekonomi yönetimi açısından bu faiz oranıyla bunun sağlanması güç.  Nitekim PPK toplantı tutanaklarında ‘parasal sıkılaştırma ve kademeli faiz artışlarının devam edeceği’ vurgulanıyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile MB Başkanı Hafize Gaye Erkan’ı küresel banka ve finans kuruluşlarıyla 8 Ağustos’ta bir araya getiren ABD’li Yatırım Bankası ve Küresel Finans Kurumu JP Morgan, faiz artışından hemen sonra politika faizinin her ay 250 baz puan artırılarak yılsonunda yüzde 35’e yükselmesini öngördüğünü açıkladı. Muhtemelen söz konusu toplantıda Bakan ve MB Başkanı, JP Morgan ve küresel sermayeye, Türkiye’ye kaynak aktarmaları için faizi daha da artırma sözü verdiler. CB Erdoğan, dış güçlerin Türkiye’yi faiz-kur-enflasyon cenderesine sokma girişimlerini bozduklarını ifade ederken, ertesi gün böyle yüksek bir faiz artışına suskunluk, çaresizliğinin ve faiz lobisinin taleplerine teslimiyetin sonucudur. 

Tüm uyarılarımıza rağmen 2021’de politika faizi yüzde 19, enflasyon yüzde 19 seviyesindeyken girilen akıl dışı yanlış yol ve başlatılan ‘nas’ gerekçeli faiz indirimleriyle; yüzde 80’e yükselen enflasyon, yakılan 128 milyar dolarlık döviz rezervi, 8 TL’den 27 TL’ye çıkan dolar kuru, ülkenin başına sarılan 3,3 trilyon liralık KKM yıkımıyla ülke ekonomisi çökertildi. İki yıl sonra yeniden daha da yüksek yüzde 25 faiz noktasına gelinirken, faizin artırılması, alevlenen enflasyonu 2025’ten sonra düşürme vaadi mucize ve başarı gibi sunuluyor. PPK toplantı tutanaklarında dezenflasyon süreci için bir yıl sonrasının işaret edilmesi yanında yılsonu enflasyonunun MB III. Enflasyon Raporu’ndaki ‘üst sınıra’ yaklaşacağının ifade edilmesi dikkat çekici. MB Başkanının açıkladığı Enflasyon Raporunda yüzde 22’den 58’e çıkarılan yılsonu enflasyon hedefinin üst sınırı yüzde 62 idi. Böylece MB’nin yılsonu enflasyon beklentisi 4 puan daha yükselirken, yüzde 70’leri bulması sürpriz olmaz. 1 Eylül’den geçerli olmak üzere; kredi kartı faizi aylık yüzde 2,81 yıllık yüzde 40,1’e, kredi kartından nakit çekim faizi aylık yüzde 3,57 yıllık yüzde 53,2’ye ve ticari kredi faizi de yüzde 56,3’e yükseldi. TL mevduat faizleri ise yüzde 27-30 arasında.

Merkez Bankası faiz artışıyla bankaların fonlama maliyetleri yükselince bu maliyet kredi kartı ve kredi faizlerine yansıtıldı. Bu tabloda kredi talebi ve kart harcamalarının düşmesi, tüketim talebinin gerilemesi, yatırımların yavaşlaması, hatta durması söz konusu olacak. Bu da beraberinde ekonomik durgunluk, küçülme ve işsizliği getirecek. İktidar yerel seçime kadar test edeceği bu süreçte, seçim öncesi para musluklarını yeniden açıp seçimi kazanma hedefine yönelecek!

Tüketici Güven Endeksi (TÜGE) ağustos verileri mevcut ve gelecek 12 aya ilişkin tüm beklentilerin kötüleştiğini, işsizlik, gelir yetersizliği ve hayati harcamaları yapabilme endişesinin olağanüstü arttığını ortaya koydu. Her seçim öncesi yükselen TÜGE’nin seçim sonrası sert düşüşler göstermesi, anket sonuçlarının seçim dönemlerinde siyasi vaatlerle manipüle edildiğini düşündürüyor!

Mayıs’taki seçim sürecinde 91,1’le son beş yılın en yüksek değerine ulaşan TÜGE, seçim ertesi üç aydır kesintisiz düşüşte. 2014 Cumhurbaşkanı seçimi öncesinde 95 puana, 2018 Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimi öncesinde 90’a yükselen TÜGE şimdi olduğu gibi o dönemde de seçim sonrası ağırlaşan ekonomik tablo, yaşanan ekonomik-sosyal kriziler, asılsız çıkan ekonomik vaatler sonrasında hızla gerilemişti. TÜİK ve Merkez Bankası’nın ortak gerçekleştirdiği TÜGE anketlerindeki bu görüntü, iktidar açısından güven ve inandırıcılık niteliğindeki TÜGE verilerinin, her alandaki gibi seçim sürecinde siyasi manipülasyona maruz kaldığını düşündürüyor.

Ağustosta yüzde 15,1 (12,1 puan) düşerek 68 değeriyle son 13 ayın en düşük düzeyine inen TÜGE’de, seçim sonrası üç ayda yaşanan düşüş yüzde 25,3’e tırmandı. TÜGE’nin ağustos ayında geldiği seviye 2008-2009 küresel finansal krizin etkilerinin yaşandığı, büyümenin eksiye düştüğü dönemin de altında.

TÜGE alt endekslerinde geçen 12 aylık döneme göre mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeks değeri yüzde 12,9 daha düşerek 56,2’ye inerken, gelecek 12 ayda hanenin maddi duruma ilişkin beklenti endeksi de ağustosta yüzde 19,6, son üç ayda yüzde 32,2 gerileyerek 63,7’ye indi. Gelecek 12 ayda işsiz sayısı beklentisi alt endeks değeri ağustosta yüzde 9,5, son üç ayda yüzde 23,5 düşerek 68,4 oldu. Bu endeksteki azalma işsizliğin artacağı, yükselme azalacağını ifade ediyor.

Alt endekslerden mevcut dönemin dayanıklı tüketim malı satın almak için uygunluğu endeksi 39,8’e inerken, gelecek 12 ayda dayanıklı tüketim mallarına harcama düşüncesi de ağustosta yüzde 5,7 azalarak 89’a geriledi. Hanenin içinde bulunduğu durum endeksi önceki aya göre yüzde 5,2 düşerek 74 oldu. Mevcut dönemin tasarruf etmek için uygunluğu temmuza göre yüzde 5,2, mayıstan bu yana yüzde 9 düşüşle 66 olurken, gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme olasılığına ilişkin beklenti de ağustosta yüzde 17,3, üç ayda yüzde 29,5 düşüşle 28,7’ye kadar indi. Hanelerin gelecek 12 ayda otomobil alma ihtimali endeksi ağustosta yüzde 16,7, son üç ayda yüzde 32,6 gerileyerek 13’e, konut satın alma ihtimali endeksi de bu ay yüzde 25,3, son üç ayda yüzde 37,7 düşerek 7,1 değeriyle adeta dibe vurdu.

TÜGE anket sonuçları, toplumun bugüne ve gelecek 12 aya ilişkin umut ve beklentisinin kalmadığını sergiliyor. İktidarın yarattığı ekonomik enkazın altında, yaşanan ekonomik yangınla bir ev-araba sahibi olma hayalini bile terk etmiş. Toplum, gelirinin hızla erimesi karşısında en insani ve hayati ihtiyaçlarını karşılayamama kaygısı yaşarken, iktidarın ekonomi kurmayları halka kulaklarını tıkayıp küresel sermayenin isteklerini yerine getiriyor!

Yeni Orta Vadeli Program (OVP), eylül ayında açıklanacak ve 12. Kalkınma Planı da OVP’den sonra yayınlanacak. Bugüne kadar açıklanan OVP’lerin hiç birisinde hedefler tutmadı, üç ay içinde geçersiz hale geldi.  2023 hedeflerini tutturduklarını 2053 hedeflerine odaklandıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemleri, açıklanacak OVP ve Kalkınma Planı’nın da kâğıt üzerinde kalacağını işaret ediyor!

Geçen yıl gecikmeli olarak yayınlanan 2023-2025 dönemi OVP hedefleri üç ay sonra TBMM’ye gönderilen 2023 bütçe yasası ile geçersiz hale geldi. Programdaki enflasyon, kur, büyüme hızı, bütçe açığı, cari açık vb. hedeflerin tamamı çöpe dönüştü. Tek kişi yönetimine geçildiğinden bu yana Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan OVP’lerin tümündeki hedeflerin hiç birisi tutturulamadığı gibi, son iki yılda çıkartılan ek bütçelerle TBMM’den geçirilen bütçe yasaları ve borçlanma hedefleri de geçersiz hale geldi. 2018’de dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak tarafından İstanbul’da düzenlenen törenle adı değiştirilen OVP, Yeni Ekonomi Programı’na ve Yeni Ekonomi Modeli’ne dönüştürüldü. Ekonomi yönetiminin ve devletin yapısal organizasyonunun kökten değişimi içinse ABD’li McKinsey ile anlaşmaya varıldığı açıklanmıştı. Türkiye’nin devlet organizasyonunun ABD’li bir danışmanlık şirketine devredilmesine gösterilen tepkiler ardından McKinsey’le anlaşma rafa kalktı.

✓ Son beş yılda dört Hazine ve Maliye Bakanı, dört MB Başkanı, 7 TÜİK Başkanı değişikliğiyle açıklanan plan ve programlardan geriye; tutmayan hedefler, yap-boz tahtasına dönüştürülerek uygulanan ekonomi politikalarıyla ortaya çıkan ağır bir ekonomik enkaz kaldı.

1960’tan bu yana planlı kalkınmanın kamusal ve kurumsal lokomotifliğini üstlenen Devlet Planlama Teşkilatı’nın kapatılmasıyla sosyal ve ekonomik bilgi birikimi heba edildi. Şimdi OVP’nin ardından 12. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın yürürlüğe konulacağı ifade ediliyor. Her gece yayınlanan CB kararlarıyla bir gün önce alınan kararların ertesi gün değiştirildiği bir ekonomik keyfilik ortamında, üç ay sonrasının öngörülemediği bir devlet yönetimi zihniyetinin varlığında, beş yıllık kalkınma planlarının da resmi gazete arşivinde tozlanmasının ötesinde bir sonuç beklemek akla uygun değil. 2023 hedeflerini tutturduklarını iddia eden CB Erdoğan 30 yıl sonraki 2053 hedeflerinden söz ederek, bu gerçek dışı sözlere herkesin inanmasını istiyor. 2 trilyon dolar ve kişi başı 25 bin dolar milli gelir, 500 milyar dolarlık ihracat, dünyada ilk 10 ekonomi arasına girme, tek haneli enflasyon ve işsizlik vb. 2023 hedeflerinin hiçbirisinin tutmadığını kendisi de biliyor.  

2023’ün gerçeği; 1 trilyon 47 milyar doları ve kişi başı 10 bin doları zar zor bulan milli gelir, G20’den de düşerek 21’inciliğe inen, çift haneli enflasyonla, açlık sınırının altında gelire mahkum edilen on milyonlarca asgari ücretli, emekli, memurla, patlama yapan kapanan şirket sayısıyla, demokrasisi, adaleti, üniversiteleri, tarımı çökmüş, yetişmiş beyinleri göç eden bir Türkiye. Açıklanacak OVP ve 12. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın akıbeti 2018’den bu yana çöpe giden OVP’lerden, beş yıllık planlardan farklı olmayacak! 

Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl kilosu 5,70 TL olan mısır taban fiyatını 30 kuruş artışla 6 liraya çıkarttı. ABD’li uluslararası mısır tekellerinin dikte ettiği fiyatı, üreticiye dayattı. Resmi enflasyonun yüzde 50’ye ulaştığı, sadece mazotun 3 ayda yüzde 105 zamlandığı, tüm tarımsal girdilerde enflasyonun üç haneli arttığı bir ekonomik ortamda mısır taban fiyatındaki artış sadece yüzde 5,2 oldu!

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), geçen yıl kilosu 5,70 TL-tonu 5700 TL’den aldığı mısırda taban fiyatı bu yıl, kiloda 30 kuruş, tonda 300 TL artırdı. Yüzde 5,2 artışla 6 bin TL olan mısırda üreticinin beklentisi ton başına en az 8-8500 TL taban fiyat açıklanmasıydı. İktidar, mısır fiyatının üreticiyi mağdur ettiğini biliyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) şubelerine bağlı mısır üreticileri, protestolarla iktidara sesini duyurmaya çalışıyor.  

İki hafta önce Türkiye’nin dünyadaki bir numaralı üreticisi olduğu fındık taban fiyatı da düşük açıklandı. Gerek mısırda gerekse fındıkta ve diğer ürünlerde ilan edilen taban fiyatlar, izlenen fiyat ve destekleme politikaları tamamıyla bu alandaki uluslararası gıda tekellerinin azami kâr elde edecekleri şekilde belirlediği fiyatlara endeksli olarak açıklanıyor. Fındıkta en büyük üretici olan Türkiye piyasasını kontrolünde tutan ve dünya fındık piyasalarını da regüle eden İtalyan küresel fındık tekeli Ferrero ve birkaç tüccarın belirlediği fiyat politikası, TMO eliyle üreticiye dayatılırken, 22 Ağustos’ta açıklanan mısır taban fiyatında da aynı yöntem izlendi. İktidara bağlı TMO’nun kurumsal sloganı ‘Ofis Çiftçinin Kara Gün Dostudur’ olmasına karşın, izlenen fiyat, destekleme primi vb. politikalar üreticiye değil küresel gıda ve tarım tekellerine dost. 

Türkiye’de yıllık ortalama 8,5 milyon ton mısır üretiliyor ve binlerce aile geçimini bundan sağlıyor. Mısır, ağırlıkla daha ucuz, düşük maliyetli ancak sağlıksız olan, obeziteye yol açan nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretiminde, besicilikte endüstriyel yem ve sıvı mısır yağı üretiminde kullanılıyor. ABD dünya mısır üretiminde en büyük paya sahip. ABD’deki tarım ve gıda tekelleri piyasayı ve fiyatları tekelinde tutuyor. AKP iktidarı döneminde NBŞ’nin gıda sektöründe kullanımı ABD’li Cargill’in girişimleri ve teşvik belgesine bağlanan yatırımlarla artırıldı. Cargill’e piyasada hakimiyetin yolu açıldı. Daha sağlıklı olan yerli şeker pancarı ise kotaya bağlandı, pancar ekim alanları kısıtlandı. Pancara dayalı üretim yapan şeker fabrikaları özelleştirildi. Türkiye’de üretilen mısırın en büyük alıcısı TMO ve ABD’li Cargill.  Petrolde ‘7 kız kardeş’ olarak adlandırılan petrol-enerji tekelleri gibi dünya mısır piyasası da Archer, Bunch, Cargill ve L. Dreyfus’tan oluşan, kısaca ‘ABCD’ diye adlandırılan dört ABD’li şirketin kontrolünde. Bu tekellerin belirlediği dünya mısır fiyatı halen ton başına 200-220 dolar. TMO’nun geçen yılki 5700 TL’lik taban fiyatı 320 dolar iken bu yıl 6 bin TL taban fiyatın karşılığı 220 dolar. 

İktidar, 21 yıldır üreticiyi üretimden uzaklaştıran, küresel gıda ve tarım tekellerine hizmet eden politikalardan ivedilikle vazgeçmeli, Türkiye’yi kendine yeterli hale getirecek ulusal tarım ve hayvancılık politikalarına dönmelidir. TMO’nun görevi, küresel gıda ve tarım tekellerinin dikte ettiği politikaları, fiyatları üreticiye dayatmak, ürününü ucuza kapatmak, bu kuruluşlara ucuza satmak değildir. 

Çin ve Rusya’nın öncülüğünde kurulan, Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika’nın katılımıyla beş ülkeli bir yapıya dönüşen BRICS’in geçen hafta yapılan zirve toplantısında 6 ülkenin daha katılım isteği kabul edilerek genişleme yönünde stratejik ve kritik önemde bir karar alındı. BRICS bünyesinde kurulan Yeni Kalkınma Bankası (New Bank of Development-NBD), 2024 başından itibaren projelere ve yatırımlara sağlayacağı kredilerin yüzde 30’unu ulusal paralar cinsinden verecek.

Rusya ve Çin’in BRICS’in ABD ve Batı emperyalizmine karşı tutumunu güçlendirme girişimlerine karşılık, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ‘3. Yol’ tavrını benimseyerek her iki blokla da ilişkileri sürdürme yönünde tutum takındı. Buna karşılık BRICS ülkelerinin daha önce üye ülkelerin yanında, gelişmekte olan diğer Güney Amerika ve Afrika ülkelerine de altyapı ve yatırım finansmanı sağlamak amacıyla kurduğu Yeni Yatırım Bankası’nın (NBD) sağlayacağı kredilerin yüzde 30’unu ‘üye ülkelerin ulusal paraları cinsinden verme’ kararı, küresel finans alanda ABD karşıtlığını güçlendirirken, doların küresel hegemonyasına da ciddi sınırlama getirecek. 

BRICS ülkelerinin birbirleriyle ticaretini geliştirmeyi ve yatırımların finansmanını ön planda tutan NBD, dolara bağımlılığı azaltma ve çok kutuplu bir uluslararası finans sistemini teşvik amacıyla bundan böyle Rus rublesi ve Çin Yuan’ı yanında, Güney Afrika randı, Hindistan rupisi ve Brezilya reali cinsinden de kredi verecek. Özellikle Çin’in son dönemde Türkiye’nin de aralarında yer aldığı pek çok ülke ile yuan üzerinden ticari anlaşmalar imzalaması ABD dolarını zorlamaya başlamıştı. Rusya benzer adımlar atsa da Ukrayna savaşının yarattığı ekonomik tablo rubleyi dolar karşısında ağır değer kaybına uğrattı. Çin ve Hindistan’ın yanı sıra Latin Amerika’nın önde gelen ekonomisi Brezilya, Afrika’nın en gelişmiş ülkesi Güney Afrika’nın dolar dışı ticaret ve finansmana katılması, doların küresel egemenliğini önemli ölçüde zayıflatacak.  

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna savaşı nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından hakkında alınan ‘yakalama ve tutuklama’ kararı nedeniyle katılmadığı zirve toplantısında, video konferansla yer aldı. Üç günlük zirvede ticari, siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, yeni katılımlarla örgütün etkinlik alanının ve uluslararası gücünün artırılması yönünde çok sayıda karar alındı. 

Bu kararların en önemlilerinden birisi, BRICS’e üyelik ve katılım başvurusunda bulunan 15 ülkeden 6’sının üyeliğe kabul edilerek örgütün üye sayısının 11’e yükselmesi. Arjantin, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Etiyopya’nın BRICS’e üyelik talepleri zirvede onaylandı.

Son dönemde Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştiren, sadece petrol gelirine ve ABD dolarına bağımlılıktan çıkış için alternatif yatırımlara, yüksek teknolojiye yönelen Suudi Arabistan ve BAE’nin katılımı, ABD ambargosu altındaki İran’ın üyeliğe girişi, Afrika’nın önde gelen ekonomilerinden Mısır ve Etiyopya’nın BRICS üyesi olması ABD dolarının küresel etkinliğine yeni sınırlamalar getirebilecek.

Irak Petrol Bakanının Ankara’ya, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Bağdat ve Erbil’e yaptığı ziyaretlerde Türkiye-Irak arasındaki sorunların çözümü konusunda umulan ilerleme sağlanamadı. Irak petrolünün ihracında Irak anayasasının çiğnendiği gerekçesiyle 1,5 milyar dolar tazminata mahkum edilen Türkiye, Ceyhan’dan Kuzey Irak petrolünün ihracını durdurmak zorunda kaldı!

Türkiye ile Irak arasında başta PKK terörü olmak üzere, petrol ticareti, güvenlik, sınır ötesi askeri operasyonlar vb. başlıklar altındaki bir dizi sorunun çözümü için geçen hafta gerçekleştirilen yoğun diplomasi trafiği iktidarın umduğu sonucu vermemiş görünüyor. Irak Petrol Bakanı Hayan Abdülgani’nin Ankara ziyaretinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile yaptığı görüşmede Irak’ın kuzeyinden Ceyhan üzerinden yapılan petrol ihracatının yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varılamadı.

İktidarın Barzani yönetimiyle anlaşıp, Bağdat yönetimini dışlayarak Kuzey Irak petrolünü boru hattından, Ceyhan terminali üzerinden ihraç etmesine karşı, ‘Irak anayasasının çiğnendiği’ gerekçesiyle Uluslararası Ticaret Odası’nda (ICC) Türkiye aleyhine tahkim davası açan Bağdat Hükümeti, mart ayında açıklanan kararla davayı kazandı. Türkiye 1,5 milyar dolar tazminata mahkum edildi. Merkezi hükümetin 2014-2018 dönemindeki ihraçtan doğan zararını içeren bu tazminatın dışında 2018 sonrası döneme ait bir başka tahkim davası da devam ediyor ve büyük ihtimalle benzer şekilde sonuçlanacak.

Tahkimden çıkan tazminat kararı üzerine iktidar, 25 Mart’ta Kuzey Irak petrolünün ihracını durdurmak zorunda kaldı. Bu arada yaşanan 6 Şubat depremi nedeniyle liman ve petrol depolama tesislerinin durumunun gözden geçirilmesi gündeme geldi. Bu nedenle petrol ihracı için kesin takvim belirlenemedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Bağdat ve Erbil’e yaptığı ziyaretlerde Irak merkezi yönetimi ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi yetkilileriyle bir araya geldi. Bu ziyaretlerde ise öne çıkan başlıklar teröre karşı ortak mücadele, sınır güvenliği, Bağdat ve Erbil yönetimlerinin PKK’yı terör örgütü olarak tanıması talepleriydi. Irak yönetimi ise Türkiye’nin sınır ötesi askeri operasyonlarının Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğini ihlal ettiğini öne sürerken, Kuzey Irak’ta bulunan TSK varlığının topraklarından çekilmesini, Dicle nehrinden akıtılan suyun artırılmasını istiyor. Irak merkezi hükümeti, Bağdat yönetimi daha önce sınır ötesi operasyonlar nedeniyle Türkiye’yi Birleşmiş Milletler’e ve Arap Birliği’ne şikayet etti. Arap Birliği’nden Türkiye’yi kınayan oldukça sert kararlar çıkarttı. Türkiye ise PKK başta olmak üzere Kuzey Irak’ta terör örgütlerine barınma imkanı sağlanmamasını, aksi halde operasyonları sürdüreceğini gündeme getiriyor.

Rusya’ya gideceği açıklanan Dışişleri Bakanı Fidan’ın Moskova’dan PKK ve PYD’nin terör örgütü olarak tanınmasını isteyip istemeyeceği belirsiz. Kaldı ki Rusya PKK ve PYD’yi terör örgütü saymıyor. Moskova’da resmi diplomatik ofislerinin bulunmasına izin veriyor. Dolayısıyla Bağdat yönetiminden de yıllardır Kuzey Irak topraklarında barınan, faaliyetini sürdüren PKK’yı terör örgütü sayma yönündeki talebe olumlu yanıt alınması güç görünüyor!