• Yeni Soluk
  • Yeni Soluk
  • Yeni Soluk
  • Yeni Soluk

MFatih Güçlü

Buzdağı Altı Sohbetleri

mfatihguclu@yenisoluk.com

Bir hayat koşturmacası içerisindeyiz, kafamızda yarın işte ne yapacağımız, ailevi sorumluluklarımız, gelecek için planlarımız, “Ya olamazsa?” türünde endişelerimiz, bir telaş içinde öfkelerimiz, birileriyle olan çatışmalarımız… Bir dönme dolap içerisindeyiz sanki habire dönüp duruyoruz, çoğu zamanda o dönme dolabı çevirme işini bir başkasına teslim etmişiz, en acısı da “Ne yaparsın düzen böyle.” sözleriyle bu durumu normalleştirmişiz. Bir büyü içerisindeyiz, dönme dolabın, rutinin büyüsüdür bu.

Bu kurulu, normal zannettiğimiz düzen içinde bazen öyle bir olay başınıza gelir ki sana “Bir dur da nasıl yaşadığına bir bak!” mesajı verir, adeta yüzünüzde bir tokat gibi patlar. “Hakikaten ben ne yapıyorum, nasıl yaşıyorum?” diye sorgular hale gelirsiniz. Ne mutlu bu soruları soranlara çünkü dönme dolabın büyüsü bazıları için öyle kuvvetli bir hal almıştır ki böyle bir olay karşısında sorgulamadan hayatlarını kaldıkları yerden sürdürürler ve dolap tüm haşmeti ile onlar için dönmeye devam eder. Çoğu zaman birini yitiriştir, bir hastalık ya da ayrılıştır bu soruları bize sorduracak olan. Ölüm bunlardan en etkilisidir. Hiç ölmeyecekmiş gibi yakınınızda duran, sevdiğiniz birinin ertesi gün sonsuzluğa göçüp gittiğini görürsünüz. Başta inanamazsınız, yakıştıramazsınız ona ölümü. Kapıdan çıkıp gelecekmiş, aradığınızda yine o coşkulu sesiyle telefonu açacakmış zannedersiniz. Hatta uzun bir süre bu umutla mıdır, hatırasına duyulan saygıdan mıdır nedir telefonunuzdan numarasını silemezsiniz. Ardından dualar okunur, onuydu kırkıydı gibi ritüeller yerine getirilir, zaman zaman dost meclislerinde ölen kişinin ismi anılır, yad edilir, anılar canlanır. Sonra “Çevir usta” denir yine dönme dolabın kolunu.

Oysa yakınınızdaki sevdiğiniz birinin ölümü onu zaman zaman yad etmeyle, gelenekselleşmiş ritüelleri yapmayla size bir katkı sağlamaz, yapacağı asıl katkı; o kişinin sizin kendinize dönmenizi ve yine kendinize şu soruları sormanızı sağlamasıdır; “Bu hayatta olma amacım ne?”, “Bu amaçlarımı gerçekleştirecek ne kadar vaktim var ve bunun için hangi eylemleri etkin bir biçimde yapıyorum?”, “Yakınımdakilerin değerini ne kadar biliyorum, yarın ölebileceklerini var sayarak onlara ne derecede sevgi ve saygı gösteriyorum?” Bu sorular psikolojide “Ölüm Bilinci” olarak tabir olunan bir bilinç türünü ortaya koyarlar. Ölüm bilinci insanın geçici ve zamanının kısıtlı olduğu bilinci ile ivedilikle kendini tanıyarak kendini var etmek üzere bu dünyaya getirdiği potansiyelini gerçekleştirmek için gereken çabayı harcaması ve etrafındakilerin de aynı durumda olduklarının farkına vararak sanki yarın öleceklermiş düşüncesiyle onlara göstereceği hal ve tavırda dikkatli olması anlamına gelir. Bir düşünün yakınınızda olan birisinin yarın öleceğini bilseniz ona nasıl davranırsınız? Ölen yakınınıza hayatta olduğu dönemde gerçekten ölüm bilincinin farkındalığıyla ona sevgi ve saygı ile mi davrandınız? Neden onu bu kadar seviyordunuz, örnek aldığınız davranışları nelerdir? Bunları hayatınıza yansıtabilecek misiniz? Ya kendiniz? Hayatınıza anlam katacak hedefleriniz nelerdir hiç düşündünüz mü, bunların farkındaysanız zamanınızın kısıtlı olduğunun bilinci ile gerçekleştirmek için neler yapıyorsunuz? En başta; siz kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz yoksa başkalarınınkini mi? Yani dönme dolabın kontrolü sizde mi yoksa onun büyüsü içinde dönüp duruyor musunuz? Siz ölüm anınızda hak ettiğim, istediğim hayatı yaşadım, pişman değilim, mutluyum diyebilecek misiniz?

Bir ölümün acımızı ve yasımızı yaşadıktan sonra bize hatırlatması, üzerinde düşünmemiz gerekenler kanımca bunlardır. Kendilerinden kaçanlar için ise bu yazdıklarım maalesef ki bir şey ifade etmeyecektir. Oysa bana göre kendileri ile gerçekten yüzleşebilen insanlar kalplerinden gelen gerçek sevgiyi başkaları ile paylaşabilme cesareti gösterebilirler, çünkü içinde olduğumuz kültürün bizi sevgimizi göstermede utanca boğmuş olduğunun, birleştirmekten ziyade farklılaştırarak ayrıştırdığının farkına varırlar. Bu sebeple en büyük cesaret; savaş meydanlarında gösterilenden ziyade insanın kendisi ile yüzleşebilmesidir.

Sevgili Sertaç, kadim dostum senin aramızdan ani ayrılışının ve bundan sonra sensiz yaşayacağımız yılların acısının aklıma getirdiklerini elimden geldiğince kâğıda dökmeye çalıştım, saf sevgini ve coşkunu bizzat yaşamış birisi olmanın onuru ve mutluluğuyla…

“Dönme dolap” için 2 Yorum

  1. Mehmet Sezgin dediki : Cevapla

    Kalemine sağlık Fatih beycim
    Başta ben olmak üzere ders çıkarmak
    lazım

  2. Ülkü Güçlü dediki : Cevapla

    Çok güzel, duygularına katılıyorum Teşekkürler. …

Yeni Soluk
YUKARI