Olcay Kasımoğlu

Unutursam Fısılda

olcaykasimoglu@yenisoluk.com

Çok kısa bir zaman önce 35-40 yaşlarında bir hanımefendi yanımda ki boş koltuğa oturdu. Kısa bir sessizliğin ardından yolculuk nereye diye sorarken, benim gözüm tişörtünün üstünde ki yazıya ilişti. Konuşmanın ilk fitili tutuşunca, üzerinizde ki tişörtünüz çok güzel, dedim. Muzipçe gülümseyip göz kırptı. Yazı daha güzel, ne dersiniz diye başka bir soruyla geldi. Evet, ”Daraldım”

Kısa bir zaman önce otobüs durağında beklerken, ”Biri bana anlatsın, mesele nedir mesela ?” duvar yazısını görünce içim bir hoş oldu ! Kendi kendimle konuşmaya başladım.Yaşamı ve içinde var olan her şeyi sorgulamam bana mesele çıkartıyor mu mesela? Yüzümde gülümseme, gelen dolmuşa bindim. Düşünmeye, mesele nedir mesela diye diye, içimi döke döke yazmaya başladım. Biraz kendimi

Hayatın içinde: Emek, mizah, sevgi, vicdan ve sanatla yoğrulmayan hiçbir şeyin yaşamsal tadı yoktur, aslında! O zaman; Akıp gideni durup görmemizi sağlayacak olan bir dünya yaratmak ve bize hayatı yeniden iade etmek mümkün değilken, yaşamı keşkelerle ve pişmanlıklarla söndürmek, yaşamsal tatlara sırtımızı dönmek niye? Geçmişiyle yüzleşemeyenler, keşkeleri kendine zehir ederek yaşama tutunanlar bilmezler mi üzerini

”Akıllı insan, düşündüğünü söyleyen değil, söylediğinin sorumluluğunu ve getirdiği sonuçları da bilerek üzerine alıp konuşan insandır.” Yaşam içerisinde dış görüntümüze, görüntülere çok fazla önem veriyoruz, büyük anlamlar yüklüyoruz. Düşünce ve algılarımızı geliştirmek için kendimize emek vermiyoruz, hayatı ve içindekileri sorgulamıyoruz. İnsan: düşünmeyi, düşündüğünü ifade etmeyi, farklı düşünceleri dinlemeyi , gerektiğinde uygun bir biçimde itiraz etmeyi,

Herkesin dijital ağlarla birbirine bağlandığı günümüzde, bilgiyle iletişime geçmek, yeni insanlar tanımak her zamankinden daha kolay hale geldi. Özellikle teknolojik gelişmelere ve onun toplumsal hayatta yol açtığı hızlı değişim ve dönüşüme baktığımızda; Toplumların sahip oldukları kültürel alışkanlıklar, tutumlar ve beklentiler de köklü biçimde değişime uğramakta, globalleşme; hızla gelişen iletişim teknolojileri aracılığı ile dünyayı derinden etkilemektedir.

Parantez içine alınmış bir noktalama işareti değildir yaşam. ”Birine, birilerine karşı hissettiğimiz duygular “Ona karşı hissetmemiz gerekenler” diye önceden tarif edilmişse, onunla meselemiz bitmeyecek, hatta başlayamayacaktır bile.” Bunun için de, herkes yenilenmek, temizlenmek durumundadır. Yaşamak için gözlemlemek, gözlemlerken yenilenmek, yenilenirken ilerlemek gerekir, ancak o zaman ön yargılarımızdan arınabiliriz. Arınan insan özgür insandır, özgür insan kendini

Yaşam bir bütündür. Her şeyin özüne gitmeli insan, görünene değil. Bazen bildiklerimiz, gördüğümüz kadardır. Gördüğümüz baktığımız kadar ve baktığımız düşündüğümüz kadardır. Baktığımızı görmez, gördüğümüzü düşünmezsek eğer, gördüğümüzün bildiğimize sığmadığını da göremeyiz. Bunun içinde; Bilinen en tanıdık tanımıyla, kültürümüzü geliştirmek, olaylara farklı açılardan bakabilmek için aydın bir kimsenin iyi bir okuma alışkanlığına ve okuma bilincine sahip

Kültürel değer yargılarını sadece öğretmek değil, eğitileni; değerin ve değerlerin bilgisiyle donatmak gerekiyor. Davranışlarımızda daha iyiyi yakalamanın yolu da duygularımızı sağaltmaktan, onun yolu da düşüncelerimizin doğru biçimlendirilmesinden geçer. Ve ”Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara ihtiyacı var.” Yaşadığımız evrende, insan davranışları, sözleri o kadar özden yoksun ki, ortak değerleri bir arada tutmaya yetmiyor. ,

İnsan yaşamını, ifade özgürlüğünü, sadece yasayla korumak mümkün müdür? Mümkün olmadığını; yaşadıkça görüyoruz, bunun da bir çok nedeni var. Her şeyden önce; toplumda hoşgörü ruhu olmalıdır. Hoşgörülü insan olmak; ruhsal olgunluk ve sağlam karakter ister, buda büyük resmi net görmemizi sağlar. Hoşgörümüz sayesinde diğer insanları anlamaya başlarız ve onlarla iletişim kurarız.Hoşgörülü insan olmak; insanın değer

Sinema hiçbir şeyi değiştirmez; ama insanların bir çok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır.”Krzysztof Kieslowski Çok uzun zaman önce izlediğim bir filmdi, ”Ölü Ozanlar Derneği” tekrar izleme şansına sahip oldum. Ölü Ozanlar Derneği filmi Willams’ın unutulmaz filmlerinden. N.H. Kleinbaum’un romanından derlenen film; kalıplaşmış yapıyı, düşüncenin sığlığını ele alıyor.

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER