Nisan enflasyonu sonrası CHP'den flaş çağrı: "Asgari ücret ve emekli maaşı güncellenmeli"
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'tan Haftalık Değerlendirme Raporu/ 07 Temmuz 2024
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Her hafta yayımladığı 'Haftalık Değerlendirme Raporu'nu yayımladı. Türkiye ve Dünya Gündemi olarak yayımladığı raporu Sıcak gündem, Ekonomi, Tarım, İç politika, Dış politika başlıklarıyla kamuoyu ile paylaştı.
CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak'ın 07 Temmuz 2024 tarihli raporu şöyle:
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİ
07 TEMMUZ 2024
SICAK GÜNDEM
- Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad’ı davet edebileceklerini açıklaması, Suriye’de yeni sürecin başlayabileceğini gösteriyor.
- En düşük memur maaşının temmuz ayında 40 bin TL olduğu bir ortamda 17 bin TL tutarındaki asgari ücretin yüksek olduğunu savunmak; ülkenin ekonomik gerçeklerini görmezlikten gelerek, geçim sıkıntısı yaşayan milyonların çığlığını duymamazlıktır!
İÇ POLİTİKA
- İktidar, 9. Yargı Reformu Paketinde AYM’nin iptal ettiği bir kanun hükmünü aynen geri getirerek; yüksek yargının ve AİHM’nin kararlarına uymama, mahkemeleri tanımama tavrını sürdürüyor!
- Neo Liberal iktisat politikalarıyla ekonomik krizden çıkışı para-faiz-döviz politikalarına endeksleyen, krizin faturasını ücretli-maaşlı ve emekliye kesen iktidar, Türkiye’yi ağır bir yoksulluk cenderesine sürükledi!
EKONOMİ
- İktidar, yüzde 25’in altında kalan 6 aylık TÜİK enflasyonuyla milyonlarca çalışan ve emeklinin düşük geliri üzerinden bütçe açıklarını azaltmayı hedefliyor!
- Haziran’da sanayi üretimi ve kapasite kullanımındaki düşüş dış ticaret verilerine olumsuz yansıdı. İthalatın düşmesine rağmen ihracatın azalması dış ticaret açığını hızlandırdı!
- 1 Temmuz’da yürürlüğe giren yüzde 38 elektrik zammında dağıtım bedeline yüzde 60 zam yapılması, yurttaşın, sanayicinin, çiftçinin sırtından iktidara yakın özel dağıtım şirketlerine kaynak transferidir!
TARIM
- Türkiye Varlık Fonu’na devredildiğinden bu yana; üreticinin çayını düşük taban fiyatla ucuza kapatan ÇAYKUR’un peş peşe yaptığı yüksek oranlı zamlara rağmen milyarlarca lira zarar açıklaması, kamu şirketlerinin liyakatsiz yöneticilere teslim edildiğini gösteriyor!
DIŞ POLİTİKA
- AB dönem başkanlığını üstlenen Macaristan Başbakanı Orban'ın Türkiye'nin AB üyeliği yönünde yapacağı destek hamleleri yeni bir fırsat penceresi yaratabileceği gibi ciddi engellemelerle, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Fransa'nın vetolarıyla karşılaşabilir!
- İran’da dini rejimi protesto için sandığa gitmeme yanında kadınların giyim, yaşam ve özgürlük taleplerine destek veren Pezeşkiyan’ın seçimden galip çıkması, önümüzdeki dönemde bazı siyasi ve toplumsal değişimlere yol açabilir.
Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad’ı davet edebileceklerini açıklaması, Suriye’de yeni sürecin başlayabileceğini gösteriyor. Kuzey Suriye’deki Türkiye karşıtı eylemler, Ankara-Şam diyalogundan rahatsız olan muhalifleri ve İdlib’teki cihatçıları harekete geçirebilir!
.Rusya’nın Türkiye ile Suriye arasında yeni bir diyalog sürecine aracılık planları, Astana’daki Cumhurbaşkanı (CB) Erdoğan-Rusya Devlet Başkanı Putin buluşmasıyla hızlandı. Şanghay İş Birliği Örgütü (ŞİÖ) liderler zirvesinin ardından, CB Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı davet edebileceğini açıklaması, Rusya’nın telkinlerinin ağır bastığını gösteriyor. Buluşmanın hayata geçme ihtimali yüksek görünüyor.
Geçen hafta Kayseri’de yaşanan ve başka illere de sıçrayan Suriyeli sığınmacı karşıtı eylemlerin akabinde Kuzey Suriye’de TSK kontrolündeki kentlerde Türkiye karşıtı şiddet olayları gerçekleşti. Saldırılarda iktidarın Esad’a karşı desteklediği ÖSO ve SMO üniformalı askerler de yer aldı. Esad ile masaya oturulması durumunda varlıklarını tehdit altında gören silahlı gruplar, Türkiye’ye tavır alabilir. Olası Esad-Erdoğan buluşması veya Türkiye-Suriye normalleşme sürecinde hayati başlıklar söz konusu. Bunlardan bazıları;
- Şam’ın, TSK’nın Suriye topraklarından çekilmesi talebinin nasıl bir takvime bağlanacağı, Kuzey Suriye’de TSK kontrolündeki yerleşimlerin Suriye ordusuna devredilip devredilmeyeceği,
- TSK İdlib’i Suriye ordusuna devrettiğinde olası bir sığınmacı akınının nasıl önleneceği, İdlib’teki 100 bin silahlı-cihatçı milisin Türkiye’ye sızma ve terör eylemlerinin nasıl önleneceği,
- Afrin, Cerablus, El Bab vb. yerleşimlerde görevli Türk vali, kaymakam, bürokratların çekilip çekilmeyeceği,
- Şam yönetiminin ‘terör örgütü’ saydığı Suriye Milli Ordusu (SMO) ve Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) nasıl silahsızlandırılacağı, Türkiye için doğabilecek güvenlik risklerinin nasıl bertaraf edileceği,
- Şam yönetiminin terör örgütü saymadığı, Suriye ordusu ile çatışmayan PYD-YPG-SDG’ye bağlı silahlı Kürt gruplar ve yönetimini kontrol ettikleri yerleşimlerde nasıl bir tutum izleneceği, Şam yönetiminin Türkiye’nin terör örgütü saydığı ABD destekli bu gruplara karşı ortak mücadelede yer alıp almayacağı, şeklinde sıralanabilir.
Normalleşme için bu sorunların çözülmesi gerek. Önceliği İsrail’in güvenliği olan ABD’nin Suriye’den asker çekme, PYD-YPG’ye Kuzey Suriye’de Özerk Kürt Bölgesi kurdurma planından vazgeçmeyi kabul edip etmeyeceği kritik handikaplar.
Tüm bunların ışığında olası Erdoğan-Esad buluşması ve Türkiye-Suriye müzakere sürecinin farklı kesimlerde rahatsızlık yaratması, sabote edilmesi, engellenmek istenmesi muhtemeldir. Türkiye’nin çıkarlarını ve güvenliğini önceleyen kapsamlı bir normalleşme süreci; açık, şeffaf, kararlı, muhalefetle birlikte en geniş katılımla ve TBMM’yi de sürece katarak yürütülmelidir.
Türkiye’de asgari ücretin düşük olmadığını ve gelişmekte olan ekonomiler arasında en yüksek asgari ücrete sahip olduğunu söyleyen Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, ülke gerçeklerinden tümüyle koptuğunu gösterdi. Yılbaşından bu yana asgari ücretin alım gücündeki gerileme yüzde 25’e ulaştı!
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Türkiye’de asgari ücretin düşük olmadığını söyleyip, gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek asgari ücretin Türkiye’de olduğunu ifade etmesi asgari ücretle geçinen ailelerin sorunlarından bihaber olduğunu göstermektedir. En düşük memur maaşının temmuz ayında 40 bin TL olduğu bir ortamda 17 bin TL tutarındaki asgari ücretin yüksek olduğunu savunmak; ülkenin ekonomik gerçeklerini görmezlikten gelmek ve geçim sıkıntısı yaşayan milyonların çığlığını duymamazlıktır.
Kamu çalışanları açısından fazla bir anlam ifade etmeyen asgari ücret özel sektör çalışanları için hayati önemdeki bir temel ücrettir. Yüksek enflasyon ortamında ülke genelinde işçi statüsündeki çalışanların yüzde 50’sinden fazlasının asgari ücretle çalıştığı göz önünde tutulduğunda, asgari ücret neredeyse milyonlarca çalışan için ortalama ücret durumuna gelmiştir. Yılbaşından bu yana altı ayda yüzde 24,73’e ulaşan enflasyonun asgari ücrette ciddi tahribat yarattığı, 6 ay öncesine kıyasla asgari ücretlilerin alım gücünün en az bu oranda düştüğü açıktır. Ocak ayında yürürlüğe giren ve çalışanların eline şubat ayında geçen 17 bin 2 liralık asgari ücretin reel değeri, alım gücü haziran enflasyonunun açıklanmasıyla gerçek anlamda 13 bin 250 liraya gerilemiştir.
İşverenler açısından önemli bir istihdam maliyeti oluştursa da asgari ücretin yetersizliğini, artırılması gerektiğini iş insanları, işveren örgütleri de samimiyetle dile getirmektedir. Kamuya, devlete ilave bir yük getirmesi söz konusu olmayan, en düşük memur maaşının üçte bir düzeyindeki asgari ücretin yılsonuna kadar sabit tutulması, anayasanın sosyal devlet ilkesine rağmen emek sömürüsünün yaygınlaşmasına zemin yaratmaktır.
Asgari Ücret Yönetmeliği'nin 4/d maddesinde asgari ücret; ‘İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret’ şeklinde tanımlanmaktadır. Asgari ücretin tutarı bir işçinin beslenmesini, ulaşımını, kirasını, elektrik, vb. faturalarını, kültür, sanat etkinliklerini izlemesini, sağlayacak düzeyde olmalıdır. Bakan Şimşek’in ‘oldukça yüksek’ diye nitelendirdiği Türkiye’deki asgari ücret AB ve OECD sıralamasında tam aksine sonlardadır. Arnavutluk, Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ’ın üzerinde yer alan Türkiye, brüt 571, net 485 euro ile sıralamada sondan beşincidir. Lüksemburg 2.571 euro ile Avrupa’da ilk sıradadır.
Türkiye’de bir ailenin 4 ferdi de asgari ücretle çalışsa bile aylık toplam gelir yoksulluk sınırının altındadır. Bakan Şimşek, ülke gerçekleriyle daha yakından ilgilenmeli, bilgilenmeli, ‘yeterli ve oldukça yüksek’ dediği asgari ücretle 30 gün yaşamını sürdürenlerin içinde bulunduğu acı tablonun farkına varmalıdır!
AYM’nin iptal ettiği 9. Yargı Reformu Paketi’nde, kadınların kendi soyadını kullanma hakkını yasaklayan düzenlemeyi yeniden yasalaştırmak, yargı paketi diye yargı kararını yok sayan anlayışın belgesidir. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesine katkısı olmayan bu pakete ‘yargı reformu’ demek, hukuk ve adaletle alay etmektir!
İktidar bir süredir kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan 9. Yargı Reformu Paketi’ni geçen hafta TBMM’ye sundu. Bugüne kadar yargı reformu adı altında sekiz kez kapsamlı torba yasaları TBMM’den geçiren iktidarın hukuka, adalete, yargıya bakışının değişmediği, demokratikleşme ya da özgürlükleri genişletme gibi bir niyetinin olmadığı 9. Yargı Reformu Paketi’ne yansıyor.
Önceki dönemlerde reform diye TBMM’ye getirilen torba yasalarla yapılan değişikliklerin neredeyse tamamı yargı bağımsızlığının, temel hak ve özgürlüklerin daha da kısıtlanıp geriletilmesine, yargı üzerindeki baskıların artmasına zemin yarattı. Yargı paketlerinin yanı sıra iktidarın infaz yasasında defalarca yaptığı değişikliklerle, suç organizatörleri, mafya liderleri cezaevlerinden salındı. Düşünce ve ifade yasaklarından mahkum edilenler, siyasiler, bilim insanları, hak arayıcıları cezaevlerinde tutulmaya devam etti.
Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından anayasaya aykırılık ve temel hakların ihlali gerekçesiyle iptal edilen bazı düzenlemeler bu paketle tekrar yasalaştırılmak isteniyor. Bu konudaki en somut örnek, kadınların kendi soyadlarını kullanmasını yasaklayan ve AYM tarafından daha önce iptal edilen yasanın bu pakette tekrar yasalaştırılmaya çalışılmasıdır. AYM’nin anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal ettiği bir yasayı yeniden TBMM’ye getirmek, AYM’yi yok saymanın ötesinde anayasayı tanımamaktır.
AYM geçen yıl şubatta Medeni Kanundaki; evli kadının kocasının soyadını taşımasını zorunlu kılan maddesini anayasanın 10 ve 41’inci maddelerine aykırı bularak iptal etti. TBMM’ye de iptal kararı doğrultusunda Medeni Kanunda değişiklik yapılmasını bildirdi. Daha önce AYM ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) defalarca bu konuda açılan bireysel dava ve başvurularda, aynı yönde kesinleşmiş yargı kararları verdi. Kadınların evlendikten sonra da kendi soyadını taşımaya devam etmesini temel haklardan saydı. Kaldı ki Anayasa’nın 20. Maddesi ‘Herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğunu’ hükmediyor. Kadınların hak ve taleplerini görmezlikten gelen bu yaklaşım; İstanbul Sözleşmesi’ni tek kişinin imzasıyla bir gecede iptal eden, tarikat ve cemaatlerdeki çocuk istismarlarına, 6 yaşındaki kız çocuklarının evlendirilmesine suskun kalan, tecavüze uğrayan kadınların tecavüzcüsüyle evlendirilmesini savunan siyasi zihniyetin yansımasıdır.
Reform adı altındaki bu yargı düzenlemeleri; kadına ayrımcılıkta sakınca görmeyen, kadının varlığını, toplumdaki yerini hiçe sayan ve bunu yasaya dönüştürmek isteyen siyasi anlayışın ürünü ve belgesidir. İktidar, 9. Yargı Reformu Paketinde AYM’nin iptal ettiği bir kanun hükmünü aynen geri getirerek, yüksek yargının, AİHM’nin kararlarına uymama, mahkemeleri tanımama tavrını sürdürüyor!
Enflasyonu tek haneye düşürerek dar gelirliye en büyük iyiliği yapacaklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyonu çift haneye yükseltip halka kötülük yapanların ‘kimler’ olduğunu açıklaması gerekiyor. Ülkeyi yönetenlerin halktan sabır istemesi, enflasyon ve yoksullaşmanın bedelini halka ödeteceklerinin ilanıdır!
TÜİK’in açıkladığı haziran ayı rakamlarıyla 16 milyon emeklinin, yaklaşık 5 milyon memurun ve 2,5 milyon memur emeklisinin ikinci yarı yılda maaşlarına yapılacak enflasyon farkı zammı netleşti. Memurlar ve memur emeklileri yılbaşında toplu sözleşmeden kaynaklı zam aldıkları için temmuz maaşlarındaki artış yüzde 19,31 olacak. SGK ve Bağ-Kur emeklileri, ise yılın ilk altı ayında yüzde 24,73 oranında gerçekleşen enflasyon farkı kadar maaş zammı alacak. Asgari ücretli 13 milyon çalışanın maaşında ise ikinci altı aylık dönemde artış yapılmayacağı açıklandı. TÜİK’in 12 aylık TÜFE ortalaması üzerinden hesapladığı kira artış oranı haziran ayında yüzde 65 oldu. Ortalama 10-15 bin liralık kiralar, 2 Temmuz’dan itibaren yenilenecek kira kontratlarında 16 bin 500-24 bin 750 TL’ye çıkacak. En düşük emekli aylığının 10 bin TL, asgari ücretin 17 bin TL olduğu bir ortamda, ortalama kira tutarları bile aylık gelirlerin çok üzerinde. Açlık sınırı haziranda 19 bin liraya, yoksulluk sınırı 63 bin liraya yükselirken, milyonlarca kişinin içine düşürüldüğü sefaletin yılsonuna kadar çok daha ileri boyutlara varacağı kesin görünüyor.
Neo Liberal iktisat politikalarıyla, ekonomik krizden çıkışı para-faiz-döviz politikalarına endeksleyen, krizin faturasını ise ücretli-maaşlı kesimlerin gelir artışlarının sınırlanmasına ya da hiç artış yapılmamasına bağlayan anlayış, Türkiye’yi ve toplumun orta ve düşük gelirli yüzde 80’lik kesimini ağır bir yoksulluk cenderesine sürükledi. TÜİK’in 2023 Gelir ve Harcama İstatistikleri Araştırmasıyla netleşen tabloya göre, iktidarın uyguladığı politikalar zengini daha zengin, dar gelirli kesimleri daha yoksul hale getiriyor. En üst gelir grubundaki yüzde 20’lik nüfus kesimiyle en alttaki yüzde 20 arasındaki gelir dağılımı adaletsizliği 9 kata yaklaşırken, orta gelir gruplarındaki yüzde 20’lik kesimlerle en üst gelir grubundaki yüzdelik kesim arasındaki gelir dağılımı paylaşımı 5 kat düzeyini buluyor.
Devletin kendi resmi rakamlarıyla kısaca sergilenen bu tablo karşısında hiçbir sorumluluğu üstüne almayan, kitlelerin yaşadıkları karşısında tümüyle duyarsızlık sergileyen iktidar, Kayseri’de yaşanan Suriyeli karşıtı olayları, peş peşe yapılan zamları, yükselen fiyatları muhalefete bağlıyor. Muhalefet belediyelerini zamların sorumlusu olmakla, seçim sürecinde popülizm yapmakla itham eden Cumhurbaşkanı Erdoğan; milyonlarca emekli, emekçi, işçi, çiftçinin enflasyonun üstünde maaş artışı, taban fiyat artışı taleplerini duymazlıktan gelerek ‘popülist davranmayacaklarını’ ifade ediyor.
Temmuzda ek zam ve refah payı çağrılarına suskun kalan iktidar, 22 yıllık beceriksizliklerinin sorumluluğunu muhalefete yıkmak istiyor! Seçim meydanlarında, ‘Siz bu kardeşinize verin yetkiyi enflasyonla, faizle, kurla nasıl mücadele edilir görün’ diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, artık ülke ekonomisinin ‘Şimşek’ kararlarıyla düzeleceğine kendisi de inanmıyor. Farklı polemikler yaratarak halkın sabrını test ediyor ve gündemi değiştiriyor!
Ekonomi yönetimi sanal dezenflasyon söylemi için TÜİK’in ‘veri karartma’ yöntemine sarılıyor. İktidarın resmi TÜİK verisini esas alarak belirlediği ekonomi politikalarının başarılı olması, toplumu ve ülke ekonomisini düzlüğe çıkartması imkansız görünüyor!
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ikinci yarısına dönük çok önemli kararlarda belirleyici unsur olan enflasyon rakamlarını açıklarken bir kez daha güven ve ‘veri karartma’ tartışmasına yol açtı. Yargı kararına rağmen yaklaşık bir yıldan bu yana enflasyon hesabındaki madde ağırlıklarını, madde fiyatlarını, her bir maddedeki aylık değişim oranlarını yayınlamayı durduran TÜİK, veri ve fiyat topladığı yerleri de açıklamıyor. TÜİK’in ilan ettiği enflasyon artış oranları, gündelik yaşamın gerçekleriyle, market ve pazardaki fiyat artışlarıyla örtüşmediği gibi aradaki makas hızla açılıyor. İktidarın ekonomi politikalarını başarılı göstermesi istenen TÜİK, haziran enflasyonunu da bu doğrultuda açıkladı. Merkez Bankası (MB) enflasyon raporlarında aylar öncesinden asgari ücret ve diğer maaş artışlarının enflasyonu yükselttiği öne sürülerek, ‘gerçekleşen değil hedeflenen enflasyona göre zam yapılması’, asgari ücretin temmuzda artırılmaması öneriliyordu. Nitekim yılbaşında 17 bin 2 TL olan asgari ücretin yılsonuna kadar artırılmayacağı, memur ve emekli aylıklarında refah payı verilmeyeceği duyuruldu.
TÜİK haziran enflasyonunu aylık yüzde 1,64, yıllık yüzde 71,60 oranında açıklarken, Ocak-Haziran dönemi 6 aylık enflasyon toplamını yüzde 24,73 olarak hesapladı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) haziran enflasyonunu aylık yüzde 3,42, yıllık yüzde 82,2 açıkladı. Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) verileri aylık yüzde 4,27, yıllık yüzde 113,8 oldu. Ne reel sektör ne piyasalar ne de vatandaşlar TÜİK verilerine inanmıyor. Ancak inandırıcı bulunmayan bu rakamlar, milyonlarca kişinin maaş-ücret artışının belirlenmesinde, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artışında esas alınıyor!
İktidar, yüzde 25’in altında kalan 6 aylık TÜİK enflasyonuyla milyonlarca çalışan ve emeklinin düşük geliri üzerinden bütçe açıklarını azaltmayı hedefliyor.
- Yüzde 38 oranındaki elektrik zammı temmuza sarkıtıldı.
- Benzin, mazot ve otogaz zamları haziranın son haftasında yapıldı.
- Bu artışların haziran enflasyonu hesabına girmesi önlenerek 6 aylık enflasyonun yüzde 25’in altında kalması, yıllık enflasyonun yüzde 75,45’ten yüzde 71,60’a inmesi sağlandı.
Yüzde 38’lik yılsonu enflasyon hedefinin tutması için kalan 6 ayda aylık enflasyonun yüzde 1,70’i aşmaması gerekiyor. Temmuzdaki elektrik zammı, akaryakıttan, ulaşımdan alkollü içeceklere kadar yeni ÖTV artışından kaynaklı zamlar aylık enflasyonu yükseltecek. Yine de geçen yıl temmuzda aylık yüzde 9,49 olan artışa göre baz etkisiyle düşüş görülecek. Muhtemelen önümüzdeki birkaç ayda yine baz etkisiyle yıllık enflasyon yüzde 45-50 arasına inecek. Rakamlardaki düşüşün hayat pahalılığına yansıması, etiket fiyatlarının aşağı inmesi söz konusu olmayacak. Maaş zammıyla alım gücü eriyen geniş kitleler daha da yoksullaşacak!
İthalattaki düşüşe rağmen, haziran ayında dış ticaret açığı yükseldi. Uygulanan kuru baskılama politikası, ihracatçıları sıkıntıya sokarken haziranda yüzde 10,6 gerileyen ihracatta altı aylık artış sadece yüzde 2 oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı 5 puanlık düşüşle yüzde 74,3’e indi!
Haziran ayında ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10,6 azalarak 18 milyar 569 milyon dolara inerken, ithalat yüzde 4,1 gerilemeye rağmen 25 milyar 4 milyon dolar tutarında gerçekleşti. Aylık dış ticaret açığı, yüzde 21,4 artarak 6,4 milyar dolar düzeyine ulaştı. İhracat ve ithalatın toplamından oluşan dış ticaret hacminde yüzde 6,9’luk düşüş yaşandı. Dış ticaret hacmi, 43 milyar 574 milyon dolar tutarında gerçekleşti.
Bu yılın ilk 6 ayında ihracat geçen yıla göre sadece yüzde 2 oranında artış gösterdi. Ocak-Haziran döneminde toplam 125 milyar 446 milyon dolar olan ihracata karşılık aynı dönemde yüzde 8,5 azalan ithalat, 6 ayda 168 milyar 686 milyon dolar oldu. İlk 6 aydaki dış ticaret hacmi geçen yılın ilk yarısına kıyasla yüzde 4,3 azalarak 294 milyar 132 milyon dolara geriledi. İlk 6 aydaki dış ticaret açığı da böylece 43 milyar 240 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıla göre 5,4 puan azalarak yüzde 74,3’e indi.
2024-2026 Orta Vadeli Program’da (OVP) 2024 yılsonu itibarıyla ihracatın 267 milyar dolar, ithalatın 372,8 milyar dolar olması, yılsonu dış ticaret açığının 105,3 milyar dolar tutarında gerçekleşmesi öngörülüyor. İlk yarıya ilişkin dış ticaret rakamları, sıkı para, yüksek faiz, baskılanmış döviz kuru politikalarının dış ticareti olumsuz yönde etkilediğini ihracatın ve ithalatın yavaşladığını gösteriyor. İthalattaki yavaşlamanın hızlanmasına karşılık baskılanmış yatay kur politikası nedeniyle ihracat gelirlerinde düşüş yaşanması, haziran ayında ihracatın geçen yıla göre düşüş göstermesi dış ticaret dengesine negatif yansıyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı gerilerken, ihracata dönük sanayi üretimindeki düşüş, yüksek enflasyon nedeniyle üretim girdi maliyetlerindeki artış, baskılanmış kur politikasından dolayı rakiplerine göre pahalı hale gelen Türk ihraç mallarına olan dış talebin azalmasına neden oluyor. Dış talebin zayıflaması yanında içeride de tüketimi, harcamaları ve talebi kısma yönündeki para ve faiz politikaları iç talepte de yavaşlamaya yol açınca sanayideki üretim düzeyi ve kapasite kullanımı geriliyor. Yüksek girdi maliyetleri, yüksek faizden kaynaklı kredi ve finansman maliyetleri sanayiciyi üretimini kısmaya yöneltirken, bu politikaların olumsuz yansımaları ihracat ve dış ticaret üzerinde belirginleşiyor. İhracata dönük üretimdeki yavaşlama nedeniyle, ihracata dönük üretim yapan sanayinin ara malı, yatırım malı, hammadde, makine-teçhizat talebinde gerilemeye ve ithalatta azalmaya zemin sağlıyor. Dış ticaret açığı yükselmeye devam ediyor.
İktidar, yaklaşık 2 yıldır uyguladığı ihracatçının elde ettiği döviz kazancının yüzde 40’ını Merkez Bankası’na (MB) satma zorunluluğunu gevşetmek zorunda kaldı. İhracat dövizindeki MB’ye satış zorunluluğu yüzde 30’a düşürülmesine rağmen, ihracatta hızlı artış ivmesi sağlanamadı. Yeni desteklerin yanında, baskılanmış kur politikasında değişikliğe gidilmediği takdirde dış ticarette 2024 OVP hedeflerine ulaşılması güç görünüyor!
1 Temmuz’da yürürlüğe giren yüzde 38 elektrik zammında dağıtım bedeline yüzde 60 zam yapılması, yurttaşın, sanayicinin, çiftçinin sırtından iktidara yakın özel dağıtım şirketlerine kaynak transferidir. Özelleştirilen dağıtım şirketlerinin döviz kredileri halka ödetilmektedir!
Seçim sürecinde elektrik ve doğalgaz zamlarını erteleyerek oy avcılığı yapan iktidar, mayıstan itibaren doğalgaz ve temmuzdan itibaren de elektrik zamlarıyla halkın, sanayicinin esnaf ve çiftçinin sırtına ağır yükler bindirdi. 1 Temmuz’dan itibaren meskenlerde, sanayide, tarımsal üretimde kullanılan elektrik tarifeleri zamlandı. İktidar, gerekçesini ‘elektrik üretim maliyetlerinde artış’ olarak açıkladığı elektrik zammına karşılık halkın yaşam maliyetlerindeki artışı görmezlikten geliyor.
Enerji Piyasaları Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından yapılan açıklamada enerji üretim maliyetlerindeki artış nedeniyle perakende elektrik satış fiyatının; mesken aboneleri için yüzde 38, tarımsal faaliyetler aboneleri için yüzde 30, kamu ve özel hizmetler sektörü abonelerinin düşük kademesi için yüzde 38, yüksek kademesi için yüzde 20 oranında artırıldığı vurgulandı.
Türkiye’nin en büyük sanayi odası İstanbul Sanayi Odası (İSO), yüksek oranlı elektrik zammına tepki gösterirken, sanayicilerin ağır sorunları dikkate alınmadan yapılan zamla iktidarın enflasyonla mücadele söylemine inancın sarsıldığını açıkladı.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) ise mazot, gübre, zirai ilaç, tohum zamları ve düşük taban fiyatların ardından tarımsal üretim ve sulamada kullanılan elektriğe de yüzde 30 zammın, üreticileri ikinci ürün ekimi ve damla sulamadan vazgeçirdiğini dile getirdi.
- Güneydoğu, Harran ovası, Çukurova, Konya Ovası, Trakya’da tarımsal üretimin yüzde 50’den fazlasının sulamayla yapıldığı anımsandığında, üretim maliyetine yansıyacak elektrik zammının gıda enflasyonunu tetikleyeceği çok açıktır.
Elektrik zammındaki asıl gerçek elektrik birim fiyatı yüzde 38 artırılırken, dağıtım şirketlerine aktarılan payın yüzde 58,9 artırılmasıdır. Ailelerin, sanayicilerin, çiftçilerin ödediği tutarın yaklaşık yüzde 60’ı zamlı faturalarla iktidar müteahhitlerine verilip özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerine akmaktadır.
- Elektrik dağıtımını özelleştirerek sözde daha ucuz elektrik, daha kaliteli dağıtım hizmeti vaat eden iktidar, kendine yakın müteahhitlere imtiyaz sağlayarak halkın sırtından servet aktarmaktadır.
Elektrik dağıtımını üstlenen iktidar müteahhitleri, faturaların yaklaşık yüzde 60’ına ‘dağıtım bedeli’ diye el koyuyor. Faturada ana kalem olan tüketim bedeli yüzde 38 artırılırken dağıtım bedelinin yüzde 58,9 zamlanması, asıl amacın özel dağıtım şirketlerini kayırmak olduğunu gösteriyor.
Elektrik faturasında 50 kuruşun altındaki birim elektrik tüketim bedeli, dağıtım bedeline yapılan fahiş zamla tüketiciye yaklaşık üç misli fazladan 1,36 TL olarak ödetiliyor.
Özelleştirme ihalelerinde kamu bankalarından milyarlarca dolar kredi alan bu şirketlerin borçları üç kat zam yapılan dağıtım bedeliyle, halka, sanayiciye, çiftçiye ödetiliyor. Dağıtım şirketleri aldıkları imtiyazları yabancılara satıp servetlerini katlıyor.
- Kamudan aldığı ihalelerle dünyada ilk beşe giren iktidar müteahhidi, imtiyaz sahibi olduğu Uludağ Elektrik Dağıtım AŞ’yi (UEDAŞ) İngilizlere satıp milyarlarca sterlini kasasına koydu.
Dağıtım imtiyazına karşılık iletim hatlarında taahhüt ettikleri yatırımı yapmayan özel dağıtım şirketlerinden CK Akdeniz EDAŞ, kış ortasında Isparta ve ilçelerinde yüzbinlerce yurttaşı günlerce soğukta, karanlıkta bıraktı.
Şanlıurfa’da Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) faturasını ödeyemeyen üreticilerin elektriğini kesip, ürünlerini heba etti. Trafolarını sökmeye çalıştı.
- Şimdi maliyet artışı gerekçesiyle asgari ücretli, emekli yurttaşın evinde, sanayicinin fabrikasında, çiftçinin tarlasında kullandığı elektriğe yüzde 38 zam yapan iktidar, zamlı faturaların yüzde 60’ını dağıtım şirketlerine aktaracak.
ACİLEN YAPILMASI GEREKEN; elektrik ve dağıtım zammının geri çekilmesi, dağıtım bedelindeki üç kat artışın düşürülmesidir. Nihai aşamada özel dağıtım şirketlerine verilen bölgesel lisans ve imtiyazlar iptal edilmelidir.
Elektrik üretimi, dağıtımı ve satışı tekrar tamamıyla TEDAŞ (Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş.), EÜAŞ (Elektrik Üretim A.Ş.), TEİAŞ’a (Türkiye Elektrik İletim A.Ş.) devredilerek kamulaştırılmalıdır.
Akkuyu Nükleer Santralı dahil özel üretim ve dağıtım şirketlerine verilen yüksek fiyattan dövize endeksli elektrik alım garantileri ya kaldırılmalı ya da TL’ye çevrilmelidir!
Yaş çaya kilo başına 17 TL taban fiyat veren Tarım ve Orman Bakanlığı, fiyatın makul olduğunu savunuyor. Yaş çayda en büyük alıcı Çaykur, çay fiyatına yüzde 24 zam yaptı. Üreticiden 17 TL’ye alınan çay 189 TL’ye satılıyor. Antalya Ticaret Borsası sebze-meyve fiyat endeksi yaz ortasında artış rekoru kırdı!
2024 mahsulü yaş çayın kilosuna 17 TL taban fiyat verilirken piyasadaki en büyük alıcı kamu kuruluşu Çaykur, çay fiyatlarına kiloda yüzde 24 zam yaptı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, çayda, buğday ve arpada ilan edilen taban fiyatların enflasyonla uyumlu, üreticinin emeğinin karşılığı ve makul fiyatlar olduğunu savunurken, çayın kilosuna üreticiye ödenen taban fiyatın 7 TL üzerinde zam yapılması kabul edilemez. Zamdan sonra çayın kilosu 185-189 TL arasında değişen fiyatlara yükseldi. Çaykur, halkın yaygın olarak tükettiği çay markalarına yaptığı yüzde 24 zamma karşılık daha kaliteli çay markalarında ise yüzde 39-68 arasında fiyat artışına gitti.
Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) statüsündeki Çaykur, Cumhurbaşkanının başkanlığındaki Türkiye Varlık Fonu’na devredildiğinden bu yana her yıl milyarlarca lira zarar açıklıyor. Üreticinin çayını düşük taban fiyatla ucuza kapatan bir kurumun peş peşe yaptığı yüksek oranlı zamlara rağmen milyarlarca lira zarar açıklaması kamu şirketlerinin liyakatsiz yöneticilere teslim edildiğini gösteriyor. Buğday ve arpa taban fiyatında kilo başına 1 TL ve 25 kuruşluk artışlar ve yüzde 8-3 oranındaki zamlarla üreticinin bir yıllık emeği enflasyonla elinden alınırken, un, unlu gıdalar ve ekmekte yılbaşından bu yana yapılan zamlar yüzde 25-40 arasında gerçekleşti. 1 Temmuz’da yürürlüğe konulan elektrik ve akaryakıt zamları, ikinci yarıyılda uygulamaya giren yüzde 19 oranındaki ÖTV artışları daha yüklü zamları beraberinde getirecek. Bunun sonucunda başta ekmek, sebze-meyve vb. tüm temel gıdaların fiyatında fahiş yükselişler olacak.
Nitekim Türkiye genelinde tüm hal ve pazarlarda sebze-meyve fiyatlarında belirleyici olan Antalya Ticaret Borsası (ATB) Sebze-Meyve Fiyat Endeksindeki rekor yükselişler, yaz ortasında olmamıza karşın ucuz sebze-meyveye erişimin olanaksız hale geldiğini gösteriyor. Haziranda Antalya hallerinde işlem gören domates miktar endeksi yıllık yüzde 6,83, tüm sebzelerin ortalama miktar endeksi yıllık yüzde 7,88 azaldı. Meyvede miktar endeksi yıllık yüzde 2,13 artarken fiyat endeksindeki yükseliş yüzde 89,80 oldu. Diğer deyişle halde işlem gören meyve miktarı artarken fiyatı düşmüyor. Domates ve diğer sebzelerde işlem gören miktar azalırken, domates fiyat endeksi yüzde 27,49, tüm sebzeler ortalama fiyat endeksi yüzde 45,53 arttı. ATB verileri, halde işlem gören başta domates olmak üzere sebze miktarı azalırken fiyatların yükseldiğini gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın enflasyonun düştüğü, Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in ‘dezenflasyon sürecinin başladığı’ söylemlerinin aksine ürün, sebze, meyve fiyatları rekor düzeyde artmaya devam ediyor. Dünyanın önde gelen limon üreticisi ve ihracatçısı Türkiye’de fiyatı en çok artan ürünün limon olması, halkın mevsiminde meyve-sebzeye her ay bir önceki aydan daha yüksek fiyat ödemesi durumun vahametini gösteriyor!
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB üyeliğini yeniden stratejik hedef olarak nitelendirmesinin ardından AB dönem başkanlığını üstlenen Macaristan Başbakanı Orban ile yakın ilişkiler, bir fırsat penceresi açabilir. AB içinde rüşvet ve yolsuzluğa göz yummakla suçlanan Orban’ın desteği engellerle de karşılaşabilir!
Son dönemde önce Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliğin Türkiye’nin vazgeçilmez stratejik hedefi olduğunu, bu yönde yeni adımlar atılacağını dile getirdiler.
Gümrük Birliği Anlaşması revizyonu sekiz yıldır askıda. 2016’da imzalanan Vize Serbestisi Anlaşması ise gerekli demokratikleşme kriterlerinin bazıları yerine getirilmediği için rafta bekliyor. Türkiye üzerinden AB ülkelerine sığınmacı akını ve Türk vatandaşlarının hızla artan iltica talepleri sonrası yaşanan gelişmeler vize serbestisini tümüyle gündemden kaldırırken, yerini Türk vatandaşlarına yönelik vize retleri aldı.
1 Temmuz’dan itibaren 6 ay süreyle AB dönem başkanlığının Macaristan’a geçmesi ve Başbakan Viktor Orban’ın AB dönem başkanı olması, iktidarın AB ile yakınlaşma süreci başlatma niyeti için olumlu olabilir. AB içinde ‘otokrat, popülist, sağ milliyetçi’ kimliğiyle tartışılan, AB ilkelerini ihlal gerekçesiyle soruşturma ve yaptırımlarla karşılaşan Başbakan Orban’ın iktidarın AB hedefine ne ölçüde katkı verebileceği önümüzdeki süreçte görülecek. Orban, hukuk devletini ihlal ettiği, yaygın rüşvet ve yolsuzluk olaylarına karıştığı gerekçeleriyle soruşturma altında. AB, Macaristan’a tahsis edilen 30 milyar euroluk ödeneği ‘bariz yolsuzluk riski ve Macaristan'daki mahkemelerin artık bağımsız kabul edilmediği’ gerekçesiyle dondurdu. Macaristan, Ukrayna’ya verilecek 1,4 milyar euroluk kaynağa vetoyu çekince ödenek kısmen serbest bırakıldı.
AB kurumlarına siyasi tepki söylemlerinde bulunan, alınan kararlara karşı sıkça veto kullanan Macaristan lideri, Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinden sonra AP içinde milliyetçi partilerle grup kurdu. Orban liderliğindeki aşırı-fanatik sağ ittifakta yer alan partiler ve liderleri, yabancı düşmanlığı, sığınmacı ve İslam karşıtlığı tavırlarıyla öne çıkıyor. Ukrayna’nın hızlı şekilde AB üyesi yapılmasına ve AB kaynaklarından Ukrayna’ya mali ve silah yardımlarına karşı çıkan Orban, Batı Balkanlarda Sırbistan ve Karadağ ile yakın diyalog içinde. Bu yönüyle bakıldığında; Macaristan’ın AB dönem başkanlığı, AB ile donmuş ilişkilerde çözülme, tam üyelik sürecinde yıllardır bekleyen yeni müzakere fasıllarının açılması, AB ile diyalogun hızlanması açısından yeni bir zemin yaratabilir.
Hukuk ve yargı bağımsızlığını tanımama tavrıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iyi anlaşan Macaristan Lideri Victor Orban’ın, diğer yanda yabancı ve Müslüman karşıtlığı, ilişkiler açısından ciddi bir handikap. Orban’ın Türkiye lehine olası girişimlerinin diğer AB liderleri ve AB komisyonundan kabul görüp görmeyeceği belirsiz. Orban’ın Türkiye’nin AB üyeliği yönünde yapacağı destek hamleleri ciddi engellemelerle, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Fransa’nın vetolarıyla karşılaşabilir!
İran’da geçen hafta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda reformcu aday Mesud Pezeşkiyan, yüzde 53,3 oyla seçimi kazandı. Pezeşkiyan seçim kampanyasında, kadınlara giyim-yaşam tarzı ve düşünceye yönelik baskılara karşı özgürlükleri genişletme vaatleriyle öne çıkmıştı.
İran’da Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin bir helikopter kazasında yaşamını yitirmesi üzerine yapılan erken seçimlerde ikinci tura kalan reformcuların adayı eski Sağlık Bakanı Mesud Pezeşkiyan, oyların yüzde 53,3’ünü alarak Cumhurbaşkanı seçildi. Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ve muhafazakâr rejim yanlılarının desteklediği aday Said Celili’nin oyları ise yüzde 44,3’te kaldı.
İlk turda adayların hiçbirisi seçilme şartı olan yüzde 50’yi aşma kuralını sağlayamadı. Bu turda oyların yüzde 42,5’unu alarak ikinci tura kalan Pezeşkiyan’ın karşısındaki dört muhafazakar ve rejim yanlısı adaydan ikisi son anda Said Celili lehine çekilmesine rağmen rejim yanlısı Celili yüzde 38,6 oyla ikinci tura kalabildi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde dini rejimin katı ve baskıcı uygulamalarına karşı sessiz protesto için katılım oranı yüzde 40 düzeyinde kaldı. Bu oran 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana 45 yılda yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerindeki en düşük katılım oranı. Rejimin önde gelen siyasileri halka sürekli ‘sandığa gitme, oy kullanma’ çağrıları yaptı.
Uzun bir aradan sonra geçmişteki reformcu liderlerden Haşimi Rafsanci’den bu yana ilk kez seçime katılmasına onay verilen ve ikinci tura kalan Mesud Pezeşkiyan’ın ısrarlı çağrıları sonrası ikinci turda seçime katılım oranı yüzde 50’ye yükselirken 60 milyonu aşkın kayıtlı seçmenin 30 milyonu oy kullandı. Seçimlerin resmi sonuçlarının açıklanmasının ardından ülke çapında sokaklara dökülen Pezeşkiyan taraftarları arasında gençlerin ve başörtülerini açan kadınların yoğunlukta olması en dikkat çekici görüntüler oldu.
İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Sağlık Bakanı olarak görev yaptığı dönemlerde, dini rejimin katılıktan uzaklaşması, siyasi ve hukuki reformlar yapılması, İran’ın dış dünyayla bağlarını güçlendirmesi yönünde söylemlerle öne çıktı. İki yıl önce başörtüsü mecburiyetini ihlal gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra karakolda yaşamını yitiren Mahsa Amini eylemlerinde kadınların giyim kuşamlarına karışılmaması, bu konudaki katı kural ve yasakların dinde yeri olmadığını savunuyordu. Batıyla ilişkileri normalleştirmek ve nükleer müzakerelerin canlandırılması Pezeşkiyan’ın seçim vaatleri arasında yer aldı.
Radikal muhafazakârların adayı Said Celili, batıya karşı katı tavrın sürmesini ve nükleer müzakerelere karşı çıkılmasını savunuyordu.
İran’da dini rejimi protesto için sandığa gitmeme yanında kadınların giyim, yaşam ve özgürlük taleplerine destek veren Pezeşkiyan’ın seçimden galip çıkması, önümüzdeki dönemde bazı siyasi ve toplumsal değişimlere yol açabilir. Buna karşı katı İslami rejimin demokratik talepleri reddetmesi, statükoyu muhafaza yanında değişim taleplerine direnmesi beklenebilir. Dini rejime karşı protesto dalgası ve sokak eylemleri gündeme gelebilir.
Yeni Soluk
Yorum Yap