Hiç birimiz masum değiliz…

Türkiye Cumhuriyeti bu günlere, savaşlarla, darbelerle, muhtıralarla ve ekonomik krizlerle geldi. Darbeler ve muhtıralar ekonomide, düzü ters ederek hep alt üst etmeyi başarmışlardır.

1908, 1960, 1971,1980, 1997, 2007  ve 2016 darbe ve muhtıralar ekonomik  kaynağı hep belirli bir kesimden alıp diğer kesimlere verdiğini ifade edebiliriz. Başka bir deyişle darbeler kaynak, servet ve gelir transferi yaptı.

Resmin tamamına baktığımızda, ekonomik bir beklenti ve destek olmadan darbeden ve muhtıradan söz etmek mümkün değildir diyebiliriz.

Cumhuriyet tarihi boyunca darbeler Türk Halkı’na büyük bedeller ödetmiştir.

15 Temmuz gecesi de bunlardan biridir.

Peki neden?

Rayında yürümeye çalışan, en azından bizim öyle bildiğimiz demokrasiye,  cuntacı yapılanma ya da illegal bir güç neden müdahale etmişti?

Bu sorunun cevabını, geçmişten bu güne gelerek resmin bütününe baktığımızda bulmak mümkün.

27 Mayıs 1960 darbesi  öncesinde halkın % 80 tarımla uğraşmaktaydı. Kişi başına düşen milli gelirimiz 583 dolar iken, darbe sonrası 194 dolara düşmüştür.  Bu süreçte milli geliri düşmüş ve enflasyondaki büyüme arttırmıştır.

Rakamlara baktığımızda darbe, sivil halkın ceplerini boşaltılırken, diğerlerinin yani darbeyi destekleyenlerin ceplerini taşarcasına doldurmuştur.

1961  sonrası kendini toparlamaya çalışan ekonomimiz, bir muhtırayla tekrar birilerin istediği gibi yönlendirilmeye çalışıldı ki bunu da başardılar.
12 Mart 1971 muhtırasından önce milli gelirimiz kişi başına 538 dolar iken muhtıra sonrası 476 dolara düşmüştür. Dikkat edecek olursak Türkiye darbeden sonra toparlanmaya çalışırken, malum bir güçler darbeyi 10 yılda bir gelenek haline getirdi. Darbe ve muhtıra sonrası kendini tekrar  toparlamaya çalışan Türkiye, hiç beklemediği bir anda darbenin sesiyle tekrar karşı karşıyaydı ve 12 Eylül yani 10 yıl sonra çok

geçmeden kapıyı çalmıştı bile, KANLI 12 EYLÜL.
1980’nin 12 Eylül sabahı uyanan insanlarımız bu tarihten itibaren yeni bir Türkiye’ye girdiklerin farkında bile değillerdi. Darbe sonrası  binlerce memuru, sendikacısı, işçisi, sağcısı, solcusu ve milleti temsil eden milletvekili olan insanlar dahil, cezaevlerinde zulüm görmüştür. Bir çok  insanımızı haksız yere mahkûm ettiler ve başka bir çoğunluğu ise  idam ettiler. Zor işleyen ekonomiyi, hazineden kilolarca altın çalıp, hüsrana uğrattılar. 12 Eylül öncesinde kişi başına düşen milli gelirimiz 1876 dolar iken darbe sonrası 1299 dolara düşmüştür. 12 Eylül 1980 darbesi, özellikle Türkiye’de gelir dağılımını bozguna uğrattı. Özellikle en çok alın teriyle geçinen işçi ve memurları kesiminde deprem etkisi yarattı. Okurken bazılarının itiraz ettiğini hissedebiliyorum. Kabul edilse de edilmese de emeğiyle geçinenlerin maaşları özellikle sendikalar ve siyasi partiler kapatılınca reel olarak geriledi.

Bunu, gelir dağılımında sıfıra yaklaştıkça adaleti, bire yaklaştıkça adaletsizliği gösteren bir ölçü olan, Gini katsayısı ile açıklamak mümkün. Çünkü 1978’de 0.51’den giderek azalması gerekirken 1983’te 0.52’ye yükseldi. Etkisi, gerek ekonomi üzerinde, gerek siyaset üzerinde , gerekse halkımız üzerindeki yıllarca sürdü.

Bütün bunların yanında 12 Eylül darbesinin Türkiye ekonomisine en olumsuz etkisi Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünün koşulsuz şartsız kabulü oldu.   Çünkü NATO’ya kabulünün ardından Yunanistan, AB’ye tam üye olarak,  Ankara Anlaşması’nın ek mali protokollerinden dördüncüsü olan 600 milyon ecu (şimdi euro) tutarındaki yardımı, 225 ve 375 milyon Euro tutarındaki Avrupa Yatırım Bankası kredilerini Türkiye’yi veto ederek ödetmedi.  Bununla da bitmedi. Ayrıca Gümrük Birliği’ne uyum için Türkiye’nin alacağı 2 milyar Euro’nun ödenmesini de veto etti. Bir darbeci generalin yaptığı bu keyfi işlemin Türkiye’ye yıllar önceki nominal bedeli 3.2 milyar Euro oldu. Alternatif maliyeti bugüne getirildiğinde bu rakam tam da yazıldığı gibi, 46.8 milyar Euro’ya ulaşıyor.

28 Şubat’ta, adı lazım değil. Malum güçler yıllar sonra tekrar hortladı.

18 maddelik genelgesiyle; gerek eğitim, gerek ekonomi, gerekse siyasi dengeyi istedikleri gibi dönemin hükümetine uygulattı.

28 Şubat darbesinin en önemli nedeni Anadolu sermayesinin bayilikten üretime geçmeye çalışması oldu. Anadolu sermayesinin üretime başlaması İstanbul’un statükocu sermayesini rahatsız etti. Anadolu kentlerinde üretime başlayan pek çok şirket “irticacı” suçlamasıyla iflas ettirildi. Çünkü genişleme yatırımlarına teşvik verilmedi, aldıkları

teşvikler iptal edildi. Ürünleri kara listeye alındı. 

28 Şubat darbesinin önemli bir nedeni de, dönemin Başbakanı tarafından bütçe açıklarını kapatmak ve KİT’lerin ödediği yüksek faiz yükünü azaltmak için KİT finansmanını kamu içinde bir finansman havuzu kurarak çözeceğini açıklamasıydı. Bu açıklamanın ardından özel banka sahiplerinden büyük tepki geldi.
Düşürülmesinin en önemli nedenlerinden biri bu finansman havuzunun kurulması oldu. Çünkü rakamlara bakıldığında, genel bütçe faiz giderleri 1997’de 1.9 katrilyon lirayken, darbe sonrası bu giderler 1998’de 5.6 katrilyon liraya, 1999’da 10.7 katrilyon liraya fırladı.

28 Şubat’ın ardından Türkiye paradan çok kolay para kazanılan bir ülkeye dönüştü. İşte bu nedenle pek çok kişi banka kurmaya kalkıştı. 28 Şubat’ı destekleyenlere kolayca banka kurma izni verildi. Hatta kamu bankalarından bu kişilere banka satın almaları için kredi bile açıldı. Böylece hem kamu bankalarının hem de özel bankaların içi boşaltıldı. Bütün bunların ardından artan kamu borç yükü sürdürülemez hale geldi.

15 Temmuz Cuma gecesi yaşanan ve sabah olmadan başarısızlığa uğratılan darbe girişiminin ardından ilk işlem gününde piyasalarda görülen etkilere baktığımızda: İş dünyası bu tuzağa düşmeyecek yönünde. Çünkü basiretli iş adamları denizin durulması için beklemeyi bilir.

3 ay süreyle Türkiye çapında ilan edilen olağanüstü hal bunun net bir göstergesi oldu. Risk algılaması daha düşükken bu ilanla birlikte nerdeyse ayyuka çıktı.

Çünkü Türkiye tam yatırım yapılabilir seviyenin ne yazık ki en alt çizgisinde ve negatif görünümde. Doğal olarak böyle bir takvim ortaya konulmuş olması, sermaye akımları üzerinde caydırıcı baskı yarattı. Gelmeye niyetli olanları daha yüksek risk primi talep etmeye, gelmiş olanları da çıkıp gitmeye yönlendiriyor.

Yaşananlar Türkiye finansal piyasaları üzerinde ciddi bir strese yol açıyor. Yurtdışına çıkış için döviz talep edilmesi de kurları yükseltici baskı yaratıyor. Sermaye kanamasının durması için her şeyden önce siyasi öngörülebilirliğin artması gerekiyor. Ekonomi politikalarında ve serbest piyasa ekonomisinde herhangi bir olağanüstü uygulamaya gidilmeyeceği açıklandı. İcraatlar ve politikalar aynen sürüyor. Ancak sorun siyasi tarafta.

Aşağıda bilginize sunduğum not düşüşü ile yatırım yapılabilir seviyenin altına inilmesi ile elbette ekonomi batmayacak.  Dışarıdan her yıl 170’i borç geri ödemesi, 30’u cari açık olmak üzere bulmak zorunda olduğumuz 200 milyar dolarlık dış kaynağı yine bulamaz isek, ekonomik kriz kaçınılmaz olacaktır. Maliyeti yüksek dahil olsa bu kaynağı yaratmak ve kredi notumuzu düşürmemek zorundayız.

Reyting kuruluşu Kredi Notu
Standard and Poor’s (S&P) BB (negatif)
Moody’s Baa3 (negatif)
Fitch Rating BBB- (durağan)

 

Not kaybına bağlı olarak milyarlarca dolar sermaye kaçışının olmaması için Ankara’da en yetkili kişi ve kurumların olağanüstü bir çaba göstermesi gerekiyor.

Dışımızda yaşanacak gelişmelere karşı alabileceğimiz tek önlem yapısal reformları yapmaktır. Böyle bir ortamda bu iş daha da zorlaştığı için bunu gündeme getirmek anlamlı olmayabilir. O halde yapılacak şey en azından içerideki gelişmeleri denetim altına alabilmektir. Sert demeçlerden kaçınmak ve sükûneti geri getirerek yatırımcıları ve turistleri daha fazla ürkütmemeye çaba göstermek gerekiyor. Unutmayalım ki Türkiye, yenilemeler dâhil olmak üzere, 1 yıl içinde 200 milyar dolara yakın yabancı kaynak bulmak zorunda olan bir ülke.

Bu kadar çok olayın bu kadar kısa bir zaman süresine sığması kişileri ve kurumları bu tür olumsuzlukların devam edeceğini beklemeye ve gelecek kaygısıyla harcamalarını azaltmaya itiyor. Bunun sonucunda toplam talep düşüyor ve ekonomi canlanma ivmesini kaybediyor. Sisten göz gözü görmeyen bir yolda sis farları olmayan bir arabayla yolculuk yapmaya benziyor bu durum. Çok yavaş gitmekten ve karşıdan gelenlerin de çok yavaş gitmesini dilemekten başka yapacak bir şey yok

Ekonomi açısından baktığımızda  darbelerin ekonomiye olan olumsuz yönlerini özetlemeye çalıştım.

İster istemez tabi ki; tedirginlik ortamı olacak ve beraberinde bir takım sıkıntılar getirecektir. Dolayısıyla bunların yansıması olumsuz olacaktır.

Ancak, bunun bir geçiş dönemi olduğuna inancım tamdır. Ama bu dönemi birlikte aşmak zorundayız. Bu süreçte tabi ki yatırımlar konusunda daha dikkatli olmamız gerekiyor. Sıkıntılı bir dönem herkesi bekliyor ama bu zamanla aşılacaktır. Bu yılı kayıp yıl olarak görmek gerekiyor. Mevcudu koruyabilirsek hepimiz için önemli olacaktır diye düşünüyorum. Herkes gibi bizlerde beklemedeyiz, İnşallah bu yaralar hızla sarılır. İnşallah olumlu şeyler olur ve bu beladan da kurtuluruz.

15 Temmuz gecesi yaşanan, Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine karşı, tek çözümün, demokrasi ve sağduyudur.   Demokrasiye karşı gerçekleştirilen darbe girişiminin şiddetle kınıyorum.

Yaşanan darbe girişimi sırasında hayatlarını kaybeden tüm yurttaşlarımıza ve hemşerilerime Allah’tan rahmet, acılı ailelerine sabır diliyorum.

Allah’a inanan güce tapan millet olarak, hiçbirimiz masum değiliz.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!”

Yeni Soluk
YUKARI