Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

  Ben hep karşıyım, Solcu, Sosyal demokrat, aydın olduğunu iddia eden buna karşın sivri sağ katı ve aşırı milliyetçilik çıkışlarını yapanlara karşıyım. Yardım dernekleri kurup yardıma muhtaç zavallıların hakkıyla lüks içinde yaşayan, topladıkları paralarla siyaset yapan fırsatçılara karşıyım. Diplomasız doktorlara nasıl karşıysam liyakatsiz siyaset yapıp koltuk kapan o koltuğun görevini de eline yüzüne bulaştıranlara karşıyım.

Özellikle AKP iktidar olana dek ülkedeki tüm siyasi görüşlerin sahiplenmesiyle Kemalizm bir çatı gibi altında farklı tonları barındırıyordu. Kemalizmin güçlülüğünden dolayı sonradan oluşan Sağ Kemalistler de bu şemsiyenin altına farklı bir renk olarak girdiler. Mustafa Kemalin milliyetçilik anlayışı kan ve soy itibarıyla Etnik Milliyetçiliği kabullenmeyip Teritoryal Milliyetçilik olduğu iddia edilir, yani vatandaşlık bağıyla kurulan vatan

  Delegenin sözlük tanımı; Kendisine yetki verilerek bir yere veya birinin katına gönderilen kimse, murahhas, elçi. Diğer bir tanımı ise; Seçilmiş kişi oluyormuş! Devlet, parti, sendika, spor kulübü vb kuruluşları toplantılarda temsil eden kimse. Bilimsel toplantılara bildiri sunmak üzere katılan kimse, katılımcı. Peki delege nasıl seçilir, kimler ne için onun delege olmasını sağlar, delege olduktan

Ekşi sözlüğün bir entry’si koltuk için şöyle demiş; Dünyanın en sapık eşyası ve biz de onu her gün kullanıyoruz farkında olmadan hep kucağa geliyoruz. Toplumsal itibar, ticari getirim olarak dikkat çekmenin ölçütü olmuş koltuk, elit kesime eşrafa dâhil olmak olarak algılayan saplantılı bir tutum içinde olanların kalesidir bu koltuk. Bu koltuk sevdalılarının bazıları maskara olmuştur

Onun koltuğa ilk oturuşu ve sizi de yeni tanıdıysa! Siz onun için bulunmaz bir nimetsiniz. Ne derseniz emir telakki eder, bir dediğinizi iki etmez. Ta ki, sizin gibi veya sizden daha fazla kullanabileceği birini tanıyana kadar. İşte onları tanımaya başladı mı, siz artık değer kaybına uğramaya başlarsınız. O koltuğun ısıttığı bir yerlerinde kurtlar kaynamaya başlamış

  “Güven” gözle görülmeyen sadece hissedilen çok ince bir çizgidir. Onu kalınlaştırarak kırılmasını engeleyen tek şey, “iki taraflı” olmasıdır. “Güven” kazanılması çok zor bir duygudur. Bir kişiye güvenmek ya da güvendirmek birçok iyi olup olmayacağı ve kötü olup olmayacağını göz önünde tutmakla baslar. Hayatınız boyunca tam anlamıyla birkaç kişi üzerinde güven yaratabilirsiniz. O kişilerle de

  Küresel mantelidenin yürü ya kulum dediği alaşımlı kapitalist sağ köklü sol söylemli liberal partiler dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de solun tüm jargonlarını elinden aldılar. Sol’a sadece içi boşaltılmış bir isim bırakıp, halka sol gösterip sağ vuruyorlar. Kısacası sağı sola boyamışlar. Sol üretimi destekler emekten güç alır, Sağ ise tüketim olmadan asla yaşayamaz,

Bir ülkede sol, olmaz’sa olmaz koşuldur. Şayet sol olmaz ise sendikalar asla verimli olmaz, olanında rengi sararır, doğal olarak o sendikaya da sarı sendika derler. Sendikaların olmadığı ülkede emeğin hak arayışı olmaz, hak arayışı olmazsa patronun cebine daha fazla gani gani para akar, durmadan patron kazanır. Tabi bunun sonucu İşçi emekçi sınıfının “değil alnından” başka

Başarıya övgü değeri olan bir durumda sessiz kalmak ne kadar kötüyse, eleştrilecek bir olaya methiye düzmekte o kadar kötüdür. Veya bir durumda sessiz kalmak ne kadar kötüyse, methiye düzmekte o kadar kötüdür. Bir insana sürekli; gelişigüzel her durumda harikasın, süpersin, müthişsin, on numarasın demek ona yapılacak en büyük kötülüklerden biridir. Bir kurum için ise dahada

“CHP’nin aday belirleme yöntemi demokratik, şeffaf değil” diyen mahşerin altı atlısı; bu partinin karar vericileri “sizi aday yaparken” neden itiraz etmediniz? Elbette her işin olduğu gibi siyasetinde kendine özgü ahlaki kuralları olacaktır. Aday belirlendiği ilk günden itibaren ortaya çıkarak “biz oy vermeyeceğiz” diyeceksiniz, kazanmak adına artı tek hamleniz yokken, kaybedilmesi için belkide rakibe oy verdiğiniz

Yeni Soluk
YUKARI