CHP Haftalık Bilgilendirme Raporu: Cin şişeden çıktı
Cumhuriyet Halk Partisi Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanlığı Haftalık Bilgilendirme Raporunu yayımladı. 66 sayfadan oluşan haftalık raporda birçok önemli konuya değinildi.
CHP Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanlığı Haftalık Bilgilendirme Raporundan seçtiğimiz bazı başlıklar şöyle:
Aylardır piyasaya dolar satarak döviz kurunu tutmaya çalışan hükümetin barutu bitti. Dolar da altın da avro da dün tarihi rekorunu kırdı. Gün boyu tek bir yetkili bile konuşmadı. 2 yıldır her hamlesinde finansal krizi çağıran iktidar başardı, cini şişeden çıkardı.
Son 2 aydır rezervleri eriterek baskılanan ve 6,85’te tutulmaya çalışılan döviz dün patladı. Dolar 7,30’u, avro 8,60’ı gördü.
Tahtakale’de ise fiziki doların fiyatı 7,50’yi aştı. Birçok döviz bürosu işlemleri kapattı. Uzmanlara göre cin şişeden çıktı. Aylardır uyarılara kulak asmayan hükümet 1994 ve 2001’deki benzer bir finansal krizin fitilini ateşlemiş oldu.
Dolar gün içinde yüzde 4’e yakın değer kazanırken, tüm dünyada dolar değer kaybediyor. Dolar endeksi 92,2 seviyesiyle son 28 ayın en düşük seviyesinde olmasına rağmen Türkiye’de tarihi zirvesini kırdı. Altın ise dolardan hızlı gidiyor. 500 TL yolculuğuna adım adım yaklaşan gram altın dün 480 liranın üzerini gördü. Hükümet cephesinin övündüğü borsa göstergeleri de krizden etkilendi. Gün içinde yaklaşık yüzde 3 değer kaybeden BİST100 endeksi 1050 puan seviyesine geriledi. BİST100’deki 1 haftalık değer kaybı yüzde 15’i buldu.
Peki tüm bunlar neden yaşandı? Son 2 yılda yaşananları tarih tarih derledik…
10 Temmuz 2018: Yeni Kabine Görevde
24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından 10 Temmuz’da yeni kabine kuruldu. Kabine’de en çok dikkat çeken isin Berat Albayrak’tı. Önceki kabinede enerji bakanı olan ve Erdoğan’ın da damadı olan Albayrak’a ekonominin anahtarı teslim edildi. Bu esnada dolar kuru 4,70 liraydı. Kamu net borcu 296 milyar lira iken Merkez’in rezervlerinde ise 78,5 milyar dolar döviz rezervi vardı. Rezervler ise bugüne göre daha kaliteliydi çünkü henüz swaplarla şişirilmeye başlanmamıştı. Ancak son aylarda yaşanan ekonomik durgunluk, 1 yıl içinde döndürülmesi gereken dış borçla beraber piyasalar üzerindeki stres artıyordu. Bunların üzerine ABD’yle Rahip Brunson gerilimine girildi.
11 Ağustos 2018: Burası Çatladıkapı Ülkesi mi?
Artık yeni hükümet sistemine resmen geçilmişti. Ekonomi son 5 yıldır tökezliyor, işsizlik artıyor, Erdoğan ise hem faizi düşürüp, hem doları kontrol edeceğini iddia ediyordu. Sermaye hareketleri serbestken faizi ve dolar kurunu aynı anda kontrol etmeye “imkansız üçlü” dense de Erdoğan bu hırsından vazgeçmedi. Çünkü iç talebi canlandırmanın O’na göre tek yolu düşük faizle piyasaya para sürmek, sermayedarların yüksek borçluluğunu düşük faizle yapılandırmaktı.
Bu koşullarda ABD’yle Rahip Brunson gerilimine girildi. ABD, Brunson’ı istemiş, Erdoğan ise bu talebi 11 Ağustos’ta şu şekilde duyurmuştu; Tehdit ediyor ya… Yarın saat 18:00'e dek göndereceksiniz. Burası çatladıkapı ülkesi mi ya, burası Türkiye, ne yapıyorsunuz?
Bu konuşmadan tam 61 gün sonra 12 Ekim’de Rahip Brunson serbest bırakıldı. ABD uçağıyla memleketine dönen Brunson’ı, ABD Başkanı Trump karşıladı. İlk konuşmasında Trump, Erdoğan’a teşekkür edecekti… Erdoğan ise Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu kendisinin yargıya müdahale etmediğini iddia etti. Bu süreçte dolar kuru 4,70 liradan 7,20 liraya kadar çıktı. Yaşananlar AKP döneminin en sert kur atağıydı. Bu artışı döviz borçlusu olan veya ithalatla iş yapan şirketlerin bilançolarındaki bozulma takip etti. Kur şokunun 2019’a mirası cuhmuriyet rekoru kıran işsizlik, yüzde 25’i gören enflasyon oldu.
13 EYLÜL 2018: MERKEZ’DEN REKOR FAİZ ARTIŞI
Yaşanan gelişmeler gözleri Merkez Bankası’na çevirdi. 13 Eylül 2018’de toplanan Para Politikası Kurulu politika faizini yüzde 17,75’den 625 baz puan artışla yüzde 24’e çıkarttı. Böylece Merkez piyasaya lira vermeyi yavaşlattı, dolar kurunu baskılamaya ve yurtdışında sermaye çekmeye çalıştı. Gerçekten de 2019 başında dolar kuru 5,33 lirayla yıla başladı. 2019’un Ocak-Mayıs arasında yurtiçine 14,6 milyar dolar sermaye girişi sağlandı. Ancak bu yüksek faiz piyasanın yavaşlaması demekti ve Erdoğan yavaş piyasayı hep eleştirdi. Hele hele 31 Mart 2019 yerel seçimleri yaklaşırken yüksek faizler AKP’nin katlanabileceği bir şey değildi. Konut piyasası düşük faizlerle ayakta kalabiliyordu, gayrimenkul fiyatları reel olarak düşüyordu.
31 MART 2019: SANDIK YETER ARTIK DEDİ
31 Mart yerel seçimleri AKP cephesinde moral bozukluğunu artırdı. Seçimden önce soğan 10 liraya çıkınca açılan tanzim çadırları 1 Nisan’da söküldü. İstanbul seçimleri ise belirsizliğini koruyordu. YSK çok tartışılacak bir kararla 7 Mayıs 2019’da İstanbul seçimlerinin yenilenmesini istedi. 6 Mayıs’ta 5,99 TL olan dolar kuru 7 Mayıs’ta 6,15 TL’ye çıktı. Artık ekonomik krizle siyasi krizler beraber anılıyordu. Tekrar edilen İstanbul Seçimleri 23 Haziran’da AKP adına hüsranla sonuçlandı. Erdoğan ise öfkesini Merkez Bankası Başkanı’ndan çıkaracaktı.
6 TEMMUZ 2019: MURAT ÇETİNKAYA GÖREVDEN ALINDI
TCMB Başkanı Çetinkaya faizi indirmemekte ısrarcı olunca 6 Temmuz 2019’da görevden alındı. Yerine Murat Uysal atandı. Yeni Başkan Erdoğan’ın dediklerini harfiyen uyguladı, göreve gelir gelmez faizleri düşürmeye başladı. Kendisi göreve geldiğinde Merkez’in rezervlerinde 75,7 milyar dolar döviz rezervi bulunuyordu…
Altın rezervleri de dâhil edildiğinde toplam rezerv 98,8 milyar dolardı. Bu paranın 17,1 milyar doları swaplarla alınmış ve emaneten rezervlerde bulunan paraydı. Swaplar çıkarıldığında brüt rezerv 81,7 milyar dolardı. Uysal’ın politikası bu rezervleri kullanarak kuru kontrol etmek, bu esnada faizi düşürmek ve piyasayı canlandırmaktı. İzleyen 10 toplantıda politika faizi yüzde 24’ten yüzde 8,25’e kadar sert şekilde düşürüldü.
1 OCAK 2020: KORKUNÇ YIL BAŞLIYOR
Uysal faizleri düşürdükçe gayrimenkul fiyatları şişiyordu. Piyasada Uysal dönemindeki 6 ayda 114 milyar lira kredi pompalanmıştı. Uysal geldiğinde 402 milyar lira olan tüketici kredisi borçları yılın sonunda 466 milyar liraya yükseldi. Üstelik dolar kuru da bir biçimiyle tutuluyordu. Ekonomi basını rezervleri incelese de Berat Albayrak’ın gündeminde bu yoktu. Halbuki Uysal göreve getirildikten sonra rezervler swaplarla şişirilmeye başlamıştı.
11 MART 2020: ÜZÜCÜ AMA KORKUTUCU OLMAYAN HABER
10 Mart’ı 11 Mart’a bağlayan gece Sağlık Bakanı Fahrettin Koca “size üzücü ama korkutucu olmayan haberi vermek istiyorum” diyerek Türkiye’deki ilk koronavirüs vakasının teşhis edildiğini bildirdi. Uysal’ın TCMB’nin başına geçtiği 2019 temmuzda altın dahil toplam rezervler 98,8 milyar dolar iken 2020 Mart’ta 104,2 milyar dolara çıkmıştı. Ancak 2019 Temmuz’da rezervlerin 17,1 milyar doları swaplardan oluşurken, 2020 Mart’ta bu tutar 33,5 milyar dolardı. Yani rezervler eriyordu ancak swaplarla açık yamanıyordu. Swap hariç toplam rezerv 70,7 milyar dolara inmişti.
6 AĞUSTOS 2020: CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI
Dün sabah itibariyle günde 7,04’ten başlayan dolar/TL kuru, gün içinde 7,30 dolar/TL’yi gördü. Erdoğan’ın “faiz enflasyonun nedenidir” diyerek başlattığı para politikası sonunda rezervler alarm veriyor. Bugün Merkez’in altın dahil toplam rezervi 90,2 milyar dolar. Fakat bu tutarın 58,8 milyar doları swaplardan oluşuyor. Swap hariç toplam rezerv mart ayında 70,7 milyar dolarken, temmuz ayı itibariyle 31,4 milyar dolara inmiş durumda. Zorunlu karşılıklar da düşülünce merkezin net rezervi eksi 38 milyar dolara kadar düşüyor. Aylardır kuru baskılamak için piyasaya döviz süren iktidar cini şişeden çıkardı. Barut bitti.
MERKEZİN AÇIKLAMASI YARAMADI
Ekonomi yönetimi tüm gün dövizin fırlamasını seyretti. Akşam saatlerine kadar hiçbir hükümet yetkilisi tek satır açıklama yapmadı. Ancak saat 17.30'da Merkez Bankası Twitter'dan şunları söyledi; "Merkez Bankası, fiyat istikrarı ve finansal istikrar temel amaçları çerçevesinde, elindeki bütün araçları piyasalardaki aşırı oynaklığın azaltılması doğrultusunda kullanacaktır". Açıklamanın ardından dolarda herhangi bir düşüş yaşanmadı. UNUTTURMAK İSTEDİKLERİ 18 YILIN KİRİ, PİSLİĞİ, CÜRUFU
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 27. dönem 3. yasama yılı çalışmalarını tamamladı. Meclis sabahın ilk ışıklarına kadar çalıştı. Ne için çalıştı? 10 milyonu aşan işsizlerin sorunlarını çözmek için mi? 7 liraya dayanan dolara çare bulmak için mi? Mutfaklardaki boş tencereleri doldurmak için mi? Hayır. Meclis; “Sana oy moy yok” diyerek, Sarayındaki kibirli zatı rahatsız eden sosyal medyaya, kısıtlama ve sansür getirmek için çalıştırıldı.
MİLLETİN İSTEMEDİĞİ YASA
Milletimizin, özellikle de gençlerimizin kahir ekseriyetinin istemediği bu yasa, Meclis’ten, sarayın vesayeti altındaki koalisyon partilerinin vekilleri tarafından, sarayın kibirli adamının emriyle geçirildi. Vatandaşlarımız hayat pahalılığı ve işsizlik arasında eziliyor. Milletimiz önünü göremeyip, yarınını kara kara düşünüyor. Ama bunlara çözüm bulmak yerine, saray sosyetesini rahatsız edecek sesleri sosyal medyada da susturmaya çalışıyorlar.
SOSYAL MEDYA YASASI DEĞİL, SANSÜR YASASI
Geçmişte işledikleri cürümleri, söyledikleri sözleri sosyal medyanın hafızasından silmeye uğraşıyorlar. Hem de Meclis’te Covıd-19 salgını kol gezerken… Beyefendi kendi sağlığını düşündüğü kadar, milletin vekillerinin sağlığını düşünmüyor. Daha 15 gün önce salgını bahane edip, 15 Temmuz’da bombalanan Meclis’in, genel kurul salonunda 15 Temmuz anmasını yaptırmaktan korkan kimdi? Sarayın kibirlisiydi. Açık havada yapılan anmaya da Covıd-19 testinden geçmiş sınırlı sayıda vekili davet eden kimdi? Aynı sarayın kibirlisiydi. Şimdi sarayın kibirlisi rahatsız olduğu sosyal medyayı susturmak için kendi vekillerinin bile sağlığını hiçe sayabiliyor. “Sosyal medya yasası” adı altında bir “sansür yasası” çıkarıyor. Sosyal medya kısıtlamaları tek kişilik saray rejiminin baskı ve vesayet aygıtı oluyor. Sosyal medyada da insanların düşüncesini özgürce ifade etme hakkı gasp ediliyor.
BUNUN ADI DESPOTİZM
Bu yapılanın adı despotizmdir. Saray rejimi yazılı ve görsel medyanın neredeyse tamamını, şahsi propaganda aletine dönüştürmüş durumdadır. Eldeki bir avuç özgür basın kuruluşunu da ilan kesme, yayın durdurma cezalarıyla hizaya getirmeye uğraşmaktadır. Bunlarda yetmediğinde gazetecileri zindanlara atmaktadır. Tarihin akışını değiştirerek, 21. yüzyılda kapkara bir “istibdat rejimi” inşa etmeye uğraşıyorlar. Ama şu gerçek de unutulmasın: Milletimiz despotların yüzüne, “kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” demeyi de çok iyi bilir.
UNUTTURMAK İSTEDİKLERİ, 18 YILIN PİSLİĞİ
Saray ve sarayın bekçisi, sosyal medyaya yasak ve sansür getirerek bazı şeyleri unutturmak istiyor. Buna da “unutulma hakkı” diyorlar. Evet Avrupa’da da var bu hak ama bizimkine baktığınız zaman oldukça geniş tutulmuş. Neyi unutturmak istiyorlar, neyi unutturacaklar? Unutturmak istedikleri 18 yılın birikmiş kiri, pisliği, cürufu. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalını, 15 Temmuz darbe girişimini ve 20 Temmuz sivil darbesini, Suruç ve GAR katliamlarını, OHAL şartları altında yapılan referandumu, seçimleri, gasp edilen millet iradesini, tarikat yurtlarındaki çocuk tacizlerini, kadınlara şiddeti, iş cinayetlerini, saray koalisyonunun ortaklarının daha dün birbirlerine ettikleri küfür ve hakaretleri, Çorlu tren kazasını unutturmak için istiyorlar.
MİLLETİMİZ BUNLARI UNUTMAZ
Fakat saray ne yaparsa yapsın; milletimiz; 15 Temmuz darbe girişiminde 251 vatandaşımızı şehit eden hain FETÖ’yle kimlerin aynı yolu yürüyüp, yağmurda ıslandıklarını, “dön artık memleketine bitsin bu hasret” diye, salya sümük ağlayanları, 15 Temmuz şehitleri için toplanan paraya çökmeye kalkanları, “Kemalistlerle FETÖ’cüleri birbirine kırdırdık” diyen, parti yöneticilerini “unutmaz!”
Aziz şehitlerimize “kelle”, terörist başına “sayın” diyenleri, PKK ile OSLO’da aynı masaya oturanları, Habur’da kurulan çadır mahkemelerini, Dolmabahçe’deki “açılım” görüşmelerini “unutmaz!”
Millet aç, bi-ilaç medet ararken, saray avanesinin evlerinden çıkan kasaları, ayakkabı kutularından taşan dolarları, yüz binlerce avroluk saatleri, Reza Zerrab’ın önüne yatan bakanları, sıfırlanmayan milyonlarca doları “unutmaz!”
Dünya lideri edasıyla memlekette caka satıp, ecdadımızın türbesini terör örgütünün koruması altında kaçıranları, vatan toprağını terk edenleri, ABD başkanının bir sözüyle, rahibi iadeli taahhütlü Beyaz Saray’a gönderenleri, yine ABD Başkanının hakaret dolu mektubunu Washington’da onun suratına çarpamayıp, ürkekçe masasının kenarına iliştirerek iade edenleri, Suriye’de 36 askerimizin şehit düştüğü saldırının ardından Moskova’ya gidip, bir de askerlerimizi bombalayanların kapısında ayakta bekleyenleri milletimiz “unutmaz!”
Savunma sanayimizin göz bebeği, Sakarya Tank Palet Fabrikasını Katar ordusuna bedava peşkeş çekenleri, Katar Emiri’nin annesine, sarayın damatlarına, saray sosyetesine ballı rantlar sağlamak için kanal açıp, İstanbul’a bir kez daha ihanet edenleri, bu millet “unutmaz!”
Soma’da iş cinayetine kurban verdiğimiz 301 madencimizi, havaya uçan fişek fabrikalarında yaşamını kaybeden işçilerimizi, işverenin taşımadığı patlamayan mühimmatları taşırken şehit olan Mehmetçiklerimizi, iş cinayetlerine “işin fıtratı” diyenleri, çiftçimizi “ananı da al git” diye azarlayanları, “her üniversite mezununa iş bulamayız” diye vatandaşımızı kovalayanları, bu millet “unutmaz!”
Bunları internetten silseniz de, sosyal medyadan kaldırsanız da, videolarına yasaklar koysanız da, milletimizin vicdanından, zihninden bu yapılanlar, bu rezillikler, “silinemez!”
HALININ ALTINA SÜPÜRSE DE KOKAR
Saray hükümeti, milletin yaşadığı gerçeklere karartma uygulayarak, saklayarak, sansürleyerek sorunları çözemez. Pislikleri halının altına süpürülebilir; ama üç gün sonra pis kokular evi sarar. Kokusu çıkar. Saray damatlarından birinin atandığı TÜİK, enflasyon ve işsizliğe karatma uyguladı da ne oldu? Hayat ucuzladı mı? İşsizlik azaldı mı? Hayır. Şimdi tıpkı enflasyon ve işsizlik rakamları gibi COVID istatistiklerine de karartma ve sansür başladı. 28 Temmuz’a kadar sürekli raporlanan yoğun bakım ve entübe hasta sayıları, 29 Temmuz’da birden kesildi. Sebep? Herhalde saray hükümetinin salgınla mücadeledeki beceriksizlikleri daha fazla dikkat çekmesin diye. Ama şunu açıkça söyleyeyim, milletimiz her şeyi görüyor. Yapılanları not ediyor. Gelecek ilk sandıkta da saray hükümetini ve koalisyon ortağına “size oy moy yok” diyerek, yerlerini bildirmeye hazırlanıyor. Onları evlerine gönderecek.
Yeni Soluk
Yorum Yap