CHP: “Başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur”
Cumhuriyet Halk Partisi Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanlığı Haftalık Bilgilendirme Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. 54 sayfalık raporda çeşitli konulara yer verildi. Konulardan ilgi çeken bir tanesi, İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin ayrıntılar oldu.
Cumhuriyet Halk Partisi Medya ve Kurumsal İletişimden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanlığı Haftalık Bilgilendirme Raporu’nda İstanbul Sözleşmesine ilişkin şunlara yer verildi:
“Kadın Cinayetlerinin Hızla Artış Gösterdiği Dönemde MEB’den Tepki Çeken Kitapçık: Erkekler Daha Mağdurmuş…
MEB internet sitesinden yayımlanan kitapçıkta “Kocasını Tanınmaz Hale Getirdi” başlığıyla bir örnek haber yayımlandı. Haberde “erkeklerin kadınlar tarafından daha çok şiddete uğradığı” iddia edildi. Bakanlık, kitapçığı savundu.
Kadına şiddet ve kadın cinayetleri tartışmaları gündemdeyken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) internet sitesinde yer alan “Gazetecilik İnternet Haberciliği” başlığıyla yayımlanan 2011 tarihli bir kitapçık yeniden gündeme geldi.
“KOCASINI TANINMAZ HALE GETİRDİ”
Bu kitapçıkta öğrencilere örnek olarak gösterilen bir haber, yurttaşlardan da tepki topladı. “Kocasını Tanınmaz Hale Getirdi” başlılığıyla verilen haberde, İstanbul’da bir kadının kocasına yönelik şiddet uyguladığı ve erkeğin sığınma evinde yaşamak zorunda kaldığı anlatıldı.
“Erkekler de korunmaya muhtaç” ara başlığı atılan haberde, Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan’ın konuya ilişkin kullandığı, “Bugüne kadar kadın kadar erkeklerin de zaman zaman bir yerlere sığınma ihtiyacının olduğunu söylemeye çalıştım. Aslında yardıma muhtaç mağdur erkeklerin sayısı daha fazla” ifadeleri yer aldı.
Rehberi Meclis gündemine taşıyan HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Gülüm, önergesinde, “Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında önemli sorumlulukları bulunan bakanlığınızın öğrenme materyalinde kadınların yok sayılması ve şiddet uygulayan olarak lanse edilmesi, toplumsal gerçeklerle örtüşmediği gibi tersi bir algının da oluşmasına ve cinsiyetçiliğin yeniden üretilmesine neden olmaktadır” dedi.
Gülüm, Selçuk’a, “Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğinin göz ardı edilmesi; kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve cinsel istismarı tetikleyeceğinin farkında mısınız?” sorusunu yöneltti.
Gülüm’e yanıt veren Selçuk ise kitapçığı savundu. Kadına şiddet haberlerine “farklı bir bakış” getirmek istediklerini ileri süren Selçuk, “Günümüzde kadına şiddet haberlerinin yoğunluğuna farklı bir bakış açısı getirerek durumu düşünülenin aksine eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek maksadıyla ilgili modüle metinde yer verilmiştir” dedi.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR!
Türkiye’de sosyal devlete ve adalete, ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaç duyduğumuz günlerden geçiyoruz. Bugün ülkemizin her bir köşesi işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet ile kaynarken, siyasi iktidar yangına benzin dökecek kadar kontrolünü yitirmiş kararlar alıyor.
Bunun en akıl almaz örneğini de, İstanbul Sözleşmesi üzerinden kadınlara yönelik başlatılan sistematik saldırılarda görüyoruz. Cumhuriyetimizin ilan edildiği tarihten bu yana, kadınlar olarak elde ettiğimiz tüm haklar bir çırpıda elimizden alınmak isteniyor.
Ülkemizde, kadınların hakları ne yazık ki uzun yıllardır yalnızca kağıt üzerinde var. Biz kadınlar elde ettiğimiz haklarımızı bugün hayatın her alanında yaşamak istiyoruz. Erkek egemen iktidar ise hukuken kazanılmış haklarımızı gasp ettiği yetmiyormuş gibi, şimdi de bu hakları tamamen ortadan kaldırmak istiyor.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, BUGÜN TAM OLARAK UYGULANIYOR OLSA İDİ BİRÇOK KIZ KARDEŞİMİZ YAŞIYOR OLACAKTI.
2011 yılında imzalanan ve kadına yönelik şiddete karşı devletin atması gereken adımları temel alan İstanbul Sözleşmesi, bugün tam olarak uygulanıyor olsa idi birçok kız kardeşimiz yaşıyor olacaktı. Birçok kadın evde ekonomik şiddet görmeyecekti; psikolojik şiddete uğrayıp susmayacaktı ve hatta bu yüzden hayatına son vermeyecekti.
İstanbul Sözleşmesi’nin neden biz kadınlar için çok önemli olduğunu kavrayabilmek için öncelikle bu sözleşmenin ne olup ne olmadığını bizi dinleyen tüm kadınların ve erkeklerin çok iyi anlaması ve çevresindekilere anlatması gerekiyor. İstanbul Sözleşmesi, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete karşı devletin yapması gerekenleri içeren uluslar arası hukuki bir belgedir.
“ETKİN CEZA SİSTEMİ UYGULA, ADALETİ SAĞLA”
İstanbul Sözleşmesi’nin 4 temel hedefi vardır.
Birincisi; kadına karşı şiddetin önlenmesi için devletin tedbirler alması gerektiğine işaret etmektedir. İkincisi; eğer kadına karşı şiddet hala devam ediyorsa, kadın-erkek eşitsizliği sürüyorsa devletin kadınların hayatını korumak için etkin adımlar atmasını istemektedir. Devlete “6284 sayılı kanunu uygula, kadınları aktif ve etkin koru” demektedir.
Üçüncü adımda ise şiddet önlenemediyse, kadınlara zarar veren erkeklerin adil yargılanması ve cezalandırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Devlete “Etkin ceza sistemi uygula, adaleti sağla” demektedir.
Dördüncü ve son adımda ise Sözleşme devlete kadınların daha güçlü bireyler olabilmesi, hayatın her alanında yer alabilmesi için çalışmalar yapması gerektiğini işaret etmektedir.
Özetle; İstanbul Sözleşmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasını öngören ve kadına karşı sokakta ya da evde şiddetin önlenmesini amaçlayan hukuki bir belgedir ve Türkiye Cumhuriyeti de altına imza attığı bu sözleşmenin gereklerini yapmak zorundadır.
Birilerinin iddia ettiği gibi İstanbul Sözleşmesi yuva yıkmıyor. Sözleşme, bir ailede şiddet gören kadın varsa erkeğin cezalandırılması gerektiğini söylüyor.
Hiçbir dine ya da kültüre aykırı kurallardan bahsetmiyor; çünkü tüm kadınların şiddetten korunmasını amaçlıyor.
Sözleşme; kadınların beyanı nedeniyle erkekleri delilsiz olarak cezalandırmıyor. Sözleşmeye göre kadının beyanıyla yalnızca kadın için acil koruma tedbirleri alınması öngörülüyor.
ERKEKLER, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN RAHATSIZ DEĞİL
Türkiye’de boşanmalar aile içi şiddet ya da anlaşmazlık nedeniyle gerçekleşiyor; yine birilerinin iddia ettiği gibi İstanbul Sözleşmesi’nde boşanma kavramının geçtiği ya da ima edildiği tek bir satır yok.
Sözleşme toplumu cinsiyetsizleştirmiyor; aksine hiç kimsenin cinsiyetinden ötürü ikinci sınıf insan muamelesi görmemesini teminat altına alıyor.
Erkekler, İstanbul Sözleşmesi’nden rahatsız değil; eşine, sevgilisine ya da hiç tanımadığı bir kadına şiddet uygulayan, katleden, tacizci, tecavüzcü erkekler rahatsız.
Kısacası; İstanbul Sözleşmesi, rengi, dili, dini, kılık kıyafeti, dünya görüşü ne olursa olsun tüm kadınların şiddet görmemesi için var. Kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olabilmesi için var.
Avrupa’da dahi kadının sosyal ve siyasal hayatta yeri yokken; Türkiye Cumhuriyeti’nin aydın kadınları ATATÜRK önderliğinde devrim niteliğinde atılımlara imza atarak erkekler ile eşit şartlara kavuşmuş hem siyasal hem sosyal hem de ekonomik hayatta haklarını almışlardı.
“BAŞARISIZLIKLARIN SEBEBİ KADINLARIMIZA KARŞI İHMAL VE KUSURDUR”
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1 Aralık 1923 yılında İzmir’de yaptığı bir konuşmada “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur” diyor.
Biz, bu sözün söylendiği tarihten 97 yıl sonra ülkemizde kadın erkek fırsat eşitsizliğini tartışıyoruz; İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılarla mücadele ediyoruz. Demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen, Cumhuriyet değerlerine savaş açan bu erkek egemen iktidara karşı mücadelemiz artarak devam edecek ve kazanan mutlaka biz olacağız.
Kadın mücadelesi yalnızca kadınların da mücadelesi değil. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak ve uygulanmasını talep etmek, kadınlar kadar erkeklerinde içinde yer alması gereken bir adalet ve insan hakkı mücadelesidir.
İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü haklar, en temel insan haklarıdır ve insan hakları asla tartışmaya açılamaz. Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları olarak, ülkemizde tüm kadınlar haklarını tek tek öğrenip savunana kadar sokak sokak gezeceğiz, anlatacağız, dertleşeceğiz. Haklarımızdan asla geri adım atmayacağız. Kadınların ölmeyeceği, öldürülmeyeceği; hayatın her alanında daha fazla yer alacağı bir geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.
Bugün neredeyse her gün bir kadının öldürüldüğü, tacize, tecavüze ya da farklı şiddet türlerine maruz kaldığı ülkemizde İstanbul Sözleşmesi, bizim kırmızı çizgimizdir. Bu çizgiyi aşanlara, Sözleşme’yi uygulamak yerine kaldırmak isteyenlere oturdukları koltukları dar edeceğiz.
Cesaret biziz, azim biziz, emek biziz, mücadele biziz. Biz kadınlarız; biz her iki kişiden biriyiz. Bu ülkenin onurlu ve mutlu yarınlarının yükseleceği eller, bizim ellerimiz.
İstanbul Sözleşmesi kalacak! Siz gideceksiniz!”

Yeni Soluk
Yorum Yap