Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

‘Şark kurnazları’, en güvenilmeyecek kişiler arasında yerini alması gereken insanlardandır. Birlikte bir işe giriştiğiniz zaman; her ne kadar iyimser yaklaşım sergileyip sizin yanınızdaymış hissi uyandırsa da, bu güvenin altında mutlaka kendi çıkarını koruyan ya da sizi görünmez bir çukura doğru itmeye çalışan bir düşünce olduğuna inanırım.

Eğer bir karar alıyorsanız mutlaka her ihtimali göz önüne almalısınız. Geçmişte bu varsayımları destekleyen bir tavrını yakalamış iseniz; konuyu, vereceğiniz kararlarda daha da dikkatli olma durumunu ortaya çıkarır.
Fakat en önemli nokta ise böyle bir düşünce içinde olduğunuzu ona belli etmemenizdir. Sebebi ise yaptığı plandan vazgeçip “U” dönüşü yapma ihtimalidir.

Ya sonuna kadar hiçbir şeyin farkında değilmiş edasıyla bekleyip altın vuruşunuzu yaparsınız ki en risklisi olan budur ya da tilkiden daha tilki olup bütün olasılıkları değerlendirme durumunda kalabilirsiniz.

Aslında ihtimal veya olasılık değil ülke gerçeğidirler. Keserci ustasının yanında çıraklık yaparken ilk icraatları ustalarına ihanet etmek olur. Her daim masumu oynamak gibide artistik yanları vardır.

Halktan yana görünüp halkı kullanırlar. Soldan yürürken gözü hep sağ kaldırımdaki birinin her an düşüreceği cüzdanda olur. Genellikle de çok çabuk solcu, sağcı, dinci veya bir başka şeyden yana olabilirler.

Lüks semtlerin barlarında bekçi, otoparklarında değnekçi olmak onlar için biçilmiş kaftandır. Uyuşturucu, kaçakçılık, muhabbet tellallığı onlar için en masum işlerinden sayılır. Umumiyetle de ya itibarı düşük ya da angarya işlerde yamaklık yaparak hayatlarını idame ettirirler.

Manav tezgâhındaki en güzel elmayı en ucuza alamadıkları vakit göz koydukları elmayı çalmaktan da geri durmazlar. Hesap sorulduğunda ise tüm bu yaptıklarının doğruluğunu ısrarla savunurlar, Başa çıkamayınca ne yapalım yoksulluk bizi bu hale getirdi veya en bilge edayla sistemi suçlarlar.

Bunlar umumiyetle siyasetin ‘kıyısında’ olurlar, lakin ne yapar eder ‘içine de ederler.’

İlk çıkan fırsata balıklama atlar, bazen bu fırsat onları yutar, bazen ise parlatır.

Hayallerinde hep ‘büyük ikramiye’nin çıkacağı gün yatar.

Bu tilkilere sadece ben rastladım sanıyordum ve içime atıp sessizliğe hapsetmiştim bu tecrübemi. Bir anlık dalgınlıkla ağzımdan kaçan lafa ortak çok çıktı.

Meğer bu feodalizm artığı şark kurnazları bulundukları her mahalde kazıklamadıkları, incitmedikleri, çıkar uğruna satmadıkları, hiçbir değer yargısı kalmamış.

Öyle gün olmuş; örgütlere sığınıp komünist olup ‘devrim’ naraları atmışlar.

Öyle gün olmuş; bu şehrin insanına âşık olup kendilerine mülk edinmek için şeytanla yatıp ortak mahsul almışlar. Karşılıksız aşkları uğruna, kenti köye çevirip, en meydanlık alanlarında birilerini kafalamak için yürek ızgara yapmışlar.

Bunlar genellikle ‘haddini bilmez’ tavırları sergilerken dahi ‘onurlu işler’ yaptıkları görüntüsüyle kendilerinin adam yerine konulduğunu sanacak kadar da küçük beyinlidirler.

Kentli olmadan kent sorumluluğunu almaya kalkarlar. Yerelden yola çıkarak geneli yönetmeye kalkarlar. Kalfa olmadan mühendise akıl veriler. Doktorun yanında hasta tedavi etmeye çalışırlar. Liyakatleri olmadan siyaset yapmaya kalkar.

Lakin öyle gün olur ki gemi aza almış tam gaz giderken önlerine çıkan ilk bariyere bodoslama girer neye uğradığını şaşırırlar. Bu şaşkınlıkla da önüne gelene bok atar dururlar.

Evet, kentte yaşayıp ta bir türlü kentlileşemeyen “in olmadan cin olup” adam çarpmaya kalkan bu çakma kentlilerin giydikleri elbise gibi dâhil oldukların siyasi yapıda da sırıtırlar. Siyasi bünye bunları ‘kabul etse’ de bunlar bünyeye ‘uyum sağlayamaz!’ Kısa sürede de devamları arkadan gelmek üzere patır patır dökülürler!

Arşiv-2009

 

Yeni Soluk
YUKARI