Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Ah insanlar, her-şeyi bulup kendini bulamayanlar, halen ötekiler deyip, o ötekilerin gölgesinde yaşayanlar; o ötekilerin icatlarını, buluşlarını kullanıp, birde günahtır deyip aşağılayanlar, ne çok çelişkiye gebedirler aslında.

İnsan yaşamında, fanatizm ve cahillik daima açtır ve beslenmeye ihtiyaçları vardır.
Bu boşluklar, bilimle, sanatla beslenmediğinde; sapkınlıkla, cehaletle, zulümle beslenir.

Eteklerimizde taşlar, ruhumuzda yaralar var oldukça kanayacak hep bir yerler.
O zaman taşlarımızı ayaklarımıza düşürmeden, kanamadan geçebilir miyiz bu hayatın içinden ve kimseler incinmeden geçmişin acılarını çıkarabilir miyiz gün yüzüne ve kimseleri karalamadan, günah keçisi ilan etmeden yüzleşebilir miyiz kendimizle ?

Yaşanan toplumsal olayları incelemeden, irdelemeden, sorgulamadan, sağlam gerekçelere dayandırmadan suçlamak ve yargılamak sağduyudan, öngörüden uzak insanların işidir.
Hiç kimse, yaşanan toplumsal olayların üzerinde durup düşünmüyor. . Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor. Herkes bencilce kendini düşünüyor.
Peki, hangimiz; özgürleşmek için korkularımızdan arınmaya, yada kendimizle yüzleşmeye hazırız?

Bu çağın cehaleti, cahilliği artık mazeret kaldırmıyor. Geldiğimiz iletişim çağında, insanın bilgiye ulaşması daha kolay. Bu çağın cehaleti bencillikle ortaya çıkıyor. Kişi sadece kendi bilgisini değerli bulup, diğer bilgi ve düşünceleri yok saydığında, duyduğu ve kendince uydurduğu söylemleri dünyaya diretmeye çalıştığında cahil olur.
Yeniliğe kapalı olmak, uyum sağlamaya karşı olmak, farklılıklara tahammül edememek cahil insan davranışlarıdır.
Artık gelişen ve değişen teknoloji çağında cahil sözcüğü “bilmeyen” anlamından “bilmeye karşı olan” anlamına dönüşmüştür.
Artık çağımızda bilmemeye imkanı yoktur. Sadece kendi kişisel bencilliğinden dolayı insan ve doğa yaşamına duyarsız kalan ve köle ahlakına sahip olan kimselere cahil diyebiliriz.
Başkasının fikrine saygı duymayan, sadece kendisi için yaşayan insan cahildir.

Nefretle, hakaretle, kinle, öfkeyle büyüyen bir güzellik yoktur dünya yüzünde. Sağlıklı düşünen beyinlerde büyür insanın güzelliği.
Unutmayalım ki; bir kitabın yazarını bilmek insanı bilgin ve alim yapmaz. Bilmemek de insanı cahil yapmaz. Önce vicdan ve merhamet, sonra bilim ve sanatla taçlandırılmış bir yaşamı kendimize rehber etmekle başlar yaşamın güzelliği.
Samimi, içten, gösterişten uzak kendimiz olamadıktan sonra, bütün evrenin bilgilerine sahip olsak ne yazar.
Görünüşümüz,sözlerimiz ve tavırlarımız kendimiz olma bütünlüğüdür.
Diplomalar, alınan sertifikalar, bütün dünyayı gezip dolaşmak, sanat galerileri, müzeler, tiyatro ve sinemalar insana farkındalık katar katmasına lakin körse vicdan, tavansa ego, bir yerlerde, bir şeyler hep eksik kalacak.

Kim olduğumuzu keşfetmeye, özgürleşmeye ve hatalarımızla-eksikliklerimizle yüzleşmeye hazır olmak, en üst anlamıyla kendi benliğimizin farkına varmaktır.
Arınmanın olduğu yerde, yeni tomurcuklar filizlenir, öfke kin nefret fışkırmaz.
Ancak o zaman; demokrasiden, insan haklarından, korkmadan,ürkmeden,sancılı rüyalar görmeden bahsedebiliriz..İnsanın kendiyle yüzleşmesi bir yerde geçmişin gerçekleri değil, bunların bizim için ne ifade ettiğidir.
Hayatı belli kalıplar içerisinde tanımlayanlar, yaşamın biricik anlamını ıskalayıp, bir sürü neden ve bahane arasında yaşam serüvenlerini bitirecekler.

Kendimizi ve aklımızı cömertlik ve şefkat ile koruyalım. Merak etmeyelim, bu karanlık inanılmaz bir aydınlığa gebe aynı zamanda. Kalbimizi ve aklımızı arındırmayı sürdürelim.
Sadece eleştirmeyelim, sürekli yakınmayı bırakalım. Ya kabul edelim ya da eyleme geçelim.
Tüketime kanmayıp, sadece doğru değerleri satın alalım.
Maddeye değil, deneyime ve içsel ilerlemeye yatırım yapalım.

Hayatı devam ettirebilmek için enerjiye, motivasyona ihtiyacımız var. Bu enerji fiziksel olduğu kadar ruhsal bir enerji. Rutin koşuşturmada fark edemiyoruz çoğunlukla ama kendimizi de şarj etmemiz lazım, bütün kaygılardan uzak..
Yaşam bir kirpik arası, yada kısacık bir rüya.
Her ne olursa olsun, heba edilmeyecek kadar da güzel. Makamla,etiketlerle, mülkiyet telaşı ve hırslarla avunulmayacak kadar da sade ve hoş aslında..

Bireysel olarak ışığımızı korumamız gerekiyor.
Kendi içimize doğru derinleşmenin, neye dönüşmek istiyorsak ona karar vermenin ve yenilenmenin zamanı olmadığını; yeniden, bir kez daha; umutla, dirençle yüreğimize fısıldayalım..

Olanı doğru değerlendirmek karamsarlık olmadığı gibi, iyi olanı korumak ve umut da hayalperestlik değildir.
Olanı tüm yalınlığı ile görmek ve anlamak, iyi bir kalbi ve umudu korur.
Eğer iyi kalbi, umudu ve her şeyden önemlisi şefkati ve cömertliği koruyamazsak acı çekenlerden olacağız.
İnsanlığın başına gelen kötü olayların en önemli iki sebebi var: açgözlülük ve kibir.
Bunlar ise, neyin eğri, neyin doğru olduğunu ayıramayan bir cehaletten besleniyor.
Aşağılamadan, ötelemeden, yargılamadan, ukalalık yapmadan, insanca.
Öğren, sorgula ve öğret anlayışına dikkat çekerek, arkasında duracağımız tek şey gerçek. Buna inanmış bir insanın vicdanı, adaleti her zaman işler zaten.
Yoksa, bir yazarın eserini duymamış olmak yada ülke gündeminde olduğu gibi yanlış bilmek insanı cahil yapmaz. Bilmediğinin farkına varmak ve bunu da kabul etmek erdemdir. Yeter ki birbirimizin yaşam hakkına saygılı olalım, elinden almayalım. Alanlara sağır ve kör olmayalım.

Sayın Funda Özkalyoncu’ nun bunu yanlış bilmesi bir insanın ölümüne neden olmaz.
Tabi ki yanlışa hayır demek yanlış değil. Lakin aşağılamak ve rencide etmek gerekmiyordu.

Yeni Soluk
YUKARI