Teknolojik gelişme, ekonomik büyüme ve daha konforlu yaşam için kaçınılmaz bir araç olan enerji, aynı zamanda politik güç, hegemonya ve küresel üstünlük açısından da en önemli dinamiklerden biridir. Bu kapsamda, jeopolitik konumları açısından, üreticilerle birlikte,  yüksek kapasiteli tüketiciler,   taşıma güzergahları üzerinde bulunan ülkeler stratejik öneme sahiptirler. Bu bağlamda, güncel verilerle baktığımızda, kullandığımız enerjinin büyük bir çoğunluğu  petrol, kömür, doğal gaz, bitümlü şist gibi fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Öte yandan, Dünya fosil enerji rezervlerinin %70’i  Avrasya da; bunun büyük bölümü de;  çeşitli terör örgütleri aracılığı ile mezhep ve etnik farklılıkları araçsallaştırarak, onlarca yıl süreceği belli olan  iç savaşların, kaos ve krizlerin  yaşandığı  Ortadoğu’da bulunmaktadır.

Ulusal enerji  çıkarlarını, uzun vadede yönetmek üzere kendi toprakları dışında hegemonya oluşturabilme potansiyeline sahip olarak  bu bölgede bulunan aktif  stratejik ülkeler;  hem üretici,  hem de tüketici konumları da bulunan ABD ve Rusya ile büyük enerji  tüketicisi olan AB ülkeleridir. İran-Irak- Suriye  ve çevresi; çok büyük rezervlerin yanında kara ve deniz taşımacılığını optimize edecek Basra Körfezi- Doğu Akdeniz ekseninde konumlanmış, sıcak çatışmaların odağı olan oyun alanlarıdır. İran ve Türkiye ise sahip oldukları jeostratejik konumları dolayısı ile bölgedeki satranç oyunundan güç ve önem kazanabilecek, aynı zamanda da sonuçlarından etkilenebilecek jeopolitik eksenlerdir. Bütün bu ülkeler, enerji ekseninde vekaletle yürütülmekte olan savaşların tam ya da kısmi etkili aktörleri olarak bölgedeki denklemde yer alacaklardır.

Uzun yıllardan beri ekonomik ve bölgesel gücüyle orantılı olarak,  reel dış politikasını; amaçsız, hedefsiz nostalji ve hamaset duyguları yerine, enerji alanı başta olmak üzere ekonomik çıkarlarını,  adil ve demokratik bir senaryo ekseninde “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” ilkesi ile şekillendirmeye çalışan Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü, coğrafya, ekonomi, güvenlik ve diğer unsurlarla ifade edilse de esas olarak enerji kaynaklarının bulunduğu yörelerle,  büyük tüketicilerin bulunduğu Ülkeler arasında köprü olan coğrafi bütünlüğüdür.

Ortadoğu’da enerji kaynakları açsısından zengin olan Irak, Suriye ve çevre ülkelerinin  sürüklenmiş oldukları iç savaştan kurtulmasına öncülük edebilecek durumdaki Türkiye’nin, yapmakta olduğu sınır dışı hamlelerin, minimum ekonomik ve beşeri kayıpla, olumlu  sonuç verebilmesi  için her şeyden önce demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti olma özelliğini belirginleştirerek bir barış adası olduğunu iç ve dış dinamiklere göstermesi gerekmektedir.

Öte yandan da bölgede yapacağı ileri adımların, bölgenin ekonomik, kültürel ve sosyal istikrarını korumaya yönelik olduğu gerçeğini de şeffaf uygulama ve argümanlarla ortaya koymalıdır.  Yani ekopolitik açıdan birincil derecede önemi olmayan etnik, dini ve mezhebi farklılıkları araçsallaştırmayan,  bölge halklarının yaşamsal çıkarlarını esas alan politikaları öne çıkarmalıdır.

Esasen ülkemiz yönetimi, Irak- Suriye krizi ekseninde, daha baştan, başka aktif oyuncuların kendi çıkarlarını en üst seviyede gerçekleştirecek şekilde,  çok boyutlu senaryolarla ortaya koyduğu politikaları, enerji ekopolitiği yerine,  nostalji ve hamaset duyguları etkisinde gerçekçi olmayan yaklaşımlarla, kayıtsız şartsız kabul etmiş ve maalesef ısrarla da sürdürmüş olmakla birlikte, yaşanan çeşitli tecrübeler sonucu, son dönemlerde, Rusya, İsrail, Mısır,  Suriye, İrak, İran  başta olmak üzere bölgesel dış politikasında belirgin bir yumuşama sürecine girmiş bulunmaktadır.

Bu doğru politika değişikliğinin, bölgedeki diğer aktif oyuncuları da dikkatle alan bir denge  ile bölgede dramatik olarak açığa çıkarılmak istenen etnik ve mezhebi ayrışmaların da tarafı olmadan, yani ideolojik engellerden sıyrılarak, demokratikleşmeyi hızlandıran eş zamanlı manevralarla güçlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Ancak bu strateji ile Dünya enerji ve ekonomi   politikalarına yön veren bir konum kazanılabilir ve enerji savaşlarının yıkıcı etkilerinin azaltılmasına  katkıda bulunulabilir.

Sonuç olarak  bölgesel bir güç olduğu gerçeğinden hareketle Türkiye, Ortadoğu enerji jeopolitiği ekseninde, küresel çıkar çatışmalarını, ulusal güvenlik stratejisini yeniden yapılandırarak, bilimsel kararlarla yönetmek durumundadır.



Yeni Soluk
YUKARI