Ayten Turan

Kalemin Gölgesi

aytenturan@yenisoluk.com

Bana göre gerçek İstanbul olan, tarihi dokusu hala en derin hissedilen,  yani Sultanahmet Kadırga da büyüdüğüm için kendimi hep şanslı gördüm.

O dönemler,  bahçe içindeki evimizi bugün oturduğum lüks daireye değişmezdim ama hayat insanı büyüdüğü yerlerde yaşatamıyor ve zamana uymak zorunda bırakıyor…

Bugün sözde İstanbul dediğimiz ama bana göre İstanbul’un zerresini taşımayan yerlerde yaşamak zorunda kalıyoruz.

O dönemlerdeki komşulukları, arkadaşlıkları ne kadar burada yazsam bitiremem, bugünle kıyaslayamam bile.

Bugün her şey sanal yapmacık ve maalesef yorucu yani ne yaparsak yapalım o eski günlerin candanlığını samimiyetini bulamıyoruz.

O dönemlerde postacılarımız ve gece bekçilerimiz sanki aileden biriydiler.

Postacı mahalleye girince mahalle çocukları “Bak postacı geliyor selam veriyor/ Her kes ona bakıyor merak ediyor/Çok teşekkür ederim postacı sana/ Pek sevinçli haberler getirdin bana…”

Şarkısını söyleyerek karşılar, sevgilisi ya da eşi askerde olanlar, postacıyı dört gözle bekler, postacı da bunu bildiği için ilk önce onların kapısına giderek bacım müjde derdi yani candandı her şey.

Birde gece bekçilerimiz vardı, çocuk aklımla geceleri korktuğumda, gece bekçisinin düdük sesini duyduğum zaman oh der, uykuya rahat dalardım.

Gece bekçilerimiz için mahallede ki kadınlar sırayla kapılarına yemek koyar, bekçide konulan yerlerden yemeğini alır yedikten sonra yemek tepsisini aldığı yere bırakırdı.

Arada mahallenin delikanlıları gece bekçisine çay demletip yarenlik ederlerdi.

Gece sıra dışı bir olay kavga olduğu zaman gece bekçisinin düdük sesinden mahalleli anlar hep beraber gece bekçisinin gerekirse yardımına koşardı.

Sabah olduğu zaman da mahalleli işe giderken bekçiyi görür ilk bekçilere günaydın diyerek işlerine giderlerdi.

Bu gün eskiye dönüş mü diyelim, yoksa gerçekten gece bekçilerine ihtiyaç var mı diye düşünülüyor çokta anlamamakla birlikte, geçe bekçilerinin eski tadı vermeyeceğini düşünüyorum.

Nedenine gelince, eskiye dönüş diye düşünsek ki bu imkânsız anılarımızda ne varsa gün ve gün silmek için uğraşılıyor.

Usulsüzce tarihe ait ne varsa yıkılıyor,  yenilenme bahanesiyle kendine öz dokuları kaybettiriliyor.

Anlayacağınız gece bekçilerinin eskiye dönüşle bir alakası olamaz, zaten o tadı da vermez, o samimi candanlığı da yaşatamazlar.

Şöyle bir baktığımız zaman, gece bekçisine çok gerek var mı? Bilemedim.

Çünkü mahalle yok, birçok semt site içinde evlerle dolu ve o sitelerin bünyesinde güvenlik elemanları var.

Ha mahalle olan yerlerde gördüğümüz de, kavga gürültü olduğu zaman bile polisler, gereken müdahaleyi yapamazken bekçi nasıl bir görüntü sergiler, buda muamma.

Yani anlayacağınız ben eskisi gibi gece bekçilerinin aileden biri gibi olacağına inanmıyorum.

Samimi gelmiyor zaten şu anki çıkışlarını da hep beraber yaşayıp göreceğiz zaten, olanlar bana göre yeni bir tiyatro gibi geliyor, dediğim gibi yaşayıp göreceğiz.

NOT; Gece kartallarının resmine baktığımda o bizim bekçi amcalarımızın suratları yoktu, daha asık ve cılız bir yapıda olmaları da ayrı…

Bakışları mı? Aklıma karanlıktan korkan gece bekçisi hikâyesini getirdi.

Şaka gibi ama postacılarımız aynı postacılar olamıyorsa bekçilerimizde bizim eski bekçi amcalarımız olamaz…

Konu kapanmıştır.

Yeni Soluk
YUKARI