Hilal Dokuzcan

9'Canlı Yazılar

hilaldokuzcan@yenisoluk.com

İnsanlığın dramı nerde başlıyor? İnsan olma bilinci ve farklılığı kendini nasıl ortaya koyacak? Toplum olarak ruhumuzu mu kaybettik yoksa aklımızı, vicdanımızı mı da kaybettik? Bunlardan biri varlığını sürdürse, yaşadığımız birçok olay yaşanmaz. Bu kadar ölüm, kan gözyaşı olmaz. Taciz, tecavüz, işkence olmaz.

İnsanlık bu kadar mı sefilleşti? Masumiyeti, sevgiyi, paylaşımı bir çocuğun gülüşünün saflarında olmak yerine onu yok etmeye yönelmiş bir hal, duruş ve eylem insanlığı nereye götürüyor?

Bunun farkında mıyız?

Çocuk bedenler üzerinde acımasız bir işgal var. Her türlü sömürünün olduğu, yaşam boyunca sürecek travmaların derin izlerinin bırakıldığı bedenler, tüm masumiyeti ile olanlara direnmek istese de yaşanan acıları yok etmek mümkün değil.

Cinsel istismar ve şiddete uğrayan biri bunu yaşamı boyunca taşıyor.

Ülkemizde resmi olmayan verilere göre her 3 kız çocuğundan 1’inin ve her 5 erkek çocuğundan 1’inin cinsel istismara maruz kaldığı ifade ediliyor.

Çocuk gelinler, evlilik yaşının 12’ye, uyuşturucu kullanımının 10 yaşa inmesi, kaybolan ve kaçırılan çocuk sayılarındaki artış, çocuk işçiler, organ mafyasının, insan ticaretinin elindeki çocuklar, ensest; sömürünün sınırlarını zorlayan bir insanlık dramı olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuk cinayetleri ve çocukların uğradığı her türlü şiddet, cinsel istismar, saldırı ve sömürünün önlenmesi için acil tedbirlerin alınması, yasal düzenlemelerin yapılması, toplumsal farkındalığın arttırılması çok önemli.

Çocuk hakları, İnsan haklarının tartışmasız en önemli boyutu. Çocuk hakları ile ilgili tarihsel süreç 19. Yüzyılın sonlarında başlıyor ve 1894 yılında çocukların korunmasına yönelik bir yapılanmanın kurulması düşüncesi ortaya konuluyor. 1912 yılında İsviçre’de annelerin ve çocukların korunmasına yönelik uluslararası bir merkez açılıyor. 26.09.1924 tarihinde Milletler Cemiyeti Genel Kurulu tarafından “Çocuk Hakları Cenevre Bildirisi” kabul ediliyor. Bu bildiri Türkiye Cumhuriyeti tarafından da benimsenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından imzalanıyor. 1. ve 2. Dünya savaşlarının çıkması bu konudaki gelişmeleri arka plana iterken, savaşlardan da en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. 20 Kasım 1959’da BM Genel Kurulunda “Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi”ni kabul ediliyor. Daha sonra “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” BM Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenip ve 2 Eylül 1990 da yürürlüğe giriyor. Türkiye bu sözleşmeyi 14.9.1990 tarihinde imzalamış, 27.01.1995 ‘te yürürlüğe koymuştur.

Çocuk Hakları Sözleşmesi tarihsel süreç içerisinde çocukların haklarını koruyan en önemli uluslararası belgedir. Çocuklara geniş haklar tanınmış, çocuğun üstün yararı ilkesi temel ilke olarak kabul edilmiştir. Türkiye adına 2007 yılında imzalanan ve 2010 tarihinde onaylanan, “Çocukların Cinsel Sömürü ve İstismara Karşı Korunması Sözleşmesi” uyarınca taraf ülkeler “Çocukların cinsel sömürüsünün, özellikle çocuk pornografisi ve fuhuşunun ve çocukların her türlü cinsel istismarının, yurtdışında işlenen fiiller dahil olmak üzere, çocukların sağlık ve psiko-sosyal gelişimi açısından yıkıcı olduğunu dikkate alarak;” çocukların cinsel sömürüsü ve istismarını engellemek ve bunlarla mücadele etmek; cinsel sömürü ve istismara maruz çocuk mağdurların haklarını korumak; çocukların cinsel sömürü ve istismarına karşı ulusal ve uluslararası işbirliği geliştirmek ile yükümlüdür.” demektedir. Anayasamızın 5, 42, 56, 58, 59, 61, 62 vb. maddelerinde çocuk ve gençlere yönelik konular ve sorumluluklar çeşitli alanlarda tanımlanırken, 41’inci maddesi “ Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” demektedir. Yani devlet çocukları her türlü şiddet ve istismara karşı korumak zorundadır.

Yasalardaki durum bu, peki yaşanan gerçek ne?

Saydığımız düzenlemeler, sözleşmeler görünen yasalar. Uygulamada yaşanan zorluğun temel nedeni ise görünmeyen yasaların, görünen yasalar üzerinde ki hakimiyeti. Kadını, çocuğu ikincilleştiren ve bedenler üzerinde tahakküm kuran anlayış ve rejimler. Bedenler üzerinde tahakküm sağlamak, sağlanmasına izin vermek totaliter rejimlerin davranış biçimi. Erkek egemen sistem ve onun ahlak anlayışını, aslında mağdur olanın suçlu duruma düşürüldüğü anlayış ve davranış biçimlerini sorgulamak gerekiyor. Çocuğa şiddet gösterilmeyecek, gösterenlere gereken yaptırım gerçekleşecek ve çocuğun korunması sağlanacak, bunlar öncelikle devletin görevi. Devlet yükümlülüğünü yerine getirmek, çocuğa yönelik hak temelli politikalar ve hizmetler üretmek durumunda. Özellikle de kendi ve denetimindeki kurumlarda yapılanları engellemek zorunda.

Hepimiz çocuk olduk, her çocuk ise yetişkin olamıyor, büyüyemiyor. Bedenleri ormanlık arazilerde, sahil kenarlarında, sokakların ortasında bulunuyor, donarak, boğularak, vurularak ve hatta iş yaşamında hoyrat ve acımasız ellerde hep masum kalarak öldürülüyorlar. Çocuk, üzerinde her şeyin gerçekleştirebileceği bir alan olarak görülüyor. Güç, erk ve hakimiyetin kötüye kullanımının görülmek istenmeyen coğrafyası. Öte yandan belki birileri de sizin içinizdeki çocuğu öldürdü. İçinizdeki çocuğun ölmesine izin vermeyin. Ona hayat verin.

Dünyanın; çocukların neşesine, geleceğe dair umutlarına ve yaşama sevincine ihtiyacı var. Ve etrafınızdaki çocuklara sahip çıkın. Karaman’da olanları unutmayın, Pozantı’da olanları unutmayın, Van’da olanları unutmayın, dünya üzerinde öldürülen hiçbir çocuğu unutmayın. Çocuk bedenler üzerindeki işgal son bulsun! Bunu birlikte yapalım, hemen şimdi!

“Çocuk bedenlerin işgali” için 1 Yorum

  1. Hilal dediki : Cevapla

    ben düz bir vatandaşım.Sadece benim bile çevremde bildiğim 3 çocuk gelin var. Ne yazık eğitimden soyutlanıp evliliğe yürümek..Biri yakın arkadaşım partilimiz. Birisi kayınvalidem. Birisi de şu an sergisi olan bir sanatçı tanıdığım. Hal böyle geri kalmışlık böyle. Ve hatalardan geç dönüş hataların yanyana yürümesi ve düzelmeyen ruh halleri. Kısaca kısırlık diz dize büyüyor. Göz göre göre. Töreler – kutuplaşmalar hep eğitimsizlikten .Eğitimi çözmemiz şarttır

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER