Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Biliyorum bu yazıyla beraber Hınıslı önseçime karşı diyenler de sövenler de olacak. Lakin biz bildiğimizi yazalım, sonrasına razı olarak diyelim diyeceğimizi.

Yazımızın başında önseçime karşı olmadığımızı hatta önseçimin sıkı bir savunucusu olduğumuz belirtelim. Ancak güncellenmemiş, bugüne kadar delege ağalarının yazdığı delegeyi seçen üye ile yapılacak olan önseçimin yoğunlaşmış delege ile yapılan seçimin biraz daha seyrelmesi olarak görebiliriz.

CHP’nin bugünkü durumu itibariyle önseçim diyerek kimse kimseyi kandırmasın! Hele biz hiç birbirimizi kandırmayalım.

Örgüt içinde delege ağası dayatma kanaat egemenleri, parti içinde yapılacak tüm toplantı ve parti içi etkinliklere umumiyetle kendinden olanlara, yani yandaşlarına haber verip, diğerini öteleyerek her kararın lehlerine alınması için yaptıkları ve yapacakları akraba tanış ve ahbap üyeler ile kendilerine fayda sağlamanın peşindedirler.

Delegenin seçeceğine de üyenin seçeceğine de karşıyız. Lakin üye ‘eğitimli, vasıflı, seçme yeteneğine vakıf’ olursa o zaman her şeye tamam deriz. Sokaktan geçen herkesi üye yapacaksın, herhangi bir vasıf aramayacaksın, yıllardır emek veren vasıflı üye ile aynı hakkı tanıyacak ikisine de bir oy hakkı vereceksin ve o seçimden adalet bekleyeceksin(!) İşte biz buna karşıyız…

Özellikle bazı semtlerde kentli Mehmet Bey’in eşi ve ‘üç beş’ komşusunun vereceği oy ile Köyden gelen Mahmut efendinin ‘50 veya 150’ kişilik yığma akrabasının oyu ile nasıl adalet beklersiniz?

Üye kayıtları veya kadrolaşmada asla ideolojinin öne alınması bulunmamaktadır, aksine benim olsun mantığı daha çok öne çıkmış vaziyette…

Bu delege veya kendinden olana haber verilen üye ile önseçim yapacağız ve biz buna demokratik seçim diyeceğiz!

Kim ne derse desin; dayatma ile seçtiklerimizin veya istediğimiz halde seçmediklerimizin çoğu maalesef bu anlayışın ürünüdür…

Bunların çoğu, halk çocuğu, köylü milletin efendisidir veya hak, hukuk, adalet ilkesini öne çıkartarak duygu sömürüsüyle partilileri kullanıyorlar…

Çok ilginçtir ki tek adam başkalığındaki AKP adaylarını yerel halkının görüşünü alarak saptamaktadır. Sonuçta da kazanan onlar oluyorlar…

CHP belediye başkan adayları ısmarlama yukarıdan veya “dayatmalı” kutsal ittifaklı döner listeli önseçim adaylarından değil, halkın desteğine sahip olanlardan seçmeli…

Geçmişten bugüne siyasette alıştığımız durum ne yazık ki budur. Yukarıda da işin başka bir yönü vardır! Onlarda aşağıda kendilerini temsil edecek olanların kendilerine en yakın dediklerinden sözlerinden hiç çıkmayan oda olmazsa en “kas”sız direnci düşük dediklerine direnemeyecek birilerini isterler.

Aşağıdakiler yukarıdakilere bağırır çağırır olmazsa olmaz yapar ille de “ön seçim” derler oda olmazsa en azından “eğilim yoklaması” yapılmalı listeler ona göre hazırlanmalı diye diretirler.

Fakat yukarıdakiler işi iyi bilirler. Kimi nereye monte edecekleri önceden belirlenir.

Aşağıdakiler bağrım bağrım bağırsalarda, sesleri solukları dahi kesilse, bilmem bir yerlerini dahi yırtsalar yukarının çizdiği rota uygulanır!

Yukarısı İstedikleri garanti olan yerlerde kendi belirleyeceği zamanda önseçime izin verir.

Baştan dediğimiz gibi aşağıdakiler yukarıdakilere ön seçim istiyoruz diye talepte bulunur.

İşin garibi ön seçim siyasi partiler yasasında taban adına güvence altına alınmamıştır, üst yapı ne isterse onu yapar!

Bunun adı ön seçim, eğilim yoklaması veya atamadır.

Genellikle de atama olur!

Şayet ki tabanın güçlü bir yapılanması var ise bir süreliğine istenilen yapılıyormuş gibi davranılır veya ön seçim yapılır!

Öyle bir ön seçim yapılır ki şeytan bile şaşırır!

Ön seçim bırakalım bir kenara, eğilim yoklaması olması muhtemel yerler dahi yukarısı için tehlike arz eder.

Çünkü her yer aldığı oy oranına göre yukarıdakileri seçmek için kurultay delegesi yollar.

Demek ki bir bölgede bırakın ön seçimi, eğilim yoklaması dahi olsa yine her şeyi yukarısı belirliyor.

Nasıl mı?

Demokrasi adına bol miktarda aday çıkartın önerisi gelir, öneri emirdir hemen uygulanır. Oldukça çok kişiyle eğilim yoklamasına girilir.

Bu arada her ekip başı birbirine söz verir. Kutsal ittifaklar kurulur.

Sonra oylamaya sıra gelince başlar birbirlerini satılığa çıkartanların birbirlerine ihanetleri.

En güçsüz gördüklerine oy verirler, herkes rakip gördüğünü çizmeye başlar, bazen bu çizme işi öyle bir zıvanadan çıkar ki kalabalık olsun diye aday edilen boş kişiler birinci bile çıkabilir!

Nihayetinde bunlar siyasi tarihimizde bol miktarda mevcuttur.

Peki, kimdir bu ekip başları?

O bölgenin sevilen sayılan insanları olduğu gibi umumiyetle parası bol nüfuzu geniş çeşitli yerlere söz geçiren delege ağaları da olabilir.

İlk dediğimiz saygın sevilen tipler belirli bir yaşa gelince genellikle yorulurlar, yerlerine birilerinin geçmesine müsaade ederler.

İkinci tip ise en yakınındaki kardeşine amcaoğluna hatta kendi oğluna bile güvenmeyebilirler.

Çünkü onlar genelde kendilerine bile güvenmezler.

Bu ikinci tipler umumiyetle bazı partilerde bolca mevcuttur, bunların geleceğini devamlı üst yapı belirler bunlarda üst yapının emirlerinden milim sapmazlar.

Dediğimiz gibi üye güncelleştirilmesi yapılmadan bu delege ağalarının oluşturduğu yığma vasıfsız üye ile yapılan ön “seçim veya eğilim yoklamaları” da yukarıda yazdığımız gibi fiyaskoyla sonuçlanır.

***

2015 yılında CHP’de yapılan önseçim sonrası yazılmış bir yazı olup, şimdi şunu sormak herkesin hakkıdır! Peki, önseçim olmadı 27. dönem için atama oldu hangisi daha makul?

Örnek İstanbul 3. bölge; İlhan Cihaner ve Eren Erdem hariç önseçimde çıkanların tamamı yazıldığı gibi eklemlenen iki kişi de önseçim sıralamasında vardı. Şimdi ben soruyorum; Bu mu makul?

Sonuç olarak her ikisinin de birbirinden pek farkı olmaz. Önseçimi yığma üye ile değil vasıflı üye ile yapacaksın ve tüm rahatsızlıkları en aza indireceksin. Bu kadar kolay ve basit!

 

Yeni Soluk
YUKARI