Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Aslında ağlayışımızdan farklı değildir sırlarımız.
Çağ yorgunuyuz, insanların çoğu konuşmuyor ”Bağırıyor” bilmeden konuşuyor, başkalarının söylediklerini mantık süzgecinden geçirmeden kabulleniyor, birkaç kez duyduğu, izlediği şeyleri kendi fikriymiş gibi söylemeye başlıyor.
Televizyon programlarında sunulanlar, gazetelere atılan manşetler, sosyal medyada paylaşılanlar, iyi analiz edilmediğinde, sorgulanmadığında ve kişisel çıkarlardan arındırılmadığı sürece ”Sürü psikolojisine” birey olmayı başaramamış, egosu tavan yapmış insanlar akmaya devam ediyor.

Özellikle bilgi çağının bu kadar tepe yaptığı bir devirde halen başkalarının bize uygun gördükleriyle, biçtikleriyle hayatı devam ettirmeye çalışıyoruz. Ucundan, kulağından nasiplenmek için gereksiz bir sürü çabaya giriyoruz. Oysa yaşam, yaşamak herkesin biricik hakkı ve bu hakkın hakkaniyeti bulanık sularda saklı değil. Tam tersine vicdan ve hakkaniyetin var olduğu her yerde pırıl pırıl ve bir o kadar da güzel, yaşamak gibi !
Oysa, başkalarının dayattığı kurallara ve değerlere göre yaşıyoruz.
Yalanları sorgulamadan kabul ettikçe, içimizdeki sızı ve yalnızlık dahada arttı.
Her şeye sahip olmak için uğraştıkça, hayatlarımıza sahip olundu. Düşlerimize birer birer el koydular.
Yaşamın biricik anlamını unutup, mutlu olmak için çok büyük beklentiler içerisine girip kendi varlığımızın anlamını unuttuk.
Her şeyin ucuz bir metaya dönüştürüldüğü, alınıp satıldığı bir ortamda sevgiyi, dostluğu, bilgiyi, güveni, içtenliği parayla satın almaya ve mutlu olmaya çalışıyoruz.

Kimse yuvasında değil, herkes başkasının kapısını çalmakta, başka hayatlarla avunmakta, hazıra konmayı amaç edinmekte.
Hazır söylemlerle yaşama sarılmakta, ne olduğunu bilmeden kendine sunulan yaşam tarzlarını benimsemekte.
Bizi hep başkaları tanımladı, hangi mesleği yapacağımıza bizim adımıza karar verdiler. Kiminle evleneceğimize, hangi partiye oy vereceğimize, hangi takımı tutacağımıza hep başkaları karar veriyor
Silkelenmeli, hayatımıza sahip çıkmalıyız, yoksa hayatlarımız çalınıyor, başkalarının hırslarına malzeme oluyor.
Sonuç: mutsuz, umutsuz, kuruntulu, endişeli, arabesk söylemler yaşamın merkezi olmaya başlıyor.
O zaman nelere değer verdiğimiz ve neleri öncelikli bulduğumuz anlam kazanıyor.
Çünkü;
Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissederiz.
”Sakin ve neşeli bir huy, duru, canlı, nüfuz edici ve doğru kavrayan bir zeka, ılımlı-yumuşak bir arzu, sevgi dolu bir kalp ve bunlara uygun olarak iyi bir vicdan”…
Dünyaya sevgi dolu bakmanın yolu, başta bu iç yolculuktan geçiyor.

Bunun yanında hayata yüklediğimiz anlamlar; amacımızı, yaşamımızı, geleceğimizi, kişisel ve finansal kaderimizi yaratır.
Hedeflediğimiz amaçlar yaptığımız seçimlerde görülür. Sonuçları belirleyen de aslında bu seçimlerdir.
Yemek sofralarının, ne giydiğinin, nereleri gezdiğinin ” Sanat paylaşımları hariç” sağdan, soldan bir zahmet çekilen resimlerin ve sanatmış gibi güzelliklerini çektiği resimlerle alabora eden insanların dünyasında dolaşırken, ne çok şeye dokunmadan geçmişiz.
Televizyon programlarında sunulanlar, gazetelere atılan manşetler, sosyal medyada paylaşılanlar, iyi analiz edilmediğinde, sorgulanmadığında ve kişisel çıkarlardan arındırılmadığı sürece ”Sürü psikolojisine” birey olmayı başaramamış, egosu tavan yapmış insanlar akmaya devam ediyor.

Dünyada, ülkemizde ne çok şey giydirilmiş bize, farkında olmamışız bile. Bir zahmet dokunmamışız, bize anlatılan masalların sahiplerine kulak kabartmayı geçin; kimdirler, nereden geldiler, ne yaptılar diye araştırmadık bile.
Özellikle, doğayla uyumsuz kentleşme ve teknolojinin beraberinde getirdiği yabancılaşma, kirli bilgi çağı; insanca yaşamayı zorlaştırmaya, insanları amaçsız ve idealsiz bir dünya düzenine mahkum etmeye başladı.
Bu bakış açısıyla bakıldığında;
”Çağımıza uymak zorundayız” söylemi ne kadar çiğ ve yavan kalıyor.

Kimsenin kalbini kırmamak ya da sevimli görünmek adına, olur olmaz her isteğe, doğru bulmadığımız düşünce ve fikirlere “Evet” demeyi bıraktıkça;
neyin değerli neyin daha az değerli olduğunu anlamaya başlıyoruz.
Bu algı oluşunca da; İhtiyacı olanı istemekle, muhtaç olmak arasında çok ince bir fark olduğunu fark etmeye başlıyoruz.
Başkalarıyla bir arada olmak, illa ki onlara benzememizi, onlara öykünmemizi ya da onların istediği gibi olmamızı gerektirmiyor.
İnsan kendi iç sesine yöneldikçe, içsel sorgulamaların ve yeniden uyanışa geçen bir ruhun çığlığını duymaya başladıkça; kendine yetebilmeyi, ayakta kalmayı, farklılıkları kabullenmeyi, kendini eleştirmeyi, kendiyle yüzleşmeyi amaç edindiğinde, yaşamı yeniden sorgulamaya başlar.

İnsanın kendini tanıması, hayatına sahip çıkması, yapması gerekenleri kendi iradesiyle yapması kadar güzel bir şey olamaz.
Her bireyin doğasında kendi güzelliği vardır ve her aklın kendi yöntemi muhakkak olmuştur, olacaktır.
Zaten, gerçek insan; kurallar sayesinde asla bir şey elde etmez.
Bağırmakla, çağırmakla, demagojiden öte gitmeyen söylemlerle dünya güzelleşmiyor..
“Dekor gerçeğe uyum göstermez, gerçeğin de dekora ihtiyacı yoktur.”
Bugün uygar denilen Amerika’nın, İngiltere’nin ve Avrupa’nın ve birçok Avrupa ülkesinin “Özgürlük ve demokrasi” sözü sadece bir dekordur..
Gerçeği görmek isteyenler, orta-doğuya baksınlar yeter..
İnsan, yaşamsal değer taşıyan hiç bir şeyi unutmamalı.

Bunun içinde, yaşamın dinamikleri ”SANAT, BİLİM, BİLGİ” ışığında, olayları ve yaşamı sorgulayabilmeliyiz !
Bunun en iyi yol taslağı da hiç kuşku yok ki; objektiflik, tutarlılık,doğruluk, eleştiriye açık olmak, genellik, öngörü ve toplumsal gerekliliktir diye düşünüyorum..
Sosyal hayatın, siyasal veya psikolojik atmosferin teknoloji ve İnternet ile iyice çetrefil hale gelen yapısı, iş hayatının ekonomik ve yönetsel aktivitelerin, insan ilişkilerinin değişimi bizleri de değiştiriyor, şartlarımızı da zorluyor.
Yeni sentezler, ütopyalar, beceriler, iletişim ve dil teknikleri gerekmekte. Toplumsal ilişkilerin değişen doğasını anlamaya çalışırken, aynı anda eski bireysel çözümleri aşarak, klişelerin ötesinde yaratıcı olmak gerekiyor.
Seçmeci olanın, klişenin zamanı çoktan geçti.
Hakiki bilgi ve öğreni yalın ve sahicidir, bunun öğrenilmesi zaman almaktadır. Sabırla, emekle kendimizi donatmalıyız..
Geleceğin ebeveynlerinin bize ihtiyacı var, çocuklarımızın geleceği için kendimize ve geleceğimize sahip çıkmalıyız !

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER