Kimse yalanlara teslim olmasın diye

AKP’nin eski suç ortağı Gülen Cemaati ile girmiş olduğu hesaplaşmanın hiç kuşkusuz en kanlı virajı 15 Temmuz 2016 gecesi yaşandı. Kanlı darbe girişimi sonucu yüzlerce yurttaş hayatını kaybederken, hiç kuşkusuz bu iktidar savaşının bedelini en çok Cemaat ile yakından uzaktan ilgisi olmayanlar yaşadı.

Bir dönem Cemaat’e yakınlığı ile bilinen Şamil Tayyar’ın kendi ağzı ile yaptığı, “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var. Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum. Evet. İtirafçı adı altında işadamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Bununla ilgili HSK teftiş kuruluna bugün suç duyurusunda bulundum. Sadece televizyonda konuşmuyorum. HSK ne yapmış? Bir yerde problem var.” açıklama ile birlikte düşünüldüğünde bu mağduriyetin boyutları daha iyi anlaşılabiliyor.

Hele ki mevzubahis gencecik çocukların hayatı ve geleceği ise…

Gazeteci Ali Avcu, titizlikle kaleme aldığı ve Siyah-Beyaz Yayınlarından çıkan “Kırmızı Alarm-FETÖ Mağdurları” isimli kitabında bu mağduriyetin kapılarını aralarken, bir yandan da Fethullahçı çetenin mağdur ettiği, asker, subay, kamu görevlilerinin ve elbette onların yakınlarının dili olmaya çalışıyor. Çünkü mağduriyet denilen şey tek başına yaşanmıyor. Aileniz, sevdikleriniz, dostlarınız bu çemberin içerisinde sizinle devinip, farklı acıları ama benzer süreçlerle yaşıyor.

15 Temmuz gecesi köprüde hunharca bir biçimde linç edilerek öldürülen, Hava Harp Okulu ikinci sınıf öğrencisi Murat Tekin’den; Ankara’daki Mamak 28. Mekanize Tugayı’nda teskeresine 22 gün kala 15 Temmuz akşamı FETÖ’cü hain komutanları tarafından kandırılarak kışla dışarısına çıkarıldığında hain kurşunlarla hayatını kaybeden er Nuh Duygun’a; 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sırasında sözde komutanları tarafından “tatbikat var” yalanıyla kandırılıp olay yerlerine götürülen erlerden, Cemaat ile en ufak bir ilgisi olmayan Harbiyeli öğrencilere kadar sayısız hikaye var kitapta. Hikaye dediğimize bakmayın “böyle şeyler ancak masallarda olur” dedirtecek cinsten olaylar karşısında bir teşbih yapmak istediğimizden bu tanım.

Mağdur yakınları ile yapılan söyleşilere ek olarak, yine mağdur yakınlarından gelen mektupların da yer aldığı kitapta, her bir cümle, her bir satır insanı insan olmaktan utandıracak cinsten. Yalnızca bir örnek olması açısından Fatma Demir’e verelim sözü;

“29 yaşında eşini kaybetmiş 5 yaşındaki kızıyla yalnız kalmış bir annenin feryadını yazıyorum bu satırlara… Siz hiç yıllarca gülümseyerek açtığınız kapının bir gece ansızın yokluğuyla tokat gibi çarptığı acıyı bilir misiniz? Bilmeyin dayanamazsınız. Eliniz gitmez, yeniden kapıyı açmaya. Siz hep yenilseniz de,oyunbozanlık etseniz de, gülümseyerek çocuk gibi sizi oyalayan bir tavla arkadaşını kaybettiniz mi? Kaybetmeyin. Yeniden tavlayı açıp o pulları dağınık halde görmeye dayanamazsınız. Ve siz, babasını çok seven bir kız çocuğuna babasının öldüğünü söylediniz mi? Hiç söylemeyin, söyletmesinler. İşte asıl o gün ölüyorsunuz. Çünkü kızınız ağlıyor ve siz içinizden babası dönsün diye dualar ediyorsunuz. Ama giden geri gelmiyor. Çok iyi biliyorsunuz. Masum birinin katledilmesi kadar acı ve bu acı mağduriyetin, sonrasında düzelecek olsa bile tesellisi olur mu hiç?”

“Masum iseniz, rahat bir vicdan dışında hiçbir şeyiniz yoktur” diyenlerin sesini duymak ve duyurmak için yazılan bu kitabın Türkiye’de karanlıkta kalan bir çok noktayı işaret ettiğinden, okuyucunun hiç şüphesi olmasın. Çünkü bu kitap hem bir gazeteci titizliğinin hem de yurttaşlık bilincinin harmanlandığı bir eser. Gelecek kuşaklara çok şey anlatacak cinsten…

Kimse yalanlara teslim olmasın diye…



Yeni Soluk
YUKARI