Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Kadın yıllar evvel eşiyle birlikte çıktığı otelin kapısından girerken buruk bir mutluluk yaşıyordu. Yaklaşık 12 yıl evvel geldiği bu eski Ege kasabasında eşiyle birlikte ne güzelde anıları olmuştu.

Tanıdık bir yüz arar gibi etrafına bakındı. Resepsiyonda oturan kişi galiba eski görevliydi. Başka bir görevlinin yardımıyla valizini 3. Katta bulunan daha önce eşiyle birlikte kaldıkları 310 numaralı odaya çıkarmıştı.

Otel odasında; gardırop, komodin gibi ahşap eşya aynıydı. Sadece kumaş cinsi perde, çarşaf gibi eşyalar değişmişti. Aceleyle banyoya girip duşunu aldıktan sonra sere serpe kendini yatağa atmıştı.

Uyandığında saat dört olmuştu. Kıyafetlerini giyinerek aşağı inip otelin yan bahçesinde oturdu. Garsondan kahve istediği kahvesini beklerken kocaman bir köpek biraz evvel kadının yürüdüğü yerleri koklayarak yanına yaklaşmış ayaklarını kokluyordu. Kadın birazda ürkerek yaşlı köpeğin kirden parlaklığını yitiren başını okşamaya başlamıştı.
Kadın hatıralara daldı kocasıyla 12 yıl evvel geldiği bu kasabadaki anıları gözünün önüne geldi. Köpek kadının ayaklarının üstüne koca gövdesini koyarak yatmıştı. Sonra birden kafasını kaldırdı ve hızla kadının yanından uzaklaştı.

Yaklaşık 15 dakika kadar bir süre sonra köpek açık kahverengi, daha doğrusu rengi solmuş eski moda bir çanta ağzında kadının yanına gelip çantayı kadının ayaklarının yanına bırakıp dilini de çıkartarak kadının şaşkın yüzüne bakmaya başlamıştı. Bu hareketi gören müşteriler merakla köpek ve kadını izlemeye başlamışlardı.
Kadının yüreği hızlı hızlı çarpıyor, eli ayağına dolaşıyordu. Birden çantanın fermuarına sarıldı, zaman çanta da yırtılmalara neden olmuş, fermuarı paslandırmış çok zor açılıyordu, birkaç denemeden sonra çanta açılmıştı. Herkes çantanın içinden çıkacak olanları merak ediyordu.

Kadın birden hıçkırıklara boğularak köpeğe sarıldı, o kirli yaşlı köpeği kokluyor öpüyordu. Evet, köpeği hatırlamıştı. 12 yıl evvel eşiyle geldiğinde yürüyüş yaparlarken peşlerine takılan yavru sokak köpeğiydi. Hatta köpeğe Fedai ismini takmışlar orada kaldıkları sürece ‘Fedai aşağı, Fedai yukarı’ köpeğe de ismini ezberletmişlerdi. Kadın “Fedai” dediğinde yaşlı köpek kulaklarını dikip hatırlandığını anlamış gibi kadına bakmaya başlamıştı.
Kadın çantanın içindekileri masanın üzerine döktüğünde bir kez daha ağlamaya başlamıştı. O güne gitti birden; Kocasına gelen telefon üzerine acele gitmek için yola çıktıklarında muhtemelen eşyalarını bagaja yerleştirirken otelin önünde unuttukları çantasını İstanbul’a geldiklerinde arabada bulamayınca çılgına döndüğü anı hatırlamaya çalıştı.

Evet, onlar oradan giderken Fedai arkalarından bakakalmış belki de benide götürecekler sanmıştı. Ama Fedai’nin içgüdüleri onu yanıltmış oracıkta kalakalmıştı. Hanımının çantası gözüne ilişmişti Fedai’nin. Evet, çanta hanımınındı ve ona sahip çıkmalıydı. Kimsecikler görmeden çantayı alıp koşarak geceleri kendisinin kaldığı eski metruk Rum evine götürmüş ve yıllarca her değiştirdiği yuvasına yanında taşıyarak emanetin sahibini beklemişti ve şimdi emaneti teslim etme zamanıydı…

Peki, çantanın içinde ne vardı dersiniz?

Çantanın içindekiler ve Köpek Fedai!
Çantanın içindekileri herkes gibi sizlerde merak ediyorsunuz, ancak çantanın içinde merak edilecek hiçbir şey yoktu!
Bir tek küçük bir eşarbın dışında, ufak tefek yüzük küpe gibi ziynet eşyaları da dâhil her şey yerli yerindeydi, sadece fedainin oynaması için aldıkları tenis topu büyüklüğünde içinde çıngırak olan oyuncak köpek topu fazlalıktı.

Kadın çantada olmayan eşarbı çoktan unutmuş yokluğunu fark bile etmemişti.

Fedai’yi ikinci kez bırakıp evine dönen kadın sadık köpeği kasabada bıraktığına üzülmüş keşke alıp buraya getirseydim diye düşünüyordu. Köpek Fedai kadının aklından bir türlü çıkmıyordu. Kadın, ‘nasıl olsa bunca sene bekledi, yazın gidince alırım’ diye kendini avutuyordu.
Geceler uzamaya başlamış, sabahlar olmaz olmuştu. Kadının aklı hep Fedai’deydi, acaba ne yapıyordu? Aç mı, tok mu merak etmeden kendini alamıyordu.

Kendine kızıyordu, ne kadarda duyarsızdı. El kadar köpek yıllarca bunları unutmamış ancak yaşadıkları şehre dönen karı koca birkaç dakika içinde unutuvermişlerdi. Köpekti ya sonuçta!

Aradan yaklaşık iki buçuk üç ay geçmiş aylardan kasımdı, yine sabahsız gecelerden birinde karabasanların sıkıştırmasıyla çığlık çığlığa ter içinde yarım uykusundan sıçramıştı.

Yatağın yanındaki küçük halıya baktı, yarım yamalak uykusunda rüyayla karışık bir şeydi sanki köpek fedai karyolasının yanındaki küçük halıda yatıyordu.

Yok, yok bu böyle olmayacaktı. İlk işi sabah otobüs terminaline gidip biletini aldı akşamın olmasını sabırsızlıkla bekliyordu.

Akşam kalkan otobüs sabah erken saatlerde tatil yaptığı kasabada olacaktı. Kasabaya ulaştıklarında kadın hızlı hızlı otele doğru yola koyulmuş bir taraftan da sağa sola bakıp köpek fedaiyi görme umudundaydı.

Otele geldiğinde birkaç yaşlı ecnebi turist kahvaltı yapıyordu. Turizm mevsimi kapanmış sadece doğa dostu ömrünün son demlerindeki yaşlılar gelip gidiyordu.

Kadın tanıdık bir yüz aradı. Resepsiyonda yine aynı tanıdık yüzle karşılaştı.

Ona hemen fedaiyi sordu, Resepsiyon; “siz gittikten sonra birkaç gün burada kapıda bekledi, sonra birden kayboldu ve bir daha görmedik, belki gören birini buluruz” dedi.

Kadın bir oda istedi. Resepsiyon; kaç gün, dedi. Kadın; belirsiz, dedi.

Gündüz akşama kadar köpek fedaiyi aramıştı ancak fedai yoktu, sanki yer yarılmıştı da içine girmişti.
Kadının köpek fedaiyi aradığı birkaç gün sonra kasabadaki tüm esnafların olduğu gibi otelin arka sokağındaki balıkçının kulağına da gider.

Balıkçı otele gelip kadını sorar. Otel görevlilerin kadına haber vermelerinin ardından kadın lobiye gelir. Kadın balıkçıyla konuştuktan sonra oradaki koltuğa yığılır, hıçkırıklar boğazına düğümlenmiştir, ağlayamaz. Öylece donup kalmıştır.

Peki, balıkçı ne demiştir de kadın bu hale gelmiştir?

Bir kadın gelmiştir kasabaya, köpeği çok sevmiştir, bir kaç gün köpekle vakit geçirmiş sonra çekip gitmiştir. Kadını çok seven köpek, kadının gidişinin peşinden yemeden içmeden kesilmiş, önüne konulan yiyeceklerin yüzüne bile bakmamıştır.

Balıkçı büyük balıkların en lop etini önüne koymuş yememiş, kasabın karısı kemik suyuna paparalar yapmış yüzüne bile bakmamış.

Günlerce haftalarca sadece önüne konulan suyu içmiş. Bir sabah geldiklerinde fedai yerinde bulamamışlar, merakla sağa sola bakmışlar, köpek fedaiyi deniz kenarında kumların üzerinde ağzında bir eşarpla cansız yatarken bulmuşlar!
Öyle ya, 12 yıl umutla bekleyen köpek fedai, umutsuz kalınca birkaç ay dahi dayanamamıştı!

(Sayfasız Romandan bir kesit)

Yeni Soluk
YUKARI