Hilal Dokuzcan

9'Canlı Yazılar

hilaldokuzcan@yenisoluk.com

Bundan yıllar yıllar önce 1854’te  Amerika’ya gelen göçmenler için Kızılderililerden toprak istenir ve kabul ederlerse rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağı bildirilir. Bunun üzerine Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle  ABD Başkanı Franklin Pierce bir mektup yazar. Reis Seattle mektubunda doğa ve insan ilişkisini şöyle anlatır:

Bu dünyanın her parçası benim insanlarım için kutsaldır. Her parlayan çam iğnesi, bütün o kumsallar ve sahiller, karanlık ormanlardaki sis, uçsuz bucaksız alanlar ve havada vızıldayarak uçuşan her bir böcek, halkımızın anılarında kutsaldır. Ağaçların gövdelerinden sızan sular, Kızılderili’nin anılarını taşır. Beyaz adamın ölüleri, yıldızlar arasında yürümeye gittikleri vakit, doğdukları ülkeyi unuturlar. Halbuki bizim ölülerimiz bu güzel dünyayı asla unutmazlar. Çünkü o Kızılderili’nin anasıdır. Nasıl biz dünyanın bir parçası isek, o da bizim bir parçamızdır.

Ve devam eder…

“Beyaz adam Annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur. Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz.

Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu,

son ırmak kuruduğunda,

son ağaç yok olduğunda,

son balık öldüğünde anlayacak”

Mektuptan  bu yana dünya üzerinde, doğaya karşı uygulanan yok etme kültürü  ve  doğanın katledilmesi güçlenerek büyüdü.  Doğadan yana tavır almak, doğa haklarına öne çıkarırken yeni mücadele ve yaşam biçimleri de beraberinde şekillendirmeye devam ediyor.  Bu süreç içinde yeni bakış açılarının, ideolojilerin ve yaşam biçimlerinin oluşması kaçınılmaz.

Türkiye’de de özellikle son yıllarda toplumsal muhalefet, doğa üzerinden şekillendi. Yerelde başlayan, köylerde filizlenen, yöre halkının katılımıyla, kadınların ve gençlerin önde olduğu, doğanın yok olmasına izin vermek istemeyen bu mücadele ve örgütlenmeler 21. yüzyılın başında oldukça önemli bir gösterge. İnsanlar ağaçlarına, derelerine, çaylarına, sularına, bağlarına, bahçelerine sahip çıktı.  Kadınlar, gençler, köylüler yaşam ve doğa haklarının karşısında yer alan anlayışa karşı mücadele ettiler. Yürüyüşler, eylemler yaptılar. Mahkemelik oldular, yargılandılar, ceza aldılar, vazgeçmediler. Anadolu’nun dört bir yanı, Yırcı, Cerattepe, Gezi  ve diğerleri direnişin adı oldu. Bir araya geliş biçimleri, duruşları ve yaratıcılıkları aynı zamanda farklı mekanizmaların ve araçların oluşturulmasına olanak sağladı. Yeni dinamikler yeni izler oluştu.  Ve bu süreç devam ediyor. Görünen şu ki bu izler tıkanan siyasi yapılar açısından, alınması bilinirse, yeni bir soluk demek. Fethiyeli köylüler “Zeytini bitirince, daş  yersiniz gari”,  Havva ana “Ben halkım, devlet kimdur yav, biz devletiz” dedi. Gezi’de gençler ağaçlara selam durdu. Bu gücü görmek önemli. Umudun örgütlenmesi doğanın ve halkın içinde yatıyor, doğadan yana tavır almakta yatıyor.

Doğadan yana olmak; aslında adaletten yana olmak demek. Demokrasi, eşitlik, yurttaşlık ve haklar açısından değerlendirildiğinde, şiddet, korku kültürü ve savaşlar karşısında yeni bir yaşam biçimine dönüşme potansiyeli.

Doğadan yana olmak; aslında gücünü insan ve doğa sevgisinden alan yönetimler demek. İnsanların hayatlarına dokunmayan politikalara ve politikacılara, umutsuz ve mutsuz yaşamları normal hale getiren yerleşimlere ve onun kurumlarına, insanı ve doğayı yok sayan anlayışlara, hırs ve açgözlülükle kendinden başka hiçbir canlıya saygı duymayan yapılara karşı alternatif.

Doğadan yana olmak; aslında hayattan yana olmak demek. Çünkü her gün sanki uykudan uyanır gibi yeni bir hayata başlama şansı.

Doğadan yana olmak; aslında yaşadığınız gezegenden yana olmak demek. Çünkü üzerinde yaşadığımız pekte bilincinde olmadığımız bu gezegene sahip çıkmak, korumak ve onun bir parçası olduğumuzu anlamak kainat ve insan için önemli bir denge.

Doğadan yana olmak; aslına kendinizden yana olmak demek. Çünkü yaşamsal ihtiyaçlarımız hava, su, toprak, güneş,  doğa dışında başka bir yerde yok.

Doğadan yana olmak; aslında çocuklarınızdan yana olmak demek. Çünkü bizler “bugün” isek, onlar “gelecek”.

Doğadan yana olmak; aslında kadından yana olmak demek. Çünkü yaşamın gücü kadından ve doğadan geliyor. Çünkü doğanın ve kadının sömürülme biçimi birbirine benzer. Çünkü sömüren aynı anlayış.

Doğadan yana olmak bir olmak demek. Çünkü her şey birbirine bağlı.

9Can’lı yazılar – 05.06.2016

kızılderili

Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu,

son ırmak kuruduğunda,

son ağaç yok olduğunda,

son balık öldüğünde anlayacak

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER