Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Seçimden birkaç gün evvel “Sayın Kılıçdaroğlu, artık gitme zamanı!” başlıklı bir yazı ile CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ‘bu işi, yapamayan adam’ ilan edip artık istifa etmesinin gerektiğini yazmıştık.

Bir ay evvel ise katıldığım bir televizyon programında benzer şeyler söyleyerek, CHP’de 7. Kat ile 13. Kat arasında görev yapanların birçoğunun kifayetsizliğine değinmiştim.

Bir yıl evvel Enis Berberoğlu’nun başına gelenlerin hemen akabinde bir yürüyüş ile koltuğunu sağlama alan Kılıçdaroğlu’na tüm aydınlar gibi bende destek yazısı yazmıştım. Bu yürüyüşün hiçbir yerinde hiçbir şaibe aranmadan ‘devrimci’ bir eylem olduğunu defaten söyledim. Yazmaktan pekte pişman olmadım. Lakin o gün birçok gazeteci gibi farkına varmadığımız ‘bir şey’ şimdi kendini daha da net göstermeye başladı.

O gün o müthiş yürüyüşü yaparak son kurultayı zor bela kurtaran Kılıçdaroğlu, o yürüyüşü yapmasaydı acaba bugün siyasetin neresindeydi?

Kurultayı zor kurtaran Kılıçdaroğlu, kendine sadık bir liste ile girdiği seçimde CHP’yi teslim aldığı günlerdeki oy oranına geri dönüş yaparak, partiyi ileri götüremeyerek, genel başkanlık koltuğunda işgalci durumundadır. İleri gidemeyen geri kalır, geri kalan elenir!

2009 yılında Deniz Baykal’ın genel başkanlığında yapılan son yerel seçimlerde yüzde 23,10 oy alan bir parti teslim aldınız. Bu seçimlerde ise oranı yüzde 22,64’e düşürerek partiyi aldığınız çıtanın altına gerilettiniz!

CHP’nin 41 yıldır milletvekili çıkartamadığı Elazığ’da onca yıl sonra milletvekili olan Gürsel Erol sizi istifaya davet etti diye, kesin ihraç kaydıyla disipline sevk etmeniz yetmez gibi; alınan oyların ‘Millet İttifakının oyları’ olduğunu söyleyen kurmaylarınızı susturmamanızdan anladığımız kadarıyla sizde aynı düşünüyorsunuz.

Peki, Sayın Kılıçdaroğlu, Elazığ’daki ‘Millet ittifakı’ katkılı oylar ise, Türkiye genelindeki oylara da yansımış olmalı. Yani ittifak oylarını saymaz isek, oylarınız yüzde 22,64 den daha da aşağılara indi!

Demek ki son rakamlardan daha az oy alarak ‘millet ittifakı’nın katkısı ile oy oranınızı ancak 22, 64’e çıkartınız! Bu bile sadece istifa nedeni olmalıdır(!)

Sayın Başkan, nedir bu Muharrem İnce düşmanlığınız. Cuma günü gazetecilerle yaptığınız söyleşide, “Tatile gitti Muharrem Bey, tatil sonrası konuşacağız” demenizde bile “TATİL” cümlesini kullanarak yaratmak istediğiniz algı bir beyefendi siyasetçiye yakıştı mı?

Birde diyorsunuz ki; “Kurultay yok, yerel seçime hazırlanın.” Ne kadar da güzel bir talimat. Nasıl olsa birçok meziyetsiz insanı milletvekili yaptınız, şimdi sıra tanışlara ve adamlarınıza belediye başkanlığı dağıtmakta!

Buradan, Sayın İnce neden seçmenin karşısına çıkmadı, neden iki kelime ile seçmeni teselli etmedi? diyenlerin merakını giderecek bir iki cümlede biz edelim. O gece olup bitenleri aslında CHP Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’e sormak gerek. İnce’nin karagahı ile nasıl bir iletişim kuruldu. Bilgi akışı nasıldı? Bunlara Adıgüzel cevap versin, ondan sonrası dahada kolay anlaşılacak. Ben buradan şunu söyleyebilirim; Elinizde AA’nın dışında herhengi bir veri yok ise, sizde AA’ya itibar etmiyorsanız, söyleyecek somut sözlerden yoksunsunuz demektir. O gece Muharrem İnce’nin yerinde kim olsa kameraların karşısına çıkmazdı. Çıkıp ta; “partimin sistemi çöktü bu nedenle elimde herhangi bir belgeye dayalı bilgi yok. Partim adına sizden özür dilerim” deseydi daha mı iyi olurdu?

Bugün Parti sözcünüz Bülent Tezcan, “Eren Erdem ‘in tutuklanması, başından sonuna kadar kurgulanmış siyasi bir operasyondur” dedi. Doğruda dedi. İlk olarak siz “Eren Erdem’i milletvekili listesine yazmayarak bu operasyonu başlattınız daha sonrada Erdem’i Silivri’ye yolcu ettiniz. Sonra ise timsah gözyaşları saldınız.” Şimdi en ağır soruyu sorma zamanı; “Eren Erdem’i milletvekili aday listesine yazmamanızı size kim önerdi? O öneren kişinin bu günleri göremeyecek kadar öngörüsüz olduğunu şimdi anladınız mı? Bir başka yerden bakalım, Eren Erdem’i siz mi istemediniz? İstemediyseniz deminki cümlemi tekrar ediyorum; bu günleri göremeyecek kadar öngörüsüz olan birinin genel başkan makamını daha fazla işgal etmesini nasıl kabul edebiliyorsunuz?”

Eren Erdem tutuklanmadan bir gün evvel beni aradı, dedi ki; “Üstad ne olur(disiplin)?” Ben de “bundan bir şey çıkmaz. Bir süre parti kamuoyu oyalanır, sonra buda kapatılır” demiştim. Eren’in başına bu kadar kısa sürede tutuklanma gelebileceğini hiç düşünmemiştim. Lakin onu milletvekili aday listesine yazmayanlar muhakkak bu durumu biliyor ve planın bir parçasıdır diye ‘düşünmüyorum’ desem yalan olur!

Sayın Kılıçdaroğlu, yıllar evvel bir kurultayda “seve seve oy vereceksiniz” demiştiniz ya! Şimdi sıra sizde; “ya seve seve gideceksiniz, ya da seve seve gönderileceksiniz!” Gelin ortalık karışmasın. Şürekânızı, özelliklede DSP’yi batıran DSP’lileri de yanınıza alın ve gidin!

Sayın Kılıçdaroğlu siz ve DSP’yi batıran ekibiniz geride kaldınız, yani elendiniz. Layıkıyla o makamları ve o binayı terk edin. Bakın bunu tüm iyi niyetimle söylüyorum. Yoksa alkışlayarak sizi o makama getirenler apar topar o binadan dışarı atacaklar(!)

Siz dün milletvekilinize, bugün ise PM üyenize sahip çıkamadınız. “Partisine sahip çıkamayan lider, ne yazık ki gider.” Sizde gideceksiniz!

Yeni Soluk
YUKARI
Assign a menu in the Left Menu options.