Özgür Özel'den kurultay davası sonrası ilk açıklama: CHP'nin kurultayı lekelenemez
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 18 Şubat 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 18 Şubat 2024 tarihli raporu şöyle:
SICAK GÜNDEM
- Erzincan-İliç’teki heyelan sonrası; stratejik su kaynağı Fırat nehrine 350 metre mesafedeki siyanürlü atıklar, yağmur ve yeraltı sularıyla nehre ulaştığında Atatürk, Karakaya, Keban barajları siyanür tehdidi altına girecek!
- TBMM’ye sunulan 8. Yargı Paketi Yasası’nın içine milyonlarca emeklinin bayram ikramiyesiyle ilgili düzenleme eklendi. İkramiye tutarı bu yıl 3 bin TL’ye çıkarılıyor. Emeklilere yönelik sefalet politikası sürdürülüyor!
İÇ POLİTİKA
- AYM kararlarından rahatsız olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi de Danıştay kararlarını ‘kabul etmesinin mümkün olmadığını’ söylemesi, anayasa-yasa-yargı-hukuk olmadan ülke yönetme özleminin açığa vurulmasıdır.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zonguldak, Ordu ve Rize’de iktidar partisinden olmayan belediyelere hizmet verilmeyeceğini ilan etti. Artık seçmene yönelik siyasi tehdit ve şantajlar aleni şekilde ifade ediliyor!
EKONOMİ
- Ocakta 150 milyar TL açık veren 2024 bütçesinin 6 ayda iflas edeceği ortaya çıktı. Rekor açık, seçim sonrası yeni ek bütçe, vergi artışları ve zamların habercisi!
- İktidar, Orta Vadeli Program’da yüzde 10,1 olan 2023 sonu işsizlik oranının altında kalındığını savunuyor. Oysa geniş tanımlı işsizlik, 2023 sonunda yüzde 24,7’ye yükselerek 9,7 milyon kişiye çıkmış!
- Aralık ayında 2,1 milyar dolar olan cari açık, 2023 yılında toplam 45,2 milyar dolara ulaştı!
TARIM
- Yeşil mercimek üretiminde dünyada ikinci, ihracatta ilk sıralarda olan Türkiye; şimdi ihracatı yasaklayıp, ithalatta vergiyi sıfırlayarak yerli üreticiyi bitiriyor.
DIŞ POLİTİKA
- İktidarın Arap Baharı sürecinde ılımlı İslamcıların liderliğini üstlenme hedefiyle yöneldiği İhvancı eksenden U dönüşüne nihai nokta Kahire’de konuldu.
- Hamas-İsrail arasında süren ateşkes görüşmelerine karşılık, Netanyahu kuzeyden güneye sürdüğü 1,5 milyon Filistinlinin toplandığı Gazze’nin en güneyindeki sınır şehri Refah’a büyük operasyona hazırlanıyor!
Erzincan-İliç’teki siyanürlü altın madeni faciası yeraltı zenginliklerinin hoyratça yabancı şirketler ve iktidara yakın yerli ortaklarının kâr hırsına feda edildiğini gösterdi. Ölüm saçan madenin yıllar önce yapılması gereken ruhsat iptali nihayet faciadan sonra işleme konuldu!
Bergama’da başlayan siyanürlü altın madenciliğine yönelik toplumsal tepkileri, doğaya yönelik tehditleri görmezden gelerek, küresel madencilik şirketleri ve iktidara yakın yerli ortaklarına binlerce maden ruhsatı dağıtan iktidarın aymazlığı, Erzincan-İliç’teki siyanürlü atıkların kaymasıyla, yüzbinlerce dönüm alanı, stratejik su kaynaklarını ve milyonlarca insanın yaşamını uzun yıllar sürecek bir felaketle karşı karşıya getirdi.
Maden Tetkik ve Arama Kurumu (MTA) Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre, 1923’ten 2002 yılına kadar 79 yılda verilen maden arama ve işletme ruhsat sayısı 1186 iken, 2002 yılından bu yana AKP hükümetlerinin dağıttığı ve halen ihaleye çıkartılmış durumdaki maden sahalarına ilişkin ruhsat sayısı 386 bine ulaştı. Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nın (TEMA) hazırladığı rapora göre 24 ildeki 15 bin 332 maden arama ve işletme ruhsatının kapsadığı bölgelerde, 3 binden fazla endemik canlı ve bitki türü yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Ruhsatlarının kapsadığı bölgelerde 109 bin 884 hektar (1,1 milyon metrekare) orman alanı madencilik faaliyetine açıldı.
İliç’teki siyanürlü altın madeni 2008’de verilen ruhsatla 2010 yılından bu yana faal durumda. Başta Kanadalıların işlettiği bu saha, Kanadalı şirketin ABD’li küresel madencilik şirketi SSR Mining tarafından satın alınmasıyla Amerikalılara geçti. Amerikalılar ise iktidar ile işlerini yürütmek için kamuoyunun yakından tanıdığı bir banka-müteahhitlik-medya holdinginin patronunu yüzde 20 payla ortak aldı. Bu ortaklıkla kamudaki, yargıdaki tüm sorunlarını süratle çözen şirketin 7,5 milyon dolarlık vergi borcu silindi.
- İşletme sahasını üç kat büyütme başvuruları eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve şu anda iktidarın İBB adayı Murat Kurum tarafından onaylandı.
- Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporları hızla işleme konuldu.
- ÇED raporunu hazırlayan şirketin sahibi altın şirketinde yönetim kurulu üyesi yapıldı.
Aynı şirket Artvin’de de siyanürlü altın madeni işletiyor. Bergama, Uşak, Fatsa vb. ilde 20 maden işletmesi faaliyette. 20 şirket siyanürlü altın madenciliği için ruhsat aldı.
Ülkenin sınır aşan stratejik su kaynağı Fırat nehrine 350 metre mesafedeki siyanürlü atıklar, yağmur ve yeraltı sularıyla nehre ulaştığında Atatürk, Karakaya, Keban barajları siyanür tehdidi altında. Barajlardan beslenen şehir su şebekeleri, sulu tarım yapılan araziler zehir riski içinde. Bilim insanları bu çevre, doğa ve insani felaketin etkisinin yüzlerce yıl sürebileceğini, sağlık sorunları, kitlesel göçler, tarım ve hayvancılığın yok olması vb. sorunların yaşanması ihtimalini dile getiriyor.
TBMM’ye sunulan 8. Yargı Paketi Yasası’nın içine milyonlarca emeklinin bayram ikramiyesiyle ilgili düzenleme de eklendi. Geçen yıl seçim öncesi 2 bin TL olan ikramiye tutarı bu yıl 3 bin TL’ye çıkarılıyor. Emeklilere yönelik sefalet politikası sürdürülüyor!
16 milyon emeklinin en az asgari ücret tutarında (17 bin 2 TL) olmasını istediği bayram ikramiyesi iktidarın TBMM’ye gönderdiği 8. Yargı Paketi torba yasasına eklenen bir madde ile 3 bin TL olarak belirlendi.
24 Haziran 2018 seçimlerinin hemen öncesinde alelacele bir yasa düzenlemesini TBMM’den geçiren iktidar, bayram ikramiyesi vaadimizi kopyalayarak iki dini bayramda 1000’er TL tutarında ikramiyeyi uygulamaya koydu. Seçimden sonra üç yıl boyunca emekliyi unuttu. Yükselen enflasyona rağmen 1000 TL ikramiye tutarını 2021 yılına kadar artırmadı. 2021 yılında yüzde 40’a yaklaşan enflasyona karşılık emeklilerin bayram ikramiyesi sadece yüzde 10 artırılarak 1100 TL’ye yükseltildi.
2023 seçimlerine kadar bayram ikramiyesini iki yıl boyunca yine gündemine bile almayan iktidar, 14 Mayıs 2023 seçimleri öncesinde en düşük emekli aylığını 7500 TL’ye bayram ikramiyesini ise 2 bin TL’ye yükseltti. Daha önce de gündeme getirildiği gibi 2018’de ilk uygulama başladığında 1000 TL’lik bayram ikramiyesi o tarihte 1603 TL olan asgari ücretin yaklaşık yüzde 65’ine karşılık geliyordu. Şimdi torba yasayla 3 bin TL’ye çıkarılması söz konusu olan ikramiye tutarı 17 bin 2 TL tutarındaki asgari ücretin yüzde 20’sine bile ulaşamıyor, yüzde 18’i düzeyinde kalıyor. Kaldı ki mevcut mevzuat, kök maaş uygulaması ve dosya başına ödenen emekli aylıklarında milyonlarca emekli ile dul ve yetim aylığı alan kişiler 3 bin TL’ye çıkartılan ikramiyenin de tamamını değil, maaş bağlama oranı üzerinden belirlenecek tutarı alacaklar. Zaten maaşı 10 bin TL’ye yükseltilen en düşük emekli aylığının da altında olan milyonlarca kişi bayram ikramiyesinde de mağduriyet yaşayacaklar.
Örneğin eşi üzerinden dul aylığı alan ve maaş bağlama oranı yüzde 60 olan bir kişi 1800 TL, babası ya da annesinden ötürü yetim aylığı alan ve maaş bağlama oranı yüzde 30 olan bir kişi ise sadece 900 TL ikramiye alabilecek. Emekli dernekleri, Emekli-Sen gibi sendikalar, malulen emekli olanlar, milyonlarca dul ve yetim bayram ikramiyesinin en az bir maaş tutarıyla eşitlenmesini, ya da asgari ücret veya en düşük emekli aylığı tutarında belirlenmesini istiyordu. Beklentiler 10-17 bin TL arasındaydı.
- Emekliler ayrıca, emeklilere de ödeneceği vaat edilen, ancak temmuz ayında sadece kamuda çalışan memurlara yapılan 8 bin TL’lik seyyanen zammın emekli maaşlarına yansıtılmasını talep ediyordu.
Ocak ayı bütçe rakamlarında sadece bir ayda faize 121 milyar TL ödeyerek bir avuç faizciyi ihya eden iktidar 16 milyon emekliye gelince her zaman yaptığı gibi ‘bütçede kaynak yok’ bahanesine sarılıyor. Cumhuriyetin 100’üncü yılı için ödenen 5 bin TL ikramiyeyi bile emekliye çok gören ve bayram ikramiyesini 3 bin TL yapan iktidar, 16 milyon emekliye sadece sefaleti reva gördüğünü torba yasayla ilan ediyor!
İktidar ittifakının iki ortağı da Anayasa Mahkemesi kararlarından duydukları rahatsızlığı dile getirerek, verilen kararların uygulanmamasına destek veriyor. İdarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetimini yapan Danıştay’dan rahatsızlığın dile getirilmesi, otokrat yönetim özleminin açık şekilde ilanıdır!
Danıştay geçtiğimiz hafta KHK’larla yargıdan ihraç edilen 5112 hakim ve savcı tarafından açılan, ihraç kararlarının iptali ve göreve iade davalarından 3799’unda ret kararı verirken 435 davada ise ihraç işleminin iptalini kararlaştırdı.
- Bu davaların 3488’inde temyiz başvuruları sonuçlanırken, 387 hakim ve savcının göreve iadesi temyiz sonunda karara bağlandı.
Göreve başlatılması beklenen bu yargı mensuplarıyla ilgili sürecin medyaya yansıması ve Danıştay’ın dava süreçleriyle ilgili yaptığı açıklama üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır ziyareti dönüşünde yaptığı açıklamada AYM’den sonra Danıştay’ın verdiği kararların da kendisini rahatsız ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı; ‘Karara sessiz kalmamız mümkün değil. Danıştay zaman zaman bu tür kararlarla bizi rahatsız ediyor ama AYM'nin sık sık bu tür kararları alması ciddi manada bizleri rahatsız ediyor’ dedi.
Cumhurbaşkanının açıklamaları üzerine aynı zamanda Hakimler-Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı olan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Danıştay’ın göreve iade kararı verdiği 387 hakim ve savcı için HSK’nın soruşturma başlattığını açıkladı.
Danıştay’daki 5 bini aşkın hakim ve savcının iade davasıyla ilgili süreçte gerek bölge idare mahkemeleri gerekse temyiz aşamasında Danıştay’a gelen ve karara bağlanan dosyalarda sessizliğini sürdüren Adalet Bakanlığı ve HSK’nın Cumhurbaşkanının açıklamalarının hemen ardından harekete geçmesi oldukça dikkat çekici!
Cumhurbaşkanının Danıştay’dan ‘rahatsızlık’ duyduğunu dile getirmesinden saatler sonra, HSK’nın Danıştay’ın kararlarına soruşturma açması, Cumhurbaşkanının sözlerinin HSK tarafından ‘siyasi talimat’ kabul edildiğini gösteriyor.
Oysa aynı zamanda HSK Başkanı da olan Adalet Bakanı ve HSK, iki ay önce bir Cumhuriyet Başsavcısının İstanbul adliyelerindeki rüşvet, yolsuzluk ağıyla, suç şebekeleriyle iç içe olan yargı mensuplarıyla ilgili sayfalar dolusu dilekçeyi suskunlukla geçiştirdi.
- Normal bir hukuk devletinde iktidarı sarsacak, yüzlerce hakim-savcıya görevden el çektirecek bu rüşvet ağına ne Cumhurbaşkanından ne Adalet Bakanından ne de HSK’dan çıt çıkmadı!
AYM kararlarından rahatsız olan Cumhurbaşkanının şimdi de Danıştay kararlarını ‘kabul etmesinin mümkün olmadığını’ söylemesi, anayasa-yasa-yargı-hukuk olmadan ülke yönetme özleminin açığa vurulmasıdır. Artık açıkça sergilenen bu siyasi yaklaşım, hukuk devletinin bittiğini, Tek Adam yönetimindeki iktidarın yargıdan bağımsız ve yargıdan üstün olduğunu ilan etmektir.
Hatay’daki depremzedelere belediye AKP’de olmadığı için hizmet verilmediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zonguldak, Ordu ve Rize’de ise doğrudan iktidar partisinden olmayan belediyelere hizmet verilmeyeceğini ilan etti. Artık miting meydanlarında seçmene yönelik siyasi tehdit ve şantajlar aleni şekilde ifade ediliyor!
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat deprem felaketinin yıldönümünde Hatay’lı depremzedelere belediye iktidar partisinde olmadığı için hizmet götürmediklerini söylemişti. Şimdi seçim meydanlarında ‘oy yoksa hizmet yok’ tehditlerini tekrarlıyor. İktidar gücüyle seçmenlere şantaj yapılmasının son örnekleri geçen hafta iktidarın Zonguldak, Ordu ve Rize’deki mitinglerinde yaşandı. Ordu’da henüz doğalgaz olmayan bazı ilçelere doğalgaz götürmeyi vaat eden Cumhurbaşkanı, seçmenlere AKP adaylarına oy verirlerse doğalgaza kavuşacaklarını, aksi halde iktidarın yönetim ve kontrolündeki doğalgazın bu ilçelere gelmeyeceğini söyledi. Zonguldak ve Rize’de şehirlere başta doğalgaz dağıtımı ve doğalgaz indiriminin bir ay daha uzatılarak nisanda da sürdürülmesini vaat eden iktidar, bunun koşulunu ise yine AKP adayına oy verilmesi, AKP adayının seçilmesi olarak açıkladı.
Bir yandan iktidarları sürecince ‘eser ve hizmet’ siyaseti yürüttüklerini, halka eşit hizmet, kimseye ayrımcılık yapmadıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı, yerel seçim mitinglerinde iktidar gücünü, devlet olanaklarını tehdit ve şantaj amacıyla kullanmaya hız verdi. Herkese hizmet etmesi anayasa ve yasaların emri olan kamu kurumlarının görev ve hizmetlerinin sadece iktidar belediyelerine sunulacağını, iktidar adayını seçmeyenlerin ‘garip ve mahsun’ kalacağını dile getiren Cumhurbaşkanı, anlaşılan kamu bankalarını, BOTAŞ’ı, Karayolları Genel Müdürlüğünü, TOKİ’yi vb. kurumları şahsına ait şirketler ve kuruluşlar olarak görmektedir.
Ülkenin ihtiyacı olan her yerine doğalgazı ulaştırmak, yolu olmayan her yerleşime ve bölgeye yol yapmak, dar gelirliye, evsizlere sosyal konut üreterek barınma sorununun çözümüne katkı sağlamak BOTAŞ’ın, Karayollarının, TOKİ’nin asli görevidir. Bu kurumlar görevlerini yaparken kamunun kaynaklarını, bütçesini, halkın vergilerini kullanarak bu yatırımları gerçekleştirmektedir. Sadece iktidar adaylarını belediye başkanı seçenlere bu kamu kurumlarının hizmetlerinin ve olanaklarının sunulacağını vaat edip, aksi halde mağdur ve garip kalmakla tehdit etmek, siyasi ayrımcılık ve toplumu bölmektir. Şayet bir iktidar; seçmeni kamu hizmetlerinden mahrumiyetle tehdit etme noktasına düşüyorsa, topluma söyleyeceği sözü ve dile getireceği bir hizmet vaadi kalmamış demektir. Belediye meclislerindeki oy çoğunluğunu kullanarak en temel insani projelerin, toplum yararına yatırımların hayata geçirilmesini engellemeye çalışan iktidar ittifakı, zoraki kendi adaylarını seçtirmeye çalışıyor.
Ancak her dönemde seçmenin hür iradesine, vereceği oya, yapacağı siyasi tercihe müdahale, tehdit ve şantajla oyları yönlendirme girişimleri ters tepti. 2019’da olduğu gibi bu seçimde de seçmen iktidarın tüm şantaj ve tehditlerine karşı yanıtını sandıkta özgür oylarıyla verecektir.
Ocakta 150 milyar TL açık veren 2024 bütçesinin 6 ayda iflas edeceği ortaya çıktı. Faiz giderleri bir ayda yüzde 466 artışla 121 milyar TL olurken, pek çok kalemde yıllık ödeneklerin yüzde 10’u ilk ayda kullanıldı. Rekor açık, seçim sonrası yeni ek bütçe, vergi artışları ve zamların habercisi!
2024 yılının ocak ayında 150,7 milyar TL açık veren bütçenin sergilediği bu performans, iktidarın yerel seçim sonrası birkaç ay içinde ek bütçe talebiyle TBMM’ye başvuracağını gösterdi. Akaryakıttan tütün mamulleri ve alkollü içkilere, cep telefonu faturalarına varana kadar yapılan yüklü ÖTV artışlarına rağmen bir aylık gelir-gider dengesinde ortaya çıkan olağanüstü açık tutarı bütçedeki ödeneklerin kısa sürede tükeneceğini işaret ediyor.
Geçen yılın ocak ayında 32,3 milyar TL olan aylık açık, bu yılın aynı ayında yüzde 367,5 artarak 150 milyar 719 milyon liraya çıktı. 2023 ocak ayında 21 milyar TL olan faiz giderleri, 2024’ün ocak ayında yüzde 466,9 artışla 121 milyar TL’ye yükseldi. Faiz giderleri geçen yıla kıyasla yaklaşık beş kat arttı. Bu yılın bütçesinde 1 trilyon 254 milyar TL ödenek ayrılan faiz giderlerinin çok ciddi artış göstereceği ve bütçedeki tutarın oldukça üzerine tırmanacağı daha yılın ilk ayında ortaya çıktı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre ocak ayında bütçe gelirleri 617,2 milyar lira olurken, giderler 768 milyar lira olarak gerçekleşti. Geçen yılın ocak ayında 321 milyar TL olan bütçe giderlerindeki artış yüzde 140’a yaklaştı. 2024 bütçesinde bütçe giderleri için ayrılan ödeneğin yüzde 7’si daha yılın ilk ayında kullanıldı.
Maaş zamlarının 1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girmesiyle personel giderleri geçen yıla göre yüzde 152,1 artarak 260 milyar TL oldu. Bu yılın bütçesinde personel giderlerine ayrılan 2,5 trilyon liranın yüzde 10’u aşan kısmı ocak ayında harcandı. Sosyal güvenlik kurumlarına devlet primi giderleri de ocakta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 96,9 artışla 30 milyar 555 milyon liraya yükseldi ve bütçedeki 312 milyar 451 milyon liralık ödeneğin yüzde 9,8'i kullanılmış oldu. Bütçe gelirleri, 2022 ocak ayında 289 milyar lira iken bu yılın aynı ayında yüzde 113,5 artarak 617 milyar 249 milyon liraya çıktı. Vergi gelirleri geçen ay 2022’nin ocak ayına göre yüzde 104,6 artarak 517 milyar 201 milyon liraya ulaştı. Yılbaşında Cumhurbaşkanı kararıyla yapılan ÖTV artışları, kamu alacaklarına ve harçlara uygulanacak yeniden değerleme oranının yaklaşık yüzde 60 artırılması bütçe gelirlerinin yüzde 100’ün üzerinde artmasına olanak sağladı. Ocak ayında ÖTV gelirleri ortalama yüzde 118 artarken, sadece akaryakıt ve doğalgazdan elde edilen ÖTV’deki gelir artışı yüzde 292 oldu.
Vergi ve diğer bütçe gelirlerindeki artışa rağmen geçen ay 2023 ocak ayına göre yaklaşık beş kat daha fazla bütçe açığı verildi. Cari transferler, sermaye giderleri, mal ve hizmet alımları vb. giderlerdeki artışlar, kamuda tasarruf genelgesinin kimse tarafından dikkate alınmadığı gibi, gelirlerden daha fazla harcama yapıldığı için daha yılın birinci ayında dev bütçe açığı gerçekleştiğini gösteriyor. İktidar muhtemelen yerel seçimlere kadar bütçe disiplininden iyice uzaklaşacak. Harcamaları daha da artırmaya, daha yüksek bütçe açığı vermeye devam edecek!
2023 Aralık itibarıyla 12 bin kişi azalan dar tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 98 bin olurken, işsizlik oranı yüzde 8,8’e gerilemiş. İktidar, Orta Vadeli Program’da yüzde 10,1 olan 2023 sonu işsizlik oranının altında kalındığını savunuyor. Oysa geniş tanımlı işsizlik, 2023 sonunda yüzde 24,7’ye yükselerek 9,7 milyon kişiye çıkmış!
Orta Vadeli Program’da (OVP) yüzde 10,1 olarak öngörülen 2023 sonu işsizlik oranı TÜİK’in 2023 Aralık ayı verilerine göre yüzde 8,8 oldu. TÜİK, işsiz sayısının 12 bin kişi azalarak 3 milyon 98 bin kişi olduğunu duyurdu. Erkek nüfusta yüzde 7,1 olan işsizlik oranı kadınlarda bunun beş puan üzerinde, yüzde 12 olarak açıklandı. İstihdam edilenlerin sayısı aralık ayında, 399 bin kişi artarak 32 milyon 56 bin kişi olurken, istihdam oranı ise 0,6 puan artışla yüzde 48,8 oranında gerçekleşti. Erkeklerde yüzde 66,1 olan istihdam oranı kadınlarda ise bunun yarısından daha az ve yüzde 31,9 düzeyinde. İşgücüne dahil olmayan nüfus 30 milyon 530 bin kişi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2023 Aralık işsizlik oranının OVP’de öngörülen yüzde 10,1 oranındaki 2023 yılsonu işsizlik hedefinin yaklaşık 3 puan altında olduğunu gündeme getirerek, işsizlikle mücadelede büyük başarı elde edildiğini savundu. Ancak TÜİK’in işgücüne katılım, istihdam edilenler, işgücüne dahil olmayan nüfus, atıl işgücü vb. rakamlarının detayına inildiğinde iktidarın ‘işsizlik hızla azalıyor’ tezinin tam aksine işsizliğin ürkütücü şekilde arttığı, işsiz oldukları halde kayıtlarda ve tanımlarda işsiz sayılmayanların gerçekte 10 milyon kişiye yaklaştığı görülüyor.
TÜİK’in ‘atıl işgücü’ olarak tanımladığı; ‘zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden’ oluşan geniş tanımlı işsizlik oranı 2023 yılı aralık ayında bir önceki aya göre 2,1 puan artarak yüzde 24,7 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı ise yüzde 16,4 iken yüzde 1,5 puan artarak yüzde 17,9’a yükseldi. Bu resmi rakamların gerçek tablosu değerlendirildiğinde, aralıkta bir önceki aya göre 2,1 puan artarak yüzde 24,7’ye yükselen geniş tanımlı işsizlerin oranı 2022 sonunda 21,4 idi. Çalışabilecek durumda oldukları halde işsiz olan, ancak TÜİK’in işsiz saymadığı bu kesim bir ayda 2,1 puan büyürken, bir yılda 3,3 puan artmış. Bu oranlar çerçevesinde 2023 yılsonunda geniş tanımlı işsizlerin sayısı 9,7 milyon kişiye ulaşmış. İŞKUR’a başvuru da dahil tüm iş arama kanallarını kullandıkları halde iş bulamayan işsizlerin oranındaki yükseliş dikkat çekiyor. 2022 sonunda yüzde 14,9 olan bu oran, 2023 Aralık sonunda yüzde 16,4’e çıkmış. TÜİK’in esas aldığı ‘işsiz’ tanımı sadece, çalışma çağında ve çalışabilecek durumda olup istihdamda olmayan, ancak verilerin derlendiği son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanarak 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olanları kapsıyor.
10 milyona yaklaşan işsizler ordusunun sadece üçte biri, 3 milyon 98 bin kişi resmi verilerde işsiz sayılıyor. İktidar bu gerçeği bildiği halde işsizliğin azaldığı, OVP hedefinin altına düştüğü söylemiyle hayali ve sanal bir tabloyu millete gerçek gibi pazarlıyor. Kamu, yerli ve yabancı özel sektörün istihdam alanları yaratmasına olanak sağlayacak kaynaklar, hesapsızca borçlanma ve bütçeyi tüketen faiz harcamalarına gidiyor!
Aralık ayında 2,1 milyar dolar olan cari açık, 2023 yılında toplam 45,2 milyar dolara ulaştı. CARİ FAZLA iddiasıyla başlatılan Türkiye Ekonomi Modelinin yarattığı ağır hasarın sonucunda son 10 yılın en yüksek ikinci cari açığı gerçekleşti!
Orta Vadeli Program’da (OVP) 42,5 milyar dolar olarak hedeflenen 2023 yılsonu cari açığı OVP hedefinin 2,7 milyar dolar üzerine çıktı. 2022 Aralık ayında 6 milyar dolar, 2022 yılsonunda 49 milyar dolar olan cari açığın, 2023’ün Aralık ayında 2,1 milyar dolarda kalması yıllık tutarın gerilemesinde en önemli etken oldu. 2022’ye göre üçte bir düzeyine inen aralık ayı cari açığının bu düzeye gerilemesinde, ithalattaki düşüş sonrası dış ticaret açığının azalması, altın ve enerji ithalatının inişe geçmesi belirleyici oldu. Geçen yılın aralık ayında 2022’nin aralık ayına göre dış ticaret açığında 3,5 milyar dolar, ithalatta 3,7 milyar dolar düşüş yaşandı. Bu sayede geçen yılın aralık ayındaki cari açık, önceki yıla kıyasla 3,9 milyar dolar düşüş sergiledi. 2023 aralık ayında 2022’ye göre altın ithalatında 1,1 milyar dolar, enerji ithalatında 1,5 milyar dolar düşüş yaşanmış. Bu da ithalatı aşağı çekerek dış ticaret açığının azalmasına, cari açığın da nispeten daha düşük kalmasına neden olmuş. Buna rağmen 2023’te yıllık 45,2 milyar dolar olarak gerçekleşen cari açık 2013’ten bu yana son 10 yılın en yüksek ikinci cari açık tutarı.
Merkez Bankası’nın (MB) açıkladığı 2023 Aralık ve yıllık Cari Açık verilerinde bir başka çarpıcı gelişme ise 45,2 milyar dolarlık cari açık için 56,1 milyar dolarlık finansman kullanılması. Cari açık ile sağlanan finansman arasında ortaya çıkan fark, kaynağı belirsiz döviz giriş-çıkışlarını gösteren Net Hata ve Noksan Kalemine (NHN) yazılmış. 2023 sonunda NHN kalemi eksi 10,7 milyar dolar olarak yer alıyor. Diğer deyişle bu tutarda bir dövizin yurt dışına gittiği görülüyor. MB’nin 2023 yılı Ödemeler Dengesi verilerinde bir başka çarpıcı unsur ise doğrudan yatırım sermayesi giriş-çıkışlarında görülüyor. Geçen yıl yabancı doğrudan yatırım sermaye girişi 5 milyar 588 milyon dolar oldu. Türk yatırımcıların 2023’te yurt dışına çıkarttığı yatırım sermayesi 5 milyar 669 milyon dolar olarak kayda geçti. Geçen yıl, 2022’ye kıyasla yabancı yatırım sermayesi girişi yüzde 18,6 azalırken, yurt dışına aktarılan yerli yatırım sermayesi yüzde 18,1 arttı. Geçen yıl Türk girişimcilerin yurt dışına transfer ettiği yatırım sermayesi, yabancı yatırımcıların getirdiği tutarın 81 milyon dolar üstüne çıktı. MB verileri bugüne kadar yabancı yatırım sermayesi girişlerinin 2023 hariç, her dönemde yurt dışına giden yerli sermayeden fazla olduğunu gösteriyor. 2015’ten itibaren yabancı girişi yavaşlamaya başlarken, yerli sermaye çıkışı 2018’den itibaren hızlanarak artıyor ve makas daralıyor. 2023’te ise ilk kez giden sermaye gelen sermayenin yüzde 103’üne ulaşarak öne geçti.
Türkiye’nin cari açık tablosu, ihracattaki artıştan değil ithalattaki gerilemeden kaynaklı düşüşe rağmen hâlâ yüksek tutarlarda. İthalattaki daralma, yatırım malı-ara malı-hammadde ithalatının azalması yanında ihracata dönük üretimde yavaşlamaya neden oluyor. Sonuçta üretim, ihracat ve büyümenin düşmesi, istihdamın daralması, durgunluğun artması söz konusu olacak. Yerli yatırım sermayesi çıkışının hızlanması bu olumsuzlukları daha da büyütecek tehlikeli bir gelişmenin işareti!
Önceki yıllarda yeşil mercimek üretiminde dünyada ikinci, ihracatta ilk sıralarda olan Türkiye; şimdi ihracatı yasaklayıp, ithalatta vergiyi sıfırlayarak yerli üreticiyi bitiriyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği; 1990’lardan bu yana bakliyat ekim alanlarının yüzde 55 daraldığını, halkın temel gıdalarının tehdit altında olduğunu, açıkladı.
1980-90’lı yıllarda yeşil ve kırmızı mercimek üretiminde dünya ikincisi olan Türkiye, iktidarın tarımsal üretime üvey evlat muamelesi yapan politikalarıyla geçen hafta yeşil mercimek ithalatına kapıları açarak gümrük vergisini sıfırladı. Geçmiş yıllarda Türkiye, ete alternatif düzeyde yüksek protein içeren bu ürünlerin tüketimini artırmak için Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ve TRT ile kampanyalar düzenliyordu. TMO’nun mağazalarında halka ucuz mercimeğin yanı sıra, mercimekten yapılan pek çok hazır gıda ürünleri sembolik fiyattan satılıyordu. Gelinen aşamada yeşil mercimekte ortaya çıkan fiyat artışlarına karşı iktidar 9 Şubat’ta Cumhurbaşkanı kararıyla yeşil mercimek ihracatını yasaklarken, 4 gün sonra da yeşil mercimek ithalatını serbest bıraktı, yüzde 19,3 oranındaki gümrük vergisini de 30 Haziran 2024’e kadar sıfırladı.
Türkiye, baklagiller olarak adlandırılan, yeşil-kırmızı mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya vb. ürünlerde 90’lı yılların sonuna kadar dünyanın en büyük üretici ve ihracatçı ülkeleri arasında ilk sıralardaydı. Türkiye, iktidarın tarım ve hayvancılığı yok sayan, üreticiyi mağduriyete sürükleyen taban fiyat, destekleme vb. politikalarıyla hemen tüm bakliyat ürünlerinde net ithalatçı konumuna geldi. Et ve canlı hayvanda 2010’dan bu yana rutinleşen ithalat, kuru fasulyeden nohuta, pirinçten ayçiçeğine, soğan-patatese ve ilk kez şekere kadar yaygınlaştı. İktidar ithalatta gümrük vergilerini sıfırlarken, bu politikalar tam tersi sonuçlar verdi. Üretici ithal ürün karşısında üretimi bıraktı. Üretim azalınca daha fazla ithalat yapıldı. Ürün ithalatı arttıkça kur artışlarıyla fiyatlar yükseldi, tüketim daha pahalı hale geldi. Kurlarla yükselen tarımsal girdiler ve ithal ürün fiyatları enflasyonu yükseltti. Türkiye, gıda enflasyonunda dünyada ilk sıralara yerleşti.
Şimdi bu kısır döngü yeşil mercimekte yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından tüm dünyada kutlanan 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü’nün öncesi ve sonrasındaki ihracat yasağı ve ithalat serbestisi kararları, yerli bakliyat üreticisinin mağdur edilmesi, tüketicinin ise pahalı ithal ürüne mecbur edilmesidir. Ne üretici ne tüketiciye yarar sağlamayan bu politikaların tek kazananı iktidara yakın aracı-ithalatçı gıda şirketleri ve toptancılarıdır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB), ihracat yasağı ve ithalat serbestisine tepki gösterdi. 1990’da 20 milyon dekar olan bakliyat ekim alanlarının 9 milyon dekara indiğine dikkat çekip iktidarı uyardı. Son 5 yılda baklagil ithalatına ödenen döviz, yüzde 227 artarak 544 milyon dolara çıktı.
Ete alternatif protein kaynağı olan baklagilleri tüketmek geniş kesimler için olanaksızlaşıyor. Yeşil-kırmızı mercimek, kuru fasulye, nohut vb. ürünlerin fiyatına erişilemiyor. İktidarın halka ucuz gıda ve insanca beslenme olanağı sağlamak için tarımsal destekleri artırması, üretimi teşvik etmesi, tarım ve hayvancılıktaki yanlış kararları hızla gözden geçirmesi acil hale geliyor.
İktidarın Arap Baharı sürecinde ılımlı İslamcıların liderliğini üstlenme hedefiyle yöneldiği İhvancı eksenden U dönüşüne nihai nokta Kahire’de konuldu. Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Arap dünyasındaki siyasi ve ekonomik kayıpların telafisi muhtemelen zaman alacak.
2010’da Tunus’ta başlayan Arap Baharı ayaklanmalarının Mısır ve Libya’ya da sıçraması 25-30 yıllık dikta yönetimlerinin devrilmesi başlangıçta bu ülkelerde demokrasiye geçiş için kapı açacak bir süreç olarak görüldü. Sonrasında Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali, Libya’da Muammer Kaddafi, Mısır’da Hüsnü Mübarek yönetimleri devrilse de bu ülkelerde İhvan-Müslüman Kardeşler çizgisindeki İslamcı siyasi hareketler ön plana çıktı. Mısır’da Müslüman Kardeşlerin adayı Muhammed Mursi bu ülkede seçimle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı oldu. Mursi, İslamcı-İhvancı siyaseti egemen kılmaya çalışınca, Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el Sisi tarafından askeri darbeyle devrildi. İhvan üyeleri tutuklandı. Hamas’a da destek veren Mursi, ‘vatana ihanet ve terör örgütleriyle iş birliği’ suçlamasıyla tutuklanıp idamla yargılanırken, kalp krizi geçirerek öldü.
İktidar Arap Baharı sürecinde İhvan’la yakınlaşırken, bölge ülkelerinde Ilımlı İslamcıların da ‘hamisi ve lideri’ olmayı hedefledi. Dış politikada İhvancı eksene geçiş, başta Sisi’nin darbeyle başa geçtiği Mısır olmak üzere İhvan’ı yasaklayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Suudi Arabistan vb. Arap Ülkeleriyle Türkiye ilişkilerini kopardı. Suriye’de 2011’de Esad’a karşı başlayan İslamcı ayaklanma ve iç savaşta da Esad’a karşı İslamcılar ve Cihatçılardan yana taraf olan iktidar bu ülkeyle de bağları koparınca milyonlarca Suriyeli sığınmacıya kapıları açtı. İktidarın dış politikada İhvancı eksene geçişi, Katar dışındaki ülkelerle ilişkilerde Türkiye’yi yalnızlaştırdı. Doğu Akdeniz’de Mısır-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs yakınlaştı. Türkiye bölgesel oluşumlarda dışlandı. Cumhurbaşkanı, Sisi ile bir araya gelmek zorunda kaldı. Son 1,5 yıldır süren müzakerelerde Mısır’ın 12 maddelik tüm koşulları kabul edildi. Türkiye’deki İhvancılar etkisizleştirildi. Önde gelenleri Türkiye’den çıkarıldı. Sisi aleyhine yayın yapan İhvan medyası ve dernekleri kapandı. Karşılıklı Büyükelçi atandı. Sisi’nin Ankara’ya geleceği dile getirilirken, 12 yıl sonra Kahire’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu. Kahire’de 5 milyar dolarlık ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması kararlaştırıldı. Mısır’ın ABD, Afrika ülkeleri, AB ve Arap ülkeleri ile Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) var. Türk tekstil ve beyaz eşya sektörü, fabrikalarını Mısır’a taşıma yanında, yüz milyonlarca dolarlık yeni yatırımlar yapıyor. Mısır’a İHA-SİHA satışı, Doğu Akdeniz’de enerji iş birliği, karşıt saflarda yer alınan Libya ve Sudan’da diyalog başlatılması vb. konularda mutabakata varıldığı açıklandı. Gazze’de ortak tavır ve Filistinlilere destek diğer önemli mutabakat başlığı oldu.
Mısır’la başlatılan süreç olumlu ancak kısa sürede ilişkilerde 11 yıl önceye dönüş beklenmemeli. Doğu Akdeniz’de, Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da, Arap ülkeleri nezdinde yitirilen mevzilerin tekrar kazanılması, ekonomik-ticari-siyasi kayıpların telafi edilip daha ileri taşınması, karşılıklı saygınlık ve güven ortamının yeniden tesis edilmesi muhtemelen zaman alacaktır.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım harekatı beşinci ayı dolduruyor. Hamas-İsrail arasında süren ateşkes görüşmelerine karşılık, Netanyahu kuzeyden güneye sürdüğü 1,5 milyon Filistinlinin toplandığı Gazze’nin en güneyindeki sınır şehri Refah’a büyük operasyona hazırlanıyor!
Bir yandan Hamas ile İsrail arasında ABD-Katar aracılığı ve istihbarat başkanlarının katılımıyla süren ateşkes ve esir takası müzakerelerinde ilerleme sağlandığı kaydedilirken diğer yandan İsrail ordusunun Gazze’nin en güneyinde Mısır ve Ürdün sınırındaki Refah’a saldırıya hazırlanması tüm dünyanın tepkisini çekti. İsrail’in kuzeyden güneye göçe zorladığı Filistinliler, güneydeki en uç kent ve Gazze’nin dünyayla tek bağlantı kapısı olan Refah’ta toplandı. Birleşmiş Milletler (BM) savaş öncesi nüfusu 270 bin olan Refah’a 1,5 milyonu aşkın kişinin sığındığını, şehirde tuvalet ve içme suyu dahil hiçbir insani ihtiyacın karşılanamadığını açıkladı. BM’nin insani yardım konvoylarının Refah’tan geçişi İsrail ordusunun bombardımanlarıyla engelleniyor. Mısır, Refah sınır kapısını ağır yaralılar ve hastalar dışında geçişlere kapalı tutuyor. İsrail’in hedefi Mısır ve Ürdün’ü sınırı açmaya mecbur ederek Gazzelileri buradan Mısır ve Ürdün’e tahliye etmek. Yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurduğu Gazze’yi, Filistinlilerden arındırmak. İsrail’in bu doğrultuda hazırladığı ve medyaya sızan gizli planlar Gazzelilerin Sina ya da Necef çölüne sürülmesini hedefliyordu. Yüzde 90’ından fazlası sivil 35 bin kişinin yaşamını yitirdiği Gazze’de yaklaşık 10 bin kişinin cesedi enkaz altında. Refah’a sığınan Filistinlilerin beraberinde getirdiği, tedavi bekleyen yaralıların sayısı ise BM tarafından 68 bin olarak açıklandı.
İsrail hükümeti Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) soykırımı önlemek için gerekli bütün önlemleri alma, UAD’ye düzenli rapor verme kararını uygulamıyor. UAD’nin aldığı ihtiyati tedbir kararları, İsrail’in de imzaladığı Uluslararası Soykırım Sözleşmesi’nin ikinci maddesindeki tüm eylemlerden kaçınmasını hükme bağlıyor. Bu madde; ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla insanların öldürülmesini; insanlara bedensel veya zihinsel zarar verilmesini, bir etnik grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak şekilde yaşam şartlarının kasten değiştirilmesini soykırım suçu sayıyor. Tüm dünya ülkeleri ve liderlerinin Netanyahu’ya çağrılarına rağmen İsrail Başbakanı Refah saldırısından vazgeçmeyeceğini ilan etti.
İsrail, beş aydır izlerini bulamadığı Yahya Sinvar ve diğer Hamas liderleriyle, İsrailli rehinelerin Refah’ta olduklarını öngörüyor. İlk grup dışında şu ana kadar hiçbir İsrailli rehineyi sağ kurtaramayan ya da bulamayan Netanyahu, kamuoyunda çok zor durumda. Şu anda kesilen müzakerelerde 6’şar haftalık sürelerle devreye girecek ateşkeslerde ilk aşamada yaşlı ve çocuk rehineler (Bir İsrailliye karşı 100 Filistinli), ikinci aşamada İsrailli kadın asker rehineler ve son aşamada da cesetler takas edilecek.
İsrail, Refah’a saldırarak Hamas’ı İsrail’in koşullarıyla ateşkese zorlamak istiyor. Ateşkes sağlanana kadar 1,5 milyonu aşkın sivilin sığındığı Refah’a olabildiğince hasar vermeyi, yıkıma uğratmayı, insani kayıpları artırmayı hedefleyip adım adım SOYKIRIMI HAYATA GEÇİRMEYE hazırlanıyor!
Yeni Soluk
Yorum Yap