Hilal Dokuzcan

9'Canlı Yazılar

hilaldokuzcan@yenisoluk.com

17 Nisan 1940’ta yapılan yasal düzenlemeler ile kurulan, 1936 yılında köy eğitmeni projesi ile başlayan 1954 yılına kadar kademe kademe yok edilen büyük bir kalkınma modeli köy enstitüleri. Bugünün koşulları ve eğitim sistemimizi göze aldığımızda değeri çok daha iyi anlaşılacak bir değişim ve gelişim projesi. Son yıllarda eğitim sistemimizde yer alan sorunlara ve yapılmak istenenlere bakınca önemi daha da açığa çıkan, insan doğasına ve ihtiyaçlarına uygun, özgürlükçü, üretken, Türkiye ye özgü bir eğitim modeli.

Köy enstitüleri ile tanışmam ortaokul yıllarında olmuştu, 70 li yılların ortası. O zamanlar bir çoğumuzun bildiği münazara yöntemi ile öğrenciler arasında gruplar oluşturulur ve iki farklı görüş tartışılırdı. Münazarada konudan çok, konuyu savunma biçiminiz önemliydi. Bizim konumuz kalkınmanın nereden başlaması ile ilgiliydi. Biz kalkınmanın köyden başlaması gerektiğini, karşımızda ki grupta şehirden başlaması gerektiğini savunacaktı. O dönem orta öğrenim gençliğinin politik bir duruşu, olaylara ve yaşama daha güzel bir dünya için eleştirel bir o kadar da paylaşımcı bir yaklaşımı vardı. Eğitim sistemi en önemli tartışma konulardan biriydi. Öğrenci temsilcilikleri, öğrencilerin okul yönetime katılmaları, eşit, özgür ve yaratıcı bir eğitim modelinin ne olacağı ve bunun nasıl gerçekleşeceği hayatımızın içinde önemli bir yer tutardı. Elimizin altında bir çok kitap özelliklede İtalya’da öğrencilerin öğretmenlere yazmış oldukları mektuplardan oluşan “Barbiana Öğrencilerinden Mektup” ve Harun Karadeniz’in “Eğitim Üretim İçindir” kitabı eğitim sorunlarını tartışırdık.

Sıra münazara gereği kalkınmanın nereden başlaması gerektiğine gelince Köy konusunda araştırma yapmaya başladım. Köy Enstitüleri modeli adı üzerinden birden ilgi alanıma girdi. Köy ve Enstitü, köyde enstitü kurmak fikri, İsmail Hakkı Tonguç, Saffet Arıkan ve Hasan Ali Yücel ile beni buluşturdu. Ve böylece büyük bir okyanusun içinde adanmışlığın, bir davaya duyulan inancın ve daha insani bir hayat için yapılması gerekenlerin derinliklerinde yol aldım. İsmail Hakkı Tonguç şöyle söylüyordu “Gençler “Hayatı Yeneceğim” ilkesiyle yola çıkmalıdır. Bir davayı kötümser görmek için, sayılamayacak kadar çok kanıtlar bulunabilir. Bizim görevimiz, böyle sebepler aramak değil, tam tersini yapmaktır. Büyük davalara atılanlar, hep zafer taklarının altından resmi geçit yaparak geçmezler. Onlar gerektiğinde ızdırapları da göze alanlardır. “  Ve devam ediyordu “Ruhen, kalben ve fikren birbirine bağlı olmayan insanlardan büyük ve sürekli, verimli, normalin üstünde iyi işler beklenemez.”  Köy ve köy yaşamına dair öylesine bir kaynak ile karşılaşmıştım ki, münazaranın temeli İsmail Hakkı Tonguç’un, o zaman dillerde yer alan ifadesi ile “Tonguç Baba”nın şu  sözleri  üzerinden şekillenmişti. “Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver (aydın) insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bizim köyün ne olduğunu evvela büyük alimler, artistler değil kahramanlar anlayacaklar, sonra alimlere ve sanatkârlara anlatacaklardır. Türk köyü, daha belki yirmi beş yıl alim değil, kahraman isteyecektir. Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin rejimi yaptırmak, trahomlunun gözüne ilaç damlatmak, okul binasını yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını veya tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü yapmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün ‘dal’ diye adlandırdığı ağacı hakikaten ağaç haline getirmek; ulemanın  işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir. O, bu kahramanları kendi içinden yetiştirmeğe mahkum. Bütün felaketlere katlanarak, ıstırabı zehir gibi yutarak çalışan ve başlarının üstünde şereflerle örülü birer taç taşıyan bu kahramanlar köyü dile getirecekler. O zaman yeni sesler duyacağız. Bu seslerden ürkmeden onları dinlemek lazımdır. Köyden yeni renk ve seda getirenleri saygı ile karşılamak gerekir.”
İşte bu kişiler Orhan Veli Kanık’ın dizelerinde yer alan  ” Ellerinde nasır, yüzlerinde nur, yarına ümitle yürüyenler”  Köy enstitülüler oldu.

Köy Enstitülerinin, demokratik yapısı, kendini yenileyen yaklaşımı, birlikte ve birbirinden öğrenme sistemini oluşturma gibi birçok özelliği sıralanabilir. En önemli özelliklerinden biri yaşamın bütününe dair bir bilgiyi yani gerçek hayat bilgisini öğrencilerine ve bulunduğu yere vermesidir. Sanat, spor, kültür ve bilim arasında öylesine bir köprü kurmuştur ki bu okullar ile buluşanlar hayatın içinde üreten, paylaşan kişiler olmuştur. Köy Enstitüleri kapatıldı. Kapatılması Türkiye içinde dünya içinde bir kayıptır. Çünkü bu modelin  temelinde, paylaşan, üreten, geliştiren insan vardır. Bu özelliklere sahip insanların gücünden korkan ve onu engellemek isteyen yapılar her zaman oldu. Neden kapatıldığına dair çok şey söylenebilir. Tonguç Baba’nın  şu sözleri sanırım bunu öz bir şekilde anlatıyor.“Biz bildiğini yapan insanlardan yeni bir toplum yaratmak için tarlaya tohum saçıyoruz. Bu tohumlar yetişince şunlar olacak; Yapamayacağı bilgiye güvenenler, onu topluma en yüksekten satanlar, çürük bilgilerine güvenerek toplumdan her şeyi isteyip asla doymayanlar; tüm saygınlıklarını yitirecekler. Yapamayanların, yalnızca vaaz edenlerin yerine yapabilenler gelecek!”

Bir şeyleri yeniden keşfetmeye gerek yok, bu coğrafya her zaman yeniliklere, gelişime açık oldu. Olmaya da devam edecek. Tarihi iyi bilmek yapılan doğru şeylere sahip çıkmak, yapılan hatalardan ders almak ve yola devam etmek. Akıl,ruh ve gönül birlikteliği ile yol almak. Bu arada münazaranın sonucunu merak ettiyseniz, kalkınma köyden başlamalı diyen grub kazandı. Değerlendirmeyi yapan Kartal Lisesi öğrencileri bu doğrultuda oy verdi. Gençlere güvenmek gerek. Yolumuzda solumuzda açık olsun.  17 Nisan 2016

“Köyde Enstitü Kurmak-Tonguç Baba” için 1 Yorum

  1. GÜLSEREN dediki : Cevapla

    çok ilgiliyiz,çok güzel işler yapılmış o zamanlar.
    ben artık tam olarak neden kapatıldı ,ismet inönümü gerçekden bu kapatanların içinde, bunları öğrenmek istiyorum.
    sn DOKUZCAN sadece yazıyormu yoksa bir şeyler yapıyormu onuda merak ediyorum doğrusu

Yeni Soluk
YUKARI