Nisan enflasyonu sonrası CHP'den flaş çağrı: "Asgari ücret ve emekli maaşı güncellenmeli"
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 14 Temmuz 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 14 Temmuz 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
14 TEMMUZ 2024
SICAK GÜNDEM
- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Türkiye NATO’nun bel kemiğidir’ söylemine karşın Gazze ve Ukrayna başta olmak üzere dile getirdiği başlıkların hiç birisi NATO Zirvesi’nde kabul görmedi!
- 2024 Küresel Servet Raporu, AKP hükümetleri ve tek adam rejiminin 22 yıla varan iktidar sürecindeki ekonomi politikalarının iktidar zenginleri yarattığını, çok büyük ulusal servetlerin, çok küçük bir kesime akıtıldığını gösteriyor!
İÇ POLİTİKA
- Kamuda tasarruf tedbirlerine uyma konusunda iktidarın kendisi de emin olmadığı için torba yasada israfçı bürokratlara ‘Cumhurbaşkanına şikayet’ düzenlemesiyle göz dağı veriliyor!
- 2022’de çıkartılan Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun iki yılda tümüyle değiştirilmesi ekonomik ve sosyal haklardaki krizi derinleştirecek ve ciddi mağduriyetlere yol açacaktır!
EKONOMİ
- TÜİK’in enflasyon hesabında esas aldığı ve iki yıldır kamuoyundan gizlediği madde fiyatlarının açığa çıkması, enflasyon verisindeki gerçek dışı manipülasyonu somutlaştırdı. İş dünyası TÜİK’e güvenmediğini ilan etti!
- Ticaret Satış Endeksi mayıs verileri, toptan ve perakende satış hacimlerinin aylık ve yıllık bazda düşüşe geçtiğini gösteriyor!
- Hazine Nakit Dengesi, haziran ayında 430,9 milyar TL açık vererek Ocak-Haziran döneminde 1 trilyon lirayı aştı!
TARIM
- İktidarın izlediği tarım politikalarıyla, her yıl farklı ürünlerde yinelenen kıtlık ve fahiş fiyatlar bu yıl limonda yaşanıyor. Dünyada gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de yüzde 68 artıyor!
DIŞ POLİTİKA
- NATO zirvesinde; ilk kez Ukrayna-Rusya savaşına doğrudan müdahil olma yönündeki kararla ‘yeni savaş tehditleri’, dünya gündemine taşındı. Ukrayna’ya F-16 sevkiyatına başlanması, savaşın şiddetlenme ihtimalini güçlendiriyor!
- Mayıs ayından bu yana Gürcistan’da yaşanan bazı gelişmeler, AB ve ABD ile Gürcistan arasındaki bağların kopmasına neden olurken, ülkede yeni bir kaos ve kalkışma sürecini başlattı. ABD-AB-Rusya gerginliğiyle Karadeniz ve Kafkasya’da sıcak çatışma ihtimali büyüyor!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Türkiye NATO’nun bel kemiğidir’ söylemine karşın dile getirdiği başlıkların hiç birisi NATO Zirvesi’nde kabul görmedi, 38 maddelik sonuç bildirisinde yer almadı. İsrail, Gazze, Kıbrıs, Suriye vb. konusunda, Türkiye’nin tezlerinden tek kelimeye dahi yer verilmemesi dikkat çekicidir!
ABD Başkanı Joe Biden ile 9 Mayıs’ta Beyaz Saray’da bir araya geleceği açıklanan Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan’ın bu randevusu daha sonra Washington’daki NATO 75’inci liderler zirvesine ertelendi. Geçen hafta yapılan zirvede Biden’ın zirveye katılan liderler onuruna verdiği yemek ve 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarıyla aile fotoğrafı çekimi dışında CB Erdoğan ile ikili görüşme gerçekleşmedi.
İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçu ağırlaşarak sürüyor. Kadın ve çocuk katliamı dünyanın gözü önünde devam ediyor. Sonuç bildirisinde dünyanın dört bir yanındaki sorunlardan, savaş ihtimallerinden, tehditlerden söz edildi. CB Erdoğan, Filistin ve Gazze’nin bildiriye girmesini sağlayamadı. Cumhurbaşkanının zirve öncesi açıklamalarının iç kamuoyuna dönük olduğu anlaşılıyor. Ankara’daki basın toplantısında, ‘NATO’nun Ukrayna’daki savaşa taraf ve dahil olmaması gerektiğini, bunu zirvede dile getirerek tüm liderlere söyleyeceğini’ ifade eden Cumhurbaşkanı, NATO’nun Ukrayna savaşına doğrudan dahil olması, Almanya’da özel karargâh ve birlik kurulmasını içeren karara da imza attı. NATO anlaşması uyarınca ittifaktaki kararların üye ülkelerin tamamının onayıyla alınması zorunlu. Türkiye’nin itirazı ya da vetosu halinde NATO’nun Ukrayna savaşına müdahil olması mümkün olmayacaktı.
Yine zirve sonrası düzenlediği basın toplantısında ‘Filistin ve Gazze’de kapsamlı ve sürdürülebilir barış tesis edilmeden İsrail’in NATO ile ortaklık ilişkini sürdürmesi ve iş birliği mekanizmalarına katılmasının mümkün olmadığını, buna onay vermeyeceklerini’ söyleyen Cumhurbaşkanı, 2012 yılında İsrail-NATO iş birliği mekanizmalarına onay vererek İsrail’e bu yolu açanın, kendisinin başında olduğu AKP iktidarı olduğunu söylemedi. İsrail’e karşı Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) insanlık suçu, savaş suçu ve soykırım davası açarak, İsrail Başbakanı Netanyahu için Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) yakalama kararı çıkartılmasını talep eden Güney Afrika Cumhuriyeti (GAC) oldu. Türkiye kamuoyundan yükselen tepkilerden aylar sonra davaya müdahil olma kararı aldı. CB Erdoğan, UAD’deki davayı GAC ile Türkiye’nin birlikte açtığını dile getirerek kamuoyunu yanıltıyor. Cumhurbaşkanının NATO zirvesine 5 adet VIP uçak ve devlet kesesinden yüzlerce kişilik katılım yanında, Washington caddelerindeki zırhlı araç konvoylarıyla gündeme gelmesi, halktan tasarruf isteyen iktidarın israf tercihini yansıtmaktadır.
2026’daki NATO zirvesinin Türkiye’de yapılması kararını ‘Cumhurbaşkanının zirvedeki başarısı’ olarak sunan iktidar medyası, 2025 zirvesinin Hollanda’da yapılacağından söz etmiyor. NATO’nun yıllık rutin toplantısına ev sahipliği yapmaktan ‘diplomatik başarı’ öyküsü çıkartmak, Türkiye’nin hiçbir tezi için somut sonuç elde edemediği zirvedeki başarısızlığı gizleme çabasından başka bir şey değildir!
2024 Küresel Servet Raporu’nda Türkiye’nin bireysel servet artışı sıralamasında yüzde 157 ile dünyada ilk sırada yer alması, ulusal refah ve milli gelir paylaşımındaki adaletsizliğin ulaştığı çarpıklığı ortaya koyuyor. Bu servet artışının mimarı, halkın sırtından bir avuç kesime servet aktaran iktidarın ekonomi politikalarıdır!
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) verilerine göre milyoner hesap sayısı katlanarak artıyor. Ulusal varlıkların, ülke milli gelirinin yüzde 50’sinden fazlası nüfusun tepesindeki en zengin yüzde 20’lik kesimde toplanıyor. Kalıcı hale gelen kitlesel fakirleşme, İsviçre’nin en büyük küresel bankası UBS’in (Union Bank of Switzerland) Küresel Servet Raporu’yla teyit edildi. Türkiye bireysel servet artışında dünya sıralamasında birinciliğe yükselirken, 2028’e kadar olan dönemde de bireysel servet artışı yarışında Tayvan ile Türkiye’nin ilk sırada yer alacağı öngörülüyor.
UBS’in 2024 Küresel Servet Raporu, 2002’den bu yana AKP hükümetleri ve tek adam rejiminin 22 yıla varan iktidar sürecindeki ekonomi politikalarının iktidar zenginleri yarattığını, kamu bankalarının kredi olanaklarının kullanımıyla çok büyük ulusal servetlerin, çok küçük bir kesime akıtıldığını gözler önüne seriyor. Ülke nüfusunun yüzde 80’i (68 milyon 800 bin kişi) açlık ve sefalet sınırında yaşam mücadelesi verirken, tepe noktadaki yüzde 20’lik kesim (17 milyon 200 bin kişi) ABD, Avrupa, Japon vb. zengin ülkelerin dolar milyarderlerini bile geride bırakıp kıskandıracak bir servetle yaşam sürüyor. UBS’in dünyanın önde gelen 56 gelişmiş ve gelişmekte olan ülkesini kapsayan 2024 Küresel Servet Raporu’na göre 2023-2028 arası dönemde bu ülkelerin 52’sinde 1 milyar dolar ve üzerinde servete sahip kişi sayısı daha da artacak. Beş yıllık dönemde bireysel servet artışının en hızlı yükselmesi beklenen ülke yüzde 47 ile Tayvan olacak. Türkiye 2023 yılında yüzde 157 olan bireysel servet artış hızında dünyada ilk sırada yer alırken, önümüzdeki beş yıllık dönemde ise yüzde 43 bireysel servet artış hızıyla Tayvan’ın ardından ikinci sırada yer alacak. Küresel milyarder sayısının en çok olduğu ABD ve Çin’de ise gelecek beş yılda milyarder sayısının sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 8 artması öngörülüyor.
Gelecek beş yılda bireysel servet artışının en yüksek olması beklenen Tayvan, özellikle dünyadaki milyarder Tayvanlıların ülkelerine dönerek dev yatırımlar yapmaları yanında, mikroçip ve iletken teknolojisinde küresel konumuyla öne çıkıyor. Tayvan’da yatırım, üretim ve teknoloji üzerinden elde edilen kazançlarla dolar milyarderlerinin sayısı artarken, Türkiye’de tam tersine devlet ve kamu kaynaklarından, kamu ihalelerinden, Kur Korumalı Mevduat (KKM) üzerinden aktarılan faiz ve kur farkları, vergisiz kazançlar, trilyonluk vergi muafiyetleri vb. servetler katlanıyor, milyarderler artıyor.
Hukuk, adalet, özgürlüklerde alt sıralara inen, rüşvet, yolsuzluk ve kara parada yükselen Türkiye’nin 2023’te bireysel servet artışındaki birinci olması derin bir çelişkidir. Bir avuç servet sahibinin çıkarlarını korumak uğruna, refah ve gelir paylaşımındaki adaletsizliği derinleştirip, kökleştiren politikaları uygulamakta sakınca görmeyen iktidar, orta direği yok ettiğini ve sosyal patlamalara zemin hazırladığını görmezlikten geliyor!
Kamuda tasarruf tedbirlerine uyma konusunda iktidarın kendisi de emin olmadığı için torba yasada israfçı bürokratlara ‘Cumhurbaşkanına şikayet’ düzenlemesiyle gözdağı veriliyor. Tasarruf paketinde 31 devlet üniversitesine 4570 yeni öğretim üyesi kadrosu verilmesiyle yeni bir harcama kapısı açılıyor!
Geçen yıl yayınlanan kamuda tasarruf genelgesine başta Cumhurbaşkanı olmak üzere genelgeyi hazırlayanların kendileri de uymayınca, bu kez daha bağlayıcı olması için torba kanunla tasarruf tedbirleri düzenlemesine gidildi. Komisyona kabul edilerek bu hafta genel kurula inmesi beklenen Tasarruf Tedbirleri Torba Kanunu ile yine çok sayıda yasada aynı anda değişiklik yapılıyor. En ilginç değişikliklerden birisi torba yasanın 13. Maddesinde yer alıyor. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanununa eklenen bu maddeyle tasarruf tedbirlerine uymayan, israfa ve keyfi harcamalara devam eden ya da yasanın arkasından dolaşarak yaptığı harcamayı kılıfına uyduran bürokratlara göz dağı veriliyor. Buna göre kamu kurum ve kuruluşlarının harcama ve uygulamalarının tasarruf tedbirlerine uygun olmaması halinde disiplin hükümlerinin uygulanması devreye girecek ve haklarında disiplin hükümleri uygulanan bürokratlar Cumhurbaşkanına bildirilecek.
Bugüne kadar Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkarttığı da dahil olmak üzere sekiz tasarruf genelgesi yayınlayan, dokuzuncusunu geçen yaz yürürlüğe koyup yine sonuç alamayan iktidar bu kez israfa, keyfi harcamaya alışmış bürokratlarına aba altından sopa gösterip; ‘Seni disipline veririm ardından da yaptığın her şeyi, harcadığın her kör kuruşu Cumhurbaşkanına söylerim’ tehdidini savuruyor. Milyonlarca insanın ekmek almakta zorlandığı bir ortamda iktidarın 3-4 maaşlı bürokrat, danışman, eski vekil ve bakan yardımcılarına tepkinin kabarması üzerine torba yasada ekstra maaşlara sınırlama getiriliyor. Bu yapılırken aynı zamanda il özel idareleri ve belediyelerin harcamaları da kısıtlanarak, muhalefetin hizmet üretmesine engel hazırlanıyor.
Ancak sözde tasarruf için hazırlanan bu torba yasada milyarlarca liralık yeni harcama kapısını açan bir düzenleme yer alıyor. Kamuda tasarruf adına yapılacakları tümden bitirecek bu düzenlemeyle binlerce yeni akademik personel kadrosu veriliyor. Torba yasa uyarınca 31 devlet üniversitesine toplam 4 bin 570 yeni akademik kadro açılıyor.
- Muhalefet belediyelerine yeni personel alımını kısıtlayan iktidar, akademik personel alımıyla, eş dost, akraba, damat, gelin, çocukların devlet üniversitelerine yerleştirilmesinde yeni bir zirve noktasını torba yasayla hayata geçiriyor.
- Muhalefetin hizmet üretmesine engel hazırlanıyor!
Yeni kadro tahsisleriyle devlet üniversitelerine 1140 profesör, 1610 doçent, 1820 doktor öğretim üyesi ve araştırma görevlisi alınacak. Söz konusu 4570 yeni akademik personel kadrosunun bütçeye getireceği yıllık personel harcaması yükü yaklaşık 5 milyar TL. Tasarruf paketi diye ambalajlanan torba yasada milyarlarca liralık personel giderine yol açacak adrese teslim akademik kadro tahsisi, iktidarın tasarruf konusunda ‘samimiyetsiz’ olduğunu gösteriyor!
2022’de çıkartılan Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun iki yılda tümüyle değiştirilmesi ciddi mağduriyetlere yol açacaktır. Öğretmen sendikalarını, meslek örgütlerini dışlayarak hazırlanan bu yasa teklifi, ekonomik ve sosyal haklardaki krizi daha da derinleştirecektir!
2022’de eski Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in tüm tepki, eleştiri ve çağrılara rağmen iktidar çoğunluğuyla yasalaştırdığı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun (ÖMK) daha uygulamada iki yılını doldurmadan tamamıyla değiştirilmek istenmesi yaklaşık 1 milyon öğretmeni ağır mağduriyetlerle karşı karşıya bırakacaktır.
Sanki iktidar değişmiş gibi kendisinden önceki bakanın iki yıl önce çıkarttığı yasayı çöpe atan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in öğretmen sendikalarını, meslek örgütlerini, uzman akademisyenleri dışlayan, öneri ve taleplerini reddeden bir yaklaşımla bu yasa teklifini TBMM’ye dayatması kabul edilemez. İktidarın yap-boza çevirdiği ilk ve orta öğretim kurumlarındaki yakıcı sorunları, öğretmenlik mesleğinin nitelik ve saygınlığını dikkate almadan hazırlanan bu teklifin tek hedefi, iktidara biat edecek öğretmen kadroları oluşturmaktır. Öğretmenlerin yıllardır gündeme getirdiği taleplere, eğitim sisteminin hiçbir temel soruna çözüm getirmeyen bu yasa teklifine karşı çıkan öğretmenlerin üzerine güvenlik güçlerinin gönderilmesi, yüzlerce öğretmenin coplanarak gözaltına alınması, iktidarın öğretmene bakışını göstermektedir. Değiştirilen müfredatla sözde ahlaklı-inançlı-dini duyguları kuvvetli gençler yetiştirmeyi amaçladıklarını dile getiren Milli Eğitim Bakanı, bu kanun teklifiyle de ahlaklı-inançlı-dinine bağlı öğretmenler yetiştirmeyi savunmaktadır. ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ diyen bir anlayış ve inanca rağmen öğretmenlere cop ve dayak reva görülmesi iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini sergilemektedir.
39 maddelik bir düzenlemeyle eğitim-öğretim sistemine ve öğretmenlere siyasi ince ayar veriliyor. Getirilen baraj, eleme, sınav ve mülakat sistemiyle partili öğretmen kadrolaşmasına kapı açılıyor. Öğretmen atamalarında Milli Eğitim Akademilerinden geçme koşuluyla üniversite mezunu öğretmen adayları bakanlık akademilerinde 550 saat eğitim alacak. Yazılı sınav ve sözlü mülakatı geçemezse öğretmenlik şansını kaybedecek. Kanun teklifinde öne çıkan diğer değişiklik; öğretmenlik mesleğinin öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen diye üç kariyer basamağına ayrılması. Uzman öğretmenlik için en az 10 yıl öğretmenlik şartı aranıyor. Başöğretmenlik içinse 10 yıl uzman öğretmenliğin yanı sıra kademe ilerlemesinin durdurulması cezası olmaması, akademideki uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik eğitim programlarının tamamlanması gerekiyor.
Öğretmenlerin ücret, özlük hakları vb. sorunlarına yönelik hiçbir düzenlemenin olmadığı teklifte, genç öğretmenlerin sömürülmesine zemin yaratan ücretli öğretmenlik, sözleşmeli öğretmenliğin kaldırılması, kadrolu öğretmenlerle aradaki farkların giderilmesi yer almıyor. Mevcut sorunların ve bunların çözümünü içermeyen bu kanun; eğitim-öğretim sistemini, okulları, öğretmenleri partizanlaştırma amaçlı siyasi bir projedir.
TÜİK’in enflasyon hesabında esas aldığı ve iki yıldır kamuoyundan gizlediği madde fiyatlarının açığa çıkması, enflasyon verisindeki gerçek dışı manipülasyonu somutlaştırdı. TÜİK Başkanının savunması kurumsal erozyon ve liyakatsizliği belirginleştirirken, iş dünyası TÜİK’e güvenmediğini ilan etti!
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 Nisan ayından bu yana kamuoyundan gizlediği madde fiyatları listesinin açığa çıkması milyonlarca memur, emekli, asgari ücretlinin yanında iş dünyasının da sanal enflasyon hesaplarıyla nasıl yanıltıldığını sergiledi. İşveren örgütleri ve başkanları yıllardır ilk kez TÜİK verilerinin güvenilmezliğine büyük tepki gösterdi. Yargı kararına rağmen madde fiyatları listesini gizlemeyi sürdüren TÜİK yönetiminin bu tavrına karşın geçen hafta bu bilgiler medyaya sızınca manipüle edilmiş rakam oyunlarıyla toplumun nasıl aldatıldığı açığa çıktı. TÜİK’in enflasyon hesabında esas aldığı yüzlerce maddenin fiyatının güncel fiyatlarla ilgisinin olmadığını gösteren madde fiyatları listesinde; özel doktor muayene ücreti 34 TL, ekmek arası döner 77 TL, öğrenci yurt ücreti 470 TL. Ege Üniversitesi’nin geçen hafta açıkladığı yeni dönem yurt ücretleri ise 2 kişilik odada kişi başı 6 bin, 3 kişilik odada kişi başı 5 bin TL.
Haziranda aylık yüzde 1,64, yıllık yüzde 71, 6 aylık yüzde 24,70 oranındaki enflasyon milyonlarca emekli ve memurun ikinci yarı maaş artışında belirleyici olurken, TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya elektrik, akaryakıt ve kamu zamlarıyla, ÖTV artışları temmuza ertelendiği için haziranda enflasyonun düşük çıktığını itiraf etti. Dolayısıyla iktidar-ekonomi yönetimi ve TÜİK’in ‘zamları ötele, enflasyonu düşük göster, düşük zam ver’ operasyonuyla 20 milyonu aşan memur, sözleşmeli personel ve emeklinin maaş zammı aşağı çekildi.
Merkez Bankası (MB) asgari ücret ve maaş artışlarını enflasyon sebebi sayarken, TÜİK Başkanı şirketlerin fahiş kârlarının enflasyonu artırdığı görüşünde. Milyonlarca çalışan ve emeklinin maaş artışı yüzde 24,7 olurken şirket ve banka kârlarında ortalama artış yüzde 150-350 arasında. İstanbul Sanayi Odası Başkanı (İSO) Başkanı TÜİK’in kamuoyundan gizlediği madde fiyatlarına göre hesapladığı enflasyonun gerçekte çok daha yüksek olduğunu dile getirerek şirket kârlarının enflasyon sebebi gösterilmesinin sanayiciye haksızlık olduğunu ifade etti. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da şirket kârlarını hedef göstermenin kabul edilemeyeceğini, ‘kara listeler’ oluşturularak şirketlerin baskı altına alınıp batırıldığını savundu. Bugüne kadar ücretli kesimlerin gelir artışlarını düşük enflasyon hesabıyla engelleyen TÜİK’e suskun kalan iş dünyası, şimdi resmi enflasyonun 2-3 katına ulaşan şirket kârlarının enflasyon sebebi sayılmasına karşı çıkıyor. Kamu ve özel sektörün tüm hesaplarında esas aldığı resmi verileri üreten TÜİK’e, Hazine ve Maliye Bakanı ile MB Başkanı dışında kimse inanmıyor!
TÜİK’in hesap oyunlarının açığa çıkmasına karşın bu verilerle başarı söylemlerinde bulunan Hazine ve Maliye Bakanı ile Enflasyon Raporu yayınlayan Merkez Bankası Başkanının suskun kalması başlı başına bir çelişkidir. TÜİK’in kendilerini yanılttığını dile getirip özür dilemeleri gerek vicdani gerekse toplumsal bir sorumluluktur.
Ticaret Satış Endeksi mayıs verileri, toptan ve perakende satış hacimlerinin aylık ve yıllık bazda düşüşe geçtiğini gösteriyor. Uygulanan sıkı para politikasının ekonomideki ‘sert fren’ etkisi, hemen hemen tüm sektörlerde durgunluk ve gerileme olarak kendini gösteriyor!
Mayıs 2024 Ticaret Satış Endeksi (TİSE) verileri taşıt araçlarından mobilyaya, gıda ve içecekten ev eşyasına kadar tüm ürünlerin toptan ve perakende satış hacminde sert gerileme yaşandığını gösterdi. Motorlu kara taşıtları ile toptan ve perakende ticaretin toplamından oluşan ticaret sektörü satış hacmi, mayısta nisana göre aylık yüzde 3,4, yıllık yüzde 3,8 azaldı. Ticaret sektörü satış hacmi motorlu kara taşıtları ve motosikletlerde aylık yüzde 1, toptan ticarette yüzde 5,1, perakende ticarette yüzde 0,2 geriledi.
Motorlu kara taşıtları ve motosikletlerin toptan ve perakende ticaretindeki yıllık düşüş yüzde 18 düzeyine ulaşırken, motorlu taşıtlar dışındaki ürünlerin toptan ticaretinde yıllık yüzde 4,6, perakende ticaret satış hacminde yıllık yüzde 5,8 düşüş gerçekleşti. Perakende ticaret satış hacminde geçen yılın aynı ayında yüzde 30,9 olan yıllık artış hızı, bu yılın nisanında üçte bire inerek yüzde 10,2’ye, mayısta ise nisanın da gerisine düşerek yüzde 5,8’e indi. Toptan ve perakende satış hacimlerindeki keskin azalma, sıkı para politikasıyla her alanda durgunluğa girildiğini ortaya koyuyor.
TİSE’de motorlu taşıtlar dışındaki toptan ticaret satış hacminin alt kategorilerindeki en yüksek düşüşler makine ekipman, büro mobilyaları ve ev eşyasında görülüyor. Ev eşyalarının toptan ticaret satış hacmi mayısta nisana göre yüzde 7,6, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,4 düştü. Geçen yılın mayısta ev eşyası toptan satış hacmi yüzde 14,4 artmıştı.
Mayısta önceki aya göre yüzde 11,1 gerileyen tarımsal hammadde ve canlı hayvan toptan ticaretinde yıllık olarak da yüzde 1,3 daralma gerçekleşti. Gıda, içecek, tütün mamulleri toptan ticaret satış hacmindeki artış hızı aylık yüzde 1,2’ye, yıllık yüzde 3,1’e gerilerken, bilgisayar ve iletişim araçları toptan satış hacmi de mayısta yüzde 6 düştü. Belirli mallara tahsis edilen zincir mağazalarda toptan satış hacminde aylık yüzde 5,3, yıllık yüzde 7,4 gerileme yaşandı. Bu veriler gerek zincir marketlerde gerekse zincir mağazalarda satışların azaldığını gösteriyor. Otomobil akaryakıtı satış hacminde aylık yüzde 1,1, yıllık yüzde 9,2 düşüş yaşanması, zamlar sonrası akaryakıt tüketiminin bariz şekilde kısıldığını, araç sahiplerinin yola çıkmadığını ortaya koyuyor. Bireysel tüketimde büyük paya sahip gıda, içecek ve tütün mamulleri perakende satış hacminde geçen yıl mayısta yüzde 23,3 olan artış hızı, bu yıl yüzde 8’e indi. Bu, geniş kesimlerin gıda, içecek vb. tüketimlerini, harcamalarını geçen yıla göre neredeyse üçte bire indirdiklerini gösteriyor.
Toptan ve perakende ticaret satış hacmindeki olağanüstü gerileme, yakında hemen tüm ürünlerin toptan ve perakende ticaretini yapan kesimleri zorlu bir tabloyla, kapanma riskiyle karşı karşıya bırakacak. Gelirleri kısılıp alım güçleri azaltılan geniş kitlelerin tüketimden, satın almaktan vazgeçmesi, önce ekonomik yavaşlamayı, sonra durgunluğu ve nihayet çöküşü beraberinde getirecektir!
Hazine nakit dengesi, haziran ayında 430,9 milyar TL açık verdi. Ocak-Haziran döneminde ise 1 trilyon lirayı aştı. Tasarruf önlemleri, bütçe kesintileri, vergi artışları, elektrik, akaryakıt, ÖTV zamlarına rağmen nakit açığının yüzde 100’ün üzerinde artması, bütçe açığının da rekor kıracağını gösteriyor!
Haziran ayı nakit gerçekleşmelerine ilişkin rakamlar kamudaki nakit dengesinin alınan ve açıklanan tüm önlemlere rağmen dikiş tutmadığını, nakit dengesindeki olağanüstü bozulmayı kapatacak bir yama bulunamadığını gösteriyor. Rakamlara bakıldığında geçen ay hazine nakit gelirleri geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 87,8 artarak 554,6 milyar TL olurken, nakit giderlerin (harcamaların) tutarı yüzde 96,4 artışla 985,5 milyar TL’ye ulaştı. Böylece haziran ayında hazine nakit dengesi geçen yılın aynı ayındaki tutara göre yüzde 108,8 artarak 430,9 milyar lira oldu ve bugüne kadarki en yüksek aylık nakit açığı verildi. Hazirandaki aylık nakit açığı geride kalan beş aydaki aylık açıkların her birinin iki katı düzeyinde gerçekleşti. Hazine nakit dengesi yılbaşından bu yana; ocakta 201,5 milyar, şubatta 202 milyar, martta 166,9 milyar, nisanda 237,1 milyar lira açık verirken, mayısta ise 234,7 milyar lira fazla verilmişti. Hazine nakit dengesinde haziran ayında gerçekleşen harcamaların 889,1 milyar lirasını faiz dışı harcamalar oluşturdu. Bu tutar geçen yılın haziran ayına göre yüzde 85,1 artış gösterdi. Hazirandaki faiz harcamaları ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 347’ye varan yükselişle 96,4 milyar TL oldu.
- TBMM’de görüşmeleri devam eden Kamuda Tasarruf Tedbirleri Torba Yasasıyla yılsonuna kadar hedeflenen 100 milyar liralık tasarrufa karşılık hazine, sadece haziran ayında 100 milyar liraya yaklaşan tutarda faiz ödedi.
Ocak-Haziran döneminde hazinenin nakit gelirleri geçen yılın aynı ayına göre yüzde 100,2 artışla 3 trilyon 905,7 milyar, harcamaları yüzde 103,9 artışla 4 trilyon 910,6 milyar liraya ulaştı. İlk yarı yılda 1 trilyon 3 milyar liralık nakit açığı verildi. Altı aylık nakit açığında ortaya çıkan bu tutar geçen yılın ilk altı ayına göre yüzde 121,3 artışı ifade ediyor. Böylece daha ilk altı ayda 1 trilyon lirayı aşarak tarihi rekor kıran hazine nakit açığı, muhtemelen yılsonuna kadar katlanarak artmaya devam edecek. Geçen yılın ilk altı ayında hazine nakit dengesinde verilen açık 625 milyar TL idi. Ocak-haziran dönemi ilk altı aydaki harcamaların 529,6 milyar liralık kısmını geçen yıla kıyasla yüzde 127,3 oranında artan faiz ödemeleri oluşturdu. Hazine, nakit açığındaki bu tabloyu finanse etmek için ilk altı ayda rekor düzeyde iç borçlanmaya gitti. Yılın ilk yarısındaki 538,7 milyar TL borç geri ödemesine karşılık 1 trilyon 103 milyar TL Devlet İç Borçlanma Senedi ihracıyla, yüksek faizli yeni borçlanma yapıldı. Geçen yılın aynı dönemine göre borç geri ödemelerinde yüzde 343, yeni borçlanmada yüzde 153 artış oldu. Yeni borçlanma tutarı nakit açığının kapatılmasına yetmeyince, kasa-banka kaleminden 231 milyar TL kullanım gerçekleştirildi.
Hazine nakit dengesinde gerek haziranda gerekse ilk altı aydaki tabloda, 1 trilyonu aşan yeni borçlanmaya rağmen 1 trilyonu aşan nakit açığı yaşanması, bütçe açıklarında da olağanüstü yükselişin sinyali. Bu da yeni borçlanmaya daha fazla hız verilmesi ve daha yüksek borç faizi ödemeye mecbur kalınması anlamına geliyor.
Hasat zamanı üreticinin sesine duyarsızlık, toplama-taşıma ve depolamada plansızlık, dünyanın sayılı limon üreticisi ve ihracatçısı olan Türkiye’de dalında kilosu 1 TL olan limonun markette 100 TL’ye çıkmasına neden oldu. Dünyada gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de yüzde 68 artıyor!
İktidarın izlediği tarım politikalarıyla, her yıl farklı ürünlerde yinelenen kıtlık ve fahiş fiyatlar bu yıl limonda yaşanıyor. Limonun türlerine göre hasat dönemlerinde dalında kalan, toplama, işçilik, depolama vb. maliyetlerle dalında çürümeye terk edilen limon, yılın 12 ayı tüketilen bir ürün olmasına karşılık hasat dönemlerinde üreticinin sesine kulak verilmeyince kıt ve bulunamaz hale geldi. Limonda en büyük ürün hasadı başta Hatay olmak üzere, Adana, Mersin gibi illerde gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz şubat ayında Hatay’da Ziraat Odaları, Üretici Birlikleri, Kooperatifler ve Sivil Toplum Örgütlerinden oluşan 23 kuruluşun oluşturduğu Limon Platformu günlerce düzenlediği toplantılarda, yaptığı açıklamalarda iktidara ve tüm ülkeye çağrıda bulundu. Deprem nedeniyle ilden yaşanan göç sonrası kırsal nüfusun azaldığı, yeterli tarım işçisinin olmadığı, ürünün ağaçta kaldığı, limon kıtlığı yaşanacağı uyarıları yapıldı. O dönemde pek çok sanatçı, gençlik örgütleri limon hasadına katılıp farkındalık yaratmaya çalışsa da yeterli olmadı. Tonlarca ürün dalında çürümeye terk edildi. Dalındaki ürün toplanmayan limon ağaçları bir sonraki yıl ya daha düşük ya da hiç ürün vermiyor. Bu yüzden Hatay, Adana, Mersin’de çoğu üretici dalında kilosu 35 kuruş ile 1 TL arasındaki ürünü toplayamadı. Limon ağaçları kökünden kepçeyle söküldü. Toplanabilen ürünlerden çok küçük bir kısmı Niğde’deki doğal mağaralarda ya da soğuk hava depolarında depolanabildi.
Şimdi iktidar limonda fahiş fiyat gerekçesiyle soğan ve patatesteki gibi ürün olmayan depoları basarak algı yaratmaya çalışıyor. Ancak ürün yok, limon yok. Kökünden kepçeyle sökülen binlerce limon ağacı nedeniyle gelecek yıllarda da limon üretimi düşebilir. Ağustosta Mayer cinsi ilk limon hasadı yapılacak. Muhtemelen fiyatlar biraz düşebilir. Aynı sorunun tekrar yaşanmaması için ürünün hasat, toplanma, taşıma, kasalama, depolama aşamalarında üreticiye destek vermek zorunludur.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, tüm bu sorunları görmezlikten gelerek Türkiye’de yeterli limon olduğunu, fırsatçıların fahiş fiyat uyguladığını söylüyor. Ticaret Bakanlığının depoları basıp fiyatları düşüreceğini savunuyor. Yıllardır aynı yanlışlarda ısrar edildiği ya da bilerek aynı yanlışlar yinelendiği için dünyada en pahalı gıdayı Türk vatandaşları tüketiyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) haziran verilerine göre geçen ay dünyada gıda fiyatları aylık bazda değişmedi. Yıllık yüzde 2,1 geriledi. Buna karşılık Türkiye’de gıda fiyatları, yıllık yüzde 68 artışla dünyada rekor kırdı.
Her Bakan değiştiğinde değişen politikalarla ülke tarımı, üretimi geriliyor. Tıpkı ağaçlarını sökmek zorunda kalan limon üreticisi gibi sahipsiz bırakılan üreticinin, çiftçinin mağduriyeti her yıl daha da artıyor. İktidarın vurdumduymazlığıyla sorunların daha da büyüyerek süreceği, her yıl farklı ürünlerde kıtlık, yokluk, fahiş fiyat yaşanmaya devam edeceği anlaşılıyor!
NATO zirvesinde; ilk kez Ukrayna-Rusya savaşına doğrudan müdahil olma yönündeki kararla ‘yeni savaş tehditleri’, dünya gündemine taşınıyor. Ukrayna’ya 43 milyar dolarlık askeri yardım desteği yanında F-16 sevkiyatına başlanması, savaşın şiddetlenme ihtimalini güçlendiriyor!
Washington’da düzenlenen 75’inci NATO Liderler Zirvesi’nde alınan kararlar ve zirve sonrası yayınlanan sonuç bildirgesi, Doğu Avrupa’dan Karadeniz’e, Pasifik’ten Ortadoğu’ya kadar küresel tehditleri ve yeni savaş olasılıklarını gündeme taşıyor. Bugüne kadar NATO üyesi ülkelerin ikili ilişkilerle Ukrayna’ya mali ve silah desteği sağlamasına karşın, zirvede NATO’nun doğrudan Ukrayna ordusunun eğitimi ve askeri yardımlar için ‘Özel Birlik ve Karargâh’ kurmayı kararlaştırması, NATO’nun doğrudan savaşa dahil olması şeklinde değerlendirilebilir.
NATO müttefiklerinin Ukrayna'ya en az 43 milyar dolar askeri yardım finansmanı sağlayacağı ifade edilen sonuç bildirisinde; Rusya ve Çin ‘dünya için tehdit’ olarak nitelendirildi. Çin ve Rusya buna çok sert tepki gösterdi. Yayınlanan ortak deklarasyonda Ukrayna’ya daha fazla mali ve askeri destek sözü verildi, NATO üyeliği vaat edildi. Rusya’ya destek veren ülkelere yaptırım uyarısı ve desteği sonlandırma çağrısı yapıldı. Rusya’nın Ukrayna’daki savaşın tek sorumlusu olduğu, Rus askeri ve siyasi yetkililerinin insan hakları ihlalleri ve savaş suçları için cezasız kalmayacakları dile getirildi.
Bildirinin en dikkat çekici maddelerinden birisi, Rusya’ya hiçbir şekilde yardım etmemeleri için tüm ülkelere çağrı yapılarak; ‘Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını kolaylaştıran ve uzamasına olanak sağlayan ülkelerin’ kınandığının ifade edilmesi. Bu maddede kınanan ülkeler Belarus, Çin, İran ve Kuzey Kore olarak sıralandı. Ancak bugüne kadar Ukrayna-Rusya savaşını kolaylaştıran ve uzamasına olanak sağlayan ülkelerin başında ABD, İngiltere, Almanya, Fransa olmak üzere batılı ülkeler gelirken, zirvede Ukrayna’ya 43 milyar dolar daha askeri yardım vaat edilmesi önemli bir çelişki. Yaklaşık 2,5 yıldır savaşı sürdürmesi için Ukrayna’ya batılı ülkelerin sağladığı milyarlarca dolarlık mali ve askeri destek olmasaydı muhtemelen ateşkes kararı alınmış, müzakerelere başlanmıştı. Kaldı ki yıllardır süren Minsk Müzakere Masasını deviren, Rusya’nın ‘kırmızı çizgi’ ilanına rağmen Ukrayna’ya NATO üyeliği sözü veren ABD idi. Uzun menzilli roket ve füze sistemlerine ek olarak ABD, Hollanda ve Danimarka, Ukrayna’ya F-16 savaş uçağı sevkiyatına başladı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Kiev’e ‘NATO Yüksek Askeri Temsilcisi’ atadığını açıkladı. NATO zirvesinde savaşın şiddetini hızlandıracak kararlara karşı Rusya Dışişleri Bakanlığı sert bir açıklama yayınladı. Açıklamada; Ukrayna'ya F-16 savaş jetleri gönderme planı, Rusya karşısındaki 'savaş çetesini' Washington'un yönettiği, ‘soğuk savaş’ döneminin yeniden başladığı ifadeleri yer aldı.
Bu gelişmeler, zirveye gitmeden önce Ankara’da Ukrayna-Rusya savaşına taraf ve müdahil olmaması için NATO’ya çağrı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu çağrısının zirvede etkili olmadığı, NATO’nun yeni savaş planlarını devreye sokmaya hazırlandığını gösteriyor!
Gürcistan’da geçen hafta yaşanan gelişmeler üzerine ABD ve AB’nin peş peşe aldığı kararlar, Kafkasya ve Karadeniz’de ikinci bir cephe açılması olasılığını güçlendirdi. Rusya, yeni bir ‘Turuncu Devrim’ ile Gürcistan’da kaosa zemin hazırlandığını ve bu duruma duyarsız kalmayacaklarını açıkladı!
Ukrayna’nın AB’ye tam üyelik adaylığı sonrası, hazirandaki liderler zirvesinde üyelik sürecini hızlandırmayı kararlaştıran Avrupa Birliği (AB), Gürcistan’ı da ‘tam üyeliğe aday ülke’ ilan etmişti. Ayrıca AB liderler zirvesinde alınan bir kararla Gürcistan’a 30 milyon euro tutarında bir kaynak tahsis edildi. ABD Savunma Bakanlığı, temmuz ayında Gürcistan Ordusu ile ortaklaşa Nobel Partner 2024 tatbikatı düzenleneceğini duyurdu.
Mayıs ayından bu yana Gürcistan’da yaşanan bazı gelişmeler, AB ve ABD ile Gürcistan arasındaki bağların kopmasına neden olurken, ülkede yeni bir kaos ve kalkışma sürecini başlattı. Gürcistan üzerinden tırmanan ABD-AB-Rusya gerginliği, Karadeniz ve Kafkasya’da yeni bir çatışma ihtimalini güçlendirdi. Gerilimin yükselmesinde en önemli etken, Türkiye’de de iktidarın 9. Yargı Reformu Paketi’nden önce yer verdiği, gelen tepkiler üzerine geri çektiği ‘Etki Ajanlığı’ düzenlemesine benzeyen ‘Yabancı Etkinin Şeffaflığı Yasası’ oldu. Yasa uyarınca kaynaklarının yüzde 20’sinden fazlasını AB ve diğer yurt dışı fonlardan ve mali desteklerden sağlayan medya kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları ile akademik-bilimsel çalışma araştırma yapan kişilerin ‘yabancı bir ülkenin çıkarlarını koruyan kuruluşlar-kişiler’ olarak resmi listeye kayıt yaptırmalarını öngörüyor. Gürcistan’da protestolara yol açan yasa Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili’nin vetosuna rağmen ikinci kez parlamentoda aynen kabul edilerek yürürlüğe girdi. Putin’in Rusya’da yürürlüğe koyduğu aynı içerikteki yasanın Gürcistan’da da kabul edilmesi üzerine AB, Gürcistan’la siyasi ilişkileri ve AB üyelik sürecini askıya aldı. AB fonlarından Gürcistan’a sağlanacak 30 milyon euroluk destek donduruldu. Pentagon, Gürcistan hükümet yetkililerinin ‘ABD ve Batı’nın Ukrayna’da Rusya’ya baskıyı artırmak için Karadeniz ve Kafkasya’da ikinci cephe açmaya çalıştığını öne sürmesi’ nedeniyle tatbikatın iptal edildiğini duyurdu. Rusya Dış İstihbarat Başkanlığı SVR ise yayınladığı raporda ABD’nin Gürcistan’a ‘içeriden müdahale’ planının olduğu, kaos ve darbe girişimine hazırlandığı yönünde istihbarat aldıklarını duyurarak, ABD ve AB’yi Gürcistan’da yeni bir Turuncu Devrim tezgahlamakla itham etti. Ukrayna ve Gürcistan'da 2003'teki Turuncu Devrim dalgasında iki ülkede büyük karışıklıklar yaşandı. Gürcistan’daki Rusya yanlısı Edvard Şevardnadze hükümeti devrildi. ABD’den ülkesine dönen Mihail Şaakaşvili devlet başkanı oldu. Güney Osetya, Şaakaşvili yönetimi tarafından ilhak edilince Gürcistan ile Rusya savaşa girdi. 2008’e kadar süren gerilim Rusya’nın zaferiyle sonuçlandı.
Dünya Ukrayna ve Gazze savaşlarına odaklanırken, ABD ve AB’nin girişimleriyle Gürcistan’da tırmanan gerginlik, Karadeniz’in doğusu ve Kafkasya’nın güneyinde yeni sıcak gelişmeleri işaret ediyor. Böyle bir durumda, Kuzey sınırlarımızda ve Karadeniz’deki muhtemel gelişmelere karşı soğukkanlı ve duyarlı olunması kaçınılmaz görünüyor.
Yeni Soluk
Yorum Yap