Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

İnsan yaşamını, ifade özgürlüğünü, sadece yasayla korumak mümkün müdür? Mümkün olmadığını; yaşadıkça görüyoruz, bunun da bir çok nedeni var. Her şeyden önce; toplumda hoşgörü ruhu olmalıdır. Hoşgörülü insan olmak; ruhsal olgunluk ve sağlam karakter ister, buda büyük resmi net görmemizi sağlar. Hoşgörümüz sayesinde diğer insanları anlamaya başlarız ve onlarla iletişim kurarız.Hoşgörülü insan olmak; insanın değer

Sinema hiçbir şeyi değiştirmez; ama insanların bir çok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.”Krzysztof Kieslowski Çok uzun zaman önce izlediğim bir filmdi, ”Ölü Ozanlar Derneği” tekrar izleme şansına sahip oldum. Ölü Ozanlar Derneği filmi Willams’ın unutulmaz filmlerinden. N.H. Kleinbaum’un romanından derlenen film; kalıplaşmış yapıyı, düşüncenin sığlığını ele alıyor.

Sevginin, öğrenmenin, değer katmanın; belli bir inancı, ülkesi, kalıbı yok. İnsanların eylemleri ve söylevleri şüphesiz ki, hayatla olan ilişkilerinin rengini ve biçimini de tayin eder.. Önemli olan sevgi diliyle yaşama uzanmak, anlamak; anladığını yorumlamak ve sezgilerini, anlatabileceklerini biçimlendirebilmek. ”Onat kutlar, yaşarken seslenmiş; düşünüyorum nasıl budandıj bahara ulaşmak için. Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin, unutmamak

Düşündüğünüz/ söylemek istediğiniz, Söylediğinizi sandığınız/ söylediğiniz, Karşınızdakinin duymak istediği/ duyduğu, Anlamak istediği/ anladığını sandığı/ Sylviane Herpin Günlük hayatta, iletişim içinde olduğumuz insanlarla değişik olaylar yaşarız. Kimisiyle birlikte çalışır kimisiyle de sadece selamlaşıp geçme şeklinde münasebetlerimiz olur. Bazılarıyla da dertlerimizi, sevinçlerimizi paylaşırız. Hayallerimizi, isteklerimizi anlatırız. Dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, sırdaşlığı paylaşırız. Bazen de kırılırız birbirimize, yanlış anlaşılmalar

”Anlamak ortak bir dil gerektirir. Ortak dil ise, ortak yaşam, ortak bilgi, ortak birikim, ortak düş, kimi yerde ortak düşüş demektir. Ortak değilse bile yakın, benzer gibi. Ama diyebilirsin ki, bana yabancı olanı arıyorum ben. Öyleyse yolun açık olsun.” seslenişini ” Hakkari de Bir Mevsim” filmiyle Ferit Edgü’nün romanından sinemaya uyarlanan, düşün içindeki gerçekle, gerçeğin

Bir toplumda, toplumsal değerler anlamını yitirirse, emek de yüce olma anlamını yitirmeye başlar. Gerçekten emek nedir diye kendimize sorduğumuzda, hangi pencereden baktığımızla ilgili çarpıcı bir çok soruyla karşılaşabiliyoruz. Toplumsal açıdan olsun, bireysel açıdan olsun, psikolojik açıdan olsun sonuçta emek yüce bir değer olarak karşımıza çıkıyor çıkmasına lakin  kaçımız bu anlamı içselleştirip yaşayabiliyoruz ? 12.03.2017′ de

Sadece başarmak önemli değildir, asıl önemli olan çabalamaktır. Şimdiye kadar kadın söylemleri üzerinden bir çok makale ve kitap okudum, etkinliklere katıldım. Farkındalık oluşturmak adına yaşadıklarımı kitaplaştırdım. Gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım, beni bir birey olarak etkilediği kadar, sorumluluk almamı ve kendimi güncellemem için mücadele vermem gerektiğini  öğretti. Ancak o zaman, ‘’Kendin olmak’’ anlamını içselleştirmenin ne kadar önemli

”Fakirliği düşleyebiliriz. Zenginliği düşleyebiliriz. Cehennemi veya cenneti düşleyebiliriz. Ölümü veya sonsuza dek sürecek bir yaşamı düşleyebiliriz. Hepsi bize bağlıdır. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir.” Stefano D’Anna, İnsanoğlu evrensel değerlerden uzaklaşıyor, olumsuz düşünüyor ve hissediyor. Düşüyoruz birer birer yaşamın kıyısından. Adına döngü diyelim, adına değişim diyelim ne dersek diyelim, gördüğümüz ve dokunduğumuz her şeyin, yeniden var

İletişimde bulunduğumuz insanlara ne söylediğimiz kadar, neyi nasıl söylediğimiz de önemlidir. Eleştirilere açık olmak, insanın kendisini geliştirmesinin yolunu açtığı gibi, kendine ayna olmasında yardımcı olur. Herkes kendine bir öz eleştiri yapmalı, zaman zaman. Doğru bildiğimiz o kadar çok yanlış olduğunu zamanla öğreniyoruz ki, kendimiz bile şaşırıyoruz. Eleştiri her zaman, insan gelişiminin bir parçasıdır. Önemli olan

’Bugün dünyamız, sermaye düzeninin yasalarına göre yöneltilmekte ve bu düzenin temeli, üretim ve tüketim ilişkisine dayanmakta. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bu düzenin dışında değildir. Eğitim, sağlık, bilgilenme, teknoloji, din, aşk, ahlak, edebiyat, sanat ve aklımıza gelen her şey bu düzenin, bu çarkın içinde yeniden anlamlanır.’’ Tüketim çılgınlığını insanlara empoze eden kapitalist sistem, bu düzenin

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER