CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 10 Mart 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 10 Mart 2024 tarihli raporu şöyle:
ERDOĞAN TOPRAK HAFTALIK DEĞERLENDİRME RAPORU
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
10 MART 2024
SICAK GÜNDEM
- Her seferinde siyasi finali sonraki seçimlere erteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Mart seçimini kendisi için ‘son seçim ve siyasi final’ diye nitelendirmesi, olası seçim hezimetine karşı duygusal mağduriyetle oyları konsolide çabasıdır!
- TÜİK’in ‘İstatistiklerle Kadın 2023’ Araştırması’nın sonuçları, Türkiye’nin OECD sıralamasında sonda olduğunu gösterdi!
İÇ POLİTİKA
- İktidar, haftalık çalışma süresini kısaltma söylemiyle; iş yasası-toplu sözleşmesendika-grev ve lokavt yasalarında kazanılmış hakları ortadan kaldırıp, kıdem tazminatını tasfiye etmeyi içeren düzenlemelere hazırlanıyor!
- Avrupa Konseyi’nin Türkiye İnsan Hakları Raporu’ndaki tespitler, iktidarın ülkeyi getirdiği noktayı gösteriyor. Medyanın iktidar kontrolünde olduğu, anayasal düzenin zayıfladığı, yargı kararlarının uygulanmadığı vb. saptamalar Türkiye’nin gerçeğini yansıtıyor!
EKONOMİ
- Şubat ayı enflasyon verileri, Orta Vadeli Program’da ve Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda ilan edilen yüzde 36 oranındaki yılsonu hedefinin çok ciddi şekilde aşılacağını gösterdi!
- Emekliye seyyanen artış ve bayram ikramiyesi için bütçede para olmadığını öne süren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadeleri, SGK’nın mali tablolarıyla tekzip edildi. Bütçe ve hazineden SGK’ya yapılan transferler azalarak 2006 yılındaki düzeye indi!
- Büyüme hızı verilerinin açıklanmasıyla 2023 yılına ilişkin ekonomik gerçekleşmeler ve makro göstergelerin tamamı resmileşti. İktidarın 2023 Hedefleri ve Vizyon Belgesi ile ilgili vaatleri gerçekleşmedi!
TARIM
- Dünya gıda fiyatları 7 aydır gerilerken, Şubat 2021’den bu yana en dip noktaya indi. Türkiye’de ise gıda fiyat artışları yeni rekorlar kırıyor!
DIŞ POLİTİKA
- İsveç’in NATO üyeliğine verilen onay sonrası Türkiye-ABD ilişkileri hızlandı. Önümüzdeki süreçte Irak, Suriye ve Karadeniz’de yeni gelişmeler ortaya çıkabilir. İktidar, Türkiye-ABD Stratejik Mekanizma Mutabakatı çerçevesinde bazı askerisiyasi tavizler verebilir!
- İslami rejimin 45 yıldır yönettiği İran’da parlamento seçimlerine katılımın yüzde 41 düzeyinde kalması, Tahran’da yüzde 24’e kadar düşmesi dini rejimin toplumsal dayanaklarının zayıfladığı tartışmalarına yol açtı!
- AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Mart seçimini kendisi için ‘son seçim ve siyasi final’ diye nitelendirmesi, olası seçim hezimetine karşı duygusal mağduriyetle oyları konsolide çabasıdır. Daha önce de farklı seçim dönemlerinde benzer açıklamalar yapan Erdoğan, her seferinde siyasi finali sonraki seçimlere erteledi!
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) toplantısında yaptığı konuşmada 31 Mart seçimlerini kendisi için ‘son seçim’ olarak nitelendirdi. CB Erdoğan; ‘Benim için bu bir final, yasanın verdiği yetkiyle bu seçim benim son seçimim. Çıkacak netice benden sonra gelecek kardeşlerim için bir emanetin devri olacak’ dedi. Aslında ‘yasanın verdiği yetkiyle’ son kez seçime katıldığını ifade eden Cumhurbaşkanının en baştaki sorunu, bu seçimin Cumhurbaşkanı seçimi değil, belediye başkanlarının seçildiği bir yerel seçim olması.
Sahada AKP’nin başkan adaylarından daha fazla Cumhurbaşkanı yer alıyor. Mitinglerde, iktidarın, devletin, cumhurbaşkanlığının tüm siyasi-mali-kurumsal gücünü arkasına alarak, devletin ve cumhurbaşkanlığının parasal olanaklarıyla seçim kampanyası yürütüyor.
Bunun da ötesinde yasanın ve anayasanın verdiği adaylık ve seçilme yetkisi ‘iki dönem’ olduğu halde, Cumhurbaşkanı 2017 referandumunda kendi değiştirdiği anayasa hükümlerini yok sayarak üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı oldu. Yüksek Seçim Kurulu bu yönde yapılan tüm itirazları reddetti.
Dolayısıyla CB Erdoğan, aday olmadığı bir seçimde kendisini ortaya atarak, son seçim ve siyasi final söylemiyle oy talep etmesi, seçmenler nezdinde ‘duygusal mağduriyet ve vefa’ çağrısıyla oyları maksimize etme ve konsolide söyleminden öte bir şey değildir. Okuduğu şiir nedeniyle 4 ay hapis yatmasının mağduriyetini siyasi amaçla kullanan Cumhurbaşkanı, şimdi siyasi rakiplerini bertaraf etmek için yargıyı devreye sokarak, kendi yaşadığı mağduriyeti başka siyasetçilere yaşatmakta sakınca görmüyor, rakiplerini pasivize ediyor.
CB Erdoğan, 2011 genel seçimlerinde tüzüğündeki 3 dönem maddesini gündeme getirip son kez milletvekilliğine aday olduğunu belirterek oy istemişti. 2012’deki AKP Büyük Kongresi’nde son kez AKP Genel Başkanlığına aday olduğunu ilan etmişti. Geçen yıl 14 Mayıs seçimleri öncesinde yaptığı açıklamada ‘2023 seçimlerinde milletten kendi adına son kez oy isteyeceğini’ dile getirmişti. Şimdi 8 ay önce son kez oy istediğini unutup bu kez 31 Mart’ta son kez oy istiyor. Bir yandan da seçim sonrası yeni anayasa değişikliği hazırlıklarını gündeme getirerek 2028’de Cumhurbaşkanı adaylığına zemin hazırlıyor.
İ ktidar medyasının ‘Erdoğan siyaseti bırakıyor, siyasi final yapıyor’ vb. başlıklarla manşetlerine taşıdığ ı bu açıklamalar, kaybedeceğ ini ğö rmeye başladığ ı, bazı yerlerde ağ ır hezimete uğ rayacağ ını anladığ ı 31 Mart seçimi ö ncesinde defalarca yaşanmış ve kanıksanmış siyasi bir Erdöğ an manevrasıdır. Seçmene ‘lideri seçimi kazandırarak uğ urlama’ mesajı verip duyğusal mötivasyön yaratma ve öy töplama amaçlı 22 yıllık mağ duriyet siyasetinin 2024 versiyönudur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söylemleri siyasi samimiyetten yoksun, yeni bir aldanma-aldatma stratejisidir!
- Kadınları toplumsal yaşama, ekonomiye, seçme-seçilme hakkıyla ülke yönetimine katan Cumhuriyet devrimlerinin 100’üncü yılında, kadın hakları ve kazanımları iktidarın uygulamalarıyla her alanda geriletildi. TÜİK’in 2023 Kadın Araştırması’nın sonuçları, Türkiye’nin OECD sıralamasında sonda olduğunu gösterdi!
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ‘İstatistiklerle Kadın 2023’ araştırması Türkiye’de kadın-erkek eşitliği, sosyal ve ekonomik yaşamda kadının yeri vb. açılardan ciddi bir gerileme yaşandığını, OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin son sıraya indiğini ortaya koydu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde iktidar valileri-kaymakamları başta İstanbul olmak üzere ülke çapında kadınların seslerini duyurmasını engellemek için metroları, otobüs hatlarını kapatıp, meydanları polis bariyerleri ile kuşatırken, bir yandan da yürütülen hazırlıklarla kadınların mevcut yasal kazanımları ellerinden alınmaya çalışılıyor. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 50’sini oluşturan kadınlarla erkekler arasında gerek cinsiyet eşitliği gerekse çalışma yaşamı, ücret, eğitim, aile, kariyer vb. hemen her alanda büyük uçurumlar oluştuğu görülüyor. 2023 sonu itibarıyla 85 milyon 372 bin 377 olarak açıklanan Türkiye nüfusunun yüzde 49,9’u, 42 milyon 638 bin 306 kişisi kadın. Kadın nüfusun 33,2 milyonu çalışma çağında olduğu halde bunların sadece 11,9 milyonu, diğer deyişle üçte biri işgücüne katılıyor. Erkeklerde yüzde 71,9 olan işgücüne katılım kadınlarda yüzde 35,9’a düşüyor. Ekonomik özgürlüğe sahip kadın sayısı erkeklerin yarısı düzeyinde. Türkiye bu verilerle OECD sıralamasında en sonda!
TÜİK verileriyle işgücüne dahil olmayan ancak çalışabilir durumdaki nüfus ise 2023 sonunda 30 milyon 588 bin kişi olmasına karşılık bu nüfusun yüzde 69,4’ünü oluşturan 21 milyon 213 bini kadın. Çalışma çağındaki her 3 kadından 2’si işgücü dışında. İşgücüne dahil olmayan 21,2 milyon kadının 8 milyon 606 bini ev kadını.
✓ Tu rkiye’deki ev kadınlarının sayısı, du nya ğenelinde 100’den fazla u lkenin nu fusundan fazla.
Türkiye’de çalışan kadınların 1 milyon 864 bini tarımda, 8 milyon 682 bini tarım dışı alanlarda istihdam ediliyor. Ücretli çalışanlar içinde kadın oranı yüzde 33,7 olurken, işveren konumundaki kadın sayısı sadece 187 bin. Lise mezunu erkeklerde işgücüne katılım yüzde 71,9 olurken, kadınlarda yüzde 38. Üniversite mezunu erkeklerde yüzde 85,4 olan işgücüne katlım kadınlarda yüzde 69’a iniyor. Uzun süreli işsizlerin yüzde 59’u kadınlardan oluşuyor. Eğitimde, akademide, iş dünyasında, yöneticilikte vb. alanlarda kadın nüfus erkeklere kıyasla çok geride kalırken, ücretsiz aile işçisi konumundaki kadınların oranı yüzde 69’un üzerinde.
İ stanbul Sö zleşmesi’ni feshedip kadınların töplumsal yaşamdaki ğu vencelerini örtadan kaldıran iktidar, şimdi Medeni Kanun ve Anayasa değ işiklikleriyle kadınların aile, evlilik ve böşanmalarda, nafaka ve miras hukukundaki kazanımlarını elinden almaya hazırlanıyör. Kadını toplumsal ve ekonomik yaşamdan dışlamayı, eve ve erkek egemenliğine hapsetmeyi öngören planları, kadınların kendi haklarına sahip çıkma yölunda yu ru ttu kleri ğu çlu mu cadeleyle yenilğiye uğ rayacaktır!
- İktidar, haftalık çalışma süresini kısaltma söylemiyle; iş yasası-toplu sözleşmesendika-grev ve lokavt yasalarında kazanılmış hakları ortadan kaldırıp, güvencesiz esnek çalışmayı ve KIDEM TAZMİNATINI TASFİYE etmeyi içeren düzenlemelere hazırlanıyor!
İktidar, işçi-memur sendikalarını dışlayıp sadece işveren sendikaları ve örgütleriyle kapalı kapılar ardında yürüttüğü hazırlıklarda 4857 sayılı İş Kanunu’nun yanı sıra sendikalar-toplu sözleşme grev ve lokavt yasaları, kıdem tazminatı, sosyal güvenlik ve emeklilik haklarıyla ilgili değişikliği, seçim sonrası TBMM’ye getirmeyi planlıyor. Seçim öncesi sendikaların, çalışanların meydanlara dökülmesini ve oy kaybına yol açacak kitlesel tepkileri engellemek için gizli kapaklı yürütülen hazırlıklarda, haftalık çalışma süresinin 45 saatten 40 saate düşürüleceği medyaya sızdırılıp çalışanların ağzına bir parmak bal hesabı yapılıyor. Şu anda Türkiye, haftalık 45 saat ile AB’de en uzun, OECD ülkeleri arasında ise Kolombiya’dan sonra ikinci en uzun çalışma süresine sahip ülke konumunda. AB ortalaması haftada 36, OECD ortalaması 37 saat.
2024-2026 Orta Vadeli Program’da (OVP) çalışma hayatına ilişkin yasa değişikliklerinin, yılın ikinci yarısında hayata geçirilmesi öngörülüyor. Hedeflerinde; asgari ücretin yılda bir kez belirlenmesi, ücret zamlarının ‘hedeflenen enflasyona göre’ yapılması, Bireysel Emeklilik Sistemine (BES) takviye olarak Tamamlayıcı Emeklilik Sistemine (TES) geçilmesi, uzaktan esnek çalışma vb. istihdam modellerinin yaygınlaştırılması yer alıyor.
Cumhurbaşkanı, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) toplantısında, çalışma hayatına ilişkin mevzuatta çalışma yaptıklarını, yeni Türk İş Kanunu ile verimliliğin artacağını iddia etti. Ancak gerek OVP’deki hedeflere gerekse IMF’nin önerilerine bakıldığında tam tersi hedefler söz konusu. Yapılan açıklamaların altındaki gerçek amaç irdelendiğinde, TES modeliyle sosyal güvenlik özelleştirilecek. Bireysel emeklilik sistemini (BES) güçlendirme bahanesiyle kıdem tazminatı ve emekli ikramiyeleri kurulacak bütçe dışı fona devredilecek. Mevzuatta ‘dağınıklığı giderme’ gerekçesiyle, Basın-İş ve Deniz-İş Kanunu’nun da Türk İş Kanunu kapsamına alınacağı, gazetecilerin, gemi adamlarının emeklilik, yıpranma vb. sahip olduğu mevcut özlük haklarının kaldırılacağı anlaşılıyor.
OVP’deki ‘uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma gibi yeni nesil esnek çalışma modellerine uygun mevzuatın hızla hayata geçirilmesi’ maddesi bu hazırlıkların gerçek amacını ortaya koyuyor. TİSK’in ‘Yeni Nesil Çalışma Modelleri’ raporunda uzaktan-esnek çalışma modellerinin öne çıkarılması, işveren taleplerinin yasa haline getirileceğini gösteriyor.
Hızla gerileyen sendikal örgütlenme, esnek çalışma modelleriyle tümüyle engellenecek. Ö rğu tlu mu cadele, sösyal ve ekönömik hak talepleri ö nlenecek. Töplu sö zleşme, ğrev vb. hakların kullanımı aşamalı şekilde örtadan kaldırılacak. Sendikalar, çalışanlar yıllardır mu cadeleyle kazanılmış bu haklara karşı iktidarın yasa değ işikliğ iyle yapacağ ı saldırılara şimdiden hazırlıklı ölmalıdır. Anayasal hakları savunmak için demokratik yöntemlerle tepkiler sergilenmeli, iktidarın emeğe ve emekçilere yönelik planları el birliğiyle boşa çıkarılmalıdır.
- Avrupa Konseyi’nin Türkiye İnsan Hakları Raporu’ndaki tespitler iktidarın ülkeyi getirdiği noktayı gözler önüne seriyor. Medyanın yüzde 90’ının iktidar kontrolünde olduğu, anayasal düzenin zayıfladığı, yargının işlemediği, yargı kararlarının uygulanmadığı vb. saptamalar Türkiye’nin gerçeğini yansıtıyor!
Avrupa Konseyi (AK) İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic tarafından hazırlanarak kamuoyuna açıklanan Türkiye İnsan Hakları Raporu, iktidarın uygulamalarıyla Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklerden, hukuk devletinden, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü vb. kriterlerden nasıl uzaklaştırıldığını gözler önüne serdi. Türkiye’nin pek çok uluslararası sözleşme ve belgedeki taahhütlerinden hızla uzaklaştığı vurgulanan rapordaki hepimizin bildiği gerçekler, iktidarın tepkisine yol açtı.
AK raporuna tepki gösteren Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan, Avrupa Konseyi’ni İsrail’in Gazze’deki katliamlarına sessiz kalmakla itham ederek rapordaki tespitlerin üstünü örtme çabasına girişti.
- İ srail’in Gazze’de yaptığ ı insanlık dışı uyğulamalar, masum sivillere yö nelik katliamlar hiçbir şekilde kabul edilemez.
Ancak İsrail’in bu şekilde davranmasına karşılık Türkiye’deki insan haklarıyla ilgili uygulamaların eleştirilmemesini, haksızlıklara, adaletsizliklere sessiz kalınmasını beklemek demokratik bir yaklaşım olamaz. Avrupa Konseyi, İsrail’in Gazze’de yaptığı insan hakları ihlallerini ortaya koyan bir rapor hazırladığında, Türkiye’deki insan hakları ihlalleri de meşruiyet mi kazanacak?
Raporda, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün endişe verici düzeyde gerilediği, medyanın yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olmasının demokratik tartışma ortamını engellediği belirtildi. Türk hükümeti ve mahkemelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamadığı, bu durumun anayasal düzeni ve hukuk devletini hızla zayıflattığı tespiti yer aldı.
- Tu rkiye’de ifade ö zğu rlu ğ u nu n ağ ır tehlike altında ölduğ u vurğulandı.
- Hu ku metin 2022’de Meclis’ten ğeçirdiğ i İ nternet Yasası, Basın Yasası ve Tu rk Ceza Kanunu’nda yaptığ ı du zenlemelerle internet ve sosyal medyayı daha da kısıtlayıcı önlemler aldığına dikkat çekildi.
Raporda ayrıca Avrupa Gazeteciler Güvenlik Platformu verilerine göre 2023’te Türkiye'nin 52 tutuklama ile en çok gazeteci tutuklayan Avrupa ülkesi olduğu, Türkiye’yi 42 gazeteci ile Belarus'un, 22 tutuklama ile Rusya’nın izlediği de kaydedildi.
İ ktidarın Avrupa Könseyi (AK) Tu rkiye Rapöru’na tepki ğö sterirken serğilediğ i bu tavır, Tu rkiye’de uyğulanan adaletsizlikleri, hukuksuzlukları Gazze’deki insani tablöyu istismar ederek ğizleme çabasıdır. Yayınlanan raporda yer alan eleştiriler ve tespitlerin tamamı gerçektir. İ ktidar, bu uyğulamaların ve hukuksuzlukların ğerçekte sö z könusu ölmadığ ını sö yleyemediğ i için İ srail-Gazze tartışması açarak AK’yi suçlama yöluna ğidiyör!
- Şubat ayı enflasyon verileri, Orta Vadeli Program’da ve Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda ilan edilen yüzde 36 oranındaki yılsonu hedefinin çok ciddi şekilde aşılacağını gösterdi. Çekirdek enflasyondaki gelişmeler göz önünde tutulduğunda mayıs-haziran aylarında yıllık enflasyonun yüzde 75-80 düzeyine ulaşacağı anlaşılıyor!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) şubat ayında Tüketici Enflasyonunun (TÜFE) yüzde 4,53 arttığını böylelikle yıllık TÜFE artışının yüzde 67,07’ye yükseldiğini açıkladı. Enflasyon verilerindeki gelişmeler ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nın (MB) söylediğinin aksine önümüzdeki 3 ay boyunca aylık enflasyonda ciddi artışlar yaşanacağını, mayıshaziran aylarında yıllık yüzde 75-80 düzeyinde bir oranın gerçekleşmesinin sürpriz sayılmayacağını işaret ediyor.
- Ö nu mu zdeki 3 ayda (Nisan-Mayıs-Haziran) ğeçen yılın aynı aylarına kıyasla baz etkisi sö z könusu ölmayacak. Bu yu zden aylık ve yıllık ölarak çök ciddi enflasyön artışlarıyla karşı karşıya kalınacak.
Ocak ve şubat aylarındaki enflasyon artışları sonrasında MB’nin 2024 sonunda yüzde 36 enflasyon hedefinin tutturulması için kalan 10 ayda aylık ortalama enflasyonun yüzde 2’yi aşmaması gerekiyor. OVP ve MB’nin yılsonu enflasyon hedeflerinin üst sınırı ise yüzde 42. Üst sınırın aşılmaması için aylık TÜFE artışının yılın kalan 10 ayında aylık yüzde 2,6’nın üstüne çıkmaması gerekiyor. Mevcut tabloda bunun tutturulması güç, hatta olanaksız. Her ne kadar şubatta aylık TÜFE artışı yüzde 4,53 olsa da gıdadaki aylık enflasyon yüzde 8,25, olurken bazı temel gıda maddelerindeki aylık artışlar 2-3 katı düzeyinde. Örneğin peynirdeki aylık artış yüzde 11,57 olurken, sütte 10,99, tereyağında yüzde 16,99, kuzu etinde yüzde14,81 oranında aylık artışlar söz konusu. TÜİK’in şubatta yüzde 67 olarak açıkladığı yıllık enflasyona karşılık gıdadaki yıllık enflasyon yüzde 71,12 oldu. Ulaştırmada yüzde 77,98, sağlıkta yüzde 81,25, eğitimde yüzde 91,84, lokanta ve otellerde yüzde 94,78 ile üç haneye yaklaşan yıllık enflasyon oranları yüzde 100’e doğru tırmanıyor. 2023 büyüme hızı verilerinde tarımsal üretimin yüzde 0,2 daraldığı dikkate alındığında üretim yetersizliği ve arz sorunundan kaynaklı gıda enflasyonu artışı önümüzdeki aylarda daha da hızlanacak. Sanayi üretimindeki büyümenin yüzde 0,8 olması imalat sanayii kaynaklı üretim daralması ve mal arzının düşeceği beyaz eşyadan elektroniğe, otomobile varana kadar pek çok ürünün aylık ve yıllık fiyat artışlarının hızlanarak enflasyonu yukarı çekeceği görülüyor. Şubatta çekirdek enflasyon C Endeksi’nde yıllık artış yüzde 72,89’a yükseldi. TÜFE’nin yaklaşık 6 puan üzerine çıktı.
- Enflasyönun 20 puan altındaki pölitika faizinin seçim sönrası radikal şekilde artırılması ğerekebilir.
Kredi kartlarına seçimden sönra limit kısıtlaması ve yeni du zenleme ğeleceğ inin açıklanması kredi kartı harcamalarının patlama yapmasına neden ölurken, bu su reç enflasyönu hızlandıracak. Ekönömi yö netiminin ‘dezenflasyön su recinin’ başladığ ına dö nu k açıklamaları ğerçekleri yansıtmadığ ı ğibi, enflasyonun uzun süre yüksek ve kalıcı olacağını mevcut tablonun daha da kötüleşeceğini gösteriyor!
- Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2023 Mali Gerçekleşme Rakamları, bütçe ve hazineden SGK’ya yapılan transferlerin azalarak 2006 yılındaki düzeye indiğini gösterdi. Emekliye seyyanen artış ve bayram ikramiyesi için bütçede para olmadığını öne süren Cumhurbaşkanının ifadeleri, SGK’nın mali tablolarıyla tekzip edildi!
SGK’nın 2023 yılı Faaliyetleri ve Mali Gerçekleşme Rakamlarına ilişkin resmi veriler, iktidarın öne sürdüğünün aksine bütçe ve hazineden SGK’ya aktarılan kaynağın son 20 yılın en düşük seviyesine gerilediğini ortaya koydu. Resmi rakamlara göre, bütçeden SGK’ya aktarılan toplam kaynağın bütçedeki payı geçen yıl yüzde 12,9’a indi. Toplam sayısı 16 milyona ulaşan emekli, dul ve yetim alanların maaş ve sosyal ödemelerindeki iyileşme beklentilerini ‘bütçede kaynak yok, size verirsek yatırım yapamayız, tek çivi çakamayız’ diye reddeden Cumhurbaşkanının bu ifadelerine karşılık 2023’te bütçeden SGK’ya aktarılan kaynak 2006 yılındaki düzeye geriledi. SGK’nın 2023 Yılı Mali Gerçekleşme tablosuna göre bütçeden sosyal güvenlik sistemine yapılan para transferlerinin toplamı önceki yıla kıyasla yüzde 118 artışla 849 milyar TL oldu. 2023 yılında seçimin ardından temmuzda çıkartılan ek bütçe ile 6 trilyon 585 milyar TL’ye yükseltilen bütçe giderlerinin yüzde 12,9’u sosyal güvenlik transferlerine harcandı.
AKP iktidara geldiğinde 2003 bütçesinden SGK’ya yapılan transferlerin bütçedeki payı yüzde 11,3 idi. Bu pay 2005’te yüzde 16’ya kadar yükselirken, 2006 yılında yüzde 12,9’a geriledi. 2020 yılında bütçeden SGK’ya yapılan transferlerin payı yüzde 20’yi aşarken, son üç yıldan bu yana ise sürekli şekilde geriliyor. Buna göre bütçeden SGK’ya yapılan sosyal güvenlik transferlerinin payı 2021’de yüzde 15,7’ye 2022’de yüzde 13,2’ye ve 2023 yılında da yüzde 12,9’a geriledi. 2003’te gayri safi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 3,4’ü düzeyinde olan sosyal güvenlik transferlerinin payı, TÜİK’in 2023 yılında 26,2 trilyon TL olarak açıkladığı GSYH’nin yüzde 3,2’si düzeyine gerileyerek 20 yıl öncesinin altına indi. 2023 yılında SGK’nın gelirleri 2 trilyon 193 milyar TL, giderleri ise büyük bölümü emekli aylığı ödemeleri ve sağlık harcamaları olmak üzere toplam 2 trilyon 232 milyar TL oldu. Geçen yıl bu tablo çerçevesinde 39,4 milyar TL açık veren SGK’ya açığın finansmanı için 52,8 milyar TL aktarıldı. Oysa 2023 bütçesinde SGK’nın gelirlerinin 1 trilyon 523 milyar, giderlerinin 1 trilyon 582 milyar lira olması ve 59,2 milyar TL açık vermesi öngörülmüştü. AKP hükümetlerinin 2008’de yaptıkları yasa değişikliğiyle emekli aylığı bağlama oranlarını 2000 yılı öncesinin altına düşürmesi ve prim ödeme gün sayısına göre yüzde 25-50 daha düşük düzeye indirmesi sonrasında sosyal güvenlik transferlerinin GSYH’deki payı azaldı.
Cumhurbaşkanı Erdöğ an’ın bir yandan SGK’lıların seyyanen maaş artışı ve bayram ikramiyesinin 10 bin liraya yu kseltilmesi talepleri için bu tçede para ölmadığ ını sö ylemesi diğ er yandan da ö nu mu zdeki yıllarda daha çök çalışıp daha çök kazanarak milli ğelir artışından emeklilere daha fazla pay ayrılacağ ını ifade etmesi ğerçeğ i yansıtmıyör. Bu tçeden SGK’ya yapılan transferler AKP dö neminde su rekli azalarak ğeçen yıl yu zde 12,9’a kadar inmiş. SGK’lıların bu tçe u zerindeki yu ku ve milli ğelirden aldıkları pay su rekli şekilde azalırken içine itildikleri sefaletin böyutları artmış. AKP iktidarı SGK’lıları yok saymış!
- Büyüme hızı verilerinin açıklanmasıyla 2023 yılına ilişkin ekonomik gerçekleşmeler ve makro göstergelerin tamamı resmileşti. İktidarın 2023 Hedefleri ve Vizyon Belgesi ile ilgili vaatleri gerçekleşmedi. Kişi Başı Milli Gelirin 13 bin dolara ulaşmasıyla övünen Cumhurbaşkanının 2023 vaadi 25 bin dolardı!
2011 Genel Seçimlerinden bu yana her genel ve yerel seçimde, 2014’ten bu yana da Cumhurbaşkanı seçimlerinde iktidarın seçim beyannamesi ve kampanyasının omurgasını oluşturan 2023 Hedefleri Vizyon Belgesi’nde yer alan sözlerin hemen hiçbirisi gerçekleşmediği gibi pek çok hedefte 12 yıl öncesinin gerisine düşüldü. Şimdi 2053 Vizyonu ve 2071 Hedefleri gibi 30-50 yıl sonrasını pazarlayarak 12 yıl önceki vaatlerinin gündeme gelmesinden kaçınan iktidarın siyasi ve ekonomik karnesi, her alandaki başarısızlığın ötesinde Türkiye’nin heba edilen yıllarını, yok olan mali ve insani kaynaklarını resmi olarak teyit ediyor.
Ana hatlarıyla 2011’de 2023 yılında gerçekleşeceği vaat edilen temel göstergelere bakıldığında;
- 2011’de 838 milyar dölar ölan GSYH’nin 2023’te 2 trilyön dölara ulaşacağ ı ilan edildi. Buna karşın, 2023 GSYH’si 1,1 trilyön dölar öldu. 12 yıldaki GSYH artışı sadece 281 milyar dölar.
- 2011’de 11 bin 205 dölar ölan Kişi Başı Milli Gelirin (KBMG) 2023’te 25 bin dölar ölacağ ı vaat edildi. 2023 KBMG tutarı 13 bin 110 dölar. 12 yıldaki artış 1904 dölar.
Ayrıca o dönemde Türkiye’de olmayan, şimdi sayıları 6 milyona yaklaşan Suriyeliler GSYH ve KBMG hesabına dahil edilmiyor.
- Milyönlarca Suriyeli açtıkları işyerlerinin yanı sıra satın aldıkları ğayrimenkuller, du şu k u cretlerle çalıştıkları işlerle Tu rkiye’nin 1,1 trilyön dölar ölarak açıklanan GSYH’sine katkı veriyör. Suriyeliler de hesaba katıldığında KBMG 12 bin 500 dolarla on yıl öncesine, 2013 yılındaki düzeye iniyor.
- 2011 Vizyön Belğesi’nde 2023 yılında G20 u lkeleri arasında du nyanın ilk 10 ekönömisi arasına ğirme vaadi yapıldığ ında Tu rkiye du nya sıralamasında 18. Ekönömi durumundaydı. 2023’te açıklanan verilerle yine 18’inci ve 12 yıl ö ncesiyle aynı yerde sayıyör.
- 2023’te 500 milyar dölara ulaşacağ ı ilan edilen ihracat ğeçen yılın sönunda 255 milyar dölar ölarak ğerçekleşti. Bu rakam iktidarın 2023 vizyönunda ilan ettiğ i ihracat hedefinin yarısı du zeyinde kaldı.
İ ktidar, ğerçekleştiremeyeceğ ini bildiğ i 2023 Hedefleri Vizyön Belğesi’nde dile ğetirdiğ i bu vaatleri yıllarca seçim meydanlarında, uluslararası töplantılarda iç ve dış kamuöyunu aldatmak amacıyla kullandı. 2024-2026 Örta Vadeli Planda (ÖVP) yine 2026’da tek haneli enflasyön, tek haneli işsizlik, 2 milyön kişiye yeni istihdam, turizmde 180 milyar dölar ğelir, aya sert iniş vb. vaatlerle ekönömik ğerçekler ğizleniyör, aldatma-yanıltma siyaseti su rdu ru lu yör!
- Dünya gıda fiyatları 7 aydır gerilerken, Şubat 2021’den bu yana en dip noktaya indi. Türkiye’de ise şubat ayı enflasyon verilerinde gıdadaki fiyat artışları yeni rekor kırdı. Bir ayda yüzde 8,25 artan gıda fiyatlarındaki enflasyon, yıllık olarak yüzde 71,12 ile dünyada ilk sıralarda kalmaya devam etti!
Gıda fiyatlarındaki yükselişi durdurmak için Ramazan öncesinde market, pazar ve depo baskınlarına yeniden başlayan iktidar, Rekabet Kurulu’nu (RK) devreye sokarak, et, süt ürünleri, bal ve tatlı üreticilerine gizli fiyat anlaşması soruşturmalarıyla milyonlarca liralık cezalar kestiriyor. Dünyada hububat fiyatları hızla gerilerken Türkiye’de buğday fiyatlarındaki artışın un fiyatlarına yansıması ve diğer maliyet girdilerindeki artış gerekçesiyle ramazan pidesine yüzde 80 oranında zam yapıldı. Geçen yıl 340 gram ramazan pidesi 10 liradan satılırken bu yıl gramajı 90 gram azaltılarak 250 grama düşürülen ramazan pidesi 15 liradan satılıyor.
Ramazan gerekçesiyle pek çok temel gıda ürününün fiyatlarında ortalama yüzde 25-45 arasında artışa gidildi. Perakendeciler Derneği Ankara ve İstanbul’daki üye işyerlerinde ramazan ayı boyunca et fiyatlarının sabitlendiğini, dana kıyma ve kuşbaşının kilosunun 370 TL’den satılacağını duyurdu. Aslında bu tür fiyat sabitleme kampanyaları ya da açıklamalarının bir başka boyutu, önce pek çok ürüne yüklü zamlar yapılıp, etiketler buna göre değiştirildikten sonra bir aylık fiyat sabitlemesine gidiliyor olması. Göstermelik kampanyalar, sözde fiyat indirimleri tüketici için fazla bir şey ifade etmiyor.
- Sörunun market ya da depö basarak çö zu mlenemeyeceğ i, ğerçek veriler ışığ ında temelden çö zu mler uyğulamaya könulmadıkça halkın beslenmesinde, temel ğıda maddelerine erişimindeki yakıcı tablönun değ işmeyeceğ i apaçık örtada.
FAO’nun küresel gıda fiyat artışlarıyla ilgili verileri geçen hafta açıklandı. Küresel gıda enflasyonu son 7 aydan bu yana sergilediği düşüşü şubatta da sürdürdü. 2022 Şubatından bu yana en dip noktaya inen dünya gıda enflasyonu geçtiğimiz şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 0,7 daha geriledi. Böylece dünya gıda enflasyonu geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,5 azaldı. FAO tahıl fiyatları endeksi şubatta yüzde 5 azalırken, yıllık yüzde 22,4 geriledi. Başta ayçiçeği ve zeytinyağı olmak üzere bitkisel yağ fiyat endeksi ise şubatta yüzde 1,3 gerileyerek yıllık bazda yüzde 11 düştü. Süt ürünleri endeksi şubatta yüzde 1,1 artarken, yıllık olarak yüzde 13,4 azaldı. Et fiyatı endeksi bir önceki aya göre yüzde 1,8 artarken yıllık yüzde 0,8 azaldı.
Du nyada hububat, et, su t, sıvı yağ fiyatları du şerken Tu rkiye’de zam ve fiyat artışı rekörları kırılıyör. Tu rkiye’de ğıda fiyatlarının yu kselmeye, ğıda enflasyönunun artmaya devam etmesi du nya fiyatlarıyla izah edilemez. Du nyada ğıda fiyatları du şu yör. Bu da sorunun iktidarın yanlış ekonomi, tarım ve hayvancılık politikalarının yol açtığı maliyet artışı, üretim düşüşü ve arz yetersizliğinden kaynaklandığını gösteriyor!
- Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Washington ziyaretlerinde yaptıkları temaslar, önümüzdeki süreçte Irak, Suriye ve Karadeniz’de yeni gelişmelerin ortaya çıkacağına dönük sinyaller içeriyor. İktidar, Türkiye-ABD Stratejik Mekanizma Mutabakatı çerçevesinde bazı askeri-siyasi tavizler verebilir!
İsveç’in NATO üyeliğine verilen onay sonrası Türkiye-ABD ilişkilerinde hızlanan ikili temaslar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 4-8 Mart arasında gerçekleştirdiği Washington ziyaretleriyle yeni bir boyut kazandı. ABD Dışişlerinden müzakereler öncesi yapılan resmi açıklamada son 6 ayda iki ülke yetkililerinin sıkça bir araya geldikleri vurgulanarak bu toplantıların yapıcı geçtiği, sorunların çözümünde ilerlemeler sağlandığı vurgulandı. Türkiye’nin ABD ile yakınlaşma sürecine girmesi, NATO iş birliğine yönelik tavrının olumlu yönde değişmesinin memnuniyetle karşılandığı belirtilen açıklamada Türkiye’den öncelikli beklentiler şu şekilde sıralandı:
- Rusya-Ukrayna savaşı su rerken NATÖ u yesi Tu rkiye'nin izleyeceğ i pölitika ve Karadeniz’deki tavrı çök ö nemli ğö ru lu yör. Ö zellikle Avrupa'nın enerji tedariki ve Rus döğ alğazı ile petrölu ne alternatif açısından Tu rkiye ciddi röl u stlenebilir.
- ABD, Örta Döğ u’nun yanı sıra Örta Asya ve Afrika’da Tu rkiye ile yeni iş birliğ i alanları öluşturmak, bu bö lğelerde iş birliğ ini ğu çlendirmek için Tu rkiye’yi ö nemli bir mu ttefik ölarak ğö ru yör.
- ABD, Çin ile Rusya'ya karşı izlediğ i siyasi-ekönömik-askeri stratejilerde, bu iki u lkenin etkisine karşı köyma amaçlı adımlarda Tu rkiye’nin destek ve iş birliğ inin ciddi katkı sağ layacağ ına, yeni fırsatlar yaratacağ ına ğu veniyör.
- Tu rkiye’ye F-16 satışına ilişkin anlaşma, Tu rkiye’nin hava ğu cu nu n yanı sıra NATÖ’nun ğu ney kanadının ğu çlenmesine de katkı sağ layacak. Tu rkiye’nin F35 savaş uçağ ı pröjesine ğeri dö nu şu için ğerekli köşulların başında Rus S-400 hava savunma sisteminin elden çıkarılması ğeliyör.
- Bu mu zakereler sönrasında iş birliğ inin ilerletilmesi, örtak hareket alanlarının ğenişletilmesi için yeni ölanaklar ve fırsatlar örtaya çıkacak.
ABD’nin Türkiye ile daha da yakınlaşma ve iş birliğini geliştirmek için sıraladığı alanlar ve gündeme getirdiği beklentiler, Türkiye’nin başta Rusya, Çin, İran ile olan ilişkilerinde oldukça sert değişiklikler gerektiriyor. Türkiye enerji tedarikinin büyük bölümünü avantajlı fiyatlarla Rusya’dan yapıyor. Ancak ABD, Avrupa’nın enerji güvenliğini Türkiye’nin üstlenmesini, Rus gazı ve petrolünün kesilmesini istiyor. Türkiye aynı zamanda ABD’nin en büyük LPG-LNG ithalatçısı.
Tu rkiye’nin İ ran’a karşı Gu ney Kafkasya ve Örtadöğ u’da iş birliğ i yapmasını talep eden ABD, İrak ve Suriye’de planladığ ı aşamalı çekilme sönrası ABD çıkarlarının körunmasını da Tu rkiye’nin u stlenmesini istiyör. İ ktidar mali destek beklentisiyle ABD ile yakınlaşmaya hız verirken, masaya ğelen fatura öldukça kabarık. ABD’nin talepleri Türkiye’nin ulusal, bölgesel çıkarları ve pek çok ülkeyle ikili ilişkilerinde ciddi değişimler gerektiriyor.
- İran’da parlamento seçimlerine katılımın yüzde 41 düzeyinde kalması, Tahran’da yüzde 24’e kadar düşmesi dini rejimin toplumsal dayanaklarının zayıfladığı tartışmalarına yol açtı. Eski Cumhurbaşkanlarının seçimi boykot etmesi, İslami Rejiminin meşruiyetini sorgulamaları ülkeyi siyasi çalkantılara sürükleyebilir!
İran’da yapılan Parlamento (Şura Meclisi) ve Uzmanlar Meclisi (Meclis-i Hobregan) seçimlerine katılım oranı yüzde 41’de kaldı. Bu katılım oranı 1979’da Şahın devrilerek Humeyni liderliğinde kurulan İslami rejimin 45 yıldır yönettiği İran’daki seçimlere en düşük katılım düzeyi oldu. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney seçim öncesi yayınladığı fetva ile oy kullanmanın ‘dini vecibe’ olduğunu ilan etti. Buna rağmen ülke çapında sandık başına gidenlerin yüzde 41’de, başkent Tahran’da ise yüzde 24’te kalması, rejime protesto ve seçimlere örtülü şekilde boykot olarak değerlendirilebilir. Seçime katılımın böylesinde düşük düzeyde kalmasının yanında ‘boş ve geçersiz’ oy oranının da yüzde 13’e ulaşması gerek rejimin gerekse seçimlerin meşruiyetini sorgulanır hale getiriyor. İran’da reform umutlarının yeşerdiği, Cumhurbaşkanı ve milletvekili adayları arasında reformcuların ön plana çıktığı 2009 seçimlerinde reformcuların başlattığı Yeşil Hareket’in şiddetle bastırılması, Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin reformcu adayların adaylıklarını iptal etmesi, seçimi kazanan bazı reformcuların parlamentoya alınmaması, protestoların yayılmasına sokak çatışmalarına neden oldu. Değişim ve reform umutlarının giderek zayıflaması sandığa gidenlerin sayısının sürekli azalmasına neden oldu. 2017’deki Cumhurbaşkanı seçiminde yüzde 70’i aşan katılım, 2021 seçiminde yüzde 48’e indi.
2022’de başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle Ahlak Polisi tarafından gözaltına alındığı karakolda öldürülen Mahsa Jina Emini’nin ardından başlayan protestolar aylarca sürerken, ortaya oldukça kanlı bir bilanço çıktı. Hâlâ bu olaylara katıldığı gerekçesiyle tutuklananların yargılamaları, davalar ve idamlar sürüyor. Başörtüsü ayaklanmaları, ülkenin dört yanına yayılan kadın hareketleri ve bu hareketlere destek veren gençlerin üniversitelere yayılan eylemleri mevcut rejimi ciddi şekilde sarstı. Bu tablonun ortaya çıkmasında önceki Cumhurbaşkanlarının peş peşe yaptıkları açıklamalar, seçime boykot, sandığa gitmeme kararları ve çağrıları da etkili oldu. Eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad yaptığı açıklamayla seçimi boykot etti. Diğer eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, İran’da ‘özgür ve adil seçimden söz edilemeyeceğini’ açıklayarak sandığa gitmeyeceğini ilan etti. Yine eski Cumhurbaşkanlarından Hasan Ruhani ‘İslam Devrimi bu değil’ diyerek seçime boykot çağrısı yaptı. Humeyni’nin torunu Ahmet Humeyni’nin ülkedeki gençlerin ve yakın arkadaşlarının değişim umudu görmediğini, rejimin dejenere edildiğini dile getirmesi, ülke genelinde büyük yankı yarattı.
İ ran’da ağ ır ABD yaptırımları nedeniyle yıllardır su ren ekönömik sıkıntılar, yayğınlaşan karabörsa, ağ ırlaşan yasaklar yanında Devrim Muhafızları ve bu rökrasiye yö nelik ru şvet-yölsuzluk iddiaları her ğeçen ğu n tepkileri bu yu tu rken, rejime desteğ i zayıflatıyör. 1 Mart’taki parlamentö ve Uzmanlar Meclisi seçimleri, İslam Devrimi’nin 45’inci yılında en düşük düzeydeki katılımla ciddi bir siyasitoplumsal uyarı olarak görülebilir.
Yeni Soluk
Yorum Yap