Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Çok kısa bir zaman önce 35-40 yaşlarında bir hanımefendi yanımda ki boş koltuğa oturdu. Kısa bir sessizliğin ardından yolculuk nereye diye sorarken, benim gözüm tişörtünün üstünde ki yazıya ilişti.

Konuşmanın ilk fitili tutuşunca, üzerinizde ki tişörtünüz çok güzel, dedim.

Muzipçe gülümseyip göz kırptı. Yazı daha güzel, ne dersiniz diye başka bir soruyla geldi. Evet, ”Daraldım” yazısı tişörtünün üstünde ben buradayım, diyordu. Hanim efendinin içsel dünyasını ”Mutlak sessizlikle” yansıtıyordu yansıtmasına, kim bilir, belki de bağırmadan, dökmeden, kırmadan kendini ifade etmenin bir başka yolunu bulmuştu.

Sohbetimiz, tişörtümüzün baskılı yazısıyla bir hayli ateşlenirken, onu anlamak için dinlediğimi hissetmiş olacak ki başladı anlatmaya;

Özel bir bankada müşteri danışmanı olarak çalışıyorum. Gelen insanlarla iletişim kurmak önceliklerim arasında. O kadar çok farklı kişilik de insanlar geliyor ki, inanın bu insanlarla aynı evrende mi yaşıyoruz demekten kendimi alıkoyamıyorum.

Pahalı arabalar ve özel şoförleriyle gelen insanları karşılarken, ön yargıdan uzak elimi uzatıyorum, daha nasılsınız demeden ”Şoförüne; Aman ha arabayı park ederken dikkat et çizilmesin, çok para saydım” diyen sesin görgüsüzlüğü odamın içinde buz gibi eserken içim daralıyor.

Bankada ki hesabı kabardıkça egosu kabaran zayıf benlikleri gördükçe daralıyorum.. Paranın biçim veremediği, satın alamadığı nezaketten bi haber yaşayan banka hesapları kabarık iş adamlarını, mütehaitleri gördükçe daraldım.

En çok da bu aralar üniversiteyi yeni kazanan yeğenimin kaydını yaparken, basından okuduğum Suriyeli gençlere tanınan ayrımcı hakları okudukça daraldım.

Emekli anne-babamın halen aybaşına endeksli hesap-kitapla yaşam sürmelerinin yansımalarını gördükçe daraldım.

Kendi ülkemde ”Petrol zengini ülkelerden gelip, kültürden bi haber yaşayan insanların, her şeyi parayla satın alacaklarını sanıp, birde üstüne üstlük ülkemin asıl sahipleriymiş gibi davrandıklarını gördükçe daraldım.

Düğün dernekleri abarttıkça abartıp, gelip iki büklüm düğün kredisi çekenleri gördükçe daraldım. Anne- babalarının bir ömür boyu biriktirdiklerini bir çırpıda duvaklarının üstünde savuran gelinleri gördükçe daraldım. Mahallenin yolları savaştan yeni çıkmış gibi, çamura bata çıka evimin yolunu bulmaya çalıştıkça daraldım.

Sonra kendi kendime dedim ki al bir tişört üzerinde de fiyakalı bir yazı ”DARALDIM” desin… Ben yürüdükçe sokaklarda, alışveriş ederken marketlerde insanlar merak edip sorsunlar, dedim… Bunu anlatırken, yüzünde ki ifade her şeyden öte, her şey mümkündür diyordu.

Anlattıkça ben daralmaya başladım. Sözünü bitirmeden bu sefer ben atıldım konuşmanın üstüne;

Vallahi sizi dinledikçe ben de daraldım daralmasına bu gidişin sonu nereye varacak?

Kaldı ki biz ne kadar kendi bakış açımızı değiştirme becerisine, kendi sorunlarımızı farklı açılardan görme kapasitesine sahip olursak olalım bu toplumun bir ferdiyiz. Bunca ”Daralma’nın”ruh sağlığımızı örselememesi mümkün değil. Birinin acısına, birinin mutsuzluğuna kayıtsızlık başladı mı orada insanlık da ölmeye başlıyor.

Bunca kanıksanmış kayıtsızlığı gördükçe benim de içim daralıyor.

Özellikle toplumun sağlıklı işleyişi, sağlıklı ve mutlu bireylerden oluşur. Yaşadığımız toplumda kendimizi bunalmış hissettiğimizde, zihinsel bir durgunluk ya da akıl karışıklığı yaşadığımızda, bize gerçekten neyin mutluluk getireceği üzerinde düşünmek için sağlıklı ve olumlu düşünme becerisine sahip olmalıyız.

Bu, hayatımızı yeniden doğru bir konuma oturtabilir, yeni bir bakış açısı kazanmamızı sağlayabilir ve hangi yönü izleyeceğimizi görebilmemize imkan tanıyabilir.

Tabii ki değişim bireyin içinden gelmelidir. Fakat, toplumsal, ekonomik ve sosyal sorunlara çözümler ararken, bu sorunlara bireyin bakış açısından olduğu kadar toplumsal seviyede de bir farkındalıkla başarmamız gerekir.

Ancak o zaman;

”Toplumun ortak paylaşımlarına yönelik bu farkındalık, bireyin benliğinin diğer insanlarla bağlantısını ve insanların birbirleriyle olan bağlarını vurgular.

Böylelikle bireyin, yaşamın en sıkıntılı ve üzücü duygularını kabul etmesine yardımcı olan ancak bu duygular tarafından sürüklenmesine izin vermeyen bir farkındalıkla; bilinçliliğin önemli olduğunu anlatabiliriz.”

Daha geniş ve esnek bir bakış açısına sahip olmak, sorunlara bireysel, toplumsal ve küresel seviyelerden yaklaşma becerisi de geliştirir.

Hepimiz kendi deneyimimizi kendi günlük hayatımızın laboratuvarına taşıyabiliriz.

Hayatımızın amacı mutlu olmak, insanca yaşamaksa sabırlı biçimde benliğimizi cesaretlendirmemiz gerekir.

”Yaşamın mutlu veya sıkıntılı deneyimlerinin sadece kendi benliğimize özgü olmadığına ve diğer tüm insanların benzer deneyimler yaşadıklarını bilmek; başarısızlık, acı ve sıkıntı veren deneyimler karşısında toplumsal yabancılaşma ve izole olma duyguları yaşamaktan ziyade bu yaşantıları geniş insanlık deneyimlerinin bir parçası olarak görmemizi sağlar.”

Çalıştığım banka da insanlara hayallerini gerçekleştirmek için kredili mevduatlar açılıyor, borçlandırılıyor, nasıl ödeyeceği konusunda ahkam kesilip, sonrası sırtını dönüyor.

Bugün baktığımız da çektiği krediyi ödemeyecek duruma gelip, ekonomik anlamda çöken, intihar eden binlerce insan var. Biri kalkıp katil banka diye bağırmıyor. Keder dolu düşünceler, kötü anılar, geleceğe ait planlar, tahminler, korkular ve endişeler her gün hayatımızı tehdit ediyor.

Seçimlerimizle, düşüncelerimizle yaşamımızı şekillendiriyoruz. Gerçekten yaşamak isteyen, seçimlerine dikkat etmeli ve ruhuna gereken özeni göstermeli. Yaşamla ilgili seçimlerimizin sorumluluğu, seçtiğimiz hayatı yaşamaktır.

Yaşamımızda ki seçimleri yaparken, ”Özellikle cesaret’‘ olmazsa olmaz dediğimiz ”İç disiplin” ve nüfuz edici ve doğru kavrayan bir zeka, sevgi dolu bir kalp ve bunlara uygun olarak iyi bir vicdan çok önemlidir..

Ne olursa olsun, yaşama ve insana dair bütün seçimlerimiz güzel ve anlamlı bir yaşamı destekliyorsa farkındalık yaratır.

Kendi değerlerimizle, bütünlüğümüzle örtüşen her seçimimiz, yaşamımızı daha değerli ve coşkulu kılar.

İnsan kendini yeniledikçe, düşünceler de yenilenir, yenilendikçe de güven duygusu, değerli olma bilinci gelişir, geliştikçe de insanları birbirine yaklaştırır, sevgiyi, saygıyı artırır, daha özenli ve dikkatli oluruz.

Tıpkı bir heykeltıraş gibi, yaşamlarımızı şekillendiriyoruz ve ortaya çıkan biçimden biz sorumluyuz. Güven ve huzur ancak, bütün ilişkilerde özen ve itinayı elden bırakmadan farkındalık yaratmakla, yeni bakış açılarına kapalı olmamakla mümkündür…

Yolculuğuma eşlik eden hanımefendi bir farkındalık oluşturmak adına böyle bir tercihi kullanması, vermek istediği mesajı ulaştırmada etkin olmuştu.

Hoş sohbetine, cesaretine minnetle teşekkür edip ayrıldığımda, ”Bir insan bir dünya” düşünceleriyle yürüdüm kendime…

Yeni Soluk
YUKARI