MFatih Güçlü

Buzdağı Altı Sohbetleri

mfatihguclu@yenisoluk.com

Sene 1979, o zamanlar babamın memuriyeti nedeni ile Zonguldak’ta ikamet ediyorduk ve her sene yaz tatilinde İstanbul’a anneannemlerin yanına gelirdik. 1979 yazında kuzenim ile evde sıkılırken annem ve yengem değişiklik olsun diye dayıma çocukları sinemaya götürmesini rica ettiler ki muhtemelen bu sayede çarşı pazarı rahat rahat birlikte dolaşabileceklerdi. Dayım sinemalarda neler var açtı gazeteyi şöyle bir baktı; “Aaaa bakın Yıldız Savaşları filmi gelmiş, ona götüreyim sizi. Uzay gemileri, robotlar falan var, eğlenirsiniz.” dedi biz de kuzenim ile hemen kabul ettik. O zamanlar filmler Türkiye’de gösterime birkaç sene geç girerdi, aslında “Yıldız Savaşları” filmi yurt dışında 1977 yılında gösterime girmiş ve çok ses getirmişti.

Gözlerimin bozukluğu o sene belli olmuştu, bu nedenle 1.5 numara miyop olan gözlüğümü alışık olmadığım için bazen takıyor bazen de takmıyordum. Sinemadan içeri girip film başladığında farkına vardım ki gözlüklerimi yanıma almayı unutmuşum. “Dayı niye Türkçe konuşmuyorlar?” dedim, dayım da bana “Bu orijinal dilinde bir film, alt yazıları var bak onları okusana.” dedi. “Okuyamıyorum gözlüğümü almamışım.” dedim. “O zaman git şu ön sıralardan birisine otur oradan okumaya çalış.” dedi öndeki boş sıraları göstererek, yine okuyamadım, hem de ön sıralardan kocaman sinema perdesinde küçücük boyumla filmin bütününü rahat göremiyordum, dayımın yanına dönüp “Yine okuyamıyorum.” dedim. Adamcağız mecbur kalıp, filmin başından sonuna kadar bana alt yazıları okudu, o gün onun için bir kâbus olmuş olsa gerek. Dayımın bana yaptığı bu güzelliği yıllarca hiç unutmadım, çünkü beni bu sayede bir Yıldız Savaşları fanatiği haline getirmişti!

Filmden o kadar beğenmiştim ki günlerce etkisinden kurtulamadım, kuzenimle o dönem dayımın yurt dışından getirmiş olduğu Lego’lardan uzay gemileri yaptık, oynadık, sokakta arkadaşlarla kovboyculuk, yakar top, saklambaç gibi oyunlardan sonra Uzaycılık oyunları oynadık, dedemin evinin bahçesindeki bankı uzay gemisi haline getirip hayali uzaylılarla ne savaşlar yaptık. Dedem bu oyunlardan etkilenmiş olacak ki kuzenlerimden birinin eski bebek arabasını bozarak bahçedeki bankı direksiyon, vites ve düğmelerden oluşan bir uzay gemisi haline getirmişti. Bu bizlerin çok hoşuna gitse de, anneanneme gereksiz görünmüş olacak ki “Bankta rahat oturamıyoruz ayol.” nidalarıyla yaz tatilinden sonra uzay gemimizi yine dedeme kaldırtmıştı. Neyse ki bir yaz boyunca o bankta oynayabilmiştik.

Filmin daha sonra ki devam filmleri birer ikişer 80’li yıllarda ülkemizde de geç de olsa gösterime girdiler. İlk film “Star Wars – Episode IV – New Hope” yani “Yıldız Savaşları – Bölüm IV – Yeni Umut” ismini taşıyordu. Filmin direkt dördüncü bölüm ile başlaması kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açmıştı; “Bundan önceki üç bölüm nerede?”, “Çekilecek mi?” derken ikinci Star Wars filmi olan “Empire Strikes Back” yani “İmparator’un İntikamı” dünyada 1980’li yılların başında (1980) gösterime girdi, ardından da “Return of The Jedi” yani “Jedi’ın Dönüşü”nü (1982) ülkemizdeki sinemalarda da izledik. Filmin devam filmleri başa değil ileriye doğru gidiyordu, serinin başında geçen olayları anlayabilmek için 1999 yılına kadar beklememiz gerekecekti.

Star Wars heyecanı 1980’lerin çocuk ve genç jenerasyonunda etkisini bir hayli fazla göstermiştir. Bunun nedenini o döneme kadar görsel efektleri, hikâyesi ve aksiyonu ile en etkileyici bilim kurgu filmlerinden birisi olması olarak görmek mümkündür. Fakat bundan başka filmin birinci değil de dördüncü bölüm ile başlaması, dünyamızdaki bugünkü teknolojiden daha ileri bir teknolojiye sahip olunmasına rağmen başında “Çok uzak bir galakside uzun zaman önce” cümlesine yer verilmesi, daha sonraki bölümler izlendiğinde sadece aksiyona yönelik bir filmden ziyade içinde bir felsefeyi barındırdığının anlaşılmasının da kattığı mistik havanın etkisi kanımca yadsınamaz.

1977 yılı yapımı “Yeni Umut”, meşhur kayan yazıların ardından dev bir yıldız destroyerinin içine aldığı uzay gemisinin işgali sahnesi ile başlar ve bu filmde Luke Skywalker’ın bir pilot olarak gelişim hikâyesi, güçle tanışması ve sonunda da gezegenleri parçalayabilecek güce sahip “Ölüm Yıldızı”nı patlatarak arkadaşları ile birlikte zafer kazanması anlatılır. Tüm galaksiyi ele geçirip cumhuriyeti yıkan imparatora karşı Luke ve arkadaşlarının isyancılara katılıp devam eden mücadelesi ise diğer devam filmlerinde dile getirilir. Aslında bugüne kadar çekilen 6 Star Wars filmine bakıldığında genel anlamda anlatılan sadece Luke’un hikâyesi değil babası Anakin Skywalker’ın da hayat hikâyesidir. Fakat bu hikâyeyi izlemek için 17 yıl beklemek gerekecektir ve bu hikâyenin başına dönen “Star Wars – Episode – I – Phantom Manace” 1999 yılında gösterime girecektir. Luke’un babası olan Anakin’in nasıl gücün karanlık tarafına girerek sonunda yarı robot yarı insan, sinema tarihinin en kötü karakterlerinden birisine dönüştüğü anlatılır bu ikinci üçlemede. Gözü o kadar kararmıştır ki çocuk Jedi öğrencileri gözü kırpmadan öldürür. Star Wars denince Jedi Şövalyelerinden bahsetmemek de olmaz, Cumhuriyeti koruma amaçlı olarak gücün iyi yanını kullanarak karşıtları Sith’ler gibi doğaüstü güçlere sahip şövalyelerdir bunlar ki çoğu film fanatiğinin rol modelleridirler. Aynı şekilde “Sith Lordları” da, özellikle Darth Vader bir idol halini almıştır filmin hayranları arasında.

Açıkçası filmin aksiyondan ziyade içinde başka şeyleri de barındırdığının farkına yirmili yaşlarımda varmaya başladım, filmin nedendir bilinmez uzun süre DVD’leri yayınlanmadı, dijitalize edilmiş yüksek çözünürlükte Blue Ray DVD’leri ise ancak 2011 yılında set olarak piyasaya sürüldü. Tabi ki her fanatik gibi filmi daha sonrada videodan defalarca tekrar tekrar izledim. Film aslında günümüz dünyasına da göndermelerde bulunmaktadır, dünyamızın tarihinde binlerce yıldır yaşanmakta olan süreçlerin bir benzeri yaşanmaktadır bundan uzun zaman önce çok uzak bir galakside. Gücü, iktidarı türlü oyunlarla ele geçirip korku ile ülkeler, imparatorluklar yönetenlerin yaymaya çalıştıkları korkuya rağmen kendi karşıtlarını oluşturacaklarını, en sonunda kendi korkularına boyun eğeceklerini anlatır film, hem de bu güç sahipleri yetki, makam, maddi güçten öte doğaüstü güçlere sahip olsalar bile… “Güç” demişken filmde hayatın doğurduğu tüm evreni saran, nesnelerin, yaşayan canlı varlıkların içinde de olan bir güçten bahsedilir. Bu, bazı varlıklarda diğerlerine göre daha fazladır, belli bir eğitimle geliştirilebilir. Mesele, gücün iyi yanında mı kötü yanında mı yer alınacağıdır. Karanlık taraf gücün kötü yanıdır, korku, endişe, öfke, kin, nefret tetikler onu, insanın karanlık tarafa daha kolay geçişinden, geçtikten sonra geri dönüşün ne kadar zor olduğundan söz edilir, özellikle Jedi eğitmeni Usta Yoda tarafından… Bu vesile ile felsefenin önemli bir alanına “Etik” kısmına atıfta bulunur film.

“Etik” adı altında yüzyıllardır tartışılan; hangi insan davranışının doğru olup olmadığıdır, fakat bu, kolay çözülecek bir sorun değildir, davranışın neye göre doğru olacağını tayin etmek önem taşır. Günümüzde de insan aynı çıkmazı yaşamamakta mıdır? Günümüzde de hala savaşlar, terörist eylemler sonucu ölen insanlar, iktidar hırsı ile başkalarının haklarını hiçe sayanlar, işkenceciler ve zalimler yok mudur?

Filmin ana karakterlerinden birisi olan ve daha sonra gücün karanlık tarafını seçerek “Darth Vader” ismini alan Anakin Skywalker’ı da kötülüğe esir eden; kaybetme korkusu olmuştur. Babasının kim olduğu belli olmayan Anakin, çocuk yaşlarında uzun süre köle olarak yaşamış, ardıl olaylar zinciri sonucunda yaşadığı Tatooine gezegenine gelen Jedi ustası Qui Gon Jin tarafından keşfedilerek güce denge getirecek kişi kehaneti ile Jedi eğitimi almak üzere Cumhuriyetin baş gezegeni Coruscant’a götürülmüştür. Bu esnada annesini geride bırakan Anakin, daha sonra zor durumda kaldığını hissederek onu kurtarmak için eski yaşadığı gezegenine geri dönmüş, fakat annesi kollarında can vermiştir. Bunun üzerine annesini kaçıran kum insanlarından herkesi, çocukları dâhil katletmiştir. Aynı kaybetme korkusunu önce sevgilisi sonra karısı olan prenses Padme Amidala için yaşayan Anakin, geleceğin imparatoru olacak Darth Sidious tarafından karanlık tarafın ölüme dahi çare bulduğu iddiası ile kandırılmış, korkusu önce onu öfkeye sonra hiddete taşımıştır. Kendi korkusu annesi gibi karısını da elinden alır, bu da içindeki öfkeyi daha da arttırır, hiddete dönüşen öfkesi onu karanlık tarafın efendilerinden birisi haline getirir.

İnsanın verdiği savaş önce kendisi iledir, iyi eylemi yapan da kötüye kayan da yine insanın kendisidir. Çocukluğunda hakkı olan özgürlük alanları yeterince tanınmayan, yeterince sevilmeyen, hor görülen insanın ruhu incinir, kendini değersiz hisseder. Hele hele içinde bulunduğu toplum yetkiyi, makamı, fiziki üstünlüğü ve maddiyatı güç olarak görüyorsa kendi içinde kendini değerli görmeyen insan kendini en azından başkalarının gözünde değerli hissettireceği bu nesnel değerlere sahip olabilmek için hırs sahibi olur. İçindeki öfke duygusu hırs yaratır hırs ise enerji… İçinde oluşan bu enerjiyi insanların iyiliğine değil de kötülüğüne kendi menfaati için sarf eden kişiyi bir süre sonra özü değil nesnel beni yani egosu yönetmeye başlar. Etrafına ördüğü hapishaneyi özgürlük alanı zanneder, karşısında el pençe duranları da kendisine saygı gösterenler sanır, oysa onların saygı diye gösterdikleri şey güce karşı olan korkularıdır. Anakin Skywalker içine düştüğü bu durumun farkına oğlunun hayatı ile kendi hayatı arasında bir seçim yapmak üzere iken varır, zaten sevdiği her şeyi o zamana kadar kaybettiği için bir kaybın acısına daha tahammül edemeyeceğini anlar ve hayatı pahasına doğru olanı yaparak oğlunu imparatorun elinden çıkan ıstırap ve ölüm saçan kıvılcımlarından kurtarır. Kurtardığı oğlu, feda ettiği canı olur, ölürken egoları ile kendi etrafına ördüğü kibir duvarları yıkılır ve oğluna; içinde hala iyi bir yanın varlığına dair hissiyatının doğru olduğunu söyler. Filmin sonuna yakın bu sahnesi beni hep duygulandırmıştır, en kötü insanın bile bir gün iyinin ve doğrunun farkına varacağı umudunu içimde yeşertmiştir.

Tam da bu umutlar altıncı bölüm olan “Jedi’ın Dönüşü” filmi ile yeşermişken bir Star Wars çılgınlığı daha yaşar olduk bu günlerde, film serisinin yedinci bölümü olan “Force Awakens – Güç Uyanıyor” gösterime girdi. Bir daha Star Wars filmi çekmeyeceğine yemin eden George Lucas dediğini yaptı, gerçekten yönetmen koltuğuna oturmadı, bu sefer yapımcı koltuğundaki yerini aldı.

J.J. Abrams’ın yönettiği film, altıncı bölümde coşku ve neşe ile biten mutlu sonu karamsar bir tablo ile sürdürüyor. Film serisinin en renkli karakterlerinden Han Solu’nun kaybı hayranları biraz hayal kırıklığına uğratsa da 10 sene sonra, 2019’a kadar Star Wars fırtınasının devam edeceğini görmek bu filmlerle büyümüş hepimizi çok mutlu etti. Bir de iki jenerasyon sonrası ile birlikte aynı filmi coşku ile izlemek de cabası… Anlaşılıyor ki Star Wars dolu bir 3 yıl var önümüzde, bakarsınız bir yazı daha kaleme alırım kim bilir. Bir daha görüşene dek güç hepimizle olsun.

 

 

 

 

 

 

 



“Star Wars – Yıldız savaşları üzerine” için 2 Yorum

  1. Mehmet Fatih Güçlü dediki : Cevapla

    Buket ‘ çim ilgin için çok teşekkürler.

  2. Buket Cengiz dediki : Cevapla

    Sevgili arkadaşım yazını okumak filmden daha da güzeldi,harika anlatmışsın.Daha önceki seriyi Emre’ye izlettireceğim,belli ki erkek çocuklar için çok ilgi çekici filmler olmuş.Sevgilerimle

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER