Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Henüz tertemizdik çünkü daha kirlenmemiştik.

Güzel hayaller kuruyorduk seninle. Senin adın Devrim, bizim ise Evrim’di.

Geleceğimiz olacaktı ülkemizde.

Demokrasi bulvarlarında da özgürlük şarkıları söylenecekti.

Her şey bizim, halkımızın istediği gibi olacaktı. İnsanın insanca yaşadığı bir ülkenin gülen ama hiç ağlamayan çocuklarının olacağı sistem kurmaktı dileğimiz.

Yarı topal adı neyse, demokrasi midir nedir, onu da vurdular, 12 Eylül’ün perşembeyi cumaya bağlayan gecesi.

O gece bir can dostumla adı firar olan özgürlüğü düşlüyorduk.

Samatya’da denizden topladığımız midyeleri tuttuğumuz balıkları anlatıyorduk!

Nasıl yüzme öğrenmiştik, ben hatırlamamıştım, ne zaman, kaç yaşında yüzme öğrenmiştim acaba?

Çok zaman olmuş, epeydir kapatmışlardı bizi buralara.

Kimi normal tahliye, kimi başkalarının yerine sahte tahliye oluyor.

Kimi militan kaçışı dediğimiz türden firarlar ediyor.

Bir şekilde “sokak özgürlüğüne” kanat çırpıyordu. Tabiri yerindeyse yolgeçen hanı takılmıştı Sağmalcıların adı.

Gençtik, toyduk ama yayından fırlamış ok gibiydik. Güzel günler için türküler marşlar söylüyorduk.

İşçi Ahmet’i, emekli Numan amcayı, memur Mahmut efendiyi, kapı komşumuz Ayşe teyzeyi kurtaracaktık, okullarda herkes okuyacak, insanlar rahat ve özgür olacaklardı.

Beş gün direnmiştik, 12 Eylülcülere, koca Sağmalcılar mahpus damını sahiplenip teslim etmemiştik upuzun beş gün boyunca. Gençtik. Adam gibi adamlardık. Direnmesini de biliyorduk.

Beş günün sonunda kırmışlardı direnişimizi, hemen aldılar göze batanlarımızı idareye. İdareydi işkence hanelerin olduğu yere verilmiş ad.

Üstelik acemiydiler, daha işkencede ustalarından ders almamıştı çoğu.

Vurulacak yerleri bile bilmiyorlardı. Hatta profesyonel işkencecilerin iz bırakmayan kızılcık sopası cop yerine kalaslarla dalmışlardı üzerimize.

Bedenimiz kanımızla abdest almıştı, lakin ruhumuz teslim olmamış, sloganlar dilimizden düşmemişti.

Bayrampaşa destan yazmıştı, işkencecilerin hevesleri kursaklarında kalmış direnmiştik.

Beş günün karşılığı beş gündü ve beş günün sonunda onlarcamızı kırılmış ayaklar, kollar patlamış, kafalar gözler ile tedavi bile etmeden çıkartmışlardı hücrelerden koğuşlara.

Hemen bir yerlerde birimizin yaşını büyüttüler, belliydi niyetleri korku salmaktı yüreğimize, gençliğimizi kirletmek istiyorlardı ve bizi yaşlandırıyorlardı.

Kırk gün kırk gece düğün yaptılar, kırkıncı günün sonunda hepimizi birden astılar.

Evet, Erdal Ereni idam ettikleri gün hepimiz 18 yaşına o gün girmiştik, artık büyüyorduk ama hala gençtik.

Sonra topladılar yan yana ayrı ayrı suç saydıkları suçları. Toplu davalar dediler yan yana yargıladılar kimilerimizi!

Kimilerimizi ise yargılamadan tuttular yılarca ve astılar onlarcamızı.

Korku salmak istediler yüreklerimize kirlenelim diye.

Kendilerinin yargılanamayacağı Anayasa çıkarttılar.

Referandumda hayır diyenler cılız kaldı, yiğit babam gibi, çünkü sandıklar süngülüydü, zarflar da şeffaf.

Ama biz henüz tertemizdik, çünkü daha kirlenmemiştik.

Şairler, yazarlar, tarihçiler, gazeteciler her türden meslek erbabı adamlar oluvermiştik.

Saldılar sonra bizi, biliyorlardı suçumuz genç olmak güzel şeyler istemekti.

Onlar ihtiyarlamış biz olgunlaşmıştık, fakat bir bütün olarak temiz de kalmamıştık…

Cellâtların sahipleri duyun bunu; Biz sizin yalanlarınız ve hilelerinizle baş edemedik, bu bize dert oldu, ancak bizde sizin önünüzde eğilmedik, bu da size ders olsun. (Anonim)

Evet!

Tertemizdik, Çünkü henüz daha kirlenmemiştik…

 

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER