Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası

esratanriverdi@yenisoluk.com

Dün görsel basında ve sosyal medyada  tenis sporumuzdan iyi haberler aldık. TEB BNP Paribas İstanbul Cup Uluslararası Kadınlar Tenis Turnuvası’nda milli sporcu Çağla Büyükakçay şampiyon oldu. Haberi okuduğumda çok duygulandım. Gözlerim doldu. İşte modern Türk sporcusunun gururu, işte çağdaş bir Türk kadınının medarı iftiharı.

Türkiye’de tenis sporunun tarihine bakıldığında Türkiye tenis ile  ilk kez  1900 yılında İstanbul’da  bulunan İngiliz elçilik çalışanları aracılığıyla tanışıyor. ilk tenis kortu ise 1910 yılında Moda’da açılıyor. 1915 yılında  Fenerbahçe kulübünde tenis şubesi kurulmasıyla Türkler ilk defa tenis sporunu oynamaya başlıyor.1953 yılında Türkiye Tenis Federasyonu’nun temeli atılıyor.  Fenerbahçe’nin toprak kortundan uluslararası alanlara çıkan Suat Subay, Şirinyan ve Sedat Erkoğlu, Türk tenisinin ilk büyük isimleri oluyor. 1924 yılında Suat Subay, bir İngiliz Subayı ile birlikte çifte şampiyon olarak Challenge Kupasına adını yazdırıyor. Seviniyoruz, mutlanıyoruz. Fakat ne yazık ki o günlerden günümüze kadar tenis sporunda öyle çokta büyük başarılar göstermiş değiliz. Aslına bakacak olursak tenis ile ülkemiz neredeyse İngiltere, ABD ve Avustralya ile aynı zamanlarda tanışıyor ama ilgi fazla değil.

Şimdi bunları neden yazdığımı, psikoloji ile tenisin ne ilgisi olduğunu bana sorabilirsiniz. Var tabi. Sadece tenis değil bütün sporların psikoloji ile ilgisi var. Fakat ben buna dikkat çekmek istemiyorum. Asıl söylemek istediğim başka bir şey. 1915 den beri Türkiye’nin tenis tarihine baklığımızda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar başarımız var. Ben deyim beş siz deyin on. Oysa çok daha iyi başarılarımız olabilir. Uluslararası Tenis turnuvalarında bir kaç sporcumuzun ismini görsek, onları izlemek için televizyonlara kilitlensek: ” Hadi oğlum, hadi kızım” desek tıpkı milli maçları izlediğimiz gibi…Çocuklarımızı küçük yaşta spora alıştırsak fena mı olur? Tabi bir şartla ” Benim çocuğum ata biniyor, kayak yapıyor, yüzüyor, vb..” hava atma düşüncesinden uzak kalmak! Spor bir sınıf atlama hobisi olmamalı bir yaşam standardı olmalı. Eğer ki çocuğunuzun yeteneği ve ilgisi varsa  destekleyin onu. Bırakın tenisçi olsun, iyi bir kayakçı olsun, bisikletçi olsun, jimnastikçi olsun… Okul dersleri düşecek diye çocuğu spordan uzaklaştırıp zorla mühendis doktor yapmayın. Doktor, mühendis olan çocuklar daha sonra ileriki yıllarda mutsuz ve işini sevmeyen bireyler olarak kendi işini yapmayıp başka işlere girip yarım kalan mutluluklarını tamamlamaya çalışıyorlar. Yok mu bunun örnekleri, dolu.

Dört tarafımız denizlerle çevrili olmasına rağmen halen su sporlarında gerideyiz. Oysa spora çok fazla önem veren Mustafa Kemal Atatürk  1937 yılında Fenerbahçe ve çevresindeki gezinti ve tetkikleri sırasında, Fenerbahçe Burnu’nun Kalamış Koyu’na bakan kıyılarını çok beğenmiş ve buradaki köhne mendireğin derhal onarılmasını; Fenerbahçe kıyılarının, gençliğin deniz sporlarıyla uğraşacağı bir merkez haline getirilmesi yolunda ilgililere direktifler vermişti. Bu kıyıda bugün, İstanbul Yelken Kulübü, Fenerbahçe Spor Kulübü ve Galatasaray Spor Kulübü’nün deniz sporları tesisleri bulunmaktadır.

Ata sporumuz olmasına rağmen binicilikte, zekamızla övünmemize rağmen satrançta, fazla hiperaktif bir millet olmamıza rağmen çılgınlar gibi koştuğumuz halde atletizmde de gerideyiz. Dağı ve karı çok  ülkemizde kış sporlarında da gerideyiz. Çünkü milletçe spora önem vermiyoruz. Aileler çocuklarını spor konusunda desteklemiyor. Şu anadolu liselerine, kolejlere hazırladıkları çocuklarını herhangi bir spor dalında hazırlasalar başaramayacağımız hiç bir spor dalı olmayacak. Memleket üniversite ve kolej mezunundan ve işsizler ordusundan geçilmiyor ne yazık ki. Oysa şu unutulmamalıdır ki çocuğunuzu ilgi duyduğu alanlara yönlendirmeniz onu çok daha mutlu edecektir. Onun mutluluğu mu sizin mutluğunuz mu önemli bunu da dürüstce sormak gerekir tabi. Sağlıklı, özgüveni yüksek, sosyal ve disiplinli nesiller yetiştirmek için çocukları küçük yaşta spora yönlendirmek, onları şimdiden geleceğe hazırlamak için atılacak en önemli adım. İnsan mutlu olduğu zaman başarılı olur. Şu bir gerçek ki spor yapan çocuklar sosyal yaşamda ve okul hayatında daha başarılı oluyor. Spor yapmak için annesinden destek alan çocuğun annesi ile ilişkisi pozitif yönde gelişiyor. Çocuğunuzun spor yapması, sadece profesyonel olmak için değil hayatı boyunca programlı yaşayıp hem hayatın keyfini hem sorumluluklarını yerine getiren bir birey olmak için çok önemli bir faktör. Spor yapan çocuk paylaşmayı ve sorumluluk almayı öğreniyor.

Anne ve babalar şu bir gerçek ki; çocukların enerji dolu, hareketli yapıları ya da  bir takım dürtüsel davranışları spor yoluyla başka alanlara kanalize edilir. Bu yolla çocuk hem kendine hem de çevresine daha faydalı olacaktır. Özellikle yüzme gibi su ile yapılan aktivitelerin çocuklar üzerinde sakinleştirici etkisi bulunmaktadır. Ayrıca içe dönük takım ruhunun olduğu,dışa dönük bir çocuğu da kayak, yüzme gibi kendi iç sesini daha çok dinleyebileceği ve kendi sorumluluğunu üstleneceği sporlarla buluşturmak daha fazla gelişimine katkı sağlayacaktır.

Spor çocuğun kendini daha iyi tanımasını, güçlü,zayıf yönlerinin farkına varmasını sağlamaktadır. Böylelikle çocuğun özsaygısı artacak,kendine daha fazla değer verecektir ki bu iyi bir ruh sağlığının ana unsurudur.

Bir düşünsenize şimdi Çağla Büyükakçay’ın ailesi onunla nasıl da gurur duyuyor. Ben burada Çağla’dan çok ailesini alkışlamak istiyorum. Ya siz?

” Açık ve kat’i olarak söyleyeyim ki, sporda muvaffak olabilmek için her türlü yardımdan ziyade, bütün milletce sporun mahiyetinin ve değerinin anlaşılmış olması gerekmekte, onu kalpte muhabbet ve vatani bir vazife olarak telakki eylemek lazımdır.”

M.Kemal ATATÜRK

çağla

Çağla Büyükakçay

“Spor ve çocuk psikolojisi” için 1 Yorum

  1. Ebru Anakan dediki : Cevapla

    Esracım yazın için çok teşekkürler.Evet,Okul basarısı yuzunden spora cok kucuk yasta baslayan belırlı bır kesim ne yazık kı 7. veya 8. sınıflarda ya da lıseye geçiş yapabilmiş olsa bıle universite sınavları sırasında sporu bırakmak zorunda kalabılıyor.Fakat dunya genelınde yapılan araştırmaların çoğu kucuk yaslarda bır spora yonlendırılen cocukların coğunun ya aile baskısından( spor sırasında cocuklardan beklenen basarı anlamanında) ya da antrenörler yuzunden bıraktıklarını gösteriyor. O yuzden çocuğunu sağlık için bir spora yönlendiren ailelerin( senin dediğin gibi hava atmak için değil) ve de çocuklarla ilgilenen antrenörlerin birinci görevlerinin kucuk çocukları eğlendirmek ve sporu sevdirmek, rekabet ortamında birbirini yedirmemek olduğunu anlamaları gerekiyor.Yaptığı sporu seven, eğlenen çocuklar buyuduklerinde buyuk bır sporcu olamasalar da (oran 1/10000 diye hatırlıyorum) , ıyı bır spor seyırcısı olabılırler. Sevgiler

Yeni Soluk
YUKARI