BOP Gitti! BAP Geldi…

Günümüz egemenleri “soğuk savaş” döneminin kutuplaştırıcı bütün yapılarını yeniden kaşıyarak siyasetin merkezine koymak istemektedirler.

Küresel sermaye, ulus devletleri, desteklediği muhalif sosyal sınıflar üzerinden yeniden tasarımlamak, üniter yapısını dağıtmak istemektedir.

Bu nedenle; Siyasal sistem ve toplumsal değerler, yeni tasarım siyasetin araçları olarak kullanılmaktadır.

Bugün coğrafyamızda meydana gelen savaşların temel kaynağını oluşturan “Büyük Ortadoğu Projesi” ilk ortaya çıktığında temelinde Enerji vardı, artık doğu ve batı Emperyalizminin odağında sadece enerji yok. Ham madde, ucuz insan gücü ve ürettiği ürünleri satacağı Pazar arayışı var.

Bu nedenle; “Büyük Ortadoğu Projesi” artık “Büyük Afrika Projesi” olarak evrim geçirdi… Afrika bütün saydığım nedenlerle birlikte devasa bir Pazar.

Libya, Doğu Akdeniz, Suriye, Lübnan, İran ve nihayetinde Can Azerbaycan ve Ermenistan meselesine bu temelden bakmak gerekir. Yani; Asıl mücadele alanlarını gözden kaçırmamalıyız!

Tamda buradan hareketle Cumhuriyet Halk Partisinin “Merkez Türkiye Projesi” çok ama çok önemli bir proje olarak önümüzde duruyor. Bu proje şimdi dillendirilmeyecekse ne zaman?

Muhalefet olmak sadece itiraz etmek değildir. Olmamalıdır. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun sıklıkla ifade ettiği gibi “İtiraz edeceğiz ama çözüm önerilerimizi de sunacağız” çıkışı oldukça önemlidir.

Yukarıda saydığım gelişmeler ışığında siyaset aygıtı kendisini artık dünya ölçeğine göre konumlandırmak zorundadır. Tıpkı yine Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet gazetesindeki makalesinde vurguladığı gibi

“DÜNYA ARTIK SADECE BİR KÖY”.

Parti içi münakaşa, mücadele ve Partinin Kurucusu ile değerlerini bilerek veyahut bilmeyerek tartışmaya açacak söylem ve davranışlardan hızla uzaklaşmak gerekir. Çünkü Kendi içinde partisinin temel ve belirgin ilkelerinde fikir birliğine varamamış bir görüntü vermek, ülkesinin sorunlarına odaklanamama zafiyeti doğurur. Bu da parti içinde ayrışmalara neden olur.

Siyasal partilerdeki başarı, salt seçim sonuçlarının rakamsal analizlerinin verdiği duygusallıkla yapılamayacağını bilmeliyiz...

Yine tabanın yönetimsel aygıtlara olan itiraz refleksini, kendi “Kolektif Çıkar Gurubu” inşasına kurban edenleri, bu itirazı fırsata çevirmek olarak gören ikinci Cumhuriyet heveslilerini, partimizin sağduyusu zamanı geldiğinde dışarıda tutacak ve bu oyuna izin vermeyecektir.  İhtiraslarımız muhakkak olmalı, lakin hırsımız aklımızın önüne, kişisel menfaatlerimiz vatanseverliğimizi gölgelememelidir. Çünkü Devlet-i Ebed-Müddet’tir.

Bakın Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ne diyor;

“Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin tatminiyle ilgili bulunmuyor. Ben bu ihtiraslarımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün hayatımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım”.

Önümüzde iki seçenek var;

1: Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun, İkinci Yüz Yıla Çağrı Beyannamesi ile ortaya konulan siyaseti önce içselleştirip sonrasında hayata geçirmek için mücadele etmek ve örgütlenmek.

2: Kuvayi Milliye ruhuyla “Toplumsal Birleşik Muhalefeti” güçlendirmektir.

Çoğu insan göle kenarından bakar ve yalnızca rüzgârla dalgalanan bir su yüzeyi görür.

O yüzeyde çevredeki ağaçların ve dağların yansıması vardır, bir de bazen su yüzüne çıkıp atlayan balıkların akrobasisi…

Bütün bunlar gölün altında neler olduğunu anlatmaya yetmez. Çoğunlukla gölün altını bir başkasından dinlemek en kolay yoldur. Oysa gerçekler izafidir ve her gözlemci gördüğünden farklı sonuçlar çıkarmaya meyillidir. Bu nedenle her anlatıcı aynı şeyi görse de gördüklerini kendi öz algılarıyla birleştirir ve başka ifadelerle aktarma yolunu seçer.

Bazı şaklabanlar ise gölün altında ne olduğunu dahi bilmeden kendi masalını bina ederek gerçekmiş gibi anlatır. Bütün bu yanılsamalardan kurtulmak ve hakikate ulaşmak için kişi, gölün altını kendi gözleriyle görmeli, kendi kulaklarıyla duymalı ve kendi aklıyla değerlendirmelidir.

CHP, Cumhuriyetin kurucusu, kurumsal devlet hafızasını kozmik olarak muhafaza eden tek parti, Anadolu’da kalıcılığımızın kurumsallaşmış tek kalesidir.

CHP Ülkemizin omurgası, iskeletidir. Ülkenin birleştirici gücüdür. Atatürk’e gönül vermiş milyonlarca ezilmişin partisidir. Uzun Yıllardır iktidarda olmamasına rağmen vatandaşlarımızın vazgeçmediği, vazgeçmeyeceği umududur.

Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi sadece siyasi bir parti değil! Bundan çok daha fazlasıdır…