Çiçek Akyol

Ortaya Karışık

yenisoluk@info.com

Yine bir Eskişehir yolculuğu başlıyor. Bu aralar sık sık Eskişehir’e gidiyorum. Bu defa Tepebaşı Belediye Başkanı Dt. Ahmet Ataç ile röportaj yapmak için. Elbette hızlı treni tercih ediyorum. Hem hızlı hem keyifli… Biletimi ayırttım. Çünkü son güne kalırsanız bilet bulamayabiliyorsunuz. Evet trendeki yerimi alıyorum. Yolculuğun başladığı ilk dakikalar etrafı seyretmeyi seviyorum. Tren hareket ettikten bir

1. Giriş: Çalışanların psikolojik baskıya maruz kalması insanlık tarihiyle başlıyor. Ne varki bu durum bilim adamlarının 1980 yılından sonra yoğun biçimde ilgisini çekmiş. İşyerinde çalışanların veya yöneticilerin bir başka kişiye rahatsız edici, sistematik söz ve davranışlarda bulunması hepimizin çevremizde sıkça duyduğu bir durumdur. Aslında hepimizin çok yakından bildiği ama adını koyamadığı bir kavram mobbing. Bilhassa

Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. Kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının gündeme gelmesine ayrılmaktadır. Türkiye’de 8 Mart ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlandı. 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi

Biz daha birbirimize destek olamıyoruz ki kadınlar olarak. Ben kadının hak ve adalet savaşında hayatımdan erkekleri çıkaramam… Çünkü asıl o zaman çaresiz kalırım. Böyle bir çağda ehliyet alırken bile babam ve abilerimin desteğine rağmen anneme karşı verdiğim mücadele akıl almaz çünkü. Çoğu kadına göre kızları abileriyle yanyana bile yürümemeli. En fazla onbeşinde evlenip kocası izin

“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” diye bir gün var. O günün anlam ve önemini kavratmamıza yardımcı olabilirsiniz mesela. Bugünü bizlere sadece gül ve karanfil dağıtarak geçirmeyin lütfen. Zaten bizim derdimiz eşitlik filan da değil. Sadece adalet istiyoruz biz. Ama toplumumuzda görünen o ki biz kadınların hayatımızda erkekler olmadan yaşayabilmemiz çok zor. Gerçi erkekler varkende

Sevmek ne güzel kelime… Ne asil kelime değil mi? E peki madem kelimesi bu kadar güzel olanın duygusu da güzeldir o zaman. İyi ama neden kıymetini bilemiyoruz. Bu dünyayı neden zaman zaman sevdiklerimize ve kendimize dar ediyoruz. Biraz dikkat etmek gerçekten çok mu zor? Tıpkı sevdiğimiz bir yemeği bıkana kadar yemediğimiz gibi… Tıpkı çiçeklerimizi sabah

Dediklerine göre bugün sevgililer günüymüş. Sakın hediye seçeceğim diye strese girme. Sürpriz yapacağım diye de kendini zorlama. Bunlar kapitalist sistemin oyunları tamam boşver gitsin. Ben yapayım tüm sürprizleri o zaman. Sen sadece haberim olmadan iş çıkış saatime yakın işyerime gel. Ne dersin. Gölbaşına gider, kuşlara yem atarız. Gerçi sevgi çiçekleri açmamıştır daha ama olsun. Sahi

Büyülü ev, Uğurlu kazağım, Şans kolyem, İnanır mısınız bunlara? Ben inanırım. Yani enerjiye inanırım. Eşyalara, onları kullanan insanların enerjileri yüklenir. Ve bu enerjiler birikir. Hepimizin çok sayıda kazağı vardır. Ama birini her zaman giymek isteriz. Çünkü kendimizi iyi hissederiz. Yani çok mutlu bir anı yaşarken kolyemiz pozitif enerjimizi depolar. Başka birgün stresliyken o kolyemizi taktığımızda

Kuşları, kedileri, köpekleri ve çiçekleri rahat bırakın artık! Eskiden çok eskidendi… Her sabah yoğun kuş sesiyle uyanırdım. Evimiz bahçeliydi. Ve hemen hemen her meyvenin ağacından vardı bahçemizde. Yani şimdiki gibi çalar saatle değil kuş sesiyle uyanırdım. Soğuk kış gecelerinde soba sönmeye başlayıp ev soğuduğunda hiç üşümezdim. Ayak ucumda doğal ısıtıcım Duman isimli kedim vardı. Her

Hani bazen her şeyden kaçmak isteriz de bir türlü bizi sarıp sarmalayacak yer bulamayız ya… Yürürken yürürken bir su kenarı, renk renk çiçekler görür, esinti hisseder, kuş sesi, kedi mırlaması duyarız. Hemen en yakında gözümüze çarpan bir banka ilişiriz… Bir köpekle, kediyle göz göze geliriz. Başımı okşasana ne bekliyorsun der gibi bakar durur… Güzel bir

Yeni Soluk
YUKARI