Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Mahalle seçimleri sonrası ilçe, il ve nihai olarak ta “Büyük kurultay”.  Evet önümüzde günlerde Kurultay süreci başlamak üzere olan CHP’nin yeni yönetim üst yapısına şekil vermesi umutla beklenen bir surecin basındayız.

Bildiğimiz kadarıyla birçok gurup ekip parti içi yarışa katılacak, bu tehlikeli ve vicdani sorumluluğu ağır olan görevde aman ha CHP’liler dikkat! Bu ağır ve meşakkatli görev nedeniyle sizleri tarihsel sorumluluğu olan bir görev beklemektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin karşı karşıya bulunduğu tehlikelerin panzehiri CHP önderliğinde Sosyal demokrasi, Demokratik sol olmalıdır ve bu panzehirin bir kez daha iyi ve yerinde kullanılamaması halinde hem ulusumuza, hem de ülkemize yazık olacaktır.

Ne yazık ki CHP 1980 12 Eylül “depolitizasyonunu” aradan bunca zaman geçmesine rağmen onaramamış ve bu şanssız dönemi hala yaşamaktadır.

CHP’nin ilk genel başkanı Atatürk’ün ölümünün ardından 10–12 yıl sonra parti teşkilatlarına şu veya bu şekilde çöreklenen siyasetten beslenen kasaba eşrafı delege baronlarının elinde sürekli küçülmüş, tasfiye süreci 1980 yılının 12 Eylül günü nihai amacına diğer sol örgüt, parti, sendika, dernek veya her türden demokratik kurumu da içene alarak hedefine ulaşmıştır.

Anti demokrat militarist kültürlü toplumlarda, zaman zaman ise ülkemizde de siyasetteki sıkıntılar TSK’nin müdahalelerine havale edilerek, askerden medet (darbe) umularak Cumhuriyet değerleri korunmaya çalışılmıştır.

Bugünkü CHP yönetimi ve diğer birçok partinin sürekli olarak halkımıza’1980 askeri darbesinin solu böldüğü, demokrasi ve CHP’yi felç ettiği iddiaları bir şekliyle doğru olmasına karşın askeri hep çağıran ifadeler hiç manşetlerden inmemiştir. Faşist (!) Eylülcü kadrolar; 1980 askeri müdahalesini yapmadan önce bu gün olduğu gibi o günde sol partilerin koltuk uğruna paramparça bölündüğünü bu köhnemiş zihniyetin cebini düşünen ideallerden uzaklaşmış satın alınamaz hiçbir değerin kalmadığını ve bu değerleri pazarlayanları unutmamak lazım.

Bugün gelinen nokta da artık kamu ve yerel yönetimler tamamen AKP ve MHP gibi sağ partilerin kontrolüne geçmiştir.  Kısacası yorgan gitse de kavga bitmemiş, aksine bitecek gibi de değil.

Partilerin yöneticileri ise hala bir şeylerin peşinde bencilce davranmayı sürdürmektedir.

“Bu analize doğal olarak bugünkü acıklı durumun sadece bir yüzü diyelim” ve

geldiğimiz bugünkü noktada kendimize en azından şunları sormak zorundayız; “merkez sağ ve totaliter partilerde görülen lidere bağımlı, kuyrukçuluğun faturasını daha ne kadar “halkımızı cahil ve duyarsızlıkla suçlayarak” kendilerini aklama yoluna sapacaklar.  Daha ne zamana kadar liderlerimizi “ebediyete” göndermeden “kurtulma” yolunu bulabileceğiz?

CHP Daha birkaç gün önce son yolculuğuna uğurladığımız Erdal İnönü gibi bayrak yarışını zamanı gelince peşinden gelen kadrolara teslim etme erdemini taşıyan insanları bulup partinin başına getiremezse, okuma yazma bilmeyenlerin muhtar, akıl ve bilim yerine siyasette iki kere ikinin dört etmediğini savunan matematik ve ilim cahillerinin ise parti yöneticisi olduğu siyaset baronlarına daha nice yıllar ve ne kadar tahammül edip ne kadar dayanabilecektir?

Söylenecek çok şey var.  Doğru ya da yanlış olabilir, ama halkımızın yaptığı bir tespit var:  CHP’nin bir türlü ‘devleti milletin üzerinde gören ve sivilleşemeyen’ bu yüzü artık gelecek seçimlerin birinde yüzde beşin altında kalarak sol hareketi bölen bir rol oynama ihtimalini unutmamak gerek.

Ne yazık ki gelecek seçimler öncesi solun birleşmesinde bir engel olarak görülen sivilleşmemiş zihniyet ve “bazı” lider kadroları partiyi terk ederken halkımızda karanlığa mahkûm edilecektir.

Biraz bilimsel ve akil olalım, tehlikeyi lütfen daha net görelim.

Sözün özü; bugünkü kasaba eşrafı siyaset baronları parti içi demokrasiyi tıkayan, ülkenin geleceğini karartan bir rol oynadıklarının farkında değiller mi?

Bu onların kişisel niteliklerindeki eksiklikten değil, örgütlenmenin sosyal demokrat bir tabana oturmaması, köylü, işçi sınıfı ve varoşlar yerine  “esnaf ve küçük burjuva” üst ve orta tabakaya ait olması ve üst tabakanın görülmezlik dokunulmazlık ve iltimas istemesi, orta tabakanınsa sınıf atlama hırsına yönelmesinden ve bizzat bu inançsız kadroların sandık başında ihanet oylarını görmezlikten ve kullanmalarından kaynaklanmaktadır…

Bu anlayışı “genel iktidar olamamanın ızdırabını” bu topraklardan beslenip bu topraklara yatırım yapan sanayicinin olmamasına bağlayabiliriz.

Yerel iktidarlardan dolayı ise partiye yamanmış “yap sattcı” veya “al satçı” tüccarlarının bol olduğu bir parti haline gelmiş, ulusal yatırımcı sanayici sermayeyi (Milli burjuvaziyi) görmezlikten gelen para satarak para kazanan nakit getirimciyi (Rantçıyı) Kendine payanda almıştır…

Bu kapkaççı anlayış partiye her dönem alelacele yeni kaydedilen “komutanı patronu olan” kendinden menkul üye yapısı da bunu göstermektedir.

Biz diyoruz ki; CHP artık halktan aldığı ulusal mirasın yerine ABD kopyacısı Süleyman Demirel’in küreselci, teslimiyetçi, 24 Ocakçı vede IMF’ci değerleri ile yönetilmekten kurtulmalıdır.  CHP Liberal sağ partilerden pek de farkı kalmayan yönünden silkelenmelidir.

Sizleri duyarlı olmaya, partiye ve misyonuna sahip çıkmaya çağırıyorum.  “CHP ilkelerini rakı şişesine, altı oku ise kebap şişine dönüştürenlere geçit vermeyiniz”…

Oylarınızı ve oklarınızı değişime ve parti içi demokrasiye gönül vermiş, vicdanını kişiliğini satmayacak partiyi önemseyen yöneticilere yöneltiniz…

İftira ve karalamalarla koltuklarını kurtarmaya çalışanlara ihale takipçilerine kulağınızı tıkayınız…

İste o zaman ağızlardan düşmeyen “Sol, sosyal demokrat” hareket ivme kazanacak ve ülkenin ufuklarında aydınlık bir geleceğin ışıkları görülecektir.

Bu yazı tam 10 yıl önce 2007 yılında yazılmış olup günümüz de ne değiştiğini bir kez daha bize sorgulatan bir yazı olarak arşivimizde karşımıza çıktı… Fark ettiniz mi; “o günden bu güne ne değişmiş?”

Yeni Soluk
YUKARI