Geçtiğimiz hafta Fed yetkililerinin açıklamaları faiz artırımına yönelik beklentilerin tahmin ettiğimiz gibi kademeli olarak faiz artırımına gideceğini işaret etti. Ancak, bu mutlaka bir faiz artırımı şeklinde olacak diyemeyiz. Eğer faizi artırırımı olursa, Türkiye gibi dış kaynağa bağımlı ekonomilerde enflasyona neden olur,  GSYH ve kişi başına gelir düşüşü olarak yansır.

OECD, dünya ekonomisinin 2016 yılında 2015’ten daha yavaş büyüyeceğini ve son beş yılın en zayıf büyüme performansını kaydedeceğini yönünde görüş bildirerek, küresel ekonomik büyüme tahminini 0,3 puan aşağı yönlü revize ederek %3 düzeyine çekmişti.

Ülke olarak, 2016 yılının ilk yarısı var olan ekonomik krizi  soğuk tutmaya çalışarak ekonomik açıdan şimdilik teğet geçmeyi başardık.  Yaşanan terör olaylarına, jeopolitik sorunlara, ihracat ve ithalat hacminin yıllık bazda  %10,2 ve %11,9 oranında daralarak, gerilemeye karşın Türkiye ekonomisi en azından durumu idare etmeyi başarmış görünüyor.

Böyle devam eder mi ?

Önümüzdeki günlerde kapalı kanayan ekonomi yaramamız açık yara olarak gün ışığına çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Günümüzde küresel enerji politikaları, ağırlıklı olarak petrol ve doğal gaz tarafından belirlenmektedir.  Petrol fiyatlarındaki düşüş ilk yarıda bize cari açığı düşürmek açısından kurtarıcı kahraman olduğunu tablomuz gösteriyor.

şema1

Tabloya baktığımızda bize petrol fiyatlarının 2016 yılının ilk 5 ayında geçen yılın fiyatlarına göre çok düşük olduğunu, dolayısıyla petrol ithalatına ciddi kaynak harcayan bir ülke olarak bu düşük fiyattan oldukça fazla yararlandığımızı gösteriyor. Bunun da etkisiyle cari açığımız Mart 2016 itibariyle 30 milyar doların altına geriledi. Ne var ki petrol fiyatları artık yükselmeye başlamış bulunuyor. Aşağıdaki grafikte bu durumu izlemek mümkün (mavi çizgi 2015 yılının, kırmızı çizgi 2016 yılının ilk 5 ayının gerçekleşmiş petrol fiyatlarını, kesikli kırmızı çizgi de 2016’nın kalan aylarına ilişkin tahmini gösteriyor.)

şema2

Eğer bu tahminler gerçekleşirse Ağustos ayına kadar geçen yılki fiyatların altında kalan ve bu nedenle cari açığın düşüşüne katkı yapan petrol fiyatları bu etkiyi kaybedecek hatta büyük olasılıkla olumlu etki tersine dönmeye başlayacak. Bu durum cari açığın yeniden yükselişe geçmesine yol açabilir.

Aşağıdaki grafik bizlere bunu net bir şeklide bağıra bağıra usulca ifade ediyor.

Mavi çizgi TÜFE’yi, kırmızı çizgi de çekirdek enflasyon olarak aldığımız endeksini göstermektedir.

şema3

Enflasyonun kalıcı olarak düştüğünü görebilmemiz için, TÜFE enflasyona ayak uydurması gerekir. Yılın ilk 4 ayında endekse göre bu durum gerçekleşmedi. Geçen yılın yüksek enflasyon oranlarının bu yıla olumlu yansımasından kaynaklanan baz etkisinin sona erdiği aylara girmiş bulunuyoruz. Asgari ücret artışının yansımalarının da yavaş yavaş ortaya çıkarak enflasyonu artırıcı bir katkı yaratacağını düşünürsek  durumun iç açıcı olmadığını söylemek mümkün.

 

“Borç alan dert alır.”

Ekonomik büyümeyi düşük faizle içeri akan sıcak parayla finanse etmeye devam edersek, borçlanarak iç büyümenin bir balon olduğunu ve  balonu ne kadar şişirirsek şişirelim terazide bir gram bile etmeğini bir an önce iş işten geçmeden önce idrak etmeliyiz.

2008’den bu yana Türkiye’de özel sektörün borçlarının dört misli katlandı. Bu arada GSMH’ın sadece üçte misli büyüdüğünü ve büyümenin önemli bir kısmının borçla sağlandığını söylemeden geçmek haksızlık olur.

2004’te 140 milyar dolar civarındaki dış borç, 2013’te GSMH’ın yüzde 47’si anlamına gelen 372.6 milyar dolara fırladı. Özel sektörün borçlarının da yüzde 90’ının döviz cinsinden olması da resmi netleştiriyor.

Daha da endileşelendirici gelişme ise ülkenin dış borçlarının üçte birinden fazlası olan 129.1 milyar dolarlık kısa vadeli borcun ödeme vadesinin bir yıl içinde gelecek olması. 2008’de kısa vadeli borç rakamı 52.52 milyar dolardı. Dolayısıyla kısa vadeli borçların toplamının Merkez Bankası döviz rezervlerini aşması, Türkiye’yi yükselen piyasalar içinde en yüksek riskli ülkelerden biri haline getiriyor.

Türkiye’nin kısa vadeli borçlarındaki bu hızlı artışın asıl nedeni ise, hızlı büyümeyle ortaya çıkan cari açığın finanse edilmesinden kaynaklanıyor. Cari açık 2013 itibarıyla GSMH’ın yüzde 6’sına ulaştı, oysa bu oran 2001 büyük krizinde dahi yüzde 3.7 idi.

Son 10 yılda hızlı büyümenin ana dinamiğini GSMH’ın yüzde 70’ini oluşturan iç tüketim harcamaları oluşturdu. İnsanlar ATM’lerden, cep telefonlarından SMS ile kredi alır hale gelmesi kişisel kredileri patlattı. İlaveten kredi kartlarıyla borçlanma 2010-2013 arasında yüzde 77 yükseldi.

Düşük faiz ve kredi balonu, iç tüketimi patlatırken tasarruf oranı son 30 yılın en düşük seviyesine, yüzde 12.6’ya indi. IMF’ye göre gelişmekte olan ülkelerde tasaarruf oranı ortalama yüzde 33.5.’dir.

Düşük faiz politikası, 2005’ten bugüne mortgage kredilerini altıya katlayarak emlak sektöründe büyük bir balona yol açtı. 2009’dan bu yana emlak fiyatlarının yüzde 53 artması bu durumu açıklıyor. 2103’teki emlak satışlarının yüzde 78’7’si mortage kredileriyle finanse edildi.

Dev alışveriş merkezleri gökdelenler, oteller, havaalanları agresif projeleri kapsayan inşaat sektörü de bu balonun bir başka yüzü. 2103’te yüzde 42.9 büyüyen inşaat bazlı krediler, ülkenin kredi balonunun en önemli unsurudur.

Nisan ayında konut satışları yıllık bazda %10,9 gerilerken, ilk dört ayda satışlarda gözlenen yıllık düşüş %1,6 oldu. Nisan ayında toplam satışların %31’ini oluşturan ipotekli satışlar yıllık bazda %27 azalırken, diğer satışlar yatay seyretti. Öte yandan, yabancılara yapılan konut satışlarında da gerileme sürerken, satışlardaki düşüşün Antalya ve Muğla gibi şehirlerden gelmesi turizmde son dönemde yaşanan krizin inşaat sektörüne de yansımış olduğunu gösteriyor. Yıl sonuna kadar, öncelikle krediler ödenemez hale gelebilir. Sayısız inşaat ve emlak projesi bir baş ağrısına dönüşecek. Pek çok banka ve emlak şirketi batacak. Dövizle borçlanan şirketler borçlarını ödeyemez hale gelecek. Yine aşırı borçlu tüketiciler borçlarını ödeyemeyecek. Büyüme küçülmeye dönüşürken işsizlik patlayacak. Rating şirketleri Türkiye’nin notunu düşürecek. Bu direk olarak emlak, TL, borsa ve tahvil fiyatları keskin bir şekilde düşecektir.

Son olarak atalarımızın dediği gibi, “ boş çuval dik durmaz”.

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER