Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası

esratanriverdi@yenisoluk.com

Bir  seri katilin ağzından:

“Beni anlayamazsınız. Bu sizden beklenmiyor. Bu kapasiteye sahip değilsiniz.

Ben sizin deneyimlerinizin ötesindeyim. Ben iyi ve kötünün ötesindeyim.” – Richard Ramirez

Siz ne derseniz deyin ben Atalay’a üzülüyorum!

OKS’de ilk 500 öğrenci arasına giren, Fransızca eğitim veren iyi  bir liseden derece ile mezun olan ve ülkenin önde gelen teknik üniversitelerinden birinden  (doktora yapsın ya da yapmasın)  mezun olan başarı grafiği oldukça yüksek bir genci nasıl oluyor da kaybediyoruz? O ve onun öldürdüğü Tübitak’ta önemli işler yapan arkadaşı… Bu gençlere yazık gerçekten çok yazık. Biz onları çok zor buluyor ve yetiştiriyoruz. Eğer Atalay Filiz bir terör patlamasında veya bir Gezi olayları’nda hayatını kaybetmiş olsaydı ne kadar çok üzülürdük öyle değil mi? Gencecik bir fidan, akıllı, başarılı, Türkiye’nin büyük kayıbı, vs….Çocuklarımızın hep akıllı ve başarılı olmasını dilemez miyiz zaten? Unuttuğumuz bir şey var ama; akıl sağlığı hepsinden önemli! Bu sebepledir ki Antikçağ’da filozoflar birbirlerine ” Aklını ve ruhunu koru” demeyi ihmal etmezler.

Atalay’ın yakın bir zamanda mezun olduğu lise yıllığında kendisi hakkında yazılanlar yazılı ve görsel medyada  yayımlandı. Arkadaşları tarafından kendisi hakkında daha çok “anormal, tuhaf, sapık ve taşkın” olduğuna ilişkin göndermelerde bulunulmuş. Son zamanlarda çalıştığı bir iş yerinin sahibi de zanlının “tuhaf” olduğunu söylüyor. Medyada yer alan bilgiler, Atalay’ın kendisi ve ailesini farklı kimliklerle tanıttığına dikkat çekiyor. Son günlerde gündemi meşgul eden Atalay Filiz’in bir seri katil olup olmadığı konusu hakkında fazla bir adli bilgim ve araştırmam yok. Sonuçta ben bir adli psikolog değilim. Fakat uzman bir psikolog olarak diyebilirim ki şimdilik belirsiz gibi görünse de dissosiyatif çekirdeği olan ileri düzey psikopatolojilerin varlığı muhtemel gibi görünüyor bana.

Psikopat terimi bizim halk arasında kullanılan bir terimdir. Bu durumu anlatan ‘psikolojik’ terim ise antisosyal kişilik bozukluğudur. Yani aslında bu ikisi aynı şeydir.

Antisosyal terimi halk arasında genelde  ‘asosyal’ yani çekingen, kalabalık arasına girmektense yalnız kalmayı tercih eden anlamında da kullanılır. Bu kullanım yanlıştır. Antisosyal kişilik bozukluğu olan bir kimse doğası itibarı ile topluma ve toplum düzenine karşıdır. Bu sebepten dolayı suç işleme eğilimi yüksektir. Fakat şu var ki ikisinin de belirtileri birbirine çok bezer. Empati yoksunluğu, kolayca risk alabilme, sorumluluk hissetmeme, düşüncesizlik, pişmanlık hissetmeme, hilekarlık gibi.  Psikolojide Antisosyal Kişilik Bozukluğu, gündelik tabirde ise psikopatlık olarak tanımlandırılan bu psikolojik sorun, suçlularda yüksek oranlarda görülüyor. Çocukluktan itibaren teşhis edilebildiği öne sürülen bu sorun, çocuklukta aşırı soğukkanlılık, hayvanlara zarar verme ve bundan zevk duyma, yaşıtlarla geçinememe gibi semptomlarla saptanıyor. Bu çocukların bazılarının küçüklükten itibaren pek çok davranış bozuklukları olabiliyor. Ancak bu psikolojik sorun yüksek zeka ile birleşince genelde yetişkinliğe kadar sürdürülen başarılı bir öğrenim hayatı ve belki kariyer, ancak daha sonra detaylı planlanmış saldırılar veya katliamlarla sonuç bulabiliyor. Atalay Filiz örneğinde olduğu gibi. Ailesi hakkında hiç bir bilgim yok. Hatta ailesini tanıyan bir arkadaşımdan aldığım bilgilere hiçte kötü bir ailesi yokmuş. Neye göre iyi neye göre kötü acaba? Danışanlarımdan biliyorum o melek anne ve baba maskesinin altında nasıl da bir canavarlık sırıtıyor!

Siz ne derseniz deyin ben Atalay’a üzülüyorum!

Kimbilir nasıl bir çocukluk dönemi geçirdi…Hala günümüzde ne yazık ki çocuklarını masumiyetin simgesi olarak görmek isteyen anne-babalar için bu durumu kabullenmek de çok zor bir durum. Ancak erken ve doğru teşhis, diğer birçok hastalık ve psikolojik sorunda olduğu gibi sorunun azaltılmasında ve öne geçilmesinde oldukça önemli. Dolayısıyla çocuklarının hayvanlara ve kişilere sebepsiz yere zarar vermekten hoşlandığını gözlemleyen ebeveynler çocuklarını kesinlikle bir Klinik Psikoloğa götürmeliler. Eğer Filiz ailesi Atalay’ın tedavisine erken başlamış ve devam ettirmiş olsaydı bugün Türkiye’nin en değerli iki beyni  Atalay ve …. yitirilmezdi. Erken müdahale ile önlemler alınabilirdi. Fakat çocuğun tedavisini bırakın 3 yıldır çocukları cinayetler işliyor ve anne babadan ses çıkmıyor. En son Tuzla’da ki bayan öğretmenin öldürülmesiyle olay patlak veriyor. Bu arada Atalay sahte kimlikler alıyor pasaportlar çıkartıyor yurtdışında geziyor sonra geri geliyor ve Türkiye’de kendine bir hayat kuruyor. Bugün bir başka kiralık oda bulundu ve odada esrar içilmiş izlerine rastlandı. Peki bu çocuk nereden buluyor bu kadar parayı? İşte bu kocaman bir soru işareti. Onun araştırması ve yanıtı benim işim değil elbette.  Ayrıca şu da var bir kişinin birden fazla cinayet işlemesi seri katil olduğu anlamına da gelmemekte. Seri işlenen cinayetler, tipik ve kolay tanınabilirmiş gibi varsayılsa da anlaşılması güç ve komplike işleyişlerdir. Anlaşılması için detaylı bir kriminolojik ve adli psikiyatrik bakışa ihtiyaç söz konusudur. Beni sadece zanlının psikolojisi ilgilendiriyor.

Siz ne derseniz deyin ben Atalay’a üzülüyorum!

Psikopat olarak adlandırdığımız bu kişiler  empati ve suçluluk duygusundan uzak bir halde, ben merkezci ve itici, sosyal, ahlaki ve hukuki kabullere uymayan kişilerdir. Toplumun kabullendiği kurallardan çok, kendi yarattıkları ve benimsedikleri kurallara uymayı tercih ederler. Genellikle dışarıdan gözlendiklerinde normal, göze batmayan, çekici kişiler olabilirler. ( Tuzla’da çalıştığı kafe )

Bu kişilerin çocukluğuna baktığımızda:

Ciddi fiziksel ya da duygusal tacize uğramışlar, kötü aile koşullarında yaşamışlardır. Evlat edinme, aile de sürekli şiddet ve alkol madde kullanımı, anne-baba yokluğu belirgindir. Anne uzak, sevgisiz, ihmalkar ve çocuğun duygularına karşılık vermez iken; baba genellikle yoktur ya da olsa bile soğuk, aşağılayan, küfürlü konuşan, dayak atan yani sürekli taciz yapan kişidir. Onlar mutsuz bir hayat yaşamış, acılarla dolu ömürlerinin kinini ölü insanların vücutlarına akıtmışlardır. İnsan iliksileri kopuktur, gerçek ve olgun ilişki kuramazlar. Empati yapamazlar ve merhamet, vicdan, masumiyet, suçluluk, sevgi duyguları hiç gelişmemiş veya yoktur. Bu duyguları hissedemezler ve tamamen dürtülerine, ihtiyaçlarına göre hareket ederler. Bu ruh yapısı ile kendilerin de anlamadığı bir motivasyonla cinayet islemeye zorunlu hissederler ki bunlar basit cinayetler değildir. Zekidirler, fakat bu zeka genellikle kurbanlarını gözlemleme de o kadar ön plana çıkar ki yakalanmadan yıllarca saklı kalabilirler. Çoğunun çocukluk çağı istismar öyküsünün olduğu ve çocukluk yaşantılarında örselenen, aşağılanan ve değersiz hissettirilen kimseler olduğu varsayılmaktadır.

Antisosyal kişilik bozukluğu bulunan kişiler hem ergenlikte davranış bozukluğu geçmişi olan hem de yetişkinlik döneminde sosyal açıdan tehlikeli ve sorumsuz davranışlara sahiptir. Bu durum sadece kişilik bozukluğunu anlatır. Akıl hastalığı olarak nitelendirilemez. Hastalığın nedenleri arasında en etkili olanlar genetik yatkınlık ve çevresel etkiler sayılabilir.

Antisosyal kişilik bozukluğu 15 yaşından önce başlayan, yaygın bir antisosyal ve başka insanların haklarını çiğneme ile belirli bir bozukluktur. Ciddi sosyal sorunlara yol açtığından, tüm kişilik bozuklukları içinde en önemlilerinden biridir. Bozukluk, yalnız psikologların değil, sosyolog, hukukçu ve kriminologların da öteden beri ilgi ve dikkatini çekmektedir. Antisosyal; bir toplumda suç, ayıp, günah ya da ahlak dışı sayılan davranışları tekrarlamaya eğilimli, demektir. Bu karakter yapısı, tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi küçük yaşlardan itibaren kendini belli eder.

Alkol ya da madde bağımlılığı (ya da kötüye kullanımı) çok sık gelişir. ( Atalay Filiz’in de odasında esrara rastlanmıştır) Babada alkolizm olması, çocukken cinsel ya da fiziksel olarak sömürülmüş olma da saptanmış yatkınlaştırıcı etkenlerdir.

Siz ne derseniz deyin ben Atalay’a üzülüyorum!

Diliyorum ki daha fazla can almadan yakalanır hatta kendi eliyle teslim olur. Artık Atalay için cezaevi’nde kontrol altında tutulmak hakkından en hayırlısıdır ve derhal tedaviye başlaması gerekmektedir. Ailesinin de annelik-babalık içgüdüsünü bir yana bırakarak çocuklarının geç kalınmış iyiliğini düşünerek polise yardımcı olmalarını diliyorum!

Bütün anne babalara ithaf olunur:

Sevgili anneciğim ve babacığım,

Hani hep söylenir ya. Sizler bu mektubu aldığınızda ben çok uzaklarda olacağım. Ben bunu dahi söyleyemiyorum. Aynı evde olmamıza rağmen o kadar uzaktayım ki sizlerden. Beni anlamanızı beklemiyorum. Sadece anlamaya çalışmanız yeterli olacak benim için. Hâlâ beni sevdiğiniz zaman şımaracağımı düşünüyorsunuz ya. Bu beni çok üzüyor. Beni çok sevmenizden değil ama sevginizi gösterme şeklinizden dolayı şımarabilirim. Pahalı hediyeler ve şarta bağlı paralar yerine bir çift güzel söz söyleseydiniz benim için daha iyi olurdu. Okuldan geldiğimde sımsıkı sarılmanız beni çok mutlu ederdi. Pastaneden aldığınız en pahalı pastalar değil kendi ellerinizle yaptığınız en sade bir pasta benim için daha değerli olurdu. Bana çok fazla zaman ayırdığınızı söylüyorsunuz. Sürenin çokluğu değil niteliği önemli, unutmayın. Maç seyrederken, dizi izlerken arada bir sorduğum sorulara dikkatsizce cevap veriyorsunuz ya buna çok üzülüyorum. Belki ne söylediğimi bile anlamadan “evet haklısın” ya da “hayır” cevabınız, “seni şu an için dinleyemiyorum” demenizden daha ağır geliyor bana. Hani bana hep “dürüst ol, yalan söyleme” dersiniz ya. Bu bakımdan hatırlatmak istedim. En yoğun stresi sınav anında değil, sınav sonuçlarımı sizlerle paylaştığımda yaşıyorum. Kötü not aldığımda yüzünüzdeki ifade kâbusum oluyor. Belki o an benden uzaklaşmak yerine her şeye rağmen yanımda olacağınızı hissettirseniz ben de sizi ve kendimi mutlu etmek için daha fazla çaba sarf etmenin mücadelesini vereceğim. Beni komşunun çocuklarıyla karşılaştırırken bazı özelliklerimi sizden almış olabileceğimi bir an olsun hatırlasanız. Beni karşılaştırdığınız çocuğun babasının elinde okurken gördüğüm o güzel kitapları, annesinin sevgi dolu bakışlarını sizlerde görebilseydim belki bir adım da ben atacaktım. Bizim kuşakla sizin kuşağı çatışmalarla, yıkıcı eleştirilerle birbirinden uzaklaştırmak yerine sevgiyle, saygıyla ve empatiyle ortak bir yerlerde buluşturabilsek ne güzel olurdu. O zaman nasıl da mutlu olurduk hepimiz. Değil mi, anneciğim, babacığım?

Oğlunuz

“Siz ne derseniz deyin ben Atalay’a üzülüyorum!” için 1 Yorum

  1. mehmed dediki : Cevapla

    Çok güzel bir konuyu kaleme almışsınız ancak eğitim aldığı kurumun ismini dahi veremediğiniz bu kişi bir imam hatip mezunu olsaydı gerçekten yine üzüntü duyar mıydınız yoksa manşet manşet haberler yapıp editörlerle işbirliği içerisinde kişiyi itibarsızlaştırmak adına mesleğinize dair her tür içeriği paylaşırmıydınız…Direnişin sembolü Ömer Muhtar’dan öğrendiğim ve çok sevdiğim sözü günümüzde hayatını sürdüren gençlerin durumunu çok iyi açıklıyor.

    “Çocuklarınıza Sütle birlikte Kur’an’dan öğütler verin,

    boyları büyürken kalpleri ve bakış açılarıda büyüsün.”

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER