Esra Tanrıverdi

Hayatın Pusulası

esratanriverdi@yenisoluk.com

Gündemde pek çok konu ve pek çok olay yaşanırken nereden çıktı bu orta yaş yazısı? Ben de şimdi tam bu soruyu sormaya başladım kendime. Acaba kendim kendime bir telkin mi vermek istedi. Eh bugüne bugün orta yaşa girdik de yol alıyoruz… Hepsi bir yana orta yaş grubundan danışanlarımın, dostlarımın, yakınlarımın zaman zaman sordukları sorulara ve

Azerice ve Öz Türkçe’de “Özüm” demek canım, kendim demektir. “Güven ” ise kendine ve değerlerine inanmaktır. Ben de ben. Yani herkes kadar sen. Üçü biraraya gelince tüm insanlar için temel ve çok önemli bir duygusal gereklilik olan ” Özgüveni ” oluşturuyor. Şu halde Özgüven kişinin özüne yani kendine güvenmesi demektir. Birisine güvendiğiniz zaman, “ben ona

Aşk masalları hep “ Onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine “ ile son bulur. İki sevgili birbirine kavuşmak için pek çok zorluklardan geçerek birbirine kavuşmuştur o masallarda. Ama hiç kimse o masallarda sevgililerin birbirine kavuştuktan sonra ki hayatlarını merak etmez. Belki de asıl hikâye burada başlamakta. Acaba evlilik sadece aşk mıdır? Aşk biterse evlilik biter

Bayram Mesajı Bayramlar birleştirirdi, kavuştururdu, bir arada tutardı bizi. Şimdilerde ise bayramlar bizi birbirimizden ayırıyor. Bayram gelince artık kimse evinde oturmuyor. “pırrrr!”  Iş hayatının stresinden mi kaçılıyor konu komşudan mı yoksa kendinden mi bilinmez! Günümüzde özellikle bayramlar tatil ya da dinlenme  fırsatı olarak değerlendiriliyor.  Her bayram gelişinde artık alışkanlık olmuş :” evde yokuz” Nerede mi o eski bayramlar?

Biliyorsunuz ki son yıllarda en kolay en hunharca harcanan kavramlardan biri oldu dostluk. Tıpkı aşk gibi onun da şekli şeması değişti. Sosyal medyaya bakıyorsunuz herkes bir dost bir dost, herkes en yakın arkadaş(!) Tanıştırılırken bile “ …… yıllık dostum, kadim dostum, can dostum,….” sözleri dökülür dudaklardan. Ortalık kankalardan geçilmez oldu vesselam!… Sonra bir bakıyorsunuz birbirilerine

Türkiye kadını, kadına yönelik şiddeti, istismarı tartışırken şoke eden bir haber düştü gündeme: “Anayasa mahkemesi resmi nikah olmadan dini nikahı serbest bıraktı. “ Bu yasa ailenin ve evliliklerin yapısına büyük bir darbe vurmuştur. Halen kırsal kesimde 12-13 yaşında çocukların evlendirildiği bir ülkede devlet eliyle çocuk gelin ve kuma evlilikleri desteklenmektedir.  İmam nikahının serbest bırakılması kadını

Ziraat Yüksek Mühendisi olan babam okuldan mezun olur olmaz Türkiye Şeker Fabrikaları’na çiçeği burnunda mühendis olarak girmiş ve hayati boyunca kesintisiz tam 35 yıl aynı kurumda şef, uzman, ziraat müdürü ve fabrika müdürü olarak görev yapmıştı. Babama soruldugunda kargadan baska kuş pancardan baska iş bilmem, derdi. Eh dile kolay 35 yıl pancardan şeker üretmeye çalıştı,köylüyü

Aslında yazacak o kadar çok konu, gündemde o kadar çok sorun var ki. Fakat bütün hepsini elimin kenarıyla masamdan şöyle bir kenara itip dünyanın evrensel bir bunalımından, öldürücü sendromundan söz etmek istiyorum bu hafta:  İNTİHAR! Bir adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin sahile vurmuş

Ayrılsak da beraberiz… Güle oynaya seve sevile aşkla evleniliyor. Aradan biraz zaman geçiyor koşa koşa, nefretle boşanılıyor. Birbirinden çabuk mu bıkılıyor yoksa eşler kendilerini yanlış mı tanıtıyor bilemem. Haftaya evlilik konusunu yazacağım orada daha detaylı inceleriz. İspanyol düşünür Miguel de Unamuno’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: ”Aşk, aldanışın kızı; hayal, kırıklığın annesidir” peki o halde

Güzel günler sana gelmez sen onlara gitmelisin …. Son günlerin meşhur sözü. “Hayat sana güzel!” Mutlu olanların mutluluklarına bakıp mutsuz olma halinin bir nevi dile getirimi. Kendi yaşamlarındaki güzellikleri görmeyecek kadar kör olmanın bir diğer adı belki de. İster istemez kızıyor insan. Her ne kadar espriyle karışık bir şekilde söylense de yavan bir tadı var.

Yeni Soluk
YUKARI