Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Pek bir düşünceli iş adamlarının, politikacıların, yöneticilerin, sanatçıların içinden gelerek yaptığı, “açların” doymasına vesile olan hayırsever organizasyonlardır. İftar yemeği gibi versiyonları da mevcuttur. Yemeği veren şahsiyet, basını kendi saflarına çekmek için veriyordur bu yemeği. Aleyhinde oluşabilecek muhtemel şeyleri kendince önlemek ya da ucuz yoldan reklâmını yapmaktır asıl gayesi. Yoksa bugün kim kime karşılıksız bir şey

Hani son günlerin o meşhur 90’lılardan bahsediyoruz ya. Hah işte onlar! Onlar, yargısız infazların yoğun yaşandığı bir dünyaya doğdular. Onlar doğduğunda; Adapazarı-İzmit-Sapanca bölgesinde (şeytan üçgeni, Ölüm üçgeni) sürekli faili meçhul cinayetler olurdu. Evler basılır, teslim ol çağrısı yapılmadan insanlar öldürülürdü. O yıllarda hükümet olanlar hakkında ne yazık ki mahkûmiyet hiç olmadı. O çocuklar, yani 90’lılar,

Referandum sürecince iki kez gündeme dair yazdım. Sustum acıtmamak için. Sustum oyunbozan olmamak için. Sustum üyenin ve seçmenin bu duruma karşı kendiliğinden gelişen direnişine köstek olmamak için. Sustum her zamanki gibi köşe başlarını tutmuş delege ağalarının “fırsat bu fırsattır” deyip saldırılarına fırsat vermemek için… Şimdi konuşma zamanı! Şimdi emek hırsızlarından hesap sorma zamanı. CHP referandum

Döneceğini bile bile gitme halleridir bu gitmeler. Gider ancak “ah bir çağıran olsa” diye kulağı hep kiriştedir! İnsan alışkanlıklarını kolay kolay değiştiremez, silemez, yok sayamaz. Bunu yapmaya kalktığı zamanlarda mutsuz olur, huzursuz olur ve o alışkanlıklara geri döner. Kaderini başkalarının çizdiği bu alem de insanın bu halleri, dönüşleri bazen kaçınılmaz olandır. Huzur ve mutluluk bu

Cengiz Aytmatov’un “Gün uzar yüzyıl olur”adlı romanında bahsedilen “mankurtlaşma” hali “sahte, yapay” değerlere tapan ve onların liderlerinin peşinde koşturanlar için günümüze bakalım ne kadar uygunmuş… Bugüne kadar Mankurtizm için birçok gazeteci çeşitli yazılar yazdı, sanırım bundan sonrada Mankurtlaşmak üzerine çok yazılar yazılacaktır. Bizde elimizden geldiğince güne uyarlamaya çalıştık. Bakalım 2012 Mayıs ayıda yayınlanan yazımızda bahsi

Benim gördüğüm rüyayı herkes mi görüyor, yoksa herkesin rüyası ben miyim? Bu topyekûn bir rüya ve bu rüyayı hep beraber görüyoruz. Bir kişide toplanmış milyarlarca insanın hayali ve biz bu hayali hep beraber görüyoruz. Yoksa gerçekten hepimiz tek kişi miyiz? İyilikler de kötülükler de bir kişiden, yani ben-sen biriz ya, benim-senin toplamımız da biz olduğuna

Sadakat; bağlılık, samimiyet, vefa anlamında kullanılan kelimedir. Sadakat kişiye göre değişmekte olup nerde araştırdıysam, kime sorduysam farklı anlam taşıyordu. Bakınız kişiye göre sadakat nelermiş: Sadakat hiçbir zorlama olmadan karşılıklı anlaşmalar ve gönüllülük esasına dayalı ise yüce bir değer olarak değerlendirilebilinir, aksi ise; İtaattir! Bireysel seçim, ya da karaktersizlikle bağlantılı bir “bağlı olma” durumu olabilir. Eş-iş,

Efendim, son günlerin moda fıkrasıyla yazımıza başlayalım. Tavuk, çayırda otlayan ineğe gitmiş: “Merhaba inek kardeş!” İnek, tavuğun kendisine, merhaba demesini biraz garipsemiş, fakat yine de: “Hayrola?” diye cevap vermiş. Tavuk “Size, ortaklık teklif etsem, kabul eder misiniz?” demiş. İnek, ne kadar inekte olsa da, bir işi reddedecek kadar “inek” olmadığından, inekleşmeyip: “Söyle bakalım, neymiş bu

“Ölüm hayatta büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp yaşarken içimizde ölenlerdir!”(CY) Tam 6 yıl olmuş. O orada tek başınaydı, yalnızlığında hüzünlenen bakışlarını saklamak için tek başınalığını saklamak istercesine sanki çok acil bir yere yetişmesi gereken, dakikası boş geçmeyen bir sosyal adamın hareketliliğini göstermesine rağmen yalnızlığı anlaşılıyordu istasyonda sevgilisiyle kavga edip bir başına kalan yalnız adamın.

Bazıları, yukarı çıkana kadar demokrasi isterler. Yukarı çıktıktan sonra etraflarının ilk sırasına yalakaları korlar. İkinci sırasına iş bitiricileri, Üçüncü sırasına askerlerini, Dördüncü sırasına dikenli tel ve en son sırasına aşağıdakileri yani halkı korlar… Yukarıdakiler, yukarının eleştirilmesinden pek hoşlanmazlar. Sürekli eleştirileri yakarış/şikâyet gibi algılatmanın yolunu ararlar. Daha tahammülsüzleri ise, eleştiriyi önlemek için eleştirinin adını dedikoduya çevirir.

Yeni Soluk
YUKARI