Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Sen gidince merak etme her şeyin gidecektir.

En yakınındaki yakınlarının yarattıkları küçük dünyalarında, artık sana ayıracak belki kısa süreliğine, bir anıları olacak.

Belki de, bir süreliğinde olsa yakınım dediklerin, kardeşlerinin evlerinin duvarında bir fotoğrafın asılı kalacak.

Gelen giden ‘kim bu’ diye soracak.

Çok kısa bir cevap, ‘kardeşim’ olacak.

Onlar, küçük dünyalarında beyaz eşyalarını daha iyisiyle nasıl değiştireceklerinin, çocuklarını özel okullarda nasıl okutacaklarının telaşı içindedir.

Küçücük dünyalarının dışına çıkacak, seni düşünecek kadar değerin kalmamıştır onlar için.

Sen ise, ‘önemliyim’ sanırdın kendini, işe yaradığın eski günlerdeki gibi.

Aslında o günlerden daha önemlisindir…

Lakin ‘ederin’ yoktur. Ne kadar ‘önemli’ olursan ol onlarca ‘değerli’ değilsindir…

“Bir garip öldü diyeler,

Üç gün sonra duyalar,

Soğuk su ile yuyalar”

En iyisi mi boş ver gitsin!

Bu sıdkından sıyrılmış dünyada hiç bir şeyle uğraşma.

Nasılsa ölmeyecek miyiz?

Tek celsede boşa gitsin aklını, feragat etsin senden.

Etrafına bir bak! Bu ne bitmez tükenmez kavgalar.

Değer mi moralini bozmana? Hakaret ve küfüre maruz kalmana, değer mi bu insanlar için yazmana?

Gerçi sen yazsan da yazmasan da çokta önemli değil ya!

Sen yine de nasıl istersen öyle yap.

Mutlaka bir gün seni anlayacaklar, hayallerini boş geç artık!

Sultan Süleyman’a kalmadı, bize mi kalacak bu dünya?

Biraz sonra ölsen kimin umurundasın be adam, kimin?

Uğruna ölmeyi esirgemeyeceğin çocuğunun mu, ananın, babanın yoksa kardeşlerinin mi?

Arkadaşlarının, dostlarının veya siyasetteki yoldaşlarının mı?

Yoldaşların (!)

Güldürme beni.

Onlar boşalan yerini doldurma telaşına girecektir.

Senden artakalanı kapmanın hırsıyla gözleri hiçbir şey görmeyecek kadar kararacaktır.

Sen iyisi mi onlardan hiç bahsetme.

Sağken nelerini gördün ki ölünce göresin.

Haa bak, timsah gözyaşlarını kesin görürüsün!

Çok değer verdiğin gazetenin mi?

En fazla, gazetenin ya yarım sayfasında, ya da bir kibrit kutusu kadar çerçevede; “Acı Kaybımız! Çalışma arkadaşımızı kaybettik, acımız büyüktür. Kalbimizdesin, seni unutmayacağız” gibisinden taziye ilanında yer alırsın.

Gazeteci arkadaşların yazılar yazar.

Lakin hiç düşündün mü, gerçekten sen kimin umurundasın?

Yokluğun kime acı verir?

Her zaman arkadaşlarınla toplandığınız lokale akşam gelmediğinde kim arar seni?

Belki boş kalmış bir taburenin üzerinde az biraz toplanır bir parça hüzün. “Hey gidinin adamı, daha şurada geçen gün sohbetin demine vuruyorduk” diye mırıldanır birkaç kırık söz.

Ya sonra? O tabure de artık boş değildir. Senden sonra nice lakırdılar, nice kahkahalar ocakta fokurdayan çayla beraber demlenir…

Hüzünlü bir sonbahar yağmurunda kim sorar seni sahildeki balıkçılara?

Hangi kayık alır götürür bir parça senden?

Kim seni özler görmeyince?

Kim senin için ağlar, kim arkandan ağıtlar yakar hiç düşündün mü?

Dalında kuruyup da düşen aciz bir yaprak mı?

Yoksa eşin mi, sevgilin mi ağlar senin için?

Hayır, hayır onlar da değil.

Tut ki aşkınız büyük bir umman.

En fazla birkaç ay, hadi bilemedin birkaç yıl kimseye bakmaz kimseyle gezip tozmaz sevdiğin.

İlk başlarda çok ağlar belki, ateş olup yanar bağrında.

Ya sonra? Evde senimi bekler?

Hayır.

Seni severek mi ölür?

Hayır.

Yerini alır birileri, o bağırlar boş kalmaz. Yaslı sevdalar atılır o omuzlardan. Sevda kendi umanında boğulup yiter, sen de silikleşir, unutulursun.

Hayat senin yokluğunla durmaz, dönen dünya gibi o da döner durur.

Gerçekten bir şeyler bıraktığını sanırsın bu dünyaya, ancak hiç bir şey bırakmamışsındır.

Kimse beni unutmaz dersin.

Ancak unutulur gidersin.

Hayat böyle bir şeydir. İstesen de istemesen de kabullenirsin.

Yokluğun hangi yüreklere gark eder?

Can dostum dediğin kadim arkadaşınınmı?

Değil değil o da değil!

Zamanla o da unutur seni herkes gibi.

O da dalar gider bu dünya temaşasına.

Sahnesinde sana da rol verdiği oyunun perdesini kapatır gider.

Bak; ailen üzülür, kavrulur ciğeri.

Gerçek ateş onların yüreğine düşer, en fazla onların içi acır!

Ya sonra?

Onlar da unutur zamanla, sarılır yaraları birer birer.

Gözyaşlarıyla yıkanan acı çehreler yeri geldiğinde tebessümle bezenen anımsamalara bırakır yerini.

Kabul etsen de etmesen de, bu böyledir rengi gri olan bu şavaşta.

Sadece sen varsın aslında diğer herkes yalandır. Sen ve yine sen varsın.

İstesen de istemesen de yazıyı okuyup geçsen de, sadece sen varsındır.

Yalnızsındır.

Hanlarım apartmanlarım var, arkadaşlarım dostlarım var deme!

O dostların “hamamlarının”, o arkadaşların “hanlarının” bekçileridir, senin değil!

Ölünce cenazen kalabalık olursa kim bunlar diye merak etme.

Onlar senden kalan mirasın sahipleri çocuklarının arkadaşları ya da ayıp olmasın diye birbirine karşı utanma pazarı saf tutmaya çalışan tanıdığın simalar.

Belki helvadan bize de düşer diye göz önünde duracaklar.

Sonra onlar da çekip gidecektir.

Sadece orada olması gereken birkaç sızılı göz kapakları kalacaktır.

Olur ki cenazende az sayıda insan varsa, neden diye bunu da merak etme ve “Bir garip öldü diyeler, Üç gün sonra duyalar, Soğuk su ile yuyalar” diyen Yunus’u aklına getir.

Kavgalarının, özlemlerinin, bekleyişlerinin, inandıklarının türküsüyle gömülmüşsündür sen o toprağa.

Kelepir hayatın ipini çekmiş, boşlukta savrulan bir avuç kül gibi saçılmışsındır.

Toprağın üzerinde ise hayat devam eder, çengileriyle beraber.

Herkes hayat denen bu cümbüşte maskelerini takıp, sahte belleklerle raks edip, cilveleşmeye devam eder.

Sen ise artık bir avuç topraktan ibaret, gökyüzünden uzak, maviye hasret karanlık mahzenin hükmünü giymişsindir.

Aklına gelmez değil yine de o yüzler.

Hani sahte olanları, çift taraflı kullanılanları.

Çünkü hakların, hesaplaşmaların vardır o yüzlerde.

Neyse ki şuan sen en baki dostunun yanındasın.

Bırak onlar toprak üstünde devam etsinler.

Büyük Ozan Âşık Veysel’in dediği gibi; “benim sadık yârim kara topraktır.” Bu dizeye sen de sığın.

Hadi, toprağına, sadık yârine sarıl da uyu…

16082012

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER