Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Hoşgörü; ortaya çıkan durumu, farklı açıdan değerlendirip, haklı ve güzel taraflarını ön plana çıkararak, olumlu sayabilmek, doğru ve güzeli bulabilmek, bunun da “hoş” olabileceğini kabullenebilmektir.

Toplumsal dayanışmaya destek olur, birleştirici ve çoğaltıcıdır, ötelemez, ötekileştirmez, kendi doğrularını dikta etmez; insana sosyal çevre sağlar ve farklı özellikleri, farklı kültürleri tanıma fırsatı tanır.

Hoşgörülü olmak,  iyi yada kötü olarak niteleyebileceğimiz bir olgunun varlığını, objektif olarak kabul etmek, üzerinde düşünmek fakat yargılayıcı olmamak demektir.
Hoşgörülü olmak, her türlü davranış yada düşünceyi olduğu gibi almak ve kabul etmek demek de değildir.
Bu durumda, kim kimi hoşgörü?

Hoş-görenle, görülen arasında nasıl bir ilişki vardır?
Bir yoksulun zengini, kendisini sömürdüğü için hoş-görmesini bekleyebilir misiniz?

Bir kadının kendisini döven erkeği, bir çocuğun kendisini taciz eden saldırganı, bir ülkenin kendisini işgal edeni?

Bu ve bunun gibi durumlara hoşgörü olmasını beklemek gerçekçi bir davranış olmaz zaten, olsa olsa zalimin mazluma dayatması denilebilir.

Yaşamın içinde herkesin yaşam koşullarına, aldığı eğitim ve aile yaşantısına göre farklılıklar muhakkak olacaktır hele birde işin içine, gelenek görenek girdiğinde, ev içi eğitim bu örf ve adetlere göre verilir, bir çok topluma göre en doğru eğitim budur. Etnik, dinsel ve hatta mezhepsel yaptırımlar işin içine girdiği zaman, birbirine ters düşen doğrular çoğalmaktadır.

Medeniyetlerin kardeşliği, bu doğrulara hoşgörüyle baktığımız zaman daha gelişecektir. ’’En doğrusu benim doğrumdur’’ demek, toplumu germekten, ahengi bozmaktan, ötekileştirmekten başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Doğruların analizini, tespitini hoşgörü ile yapabiliriz. Ortak doğrular bulmak ve bunları kabul etmek zorundayız, İnsanca yaşamak için buna mecburuz.

Gerek dinsel, gerek toplumsal olsun, feodal kalıntılarımız doğrultusunda bir yaşam tarzımız var. Buda bir çok sorunu beraberinde getirmektedir. Gelişen dünya’ya ayak sağlamaya çalışan insan, bazı noktalarda kendi alışkanlıklarına, örf ve adetleriyle çelişkiye düşmektedir. Buna ayıp ve günah kavramları eklenince, işin boyutu daha karmaşık hale gelebiliyor. Ayıpların ayıp olmadığını, günah bildiklerimizin günah olmadığını zamanla öğreneceğiz. Eskiden iki gencin el ele tutuşması ayıpken, bugün çok normal karşılanmakta. En muhafazakar kesim bile el ele dolaşabiliyor. Doğru notalara basmakla, doğru yaşamakla, toplumun sesi ve ahengi daha hoş olmaktadır.

Sağlıklı hoşgörü anlayışı, gelişmiş bir toplumun ürünüdür. Bireyin sağlıklı gelişimi sağlıklı toplumlar oluşturur. Sağlıklı toplumlar da sağlıklı bireyler yetiştirir.

Yasalar tek başlarına ifade özgürlüğünü güvenlik altına alamaz. Her insanın ceza almadan düşüncelerini açıklayabilmesi için bütün toplumda hoşgörü ruhu olmalıdır.

Albert Einstein’ hoşgörüden yoksun insan zihniyetini çok güzel tanımlamış;

‘’Pek çok insan yalnız gördüğüyle dünyayı algılar, aldığı kadarıyla yorumlar. Kararları kesin ve sorguya açık değildir.  Kendi doğrularının mutlak doğru olduğuna inanır. Bakış açılarının ekseni çok dar ve derin algılama ve sorgulamadan çok uzaktır. İç dünyaları yavan ve sığdır’’.

Bu tarz eksik bilinç algılamasına sahip insanlarla gönüllü bir paylaşım ve hoşgörü ortamı oluşturamazsınız. Uyuyan bilinç, toplum olaylarına duyarlı değildir. Ben merkezcilik ve bencillik hakimdir. ”Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” onun için en uygun baş slogandır yada anlamının doğurdu gibi duyarsız, insancıl olmayan yaklaşımlar içerisinde kendi dünyasını haklı kılmaya çalışır. Böyle bir bakış açısına hoş görü beklemek, sağlıklı bir insan beklentisi değildir.
Oysa eylemlerinden sorumlu bir varlık olmak, bir kişinin ne yapması gerektiğini belirlemeyi de içermektedir ki, bu da bilgi sahibi olmayı, güdüler üzerinde düşünmeyi gerekli kılar.

Hoşgörülü insan olmak;  ruhsal olgunluk ve sağlam karakter ister, buda büyük resmi net görmemizi sağlar. Hoşgörümüz sayesinde diğer insanları anlamaya başlarız ve onlarla iletişim kurarız. Hoşgörülü insan olmak,  insanın değer yargılarını genişleteceği gibi, çevresinde sevilen, saygı duyulan bir insan olmasını da sağlar.

Hoşgörü temelde; bizden farklı olanları kabullenmeyi, farklılıklardan doğan zenginliği fark etmemizi sağlar. Hoşgörü, farklı açılardan hayata bakmamıza, yanlış algılamalarımızı da düzeltmemize neden olur. Empati yapmamıza, kişiler arası iletişim de diyalog kurmamıza vesile olur. Diyalogun kurulduğu iletişimlerde ise sorunlar daha kolay hal olur. Hoşgörünün hakim olduğu toplumlarda ortak paydada buluşmak kaçınılmazdır.
Uzlaşılan her konuda da ortak hedeflere daha çabuk ulaşılır. Toplumda refah, huzur, güven, sevgi ortamı oluştuğunda, bireyler hayattan zevk alırlar, geleceğe güven duyarlar, gergin ve agresif olmazlar. Yıkıcı değil yapıcı, yaşanılabilir bir dünyanın bireyleri olurlar.

Hoşgörünün faydaları yanında zararları var mıdır? Elbette ki, bu daha çok  insanın, toplumların kendi donanımları ve hayattan ne istediği ile yakından alakalıdır.
Hoşgörü temeline dayalı davranışlar doğru algılanmazsa, hoşgörü sadece kamufle olarak kullanılırsa, gerek iç huzurumuz gerekse çevremiz ile uyumda sorun yaşarız. Bu nedenle hoşgörülük, kişi ölçüyü kontrol edebildiği sürece, (kime, ne kadar, nasıl ve ne zaman gösterilecek vb)  bildikten  sonra sorun çıkmaz. Buna rağmen, hayatta zaman olduğu sürece yaşam hep bir ölçüye tabii kalacaktır.

Her ne olursa olsun- Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ”Uygarlık demek, bağışlama ve hoşgörü demektir. İlkel toplumlardır ki kan davası güderler. Bağışlamaya, hoşgörüye dayanmayan uygarlık, zorbalığa dayanan uygarlıktır ki, çöker… O, uygarlık değildir”

Nihayetin de yanlış kararlar tecrübeyi, tecrübe de doğru kararları getirir. Hoşgörü bu sürecin olmazsa olmaz parametresidir…
Dostluğu, sevgiyi ve geleceği… Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı… hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz, hoşgörünün olmazsa olmazı, ortak yaşam alanlarımızı birlikte paylaşmak ve çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak adına, herkesin yaşam hakkına saygı duymak ve hoşgörü göstermek zorundayız. Herkesin adalete ve hakkaniyete ihtiyacı var. Bunu destekleyen en önemli anlayış da olmazsa olmaz hoşgörüdür.

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER