Pervin Buldan’ın HDP Eş Genel Başkanlığına seçilmesinin ardından Meclis Başkanvekili seçilen Mardin Milletvekili Mithat Sancar bugün göreve başladı.

Genel Kurulu açtıktan sonra kısa bir konuşma yapan Sancar, TBMM tarihinde hiç olmadığı kadar milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırıldığını belirterek, “Böyle bir Parlamentonun ne parlamentoculuğun tarihsel anlamına ne de Türkiye’deki tarihsel tecrübeye uygun düştüğü kesinlikle söylenemez” değerlendirmesinde bulundu.

Sancar, “Düşmanlığı, şiddeti ve nefreti, toplumsal ve siyasal dünyamızı belirleyen en ağır hakikat olmaktan çıkarabiliriz. Belki çok sancılı olacak ama geçmişimizle ve kendimizle yüzleşme becerisini gösterebilirsek erken ölümler ülkesi olmaktan çıkıp iyi hayatlar kuracağımız konusunda umutluyum. Ölüm patikasından çıkıp hayat yoluna girebilmek için hepimize büyük sorumluluklar düştüğüne inanıyorum çünkü biliyoruz ki kandan kına yakılmaz” dedi.

Türkiye’nin uzun süredir aşırı gerilim, derin kutuplaşma ve hatta parçalanmış hâli yaşadığını ifade eden Sancar,  bunun nedenin demokratik siyasetin sağlıklı işlemesi için gerekli olan zemin ve şartların bulunmaması olduğunu söyledi.

“Özgürlüğün yokluğu otoriterlik, çoğulluğun yokluğu totaliterlik demektir”

HDP’nin yeni Meclis Başkanvekili Mithat Sancar, göreve başladı. Meclis Genel Kurulunun bugünkü oturumunu yönetmeye başlamadan önce kısa bir değerlendirmede bulunan Sancar, şöyle konuştu:

Demokratik siyaset, tartışarak işleri barışçıl bir biçimde yürütmek anlamına gelir. Bu da her şeyden önce çoğulluk olgusunu paylaşan insanlar arasında gerçekleşir. Siyasetin var oluş temeli çoğulluk ve özgürlüktür. Özgürlüğün yokluğu otoriterlik, çoğulluğun yokluğu totaliterlik demektir. Özgürlüğün yitimi şiddet eğilimini, çoğulluğun yitimi de nefret hareketlerini teşvik eder. Tekçi ve yasakçı her girişim siyasetin var oluş şartlarını tahrip eder. Tekçi ve yasakçı anlayışın zafer kazanmasıyla siyasal yaşamın özü olan tartışma gereksizleşir, çoğulluğun yerini tekillik alır. Toplumu var eden ortak dünya sarsıntıya uğrar, çökmeye başlar. Siyaseti yok etmeye başladığınız zaman galip gelen sadece intikam tanrıçası olabilir.

“Parlamento hayati bir köprüdür”

Ülkemiz uzun zamandır aşırı gerilim, derin kutuplaşma ve hatta parçalanmışlık hâli yaşıyor. Bunun başlıca sebebi de demokratik siyasetin sağlıklı işlemesi için gerekli olan zemin ve şartların bulunmamasıdır.

Parlamento, demokratik siyasetin en kıymetli imkânı ve mekânıdır. Ayrışmış ve kutuplaşmış toplum kesimlerinin birbirleriyle buluşmasını sağlayan hayati bir köprüdür tabi ki tarihsel anlamına uygun bir yapıya sahip olması ve çoğulcu, demokratik bir şekilde işlemesi şartıyla.

“Parlamentoculuk” zorlu bir mücadele tarihinin ürettiği değerli bir kazanımdır. Bu tarihin en derin özünü, tek otoriteye ve tekçi yönetime karşı halkın katılımını ve çoğulcu temsilini savunmaktır. Milli Mücadele döneminin çok zorlu şartlarında bile Birinci Meclis, parlamentonun bu tarihsel anlamına sıkı sıkıya bağlı kalmıştır, yetkilerini kıskançlıkla sahiplenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’e bile zaman zaman çok sertleşen sürekli bir muhalefetin varlığı bunun en önemli delilidir. Etkili muhalefetin önemli isimlerinin vekilliklerinin düşürülmesi yönünde talepler de gelmiştir bu dönemde fakat hem Milli Mücadelenin önderleri hem de Meclis bu talepleri reddetmiştir. Oysa şimdi içinde bulunduğumuz yasama dönemi, bu tarihsel anlamla hiçbir şekilde bağdaşmayacak çok sayıda örnekle doludur.

“Milletvekilliği düşürmek, milletvekili tutuklamak parlamentoculuğun tarihsel anlamına uymaz “

Parlamento tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde hiç olmadığı kadar milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmış ve yine çok sayıda milletvekilinin vekilliği düşürülmüştür. Şu anda 9 milletvekilinin vekilliği düşmüş, 10 milletvekili de cezaevlerinde bulunmaktadır. Böyle bir Parlamentonun ne parlamentoculuğun tarihsel anlamına ne de Türkiye’deki tarihsel tecrübeye uygun düştüğü kesinlikle söylenemez. Bizlerin yapması gereken Parlamentoyu bu tarihsel anlamına yeniden kavuşturacak çalışmalar yürütmektir.

“Acıları azaltmak ve tamir etmek için vazgeçilmez yol ise barış ve demokrasidir”

Ülkemizde egemen olan siyaset kültürü de kutuplaşma ve gerilimi besleyen güçlü bir kaynaktır. Siyasetin dost-düşman ayrımına dayandığı kültürlerde toplumsal yaşamın her alanında keskin bir kutuplaşmanın yaşanması kaçınılmazdır. Bu kültürlerde farklı olanlar ve farklı düşünenler birer düşman olarak görülür. Muhalefet de bir toplumsal gerçeklik ve demokratik zorunluluk değil, bir şer faaliyeti olarak algılanır. Böyle bir ortamda herkes elindeki imkânları düşmanını yok etmek için kullanmak ister. Oysa demokratik siyaset zeminini zayıflatan veya işlevsizleştiren her faktör ve her gelişme nefreti ve şiddet eğilimini teşvik etmekten başka bir sonuç doğurmaz. Nefret ve şiddet ise sadece yıkım getirir. Şiddetin sinizme ve giderek nihilizme güçlü bir zemin sunduğunu unutmamak lazım. Sinizm ve nihilizm duraklarından geçerek gideceğimiz yer ilkelerin ve değerlerin imhasıdır. Bu zemin, bir toplum olma veya toplum olarak kalma imkânlarını da kurutur. Savaş, nefret ve şiddet ortamının doruklarını temsil eder. Savaş, ölüm, yıkım ve acı demektir. Toplumlar içinde ve arasında var olan köprüler de savaşlarda yıkılır. Acıları azaltmak ve tamir etmek için vazgeçilmez yol ise barış ve demokrasidir.”

Ölüm patikasından çıkıp hayat yoluna girebilmek için hepimize sorumluluk düşüyor

Evet, “Her ölüm erkendir” der şair ama bazı ölümler çok erkendir, fazla zamansızdır. Bilhassa öldürmelerle biten ömürler için ölüm her zaman ve mutlaka erkendir ve maalesef, bu ülke, bu manada erken ölümler ülkesi hâline gelmiştir. Bu, bizler için bir kader değildir değerli milletvekilleri. Düşmanlığı, şiddeti ve nefreti, toplumsal ve siyasal dünyamızı belirleyen en ağır hakikat olmaktan çıkarabiliriz. Belki çok sancılı olacak ama geçmişimizle ve kendimizle yüzleşme becerisini gösterebilirsek erken ölümler ülkesi olmaktan çıkıp iyi hayatlar kuracağımız konusunda umutluyum. Ölüm patikasından çıkıp hayat yoluna girebilmek için hepimize büyük sorumluluklar düştüğüne inanıyorum çünkü biliyoruz ki kandan kına yakılmaz.

Ben, Başkanlığı vekâleten üstlenip Genel Kurulu yönetirken veya başkan vekilliğinin diğer yetkilerini kullanırken adalet ve demokrasi ilkelerine bağlı kalacağıma buradan, bir kez daha, huzurunuzda söz veriyorum. Bu konuda zorlanabileceğim bir tek husus var: Halefi olduğum Sevgili Pervin Buldan’ın bu çıtayı çok yükseklere taşıyan örnek bir tutum sergilemiş olması. Ona layık olmak için elimden geleni yapacağım.



Yeni Soluk
YUKARI