Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası

esratanriverdi@yenisoluk.com

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Çalışıyorum” diye annelikten imtina eden bir kadının, kadınlığını inkar ettiğini söylüyor. Ona göre anne olmayan kadınlar eksik ve yarım kadın oluyormuş. Bu da yetmiyor: ” Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Anne olmazsa insanlık olur mu? Anne varsa insanlık var. Bunun için her fırsatta en az 3 çocuk tavsiyesi yapıyorum. Bunu ben yapmıyorum. Rabb’im emrediyor, Peygamberimiz söylüyor. Üretmek, hayatın her alanında var olmak kesinlikle anneliğe engel değildir. İş hayatının anneliğin alternatifi haline getirilmesini kesinlikle kabul etmiyorum.”
Şimdi sevgili okurlarım biz kadınların bu konuda bir şikayeti falan var da benim mi haberim yok? Anne oluruz olmayız çalışırız çalışmayız size ne, kime ne? Belki çocuğumuz olmuyor, belki eşimizde bir sorun var ve olmuyor neden psikolojimizi bozuyorsunuz, neden bizi küçük düşürüyorsunuz  sayın cumhurbaşkanı pardon sayın başkan?
Son yıllarda bir Osmanlı hayranlığıdır gidiyor.  Osmanlı övülüyor, Osmanlıya özeniliyor ama bilmiyorlar ki o çok sevdikleri Osmanlıda kadın kimdir ne durumdadır? Sorsak kaç kişi kökenini biliyordur acaba? Ne yalan söyleyeyim bu yazıyı hazırlarken araştırmalar yapmasam bilgisizliğim devam edecekti. Neyse ki Atatürk var da ona sığınıyorum, onun devrimlerine. Oysa bilmem ki Atatürk daha önce hak ettiğimiz haklarımızı bize geri vermiş aslında yeni bir şey yapmamış! Nasıl mı? Şöyle ki, Türk Tarihini ve içerisindeki durumu ve gelişim seyrini inceleyelim hadi gelin.  Osmanlının öncesine yani atalarımıza gidelim:
Türklerin Orta Asya’daki varlığından itibaren İslam dininin kabul edildiği 8. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde, Türk kadını toplumsal konum bakımından büyük ölçüde erkekle eşit. Hun hakimiyetinin sürdüğü dönemlerde devletin başındaki hakan  eşi hatun ile birlikte devleti temsil eder. Türklerin ilk yazılı belgeleri olan Orhun Yazıtları’nda Türk kadınından saygı ile bahsedilir. Devlet ve milletle ilgili önemli kararların alındığı kurultaylara hatunlar da katılır ve etkili olurdu. Kadın erkek gibi çok iyi ata biner ve kılıç kullanır. Gelenek ve görenekler kadının her yönüyle erkeklere denk olduğunu ispatlamaktadır. Yani anlayacağınız İslam öncesi Türk kadının temel niteliğine bakıldığında en önemli özelliği  analık ve kahramanlıktı.

Eski Türkler’de kadın her bakımdan özgürdü. Tek eşle evli olup velayet ve mülkiyet hakkına sahip. Mesela Cengiz Yasası diye bir yasada boşanmada üstünlük hakkı kadına verilir. Karısını boşayan erkek çok ağır cezalalandırılır.. Genç kadın kutsal sayıldığından kadına tecavüz eden idam edilir. ( Tam da günümüz için geçerli olması gereken durum)
Türk tarihine göz atıldığında, İslam öncesi Türk kadınının günlük yaşamda sıkıntı yaratmayacak basitlikte ve son derece özgür giyindiği anlaşılır.
Yine tarih kaynaklarında Türklerin önem verdikleri haklara, “ana hakkı” dedikleri ve bunu da “Tanrı Hakkı” ile eşit tuttuklarını göstermektedir. Bilir misiniz bilmem ama Büyük Hun İmparatorluğu adına Çin ile ilk barış antlaşmasını Mete’nin eşi  imzalamıştır! Bunu kaç kişi bilir acaba?

Yabancı devletlerin elçileri sadece hakanın huzuruna çıkmaz. Elçilerin kabulü esnasında hatunun da hakanla beraber olması gerekirdi.Bazen de hatunlar tek başlarına elçileri kabul ederlerdi.

Buradan şu anlaşılıyor ki Türkler kadın cinsiyetine çok fazla hak vermişler ve saygı göstermemişlerdir.
Orhun Yazıtları’nda devlet işlerini bilen hatunlardan söz edilir.. Bu yazıtlarda yer yer “Hakan ve Hatunun Buyruğu” sözü ile başlayan ifadelere rastlanmaktadır. Bu sözler İslam öncesi Türk devletlerinde kadının yönetimde söz sahibi olduğunu göstermektedir. Ayrıca Dede Korkut hikâyelerinde de buna rastlamaktyız.  Bamsı Beyrek hikâyesinde yer alan “Banu Çiçek” bunun en güzel örneklerden biri.

tomris-hatun

İlk Müslüman Türk devletleri’ne baktığımızda kadınlar, özellikle siyasî ve idarî hayattaki ağırlıklarını muhafaza etmiştir. Selçuklularda hatunlardan bazıları sarayda sultanın yanında değil geçici veya devamlı olarak başka bir şehirdeki sarayda kalır. Sultanın emrinde küçük çaplı idarî ve askerî teşkilat, özel bir hazine, özel bir vezir ve diğer görevliler bulunmaktadır.
İslâmi dönem Türk toplumlarında ve devletlerinde de kadın, sosyal hayatta da sahip olduğu haklarını korumuş ve devam ettirmiştir. Ailede anne nüfuz sahibidir ve görüşleri dikkate alınmaktadır. Fakat Anadolu‟ya gelindikten sonra devlet sisteminde bir takım değişiklikler yapılmış ve Büyük Selçuklularda olduğu idarî konularda kadının rolü en aza indirgenmiştir.  Farsça devletin resmî dili olmuştur.

Üzerinde Arap ve İran geleneklerinin etkisinde bulunan islam kültürü, daha sonraları Türk geleneklerine de entegre olmuştur. Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında, saygın bir yere sahip olan Türk kadını, bu statüsünü devletin yükselişiyle birlikte kaybetmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin gerilemesi dış etkilerin daha yoğun biçimde hissedilmesine yol açmış ve ileriki yıllarda eski Türk gelenekleri giderek zayıflamıştır. Arap ve Bizans kültüründen gelen harem yaşamının saraya girmesi, sarayın 15. yüzyılda padişahın emriyle haremlik ve selamlık olarak bölünmesine neden olmuştur. Bu sistem kısa sürede ev içi hayatına da yansımıştır. Buna rağmen, Anadolu’nun kırsal kesiminde Türk kültürüne uygun yaşama biçimi hala devam etmektedir. Nitekim köy hayatı yaşayan ailelerde kadın erkekten daha fazla tarlada çalışmakta ve üretime katkıda bulunmaktadır.

Yıl 2016…
Türk kadınının o yıllarda ki kadar bir değeri yok.

Çağdaş Atatürk kadınının yerini  Osmanlı tipi kadınların alması isteniyor. Her şeyden önce Türk dili analiz edilmeli. Hiçbir Türk dilinde cinsiyet ayrımı yoktur. Çünkü Türk kültüründe cinsiyetler arası ayrımcılık bulunmamaktadır.
Türklerin 8. yüzyıldan sonra Müslüman olmalarıyla birlikte kadın giyim kuşamı tartışılmaya ve farklılaşmaya başlıyor. 19. yüzyılda Osmanlı’da kadınlar tamamen çarşaf giymeye başlıyorlar.

Ve Osmanlının son dönemlerinde Atatürk, tarih içinde Türk kadınının nasıl bir değişim geçirdiğini en ince ayrıntısına kadar inceliyor. İslam öncesi Türk kadının “özgürlüğü” Atatürk’ün hep dikkatini çekiyor.
Türk İstiklal Savaşına katılan kadınlar için Atatürk, 1923’de Konya’da yapmış olduğu konuşmasında; “ Onlar kendi fedakarlıkları ile ilahileşmiş Anadolu kadınları ellerinde süt çocuklarıyla bu büyük mücadelede bize yardım etmişlerdir, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını söylemek mümkün değildir ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek gösterdim diyemez”.  Sözleriyle cesaret ve hizmetlerini takdir etmektedir.

1923 yılında Cumhuriyetin ilanından sonra  kadın haklarının tanınması en önemli inkılaplardan biridir.  Atatürkçülük’te, kadın haklarına dönük olarak dikkati çeken en belirgin özellik, kadın-erkek ayrımını ortadan kaldırarak hepsini “insan” kelimesi içine almış olmasıdır. Böylece, Türk kadınlarının toplumdaki yeri tümden ve kökten bir değişikliğe uğramış oldu. Özellikle eğitim ve hukuk alanında yürürlüğe giren yasalar, kadın hak ve sorumluluğunun belirlenmesine öncülük etmiştir.

Toplumun ilerlemesi, gelişmesi ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmesi için Türk kadınının bu niteliklere sahip olması gereklidir.

Şimdi gelelim kutsal kitabımız Kuran’a. Kadın konusuna baktığımızda Kuran’ın kadın anlayışında; kadın ve erkek farklı özelliklere sahip olsalar da, insan olma vasfı itibariyle “eşit görülmesi” önemli rol oynamaktadır. Yaratılış itibariyle kadın, erkeğe eşit olmakla beraber, kendisine özgü bazı hak ve sorumluluklara da sahiptir. Emir ve yasaklar konusunda erkek ile kadın arasında fark yoktur. Allah katında kadın ve erkek eşittir; birinin diğerine üstünlüğü yaptıkları işlerle, kendilerine verilen imkânların yerinde değerlendirilmesiyle ve özet olarak “ Takva” ile ilişkilidir (İslâm’ın kadın anlayışı konusunda geniş bilgi için Bkz.A.Ünal, sayfa, 184-190).

Ayırım yapmadan “İnsanı en güzel bir biçimde yarattık” (Tin Suresi,4) buyuran Allah; insanları bir erkekle bir kadından yarattığını, onları soy ve sop yaptığını, milletin de onlardan oluştuğunu vurgulamaktadır (Bkz.Kur’an,Hucurat Sûresi,13). Bu ayetlerin dışında Sûrelerin başında yeralan “Ey İnsanlar!”, “Ey İman Edenler/İnananlar!” hitapları bile kadın ve erkek arasında bir ayırım olmadığının delilleridir.

Her konuda olduğu gibi kadın konusunda da İslam “orta yolu” önermiş ve insanlardan da orta yol üzere olmalarını istemiştir. İslâm’ın ayrıcalık tanıdığı kimseler; çalışmada, ilimde, iyi işler işlemekte, kul hakkını gözetmekte ve kötülüklerden kaçınmada hassasiyet gösteren kimselerdir. Bu konulardaki ayetlerden birkaçını burada örnek olarak vermek yararlı olacaktır: “Hiç Bilenlerlerle Bilmeyenler Bir Olur mu?” ( Zumer Suresi, 9 ) ayetiyle bilmenin önemine vurgu yapılmıştır. Bilmenin de okumak ile ilgisi bulunduğu ilk inen ayetin “ Oku!” ile başlamasında ortaya konulmuştur.Bu oku emrinde, kadın ile erkek arasında herhangi bir ayırım yapılmamıştır; muhatap her insandır/her yaratıktır.Bunları destekleyen çok sayıda Hadis vardır. “İlim,kadın,erkek her Müslümana farzdır” Hadisinde   bu vurgu net olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışma konusundaki “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır”(Necim Suresi,39) ayetinin kapsamına hem kadın hem de erkek girmektedir.

Kısacası İslâm’ın kadın anlayışı,yapılan bir araştırmada özet olarak   şöyle ortaya konulmaktadır: “…İslâm’a göre kadın; nafakası sağlanan, iş yapmak zorunda olmayan, gönlüne göre çocuklarını eğitmek, dilerse çalışmak, malını istediği gibi tasarruf edebilmek, kendi soyadını kullanabilmek,ilim yapmak gibi birçok hakka sahip bulunan, bütün bu haklar karşısında sadece meşru isteklerinde kocasına itaatle sorumlu olan, hakları ve sorumlulukları hukukun garantisi altında bulunan, kocasının hayat arkadaşı-sırdaşı-gönüldaşı, yuvanın bekçisi, yavrularının ‘cennetin ayakları altına serildiği’ aziz annesidir…”( A.Ünal, sayfa,201).

Diğer dinlerden /kültürlerden farklı olarak İslâm; erkeğin yetkisini sınırlamış, mehiri bir garanti olarak kadına tahsis etmiş, kadını miras ehli kılmış ve şahsiyet kazandırmıştır. Evlenmede de boşanmada da kadına hak tanınmış ve yetkili kılınarak hakir görülmekten kurtarılmıştır. Yaratılış gayesine ve şartlara uygun olanın yapılması emredilmiş, ilim ve hikmetten pay sahibi olması istenmiş,kadının hakları ve sorumlulukları olduğu vurgulanmıştır. Kız çocuğu uğursuz ve aşağılanma konusu olmaktan çıkarılmış, üç kızı olan ailenin Cennet ehli olması müjdelenerek taltif edilmiş, giyim-kuşam ,örtünme ve çalışma konusunda “orta yol” önerilmiştir.

Sizleri kutsal kitabı okumaya şiddetle okumaya davet ediyorum. Hurafelere değil kendi gördüğüne ,kendi duyduğunuza inanın. Aklınızı kullanın!

Bütün bunlardan sonra o halde her kim ne derse desin ben “Türk”’üm diyen herkesin tarihidir bu. Bize laf çatan, bizi yalanlayan siyasilerin kim olduğuna da varın siz karar verin!

 

“Türk’üm, Doğruyum, Çalışkanım, Kadınım…” için 4 Yorum

  1. mehmed dediki : Cevapla

    Ben provokatör’üm veya bir piyonum öylemi.Herkes fikrini düşüncesini paylaşamaz mı ? Kendisi benim evimi telefonumu mail adresimi herşeyimi bilir.Ben belkide sizden daha çok değer veriyorum kendisine.Güzel bir yazı olmuş aaa çok güzel alkışlar tebrikler gülücükler minnoşluklar yapmak veya yazmak çok kolay.Zaten sizin görüşünüzde olmayan herkes piyon değil mi Cavit Bey ? Ben kendisinde farkındalık yaratmak adına yazıyorum bildiklerimi çünkü kendisi çok iyi bir insan.Söylediklerim benim şahsi iddiam değil internette birçok mecrada yayınlanıyor.

    Kaynak:
    Atatürk’ün sansürlenen mektubu yazar:Atilla Oral

  2. Cavit Karaalioğlu dediki : Cevapla

    Esra hanım kardeşim çok güzel bir yazı olmuş. elinize aklınıza sağlık.Keşke daha çok paylaşılabilse öğrenilebilse. Yukarda ismi yazan şahısa siz bakmayın blliki provakatörlük yapan bir piyon.

  3. mehmed dediki : Cevapla

    Harem yaşamını çarpıtmayın muhteşem maymunlar v.b gibi kaynaklardan değil kitaplardan öğrenin gezin dolaşın harem dairesi ilim yuvasıydı duvarlarında hadisler var kaç defa gezdiniz ? Kuran’dan ayetler paylaşıyorsunuz sonra atatürk diye adlandırdığınız adama sığınıyorsunuz,atanız Kuran hakkında gökten indiği sanılan kitaplar diyerek meclis konuşması yapmıştır.Yazınızda verdiğiniz ilk ayet ”oku” hakkında ise kendi el yazısıyla bu ayete safsata demiştir internette araştırdığınızda mektubu bulabilirsiniz.Okuyun, öğrenin, sorgulayın !

  4. Fatih kirkmaz dediki : Cevapla

    Sabah okuduğum bu güzel yazın çok güzel hazırlanmış ve sunulmuş. Teşekkürler Esra kardesim

Yeni Soluk
YUKARI