15-16 Haziran direnişi 56 yaşında
Türkiye sendikal hareketinin ve sınıf mücadelesinin en kritik dönüm noktası olan tarihi 15-16 Haziran işçi direnişinin üzerinden tam 56 yıl geçti. 1970 yılında, işçi sınıfının haklarını tırpanlamayı hedefleyen yasa tasarısına karşı İstanbul ve Kocaeli'de yüz binlerin sokaklara döküldüğü o iki gün, egemenlere işçilerin örgütlü gücünü en yalın haliyle gösterdi. Bugün yaşanan derin ekonomik kriz ve yoksulluk karşısında, 15-16 Haziran mirası işçi sınıfına yol göstermeye devam ediyor.
Türkiye'de emeğin ve sermayenin karşı karşıya geldiği en büyük kitlesel eylem olan 15-16 Haziran 1970 direnişi, 56. yıldönümünde bir kez daha saygıyla hatırlanıyor. Dönemin siyasi iktidarı ve sermaye çevrelerinin işçi sınıfının örgütlü mücadelesini boğma girişimine karşı bir set olan bu büyük kalkışma, günümüz emek mücadelesi için de unutulmayacak dersler ve zengin bir miras barındırıyor.
İŞÇİLER NEDEN AYAKLANDI? HEDEF DİSK’İ YOK ETMEKTİ
1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), kısa sürede fabrikalarda ve sanayi havzalarında militan, ödünsüz bir sınıf sendikacılığı çizgisi örerek hızla büyümüştü. İşçiler, hak gasplarına karşı sarı sendikacılık yapan Türk-İş’ten istifa ederek kitleler halinde DİSK saflarına geçiyordu. Temsiliyet gücünü kaybeden Türk-İş ve fabrikalarda güçlü bir işçi iradesi istemeyen patronlar el ele vererek Meclis'e yeni bir sendika yasa tasarısı getirdi.
Mevcut 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nda yapılmak istenen değişiklikle, bir sendikanın Türkiye genelinde toplu sözleşme yapabilmesi için o iş kolundaki toplam işçilerin yüzde 51'ini örgütlemiş olması şartı getiriliyordu. Bu hamle, belirli iş kollarında güçlü olan ancak ülke genelinde henüz yüzde 51'e ulaşamamış olan DİSK'i fiilen işlevsizleştirmek, toplu sözleşme yapamaz hale getirerek tamamen yok etmek ve Türk-İş tekelini yasal güvenceye almak amacını taşıyordu.
CHP VE AP MECLİS KOMİSYONUNDA UZLAŞTI
Dönemin iki büyük partisi olan Adalet Partisi (AP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), normal şartlarda şiddetli bir siyasi rekabet içinde olmalarına rağmen, DİSK’in önünü kesmek ve işçi hareketini zapturapt altına almak konusunda hızla uzlaştılar. 11 Haziran 1970'teki meclis oturumunda konuşan CHP Milletvekili Hayrettin Uysal, Türk-İş’i överek tasarıya olumlu oy vereceklerini açıkladı.
AP grubu adına konuşan Hasan Türkay ise yeni yasayı, "Bu kanun 7-8 kişinin bir araya gelip gecekondu sendikalar kurmasına set çektiği için önemlidir. Türkiye’de işgal, tahrip gibi hareketleri benimseyen sendikacılar vardır" diyerek savundu. Meclis'te tasarıya karşı tek sert duruşu Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri gösterdi. TİP, yasanın kabul edilmesinin hemen ardından konuyu "Anayasaya aykırılık" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağını ilan etti.
DİSK TEMSİLCİLERİNDEN TARİHİ KARAR: REAKSİYON SOKAĞA TAŞTI
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, 12 Haziran’da düzenlediği basın toplantısında "Devrimci sendikaları ve DİSK’i bertaraf etmeyi kanunla sağlamayı düşünmekte; esas plan budur" diyerek işçileri uyardı. 14 Haziran günü İstanbul Merter’deki Lastik-İş binasında toplanan yüzlerce işçi temsilcisi ve sendika yöneticisi, fabrikalarda kurulan "Anayasal Direniş Komiteleri" öncülüğünde sokağa çıkma ve anayasal direnme hakkını kullanma kararı aldı.
15 HAZİRAN: İŞÇİ SELİ KENT MERKEZLERİNE AKTI
15 Haziran Pazartesi sabahı İstanbul, Gebze ve İzmit’teki fabrikalarda şalterler indi. Yaklaşık 70 bin işçi, 113 işyerini terk ederek devasa kollar halinde kent merkezlerine yürüyüşe geçti.
Anadolu Yakası: Ankara asfaltı üzerindeki fabrikalardan çıkan işçiler Kartal ve Kadıköy yönüne ilerledi.
Avrupa Yakası: Bakırköy işçileri Londra asfaltını trafiğe kapatırken; Eyüp ve Topkapı işçileri Kağıthane’de barikatlarla karşılaştı. Gözaltına alınan arkadaşlarını Eyüp Karakolu'na yürüyerek geri alan işçiler, sınıf dayanışmasının ilk büyük örneğini sergiledi.
Gebze ve İzmit: Tuzla ve Çayırova'dan çıkan işçiler Ankara asfaltını kilitledi. İzmit’te ise iki koldan yürüyen işçiler Çocuk Parkı'nı doldurdu. Ankara'da ise Basın-İş üyesi işçiler Ulusal Basımevi ve Ulus gazetesi binalarını işgal etti.
İşçilerin ellerindeki pankartlarda şu net mesaj yazıyordu: "Anayasaya aykırı kanun çıkaranlar işçi düşmanıdır", "Kanunlar meclisten geri alınıncaya kadar direneceğiz."
16 HAZİRAN: DİRENİŞİN KANLI VE SİNİR UÇLARINA DOKUNAN GÜNÜ
Direnişin ikinci günü olan 16 Haziran, Türkiye tarihinin en kitlesel işçi eylemine sahne oldu. Saflara katılan işçi sayısı 150 bine ulaştı. İstanbul'un iki yakasındaki işçilerin birleşmesini engellemek amacıyla hükümet talimatıyla Galata ve Unkapanı köprüleri açıldı. Buna rağmen işçilerin bir kısmı sandal ve motorlarla karşı yakaya geçmeyi başardı.
İstinye’deki efsanevi Kavel Kablo fabrikası ve Levent işçileri birleşerek Zincirlikuyu’ya yürüdü. Tekfen fabrikası önünde polisin ön saflardaki kadın işçilere saldırması üzerine çok sert çatışmalar yaşandı. İzmit’te ise İçişleri Bakanı'nın kesin talimatına ve kurulan askeri barikatlara rağmen işçiler 4 barikatı da yararak şehre girmeyi başardı.
En kanlı ve trajik olaylar ise Kadıköy Yoğurtçu Parkı ve İskele Meydanı'nda yaşandı. Kolluk kuvvetlerinin işçilerin üzerine doğrudan ateş açması sonucu çatışmalar şiddetlendi. Kaymakamlık binası hedef alındı, AP ilçe binaları tahrip edildi. O kara günde işçiler Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram, Mehmet Gıdak, toplum polisi Yusuf Kahraman ve esnaf Abdurrahman Bozkurt açılan ateşler sonucu hayatını kaybetti. 200'e yakın kişi ise yaralandı.
HÜKÜMET SIKIYÖNETİM İLAN ETTİ, ANCAK İŞÇİLER KAZANDI
Olayların kontrolden çıkması üzerine İçişleri Bakanlığı ve DİSK yönetimi acil bir toplantı gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, TRT radyosundan işçilere itidal çağrısı yapmak zorunda kaldı. Aynı günün akşamında İstanbul ve Kocaeli’de 1 aylık sıkıyönetim ilan edildi. DİSK ve üye sendikaların genel merkezleri basıldı, yüzlerce işçi ve sendika lideri tutuklandı.
Ancak işçi sınıfının sokakta yarattığı sarsıntı ve kararlılık geri adım atılmasını sağladı. Türkiye İşçi Partisi'nin (TİP) açtığı dava sonucunda Anayasa Mahkemesi, söz konusu yasa değişikliklerini "Anayasal sendika seçme özgürlüğüne ve anayasanın temel ilkelerine aykırılık" gerekçesiyle iptal etti. İşçiler, haklarını sokakta dövüşerek korumayı başardı.
"İŞÇİ SINIFI VARDIR VE BU DÜZENİ DEĞİŞTİREBİLECEK GÜÇTEDİR"
15-16 Haziran eylemleri sadece yasal bir zafer değil, sosyolojik ve siyasi bir kırılma noktasıydı. Sermaye sınıfında yarattığı korku o kadar büyüktü ki, birçok büyük patron "Türkiye'de devrim oluyor" paniğiyle paralarını yurt dışına kaçırdı veya ülkeyi terk etti.
Aynı zamanda bu direniş, o dönem Türkiye solunda hararetle tartışılan "Türkiye'de sanayileşme tam tamamlanmadı, işçi sınıfı var mı?", "İşçiler devrim yapacak olgunlukta mı?" şeklindeki teorik tartışmalara da son noktayı koydu. İşçi sınıfı, var olduğunu ve düzene meydan okuyabileceğini yüz binlerin ayak sesleriyle sokaklarda ilan etti. Bugün, 56 yıl sonra, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ve sendikal hakların baskılandığı Türkiye şartlarında, 15-16 Haziran'ın ruhu emekçilerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.
Yeni Soluk
Yorum Yap