Mustafa Esmer Cengiz

Kapı önü

mustafaesmercengiz@yenisoluk.com

Al sana yazmak istemediğim bir yazı daha!
Görmezden gelsen olmaz, yazsan kalemin kanar, yazmasan bir ömür boyu vicdan.

Erkenden kalktım; Mersin’in en uzak ilçelerinden birine gidilecek, bu dava izlenecek önce.
Gittim.
Gitmez olsaydım, görmez olsaydım, duymaz olsaydım .

Adamın biri…
Ne adamı! Adam madam değil, insan kılığında bir acayip yaratık.
Ve başı örtülü , ayağı çıplak bir anne, kızlarıyla birlikte mahkeme kapısında.
İçler acısı bir durum.

Ağır ceza salonun içinde derin bir sessizlik.
Hakim soruyor; adam yalanlıyor, komplo, diyor.

Küçük kız anlatıyor:
Bu adam; babam olacak bu adam altı yıldır bana tecavüz ediyor.
Evet, evet altı yıldır…
Annemi, abimi, ablalarımı işe gönderdikten sonra.
Elime Kuran’ı alıyorum ama nafile; yalvarıyorum, baba yapma diyorum, ağlıyorum ama…

Babalar bunu yapar deyip, kızları babalarına helaldir deyip…

Kız ,ters bir ilişkiden söz ediyor, kan donduran bir baba- kız ilişkisinden.
Hiçbir dinin, hiçbir kitabın, insan olan hiçbir insanın kabullenemeyeceği bir rezaletten.
Ablalarından birine anlatmış önce dayanamayıp; inanmamışlar.
Kuşkulanıp basıyorlar evi sonra, çırılçıplak yakalıyorlar. Kıyamet!
Anne hüngür hüngür ağlıyor anlatırken, ablaları da öyle.
Dört buçuk saat sürüyor mahkeme.

Doğu Anadolu’nun büyükçe bir ilinden gelmişler. Biri erkek sekiz çocuklu yoksul bir aile. Babanın dışında hepsi onun bunun bağında bahçesinde, tarlasında, serasında amele.

Önce öldürmeyi düşünüyorlar babayı; sonra karakola gitmeyi yeğliyorlar. Yürekli, hassas bir avukat davayı üstleniyor tek bir kuruş almaksızın. Baba tutuklanıyor. Bu birinci mahkeme. Gizlilik kararı alıyor hakim. İkinci duruşma iki ay sonra, kapalı.

Koridorda diğer kızlara sordum, yok dediler, bize tacizi sadece elle !
Karısının şiddet görmediği bir Allahın günü yok; onun için kat kat giyiniyormuş kadıncağız. Oğlan evden kovulmuş çoktan.

Aman duyulmasın diye diye geçen yıllar…
Ele güne karşı rezil olmamak içinmiş susmaları bunca yıl.
Ama canlarına tak etmiş sonunda; ne olacaksa olsuna gelmiş dayanmış durum.
Cezasını çeksin, diyorlar; bizden uzak dursun da…

Küçük kız on beşinde daha; psikolog eşliğinde ayakta zor duruyor. Kolay kolay atlatılacağa da benzemiyor yaşadığı travma.

Aynı travmayı ben de yaşıyorum şu an. Keşke gitmeseydim diyorum; görmeseydim, dinlemeseydim.
Sonra iyi ki gitmişim diyorum; iyi ki böyle duyarlı avukatlar var diyorum; hakimler-savcılar var.

Uzun boylu, yüzünden lanet akan bir adam gözlerimin önünde; susan, başı eğik bir avukat, ağlaşan anneler, kızlar…

Eden , bulur diyorum; eninde sonunda ettiğinin cezasını çeker diyorum, avunuyorum.

Sen bir gazetecisin diyorum kendi kendime; halkın gerçekleri öğrenme hakları var diyorum. Hep iyi şeyler yazacak değilsin ya diyorum. Hayatın bir de çirkin yüzü var, gördün işte diyorum, ağlıyorum…

““Annemi, abimi, ablalarımı işe gönderdikten sonra…”” için 3 Yorum

  1. Kiymet dediki : Cevapla

    Emeklerinize sağlık iç karartici ancak gerçek.

  2. Mehmet Ok dediki : Cevapla

    Mustafa kalemine sağlık, bunları yazmakla toplumumuzun kanayan yarasına parmak basıyorsun.
    Bu olaylar binde biri
    Namus olayı olunca, namusuna boğulup gıkını çıkarmıyor.

  3. Hatice dediki : Cevapla

    Ulkemizde bu tur sapkinliklar her gecen gun artiyor yuregine emegine saglik insallah yazildikca okundukca biraz olsun azalir dilegiyle

Yeni Soluk
YUKARI