Başkasının adına konuşmanın haysiyetsizliği
Bu yazının başlığı, Ömer Faruk’un “Başkasının adına konuşmanın haysiyetsizliği” isimli kitabından ödünç alınmıştır (6:45 Yayınları, Şubat 2019).
Ömer Faruk, kapitalizme, devlete, rejime, mevcut ahlâka, ortak kaderimizi tek kişinin eline teslim eden düzene, sınır tanımaz eleştiriler getiriyor.
Faruk “Düşünce kendisi üzerinde düşünmediği sürece düşünmüş sayılmaz” saptaması üzerinden de düşüncenin düşünene hükmetmesinin önüne geçilmesi, düşünenin düşünceye hükmetmesini öneriyor. Bizi kuşatan zihniyet ve kurumların tasallutundan, olgu ve olaylara bakıştaki ezberlerden kurtulabilmenin buna bağlı olduğunu vurguluyor.
Düşünceye; düşüncenin oluşum sürecine, düşüncenin mahiyet değiştirerek diktatörlüğün aracı haline gelmesi, kitapta yer alan diğer dikkat çekici değerlendirmeler.
Düşünce tarihçisi ve filozof Isaiah Berlin’in “düşünen düşüncenin penceresinden bakmak” sözü de, düşünce eylemine dair ufuk açıcı bir yaklaşımdır (isaiah berlin’le konuşmalar, YKY).
Şimdi…
CHP 37’nci Kurultay sebebiyle ortaya dökülen tartışmaları,
Muharrem İnce’nin “Memleket Hareketi” çıkışına gelen tepkileri masaya yatıralım...
Her zaman olduğu gibi, okur katkısını önemsiyoruz…
Böylesi çetrefil konuları tartışmaya açarak sadeleştirmek ve öze odaklanmak şart.
Yoksa ‘ortaya karışık’ fikirlerden sağlıklı sonuçlar çıkmadığı hepimizin malumu.
Güncel bir gelişmeyle başlayalım. CHP Umumi Başkanı Kemal Bey’in 17 Ağustos 2020’de Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan röportajı ile girelim konuya.
Söyleyişi gerçekleştiren İpek Özbey’in, Kemal Bey’in bam teline dokunan şu sorusu ile başlayalım…
//İnce, sizi muhalefetin tek adamı olmakla itham etti. Kurultay döneminde de bu yönde eleştiriler aldınız. Doğru mu, tek adam mısınız?//
El-Cevap: //Öncelikle şunu söylemek isterim, kurultay, gerçekten de güzel bir atmosferde gerçekleşti. Pandemi döneminin tüm koşullarına uyuldu. Hiçbir yerden, medya mensupları dahil şikâyet gelmedi. Söylem olarak da son derece başarılı kurultaydı.
“Kurultayı neden şimdi yapıyorsunuz?” diye eleştiriler geldi. “Partiler kongrelerini yapabilir” diye açıklama gelince yaptık. Çünkü sonbaharda tablonun ağırlaşabileceğini biliyorduk, ki zaman bizi haklı gösterdi…//
Sorunun cevabı bu kadar, evet, vallahi billahi bu kadar…
“Efendim, Kemal Bey güçlü bir liderdir, her soruya cevap vermez, seçicidir” diyenler gözlerini kapatsınlar, yazının devamı rahatsızlık verebilir!
“Tek adam mısınız?” sorusunu, topu güzelce yuvarlayarak nasıl da geçiştirmiş Umumi Başkan değil mi? Soru ne, cevap ne alaka?
“Bu adam bizimle dalga geçiyor” diyenler var, biliyoruz. Rahat olsunlar, çoktandır bu böyle…
“Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” küstahlığı ile ayyuka çıkan bir meseledir bu.
“Ekmek için Ekmeleddin” dayatmasını da unutmadınız değil mi?
Söyleşide yer alan Ekmeleddin hakkındaki laflara, bilahare değineceğiz.
Doğrudur, Umumi Başkan artık kendinden çok daha emin, babasının malı gördüğü CHP’yi alttan üstten öyle düğümlemiştir ki, “ben ne dersem o” ruh halindedir.
Şaşırmamak lazım.
Özbay cevabını, önüne bırakılan ‘yuvarlak top’ şeklinde alınca, sorusunu yumuşatarak bir teşebbüste daha bulunmuş…
//Fotoğrafın geneline baktığımızda hiçbir siyasi partide genel başkana karşı bu kadar direnç gösterilmiyor. Niye CHP’de hep bir parti içi muhalefet, hareket var?//
El-Cevap: //Demokrasinin gereğidir bu durum, olması gerekendir. (…) Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetimizin siyasi kadrolarının evi CHP’dir. (…)
Şimdi yeni bir devrime doğru yürüyoruz. Cumhuriyetimizi, kuruluşunun yüzüncü yılında demokrasiyle taçlandıracağız. Dolayısıyla demokrasiyi savunuyorsak önce parti içinde demokrat olacağız. (…) Bunu yapmazsak kuruluş felsefemize aykırı davranmış oluruz. (…) Özetle ben parti içi eleştirilere, muhalefete demokrasi penceresinden bakıyorum. Pek çok partide böyle bir yaklaşım olmadığı, lidere bağlılık korkuyla ilişkili olduğu, liderin bizzat kendisi eleştiriden hoşlanmadığı için CHP’de kökleştirmeye çalıştığım eleştirel bakış açısı yadırganıyor haliyle…//
Evet, “tek adam mısınız?” sorusu yine havada…
Fakat CHP üyesi/seçmenin hoşlanacağı cümlelerle hakkındaki olumsuz düşünceleri mahirce ne de güzel savuşturuyor Umumi Başkan değil mi?
Bolca Mustafa Kemal’i anıyor, devrimden söz ediyor, Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmaktan bahsediyor, parti içi demokrasiye verdiği önemi vurguluyor, CHP’de kökleştirmeye çalıştığı eleştirel bakış açısından dem vuruyor…
Yani, şunu demeye getiriyor…
Ey partililer, CHP seçmeni! Arıza çıkarmayın, bana tek adam muamelesi de yapmayın, konjonktür bizden yana, yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik, bırakın kendinizi benim şefkatli kollarıma, yaslanın koltuklarınıza seyredin tiyatroyu…
Ben ülkenin AKP tasallutundan kurtulması için, sizin geleceğiniz için çabalıyorum, anlayın bunu artık…
Lütfen bana müsaade edin, sizin iyiliğiniz için, sizin için düşünmeye/konuşmaya devam edeyim.
Yanımda bilgili akademisyenler, uzmanlar, önemli şahsiyetler ve daha niceleri var.
A-Takımım ile sizin geleceğiniz için düşünüyoruz/konuşuyoruz/çalışıyoruz, siz kendinizi yormayın, rahat olun; daha ne istiyorsunuz yahu!
Evet, seviye bu!
(Birden aklınıza İlhan Cihaner’in kurultay konuşması mı geldi?
Bazı belediye başkanlarının, merkez yöneticilerin delegelere genel başkanlık yarışına katılma safhasında İlhan Cihaner’e oy vermemeleri yönünde baskı uygulanmasına mı takıldınız?
Eğer öyle bir baskı uygulanmışsa illaki ulvi nedenlerle yapılmıştır, art niyet aramamak lazım. Pişmiş aşa su katılmasın diye canhıraş çalışan, ülke bekasını her şeyin önünde tutan parti ileri gelenleri takdiri hak ederken, “alçak” nitelendirmesine maruz kalmaları, bir dil sürçmesi olsa gerek. İlhan Cihaner’in muhatap aldığı parti önde gidenlerinin kayda değer bir itirazını duymadık ama Kemal Bey’in çok rahatsız olduğundan eminiz!)
Aslında Kemal Bey fevkalade açık konuşuyor; CHP’nin başına getirilerek omuzlarına yüklenen misyonun gereğini yapıyor. Kendi içinde elbette tutarlı ama ne parti içi demokrasiden ne de kolektif siyasi pratiklerden bahsetmek mümkün.
O’na göre bunların zamanı da değil zaten. Varsa yoksa önüne sürülen yol haritasını itina ile uygulamak, yürüdüğü yolda lastiği patlatmamak. Egemenlere ayıp olur zira…
Kim mi bu egemenler? Kemal Bey’e sormalı…
Kurultay konuşmasında AKP ile ilişkili ne de çok egemen vurgusu yaptı değil mi?
Bir bildiği olmasa, üstüne basa basa ‘egemen’ sözcüğünü defalarca kullanır mıydı hiç…
Ha, Joe Biden’ın 7 ay önce dile getirdiği, şimdilerde ısıtılarak önümüze getirilen sözleri mi?
Hangi amaçla gündeme geldiyse geldi, maksat açık, siyasi tarihimizin darbeli sayfalarından bildiklerimiz işte…
Kuşkusuz Kemal Bey’e ağır gelmiştir bu sözler, Ünal Çeviköz farklı bir okumayla kendisini rahatlatır umarım.
Söyleşi dolabında dönmeye devam edelim…
Nereden icap ettiyse Selin Sayek Böke ile ilgili de bir soru var söyleşide…
//Selin Sayek Böke sizi eleştiren, size karşı hareket başlatan ekipte yer alıyordu. Genel sekreter seçilmesi de hayli şaşırttı. Burada hangi motivasyonla hareket ettiniz?//
Kemal Bey, kendisine çanak içinde sunulan bu soruya dört elle sarılmış ve topu yine ortaya salıvermiş…
// (…) Sadece Selin hanımla ilgili değil, diğer pek çok arkadaşımızla geçmişte ve hatta bugün bile bazı konularda farklı düşünüyor olmamız, birlikte çalışmayacağımız anlamına gelmez. (…) Birlikte çalışmak zorundasınız. Sizi eleştirdi diye eleştirenleri partinin dışına atarsanız. “Artık senin burada yerin yoktur” diye bir kin, öfke, önyargıyla yaklaşırsanız bunun adı zaten siyaset olmaz.//
Allah nazardan saklasın, Kemal Bey’deki bu demokrasi aşkı insanı öldürür valla…
Kurultayda rakip adayların önünün kesilmesinin faturasını da Kemal Bey’e çıkarmayın lütfen.
“Güçlü CHP için, ‘İktidar Kurultayı’nın selameti içindir bu alavere dalavereler.
PM seçiminde salona anahtar liste indirilmesini de yadırgamayın. Delegelerin işini kolaylaştırmak içindir bu da, mesela…
Delege iradesine bir müdahale söz konusu dahi olamaz.
Kurgulanmış il kongrelerinde seçilmiş bazı ‘yapay zeka delegelerde’ program hatası olasılığına karşı ufak bir tedbirdir.
Hepsi o kadar; her şey vatan için…
Selin hanımın ayrıcalığını, haftaya yerli yerine oturtalım, şimdilik beklesin.
“Bugün Ekmeleddin İhsanoğlu cumhurbaşkanı olsaydı Ortadoğu’da bu felaket olmazdı”
Veciz sözünün tarihin altın sayfalarındaki yerini aldığından ise hiç şüpheniz olmasın.
Kemal Bey’in bir kâhin olduğunu bilmeyenler de öğrenmiş oldu bu vesileyle…
CHP’nin rakı masasında eleştirilmesini de kabul edemezmiş Umumi Başkan.
Ne yapsın insanlar, yatta viski içerek memleket meselelerini konuşacak gelir seviyesine sahip olmayabilirler…
Ayrıca, ayıp mı rakı içmek, önemli olan sohbetin içeriği değil mi?
Hem böyle konuşarak, Atatürk’ü aşağılamak için her daim fırsat kollayanlara açık çek vermiş olmuyor musunuz Umumi Başkan?
Rakıyı bahane edip Cumhuriyetin temellerine dinamit döşeyenlere koz verdiğinizin farkında değil misiniz?
Evet, Kemal Bey bu röportajda açıkça zevahiri kurtarmanın peşindedir ve algı operasyonu çekmektedir (söylediklerinin seviyesi budur).
Gayet tabii ki devam etmek lazım…
Başkasının adına konuşmanın haysiyetsizliği (2)
CHP Umumi Başkanı’nın Cumhuriyet gazetesine verdiği o pek nitelikli röportaj üzerinden bu partideki sorunların temeline dair saptama ve değerlendirmelere devam edelim.
Röportaj o kadar sarih ki her şey ayan beyan ortada. Yeter ki gerçekleri görebilmek için özgür düşünceye ihtiyaç olduğunu, basiret gerektiğini önemseyelim.
Ve şu hususu göz önünde bulunduralım: CHP’nin kurumsal yapısı ile CHP’yi yönetenleri ayırarak konuya yaklaşalım.
CHP’yi kendisine verilen göreve uygun yöneten Umumi Başkan ve şürekâsının asıl sorun olduğunu gözden kaçırmayalım.
Dolayısıyla, CHP’nin kurumsal kimliğinin, temsil ettiği değerlerin eleştirilmediğini, CHP’yi güç odaklarının (Kemal Bey’in belirtiği gibi, egemenlerin) elinde oyuncak yapan yönetim üzerinde durduğumuzu bir kez daha belirtelim.
Yaygın şekilde karşımıza çıkan “Aman CHP’ye zarar vermeyelim çünkü AKP’nin elinden ülkenin kurtulmasının dinamosudur, zaman kötüdür, ülke uçuruma sürükleniyor, şimdi sırası değil…” türünden laflara itibar etmenin de manası yoktur.
Zira AKP’nin iktidarda kalmasında CHP Umumi Başkanı’nın verdiği katkılar göze batıyor.
Bahçeli’nin verdiği doğrudan desteğe koşut olarak Kemal Bey’in dolaylı ya da örtülü katkılarını da görmezden gelmeyelim, topu taca atmayalım.
Küresel güçlerin/büyük sermayenin iktidarı ve muhalefeti kontrol altında tutmak amacıyla türlü dolaplar çevirdiğini bildiğimize göre, Kemal beyin muhalefetimsi tutum ve davranışlarını da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini ıskalamayalım.
Yolsuzlukla mücadelede ateşli çıkışlar yapan Umumi Başkan’ın ilerleyen zaman içinde nasıl da saman alevi gibi söndüğüne kim bilir kaç kere şahit olduk değil mi?
Man Adası çıkışı hangi sonucu doğurdu mesela? AKP’ye malzeme oldu sadece çünkü sürdürülemedi. Neden sürdürülemedi? Kemal Bey versin cevabını!
Söz konusu röportajdaki o iddia nereye varacak sanıyorsunuz peki ?
Hiçbir yere; AKP muhaliflerine sadece çabuk geçen bir müsekkin etkisi, AKP liderine meftun kitlelere ise övünç kaynağı olacak.
Yolsuzlukla mücadelenin magazinleşmesi de işin cabası kuşkusuz…
Nitekim ne söyledi Umumi Başkan o pek mühimmiş gibi sunulan röportajda?
Şunu: //Erdoğan’ın ailesi memleketi seviyorsa yurtdışındaki servetini Türkiye’ye getirsin. Milyarlarca paraları var.//
Nereden mi biliyormuş?
Trump, “Senin servetini, mal varlığını inceleyeceğiz, aklını başına al” dediğinde Erdoğan hiç sesini çıkarmamış. Evet, kaynak bu…
Hesapta uzman Umumi Başkan, yollasanıza ekonomi konusunda pek uzman yardımcılarınızdan Selin Sayek Böke ile Faik Öztrak’ı ABD’ye konuyu araştırmak için…
Dahası, yazıverin siz de bir mektup Trump’a, isteyin ima ettiği hususa dair bilgi ve belgeleri, hatta Halk Bankası davası için, 17/25 Aralık olayı hakkında da aydınlatsın sizi…
Bakın siz harekete geçene kadar AKP Genel Başkan’ı hakkınızda 2 milyon liralık tazminat davası açtı ve kamuoyunda bu konuşuluyor…
Avukatınız, “Kılıçdaroğlu’nun doğru söylediğini yine ispatlayacağız! Hodri Meydan! Var mı cesaretiniz” demiş. Güzel söylemiş de ispat bakalım ne zaman gelecek ve kamuoyu doğru bilgilenecek?
Bence yine çok bekleyeceğiz çünkü Kemal Bey’in bu çıkışları bildik gaz alma operasyonlarıdır. O da biliyor Trump’ın ‘ayak oyunları’ndaki maharetini ve bu muhabbetten bir şey çıkmayacağını…
Zira hemencecik çark edivermiş Umumi Başkan…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açtığı 2 milyon liralık dava için şunları söylemiş:
//ABD Kongresi’nin şantajına teslim olmasın. Derhal veririm.//
Ve konuyu onur meselesi de yapmış…
//ABD Kongresi dünya önünde ülkemizin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan zatı tehdit ederek ‘servetini inceleyeceğiz’ dediğinde Erdoğan ‘hodri meydan’ demek yerine sustu.
Bu milli onurumuzu derinden yaralamıştır. (…) Çağrımız; hızla bu sorumluluğu yerine getirmesi ve ülkenin ulusal onurunu korumasıdır.// (Saygı Öztürk, 19.8.2020,Sözcü)
Siz koruyun onurumuzu Umumi Başkan, çekiverin ABD’ye kallavi bir ‘hodri meydan’, inletin yeri göğü ne duruyorsunuz…
Evet, böyle büyük laflar ederek topu taca atmak yok, madem onurumuz mevzu bahis girin şu konuya etraflı, çıkarın gerçekleri gün ışığına…
Şu ‘israf’ sözcüğünü de bir kenara bırakın artık ve sürekli gündeme getirdiğiniz yolsuzlukla mücadele hassasiyetinizi ete kemiğe büründürün.
AKP’den devralınan büyükşehir belediyelerinden henüz dişe dokunur, iktidarı sarsacak bir yolsuzluk dosyası görmedik. Ufak tefek israf haberleri ile yetinecek değiliz, kamuoyunu oyalamayın. İstirhamımız olur.
Neden mi uzattık Kemal Bey’in yolsuzlukla mücadelesini?
Birincisi, gerçek bir mücadele sergilemiyor Umumi Başkan. Mücadele ediyormuş gibi yapıyor ve elbette sıkça yaptığı gibi gaz alma operasyonu çekiyor.
‘Hesap soran hikâyecikler’ bir süre sonra gündemden düşüyor, elde muhabbet kalıyor.
Peki, bu neden böyle oluyor? Sermayenin ayağına basmaması gerektiğini iyi biliyor çünkü.
Devlete yapışık sermaye biriktirme mahareti anlı şanlı komprador burjuvazimizin
alâmeti-farikasıdır. Tutkundurlar buna, yıllardır bu şekilde serpilmişler, büyümüşlerdir.
Şimdilerde AKP’nin yarattığı yandaş şirketler revaçta ve aslan payı onlarda…
AKP-CHP çekişmesinin önemli bir ayağı da budur. Devlet olanakları ile sermaye birikim sürecinde geri düşen İstanbul Sermayesi CHP ile bayrak göstermektedir.
Haliyle CHP üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olmasına da şaşırmamak gerekir.
Şunu iddia ediyorum: Hem Umumi Başkan hem de hesapta uzman biri olarak Kemal Bey, sermayenin gücünü iliklerine kadar hissettiği için nasıl davranacağını çok iyi bilir.
Kaynakların dağıtımında erk sahibi siyasiler hakkında yıllardır duyduğumuz hikâyeciklerdeki gerçeklik payına da aşınadır.
Ve fakat…
Orasından burasından cidden deşmeye kalkarsanız, sermaye birikim sürecinde çokça sorgulanacak alan çıkar karşınıza. O topa girmemek lazım değil mi Sayın Kemal Bey?
Mesela AKP dönemindeki özelleştirmelerde Umumi Başkan’ın sonuç elde edici bir tasarrufunu hatırlıyor musunuz? Yoktur!
Selefi Deniz Baykal döneminde de bu böyleydi…
2001 krizi sonrası küresel sermayenin güvenilir elemanı Kemal Derviş’in Hazine Müsteşarı koltuğuna oturttuğu Faik Öztrak’ın özelleştirmelere karşı çıktığını duydunuz mu hiç?
Evet, AKP’nin haraç mezat gerçekleştirdiği tüm özelleştirmelerde, CHP’nin ‘laf olsun torba dolsun’ muhalefeti belleklerdedir sadece.
Faik Öztrak’ın yaklaşımı, gerçeği zaten apaçık yansıtmaktadır.
Örneğin, özelleştirmelere karşı çıkmak yerine elde edilen gelirin har vurup harman savrulduğundan bahseder hep.
Özelleştirmelerin ideolojik olduğunu ağzına bile alamaz.
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sırasında sergilediği tutum da unutulacak gibi değildir.
Örneğin Alpullu Şeker Fabrikası’nın özelleştirilmesi sırasında soluğu Edirne’de alarak il binasında yaptığı basın açıklaması tarihe geçecek niteliktedir kanımca. Manevra kabiliyeti babında şüphesiz…
Evet, CHP’nin yönettiği Trakya belediyelerinin birlikte ihaleye girerek Alpullu Şeker Fabrikası’nı satın almalarını önermiştir Öztrak.
Fos çıkmıştır tabii…
Fevkalade ayrıcalıklı biridir Öztrak.
5 dönem Tekirdağ’dan 1’nci sıra kontenjan milletvekilliği boşuna mıdır sanıyorsunuz…
Faik Öztrak ile aynı kefeye konulacak bir diğer imtiyazlı siyasetçi, Selin Sayek Böke’dir.
İlhan Cihaner ile birlikte hareket etmesine, bu yaramazlığına rağmen gözden düşmemiştir. Çünkü iyi yetişmiş/yetiştirilmiş kullanışlı bir elemandır.
Sol jargon siyasetini, kendini solcu gibi satmayı iyi becerir. Sol şeridi işgal etmek de üstlendiği görevlerden biridir belki de…
(Selin hanım hakkında tafsilatlı bir değerlendirme için: “Selin Hanım’ın taneleri”, 21 Eylül 2016, Köşe Arşivi.)
Aslında o da Faik Öztrak gibi ‘iyi bir sosyal demokrat’tır.
İkisi de, kapitalizmin rasyonel işlemesi için hukuk devletinin/ kuvvetler ayrılığının önemini sıkça vurgular, kamu ihale yasasının adil ve şeffaf olması gerektiğini dillendirirler.
AKP’nin kayırma ekonomisi nimetlerinden yararlanamayan sermaye kesitinin yaralarını sarmak için göreve hazırdırlar; iktidara gelmeyi özlemle beklemektedirler…
Gelelim Abdullah Gül meselesine…
Umumi Başkan burada da algı operasyonu çekiyor. Belli ki CHP seçmeninin önüne yine top yuvarlıyor… Maksat partilileri lüzumsuz meşgul etmek ve gerçeklerin konuşulmasını önlemek…
Evet, açıkça ‘mikserlik’ yapıyor.
Gerçi röportajın asıl amacı da sanki bu ve mutfakta birileri var. Yani Kemal Bey’in yanına sokuşturulan bazı elemanların üzerinde düşünüp piyasaya saldıkları bir ürün var karşımızda.
Bir kere, neden korkacakmışız Abdullah Gül’den?
Atatürk Cumhuriyeti’nin kıymetini bilmeyen, milli bayramlarda hastalanan bir cumhurbaşkanı eskisinin CHP adayı sunulması da ne ola ki?
Üstelik İngiltere Kraliçesine sadık bir şövalye olmayı kabul etmiş birinin cumhurbaşkanı adaylığını bu kadar kolay telaffuz etme rahatlığı nereden geliyor?
Sizce bu özgüven patlaması, tek adamlık ötesi bir şey değil mi?
Umumi Başkan gemi azıya almış vaziyette partililer ve seçmenle alay ediyor sanki?
Ne dersiniz?
Yeni Soluk
Yorum Yap