Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Yaşamın senin yükündür Soyun bütün libaslarından iki gözüm İnsanlar; Korkarlar gerçeği hatırlatanlardan Kefelenmiş öykülerle yaşarlar… Yaşam bir bütündür, dünyanın diğer ucundaki bir değişim, gelişim bir diğer alanı değiştirirken, hala yerinde durmayı ve yerinde saymayı marifet sananlar, daha da gerilere düştüğünün, her gün bir parça eksildiğinin farkında bile değildirler. Sadece kendini görmek, çok yönlü düşünememek, etkileri

Istanbul Museum of Modern Art’da sergilenen ”Patlamaya hazır yürek” adlı eserin sahibi İnci Eviner, gözümde evren, yüreğimde içli bir melodi oldu… Kimim ben, neyim? Kendi yurdunda sürgün, yasaklı ” Patlamaya hazır yürek” kimsesiz, üzgün ve tutuk kalmış….Sözcükler yakalayamaz, eller silip süpüremez, dedim kendi kendime… Yaşam ve insana dair güncel bir irdeleme, aynı zamanda insan doğasının

İnsan, zaafları olan bir varlıktır; varlığının anlamını içselleştirmemiş ise, hep tekrarları oynar. Sonra serzenişler karışır söylemlere ” Ben akıllanmam diye” oysa, sorun akılda değil, yaşadıklarımız karşısında takındığımız tutum ve davranışlarımızdır, aslolan. Sorumluluk bilinci olgunlaşmamışsa bir insanın, verdiği sözleri unutur, yerine getirmeyeceği sözler verir,niçin verdiğini bile unutur. Hep başkalarını kötüler; kendini yüceltmenin yolunun sadece başkalarını eleştirmekle

“Kendim ve dostlarım için ve zamanın akışını yumuşatmak için yazıyorum.” demiş, Jorge Luis Borges Bende: kendi bilincimle, irademle,seçimlerimle,seçtiklerimle, değerlerimle, insanı sorumluluklarımla, bir nebzede olsa; yaşamda bir farkındalık oluşturmak için yazıyorum.. Nede olsa, hayatı ezberlemek başka; anlayarak, gözlemleyerek, deneyimleyerek, sevgiyle dokunmak, ezber bozmak bambaşka. Çoğu zaman, başkalarının dayattığı kurallara ve değerlere göre yaşıyoruz. Yalanları, oyun bozanları,

Bazen, anlamak hoşumuza gitmiyor; anladığımız şeyleri değiştirmeyince ruhumuzun ayarı bozuluyor. Sadece büyümüş bedenlerin içinde kendimize gizli saklı yaşıyoruz, yüreğimiz üşüyor, ne garip değil mi ? Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle, onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır… İnsan; birey olmayı başaramayınca; ne anlamı kalır

Zamanın şahitliğinde/ Türkülerin ateşini kurutanlar/ Kökünden sökemezsiniz umudu… Adalet, inanca göre değildir. İnsanın mutluluğu ”sevgi, umut,merhamet ve vicdan” duygularıyla beslenir. Daha güzel bir dünya ve dingin bir mutluluk için; öğreti ve baskıya dayalı inanç ve değerler yerine ”açık, anlaşılır, vicdani” değerleri yaşatmak ve geliştirmek hedefimiz olmalı. Öz saygısı ve iç barışı olan insanlar, mutluluğu tek bir

Hüzün tanecikleri/ Kilit vuruyor geceye Avucumdaki çizgiler/ Yüzün kadar tanıdık Hüzün, bir ardından bakmadır, yaşanana, yaşananın tortusuna. Yaşanılan gerçeklikle birlikte, yaşanmış üstüne bir yoğunlaşmadır. Yaşanmışlığın belirsiz değerlendirilmesidir. Kaçırılanlar, acılar, çaresizlikler, geçip giden zamanın bir daha geri gelmeyeceğidir. Bir pişmanlık, derin bir melankoli nedeni olmamalıdır. Tutku, kızgınlık, nefret, öfke, coşku yoktur hüzünde. İçselleşmiş hüzün; gerçekliğin, geçmiş

İnsanlık , karanlık bir bilinç bulanıklığının pençesinde kıvranıyor. Yapmak isteyip de yapamayacağımız şeylerle doldu taştı dünya. Bilgi karmaşası içerisinde bir telaş,bir doyumsuzluk aldı başını gidiyor, nereye varacağını bilmeden.Bu telaşla birlikte, tekniğin, robotlaşmanın getirdiği tüketim çılgınlığında, kapitalizmin yeni çocukları doğuyor. Sevginin ortak dilini öğrenmeden, buzdan kalpler yerini alıyor. İstediğimiz her şeye sahip olmanın ‘mutluluğun anahtarı’ olduğu

Kanatlarımın altındaki rüzgarları düşündüm. Anladım ki, sadece anlamak yetmiyor…eli taşın altına koymak da gerekiyor ! Ne oldu  bize? Kapılarımız kapalı, yüreklerimiz yaralı, taksitlere bölünmüş yaşamın biçare bekçileri gibi, her yerimiz talana dönmüş. Birbirimize yabancı, birbirimize yasaklı, biz mi istedik yoksa birileri mi böyle istedi?.. Her toplum hak ettiği gibi yönetilir, derler ya, biz mi böyle

Sosyalleşmek, çevrenizdekilerle diyaloğa girmek, çoğu zaman bir “merhaba” kadar basit. Ancak konu, karşımızdakini tanımaya geldiğinde, durum biraz zorlaşıyor. Aslında zorlaşması değilde, daha çok özen ve itina istiyor demek, daha anlamlı geliyor. Çünkü, insanları tanımak sanıldığı kadar kolay değil. Zaman ayırmak,emek vermek ve gönüllü olmak gerekiyor. İletişime geçtikçe, paylaşımlar artıkça; hangi olaya nasıl tepki vereceğini, insan

Yeni Soluk
YUKARI