Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

’Bugün dünyamız, sermaye düzeninin yasalarına göre yöneltilmekte ve bu düzenin temeli, üretim ve tüketim ilişkisine dayanmakta. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bu düzenin dışında değildir. Eğitim, sağlık, bilgilenme, teknoloji, din, aşk, ahlak, edebiyat, sanat ve aklımıza gelen her şey bu düzenin, bu çarkın içinde yeniden anlamlanır.’’

Tüketim çılgınlığını insanlara empoze eden kapitalist sistem, bu düzenin bir ürünüdür. Sevgililer günüde bu bir senaryonun bir parçasıdır. Ekonomik ve politik gücü elinde tutanlar, egemenliklerini yitirmemek için evrensel moral değerlerini de kendi çarklarına göre yeninden yaratmaktalar ve organize etmekteler. Burada önemli olan bizim neyin arkasında durduğumuzdur. Neyin arkasında durursak onu geliştiririz. Evrensel değerler gibi, insana değer veren belirli değerlerle seçim yapmak çok önemli.

İnsanları bir arada tutan en önemli bağ ait olma ve birey olma dengesidir. Ve bütün bağları anlamlı ve değerli kılan sağlıklı sevgi bilincidir. Çünkü sevgi bir tutumdur ve gerçek sevginin parasal bir karşılığı yoktur. Eyer sağlıklı bir sevgi bilincine sahipseniz kapitalist sistemin uşağı ve savunucusu olmazsınız.

Sevgi her zaman anlamayı da gerektirmez, sevgi bir akıştır, içinde özgürlük, birey olma bilinci yoksa insana durmaz.  Şayet sevgi dolu bir yüreğiniz yoksa, nedir ki en doğal haliyle insan olmak?

İnsan onurunun ayaklar altında çiğnendiği; nefret söylemleriyle insanların kutuplaştığı, kapitalist düzenin egemen olduğu bir dünyada; kıyımlar, hırslar, kılıç gibi yontuyorken ömrümüzü, koşulsuz, karşılıksız sevmek değilse nedir ki sadece insan olabilmek?

”Ağzı olan konuşuyor” söyleminin doğruluğunu ispat etmek için, insanlar birbirleriyle yarışıyorken, önemli olan bu çarkı bozuk düzende bozulmamak.

Kapitalizmin sirkinde; 14 şubatı-mızı ağırlayan reklamlara, vitrin şamatasına bakınca, asıl mesele; insanın bunu algılama, yorumlama ve uyarlama şeklinde. İçten bir gülüşle, bir dokunuşla, rengin, sesin anlamını tazelemenin hiç kimseye zararı yok aslında.

14 şubatın cinsiyeti de yok, sadece kadınlara özel bir günmüş gibi bir algı yaratılıyor. Asıl sorun, maddeciliğe, şekilciliğe, gösterişe döktüğümüzde ”Özel gün olmaktan” çıkıyor. Sevgi; yaşanılan anları, anlamlı kılmaktan ziyade, bir beklentiye dönüşüyor. Birlikte yaşadığımız insanlardan, bizi her koşulda mutlu etmesini bekliyoruz. Bizim İçin bir şeyler yapmaları gerektiğine inanıyoruz. Bu bir yerde karşımızdakini bizim istediğimiz yola sokma çabasından başka bir şey değildir.

İstediğimiz bir kalıba sokarak kendi öz yapısını görmemezlikten geliyoruz. Bu karşımızda ki insana haksızlık getirdiği kadar, kendi varlığını yok saymakta denilebilir. Burada,  ilişkilerimizde karşımızda ki insanı ne kadar özgün haliyle kabul ettiğimizi ortaya çıkarıyor. Kendi içsel ilişki kalıplarımızın izin verdiği ölçüde iletişim kuruyor beklentiye giriyoruz. İletişim halinde olduğumuz insanlardan beklentilerimizin ayrımında olmak çok önemlidir.

İnsanlar kendi istediklerini yaptırmak adına, karşısında ki insanın yaşam koşullarının, imkanlarının ve ne kadarına gücü yetebileceğinin farkında değilse, orada sağlıklı bir ilişkiden bahsedilemez.

Bunun birlikte,  acı çektiğimizde, kızdığımızda yanlış anlaşıldığımızda dahi sevgi sunabiliyorsak,  topuklara kuvvet demiyorsak; iç dünyasında kendisi ile barışık olmayı seçen ve düşünce biçiminde pozitifliği benimsemiş birey olma yolunda, biz sevgi adamı olmayı seçmişiz demektir. İşte o zaman, başlar yücelik. Tartışmanın, kavganın sesleri, çağrıları neşe içinde geçer imbikten. Bunu özgürlüğe müdahale olarak da görmez bilici.

Böylece, başkalarını incelediğimizde, deneyim ve tecrübelerimizle birlikte bilgin, kendimizi incelediğimizde aydınlanmış insanlar oluruz. İlişkilerin kırılganlığını ve insanlar açısından taşıdığı önemi anladığımız zaman daha dikkatli ve özverili oluruz. Başkalarının duygularını örselemeden onları anlamaya çalışırız. Kendimize ve başkalarına kulak verdiğimiz zaman evrende bizi dinler… Sevgi her zaman anlamayı da gerektirmez, sevgi bir akıştır. İçinde özgürlük, birey olma bilinci yoksa insana durmaz zaten.

Ne olursa olsun, biz önce kendimizin içsel ilişki kalıplarını bilelim, kendimize ayna olalım. İlişkilerde ki gerçek bağ, herkesin kendi olduğu haliyle, yapmacıksız bütünlüğe katılmasıdır. Hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle, onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır. Ve her toplumsal olayın bir kökeni vardır. Neden ne olursa olsun, nereden geliyorsa gelsin, eğer insanlık adına toplumsal değer olarak kazanım sağlıyorsa, bize de saygı duymak düşer.

Bunun yanında, kapitalizmin dayatmasıyla, senede bir sevgiyi hatırlayıp dillendirmek oluyorsa işte o zaman bizimde kapitalizm simsarlığına soyunduğumuz aşikardır. Hayatı anlamlandırmak, anlamlı yaşamak, önce insanın kendi özünde ki coğrafyayı keşif etmesiyle mümkündür. Gerçekten kendimizi yaşamak istiyorsak, hayatımızın sözcüsü başkaları olmasın. Yolumuzu ”Bizi yok sayarak” belirlemelerine izin vermeyelim.

Kutsal olan, yaşanması/yaşatılması gereken evrenin en yüce gücü olan ‘SEVGİYİ’ sevgi duygularını yaşayan herkesi canı gönülden tebrik ediyorum.

İnsanın insan üzerindeki ekonomik, sosyal, cinsel, dinsel, etnik, vb. her türden baskı, şiddet ve sömürünün ortadan kalktığı ”14 Şubat Dünya Sevgi Günleri”nde buluşmak umuduyla, yüreğini sevgiye şiar edenlere minnetle..!

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER