Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

Acıyı çok kereler çok yerde tattım. Yaşlandıkça acıyı kabullenmek daha kolaylaşacak sanardım, hiçte öyle değilmiş. Nüfus kâğıdı eskidikçe duygusallık dahada kök salıp yeşeriyor. Göz pınarları daha çabuk doluyor, yürek çarpıntısı ağırlaştıkça ağırlaşıyor.

Genç İnan Yaşık’la başlayıp ikinci baharında Hasan Çelebiyi uzun koşuda yakalamıştı. Sonra Gülseren Altuner’i gözüne kestirmiş bir süre sonra Gültekin Toluay’ı alıverdi. Biraz ara verir belki derken mesaisine devam etmeyi sürdürüp genç yaşta Nihat Kaytaz’ı, Garip Gök’ü(Garip usta),Ali Özmen’i, Halis Korkmaz’ı aramızdan çekip aldı! Durmadı yorulmak bilmedi, her gün birer birer dostlarımızı aramızdan almaya devam etti ve en son bugün sevgili Ali Ütebay’ı kopardı bizden.

Evet, zor olanların en zorudur ölüm haberi yazmak. Hele ki ölen bir dost ve paylaşılmışlıklar var ise, yaşanmışlığın adı konmamış dertler tasa edilmemişse. Sevdiğim dost insanların anısına yazdığım ve her ölenin ardından yayımladığım bir yazım vardır. Demek ki bu kalem sevgili kardeşim, Avcılar’ın dostu Ali Ütebay içinde yazacakmış.

“Az sonra sala okunacak ve peşinden bir adam geldiği yere teslim edilecek.
Henüz çok genç sayılır, biz buna orta yaş başlangıcıda diyebiliriz. Amansız bir hastalık ile sona erdi bundan sonraki yaşanacak veya yaşanmamış günleri sevgili Ali’nin.
Bir telefon sms’i ile geldi acı haberi sabah saat 8’i 10 geçe.
Eşinin, çocuğunun akrabalarının canını yaktı ansızın yüreğe düşen ateş.
Hiç beklenmiyordu en azından bugün için, bütün diğer ölümler gibi zamansız ve erkendi.

Her ölüm erken ölümdür, diyor Cemal Süreyya.
Ölüyorum tanrım,
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür,
Biliyorum Tanrım.
Ama ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…

Birazdan buradan çıkıp giderken, genç adam toprağa verilmiş bizde görevimizi yapmış olacağız.
Az sonra hepimiz bir yerlerde belki ağız dolusu kahkahayla güleceğiz.

Bir canlının etinden yapılan yemekleri yiyeceğiz arkadaşlarımızla.

Belki bir çocuğun gülüşündeki samimiyetle ısınacağız.
Daha sonra belki sevdiğimizin kollarında ter içinde kalacağız. Sevişeceğiz. Öpüşeceğiz.

Belki biz biraz evvelki zevkli terlemenin yorgunluğuyla huşu içinde derin bir uykuya dalacağız.
Sonra yaşamaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hani derler ya ateş düştüğü yeri yakar.

Buna rağmen ağız dolusu kahkaha atabileceğiz.

Kimileri musalla taşındaki mevtayı unutup bir süreliğine dahi ara vermediği şaşalı yaşama devam edecek, kimi nerde nasıl kandırırım hesapları yapacak.

Kiminin ise o evin bacasından acının süzülüşünü göremeyecek kadar gözlerini hırs, ihtiras, para, ihanet ve kin ihalesi bürümüş olacak.

Bir evde ateş henüz kor olamamış ve henüz bunun için vakit çok erkenken.
O evde dualar okunup, yemekler yenirken.

Herkes sıra sıra dizilmiş sandalyelerde oturmuş, komşu kadınların elleriyle yaptıkları un helvasını yerken ve kendi içlerindeki acıya dönmüşken.
Az sonra biz ölümü unutacağız. Bize hiç yakışmayacağını düşünüp yanımıza yaklaştırmayacağız.

Azrail’imiz ise en yakınımızda, hemen şuracığımızda sabırla bizi bekleyecek.

Yine bağırıp yine kızacağız. Yine öfkelenip ve yine hemen unutacağız.

Kavgalar edip birbirini suçlayanlarla dolu olacak her taraf.

Kimisi suçunu hafifletmek adına “ortak değerler için gazetelere ilanlar verecek” beklide…

Kimisi çok iyi adamdı derken, Bazıları ise ortamdan uzaklaşana kadar yorum bile yapmayacaktır.
İşte o evde ölümün soğukluğu uzunca bir süre hiç unutulmayacak.

Bu akşam o evin insanları, hayatın bir çırpıda tükenen kısacık bir kuşkanadı çırpınışı kadar anlık olduğunu yeniden ve yeniden düşünecekler.
Daha dün gece, iyi geceler öpücüğü kondurdukları sıcacık bir yanağın bugün nasıl oluyor da buz gibi toprağa teslim edildiğini kavramakta güçlük çekecekler.
En sevdikleri canlarının bir parçasını kendi elleriyle toprağa gömebildiklerine ve orada bıraktıklarına inanamayacaklar.
Her kapı çalışında, Onun geldiğini zannedecekler. O gelsin isteyecekler. Küçük kızı onun gelmesi için belkide her gece dua edecek.

Elimizden bir şey gelmemesine yanarak her sabah yeniden uyanacağız, belki kimimiz ateşin sadece düştüğü yeri kavurmasına öfke duyacağız.
Ama sıramız gelene kadar da hep aynı daire içinde dönerek koşuşturmaya devam edeceğiz.”

Yeni Soluk
YUKARI