Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Sanatın başlıca hedeflerinden biri toplumsal sorunlara ışık tutmaktır.

2017 yılının 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında 15. İstanbul Bienal”nin gerçekleştirdiği ”İyi bir komşu” başlığıyla sunduğu sergisinde komşuluk ilişkilerine çok farklı perspektiflerden yaklaşılmış.

Dünyada artan mülteci hareketlerinden tutun, mahalledeki komşuluk kültürüne kadar birçok konu ele alınıyor. Değişen yeni dünya düzeninin siyası ve politik ayağını irdeleyip, mahalle kültürü üzerinden, yaşadığımız toplumun kimlik haritasını çıkarırken; İyi bir komşu ve ev kavramını farklı açılardan ele alıyor.

Komşuluğu, davranış ve değerlerin oluştuğu bir alan olarak tanımlarken de ”Ev, mahalle” kavramlarını, kendi içinde bir kimlik oluşturarak “kök salmışlık” duygusunu ortaya çıkaran bir yer olarak tanımlayarak insan algısına sunuyor. Bir arada var olma şekillerimizin uğradığı değişimler aynı zaman da iyi bir komşunun kim olduğu ve kendimizin iyi bir komşu olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor.

İnsan ilişkilerinin ve yaşam tarzlarının geleneksel boyutu sönmeye başlayınca, insanlar arasında dayanışmanın başka bir boyutu olan ”Komşuluk” ilişkileri de sekteye uğramaya başlıyor. İşte burada yine sanat devreye giriyor.

Mahalle yaşantısının insanlar üzerinde ki sosyal ve psikolojik boyutunu farklı açılardan ele alarak, karşımıza farklı sorularla sorunları irdeleme cesareti veriyor. ”İyi komşu nasıl olunur? İyi komşu dediğimizde ne anlıyoruz? Kime neye göre iyi komşu? Her komşu iyi komşu mudur? Gelişen teknolojik değişimler komşuluk bağlarını zayıflattı mı?

Bütün bunlara faklı bakış açıları getiren Bienal sergisi;

Değişen nüfus yapısı, değişen ilişki biçimleri, değişen farklı yaşam tarzları ve teknolojinin insan hayatı üzerinde ki etkileri üzerine geniş bir perspektifle yeniden sorgulama ve ortak bir nokta da buluşturma çabasına giriyor.

İnsan algısının zamanla nasıl değişime uğradığını, doğanın nasıl talan edildiğini bize sunarken aslında hiç bir şeyin durağan olmadığı, zamanla değişime uğradığını gözler önüne seriyor. Birlikte yaşam sürdüğümüz yerlerin zaman içerisinde nasıl değişime uğradığını görsel, işitsel boyutuyla gözlerimizin önüne getirirken aynı zaman da yaşadığımız yerin ”Ev, mahalle, komşuluk” farklı kimliklere dair ip uçları barındırabileceğini ve tanımak adına bir aracı olabileceğini algılarımıza sunuyor.

Dünyada yaşanan sıkıntılar insan yaşamı üzerinde ciddi boyutlarda değişimlere neden olurken savaş ve ekonomik buhranlar köyden kente göçü hızlandırıyor. Buda paylaşılan yaşam alanlarının sekteye uğramasına ve birbirine yabancı insanlar kalabalığının çoğalmasına neden oluyor. Küresel sermaye büyüdükçe insanların iletişim de bulundukları insanlarla yakın bağlar kurmaları yok denecek kadar azaldı.

Betonlaşan şehirlerde devasa apartmanlar çoğaldıkça insanlar küçücük evlere hapis oldu. İnsanlar çok katlı apartmanlarda birbirine sırtı dönük yaşıyor. Mahalle tanımı değişiyor. Öncesi tek katlı bahçeli evler komşuluk ilişkilerini anlamlı kılarken şimdi alt alta, üst üste sıralanan evlerin arasında insanlar yok oluyor.

Önceden komşuluk ilişkileri dayanışma kültürünü destekliyordu. Şimdi neden ”Dayanışma kültürü” komşulukla beraber ölüyor sorularına Bienal’ın farklı bir bakış açısıyla sunum yaparak insan algılarının tümünü harekete geçiriyor.
“Komşuluk kültürünün özümsendiği” zamanlardan bugüne geçişin yollarını; Devasa betonlarla dolup taşmış şehirlerin resimlerini boy boy sergisine taşıyarak sorgulatıyor.
Kat sayısı arttıkça yabancılaşma da arttı. Bugün sitelerde yaşayan insanlar bir ömür duvarların arkasında, birbirinden habersiz yaşıyor.

Robert Frost’ ”Duvar onarımı” şiirinde ki seslenişine kulak verelim;

”Donmuş toprağın dalgasını duvar dibine gönderen

Duvarı sevmeyen bir şeyler vardır,

Ve güneş altında kazara döker yukarıdaki iri kayaları,

Ve iki kişinin yan yana geçebileceği boşluklar oluşturur.”

Muhteşem bir ironi ile doğanın, doğallığın duvarla işi olmadığını dizelerine taşıyan şair aynı zamanda duvarın anlamsızlığı üzerine serzenişlerde bulunup komşusuna “Benim ağaçlarım senin bahçene geçmez.” bu çitler niye diye soruyor? Komşusu ise onunla aynı fikirde değildir. “İyi çitler iyi komşular yaratır”.diyor. Burada sorgulanmak istenileni çok iyi analiz etmek gerekiyor. Hiç tanımadığımız insanlarla aramıza nasıl bir mesafe koyabiliriz? Ya da tam tersi bir soruyla aramıza neden mesafe koymalıyız?

İnsanlar artık kutularda yaşıyor. İncecik duvarlardan yanda ki komşusunun fısıltılarını duyuyor ya da sesini yükseltse azıcık rahatsız oluyor. Üst katta olsa, alt katta oturan rahatsız olacak diye evinin içinde rahatça dolaşamıyor. Sevdiği müziği istediği saatte dinleyemiyor. Aile içi konuşmalar bütün apartmandan naklen dinleniyor. Evine giren çıkan fazla olsa eleştiriye, ön yargıya maruz kalıyor. O zaman ”İyi komşuluk” kavramı kime, neye göre yeniden mi tanımlanmalı? Birbirini hiç görmeyen, arıza çıkarmayan, gürültü yapmayan, etlisine, sütlüsüne karışmayan deyim yerindeyse ”Varlar ama yoklar” misali komşular iyi komşular mıdır?

Bienal bir çok siyasi ve politik sıkıntılar karşısında bulunduğumuzu irdeleyerek mekanın cinsiyet üzerinden tanımlanan geleneksel altyapısıyla ilişkilenerek erkeklik ve kadınlık, ataerkillik ve anaerkillik gibi kalıplaşmış algılarla kimlikler meselesine de vurgular yapıyor. Ortak yaşam alanlarında bir nebzede olsa ne yapabiliriz çabasına giriyor. Değişen demografik koşulların özel alanlarla ilişkilenen tarzlarını ve yaşadığımız evlerin içinde bize yansıyan biçimlerini araştırmada çok etkin bir çalışma alanı yaratırken, çeşitli kurmacalarla mekânların kendisinin de bir ifade aracına dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Bineal sergisi insanı kendisiyle karşı karşıya getirirken komşuluk ilişkilerinin nerede başlayıp nerede bittiğinin tarihsel sörfünü yaptırıyor. Kaldı ki ”Komşuluk” sadece kapı komşusu olarak algılanmamalı. Birlikte çalıştığımız insanlarla da komşuluk ilişkilerimiz mevcut. Bu açıyla bakıldığında komşuluk sadece oturduğumuz evlerden ibaret değil. Ülkelerin komşuluğu da kendi içinde bir anlam ifade eder. Bir yerde ”Komşuluğu” yer ve mekânla sınırlamamak gerekiyor. Bir araba yolculuğunda da ”Komşuluk” mümkündür.

Değişen ve gelişen dünya düzeninde her şey kendi içinde yeni anlam arayışlarına girerken, yeniden tanımlanırken ”İyi bir komşu” nasıl olmalı sorusuna verebileceğim en net cevap; Canına, malına zarar vermeyen, ortak paylaşım alanlarına ve doğaya saygılı olsun yeter.

Dileğim, bu sergiler daha çok kitleye ulaşsın, halkla buluşsun. Temel insani değerlerimizi kökten sarsan yabancılaşmaya karşı’’Komşuluk’’ ilişkilerimizi yeniden gözden geçirelim ve gücünü halktan, evrensel değerlerden alan sanata daha çok değer verelim.

Yeni Soluk
YUKARI