MFatih Güçlü

Buzdağı Altı Sohbetleri

mfatihguclu@yenisoluk.com

Son günlerde herkesin dilinde bir “Adalet” kelimesidir dolanır durur oldu, hatta mesleğim gereği bana bu konuda sorulan soruların sayısı da arttı; “Hakikaten hukuk sistemimiz adil bir şekilde işliyor mu, adalet diye bir şey kaldı mı?” Ana muhalefet partisi başkanı da bir adalet yürüyüşü başlattı ve bu tüm yurtta yankı buldu.

Hukukçu olmaya karar verdiğim tarihten bu yana tam 29 yıl geçti, bu süre zarfında mesleğimin ne olduğunu öğrenenlerin çoğunluğunda “Çok güzel bir meslek seçmişsin, bu ülkenin en önemli değeridir adalet. Onun sizin gibi hukukçular tarafından doğru bir biçimde uygulanması ve koruyuculuğu gerçekten bu topluma güven veriyor.” cümlesi yerine “Bu ülkede adalet yok ki sen nasıl yapıyorsun işini?” şeklinde serzenişler ile karşılaştım hep. Demek ki bu ülkede “Adalet” dendiğinde pek de güven duyulmayan bir değer imgelenmiş oluyor kafalarda diye düşünmeden edemiyorum. Oysa adalet değeri temeline dayanmayan bir hukuk sisteminin çökmesi, bu çöküşün de devletin çöküşüne ve sonunda kaosa yol açacağını öngörmemek neredeyse imkânsızdır.

Peki, bir toplumda yok olması böyle büyük sonuçlara yol açan “Adalet” değeri tam olarak nedir, neden var olmak zorundadır? Adalet olmazsa hep bahsolunan fakat bir türlü net bir şekilde açıklanamayan şu kaos, yani toplumdaki karışıklık niye oluşur? Hiç öyle ağdalı hukuk kelimelerine yer vermeden basit bir şekilde size açıklamaya çalışayım;

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne bakıldığında adalet kelimesinin anlamları şu şekilde verilmiştir; 1. Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. 2. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme: “Hiçbir kuvvet beni adaletin tecellisi için çalışmaktan menedemeyecektir.” –N. Hikmet. 3. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları: Suçlular adaletin pençesinden kurtulamazlar. 4. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Demek ki “Adalet” değeri içinde “Doğruluk” değerini de barındırıyor, o halde doğruluk nedir diye sormadan edemiyor insan; “1. Doğru ve dürüst olma durumu, doğru olana yakışır davranış, dürüstlük, adalet: “Yazıyı yazana, bu dediklerinin doğruluğuna nasıl inansın okuyucu?” –N. Cumalı. 2. fel. Düşüncenin gerçekle uyuşması, yargı ve önermelerin gerçeğe uygun olması.” Bu sefer işin içine dürüstlük ve gerçeğe saygı kavramlarının da girdiğini gözlemlemekteyiz. Dürüstlük, doğruluk kavramının eş anlamlısı olup aynı anlamı içinde barındırmaktadır. Şimdi sizlere soruyorum, daha önce hiç düşündünüz mü bu kavramların varoluşunun asıl sebebi nedir diye, hemen cevaplayayım; İNSANIN DOĞASININ BİZZAT KENDİSİ!

Her insan bu dünyaya var olabilmek için, içinde taşıdığı muhteşem bir potansiyelle gelir, o potansiyelin farkına varıp kendini gerçekleştirebildiği oranda da anlamlı bir hayata sahip olur. Bu nedenle anlam bir insan için asli ve vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Bir anne babanın en önemli görevi; çocuklarının kendi potansiyellerini keşfedebilmesine yardımcı olmak ve onların anlamlı bir hayat yaşayabilmeleri için izleyecekleri yolu açmaya gayret etmektir. Bir insanı bu dünyada en çok üzen, en çok kızdıran şey ise; YOK SAYILMASIDIR. Çünkü az önce bahsettiğim gibi her insan bu dünyaya var olmak için gelmiştir. (Bkz. Doğan Cüceloğlu – Savaşçı-Remzi Kitabevi) Bu durumu kendi hayatınıza bakıp lütfen bir gözden geçirin, kim bilir bu toplum içinde kaç kere yok sayıldınız. Kazıp da etrafına korunak koyulmayan çukurlar o bölgeden geçenlerin yok sayılmasıdır, yaya kaldırımına park etmiş arabalar o kaldırımdan geçen yayalar için bir yok sayılmadır, kuyrukta beklerken vezne görevlisinin tanıdığının kuyruğun önüne alınarak işlemine öncelik verilmesi kuyrukta bekleyenlerin yok sayılmasıdır, yasal olarak geçersiz sayılması gereken oyların yasaya aykırı olarak geçerli sayılması tüm seçmenlerin yok sayılmasıdır.  Bu yönüyle ülkemiz bir yok saymalar ve sayılmalar ülkesidir. “Öfke” kitabında Mehmet Şakiroğlu der ki; “Bir insanı en çok öfkelendiren şey engellenmesi ve haksızlığa uğradığını düşünmesidir.” Çünkü engellediğiniz ve haksızlığa uğrattığınız, bu dünyaya var olmaya gelmiş o insanı siz bu davranışınızla YOK SAYMAKTASINIZDIR! Tarihte isyanlar yok sayılanların var olma mücadelesidir hep. Kurtuluş savaşımızın derinindeki öfke enerjisinin temelinde de haksızlık karşısında yok sayılmaya karşı verilen mücadele ruhu yatar.

İşte “Adalet” dediğimiz içinde doğruluğu, dürüstlüğü ve aynı zamanda gerçeğe saygıyı da barındıran değerin bir toplumda var olmasının önemi buradadır, içlerine bu değeri yerleştirmiş toplum üyeleri birbirlerine karşı hakkaniyetli, gerçeğe saygılı, doğru ve dürüst bir şekilde davranırlar, bu yönüyle yerleşen her davranış kalıbı toplumun üyelerine “Sen varsın” mesajı sonucunda güven verir. Saygı ve sevgi toplumu bu şekilde oluşur. İnsanların anılan değerler bazında var olan özgürlüklerini bir arada yaşama kararıyla kurdukları toplumlarda yaptıkları yasalar onaylar ve bu hakları yasa ve hukuk karşısında da güvence altına alınmış olur. Bu değerlere uygun yapılmış yasalara aykırı davrananların denetimini de aynı değerlere dayalı hukuk sistemi denetler. Bu sistem ve değerlerdeki her bozulma haksızlığa uğrayanlarda “Yok sayıldıkları.” algısı nedeniyle öfkeye, hukuk sistemine güvenmemeleri sonucunda da yeniden var olabilmeleri için kendi haklarını kendilerinin aramasına yol açar. İşte bir toplumda kaos dediğimiz durumun ortaya çıkmasının asli sebebi budur.

Endüstri devrimini kaçırmış, feodal toplum kültürünün izlerini üzerinden atamamış ve bilgi çağına adapte olmanın sancılarını çeken bir toplumda yaşıyoruz. Feodal toplum kültüründe, başta elit bir tabakanın var olması ve o dönemin din-tarım toplumlarının ekonomik düzeni nedeni ile güce biat ettiren bir toplum yapısı oluşmuş, insanların kendi potansiyellerini keşfederek anlamlı bir yaşama sahip olmaları engellenmiştir. Yani bu sistem bugün itibarıyla, insan doğasının özüne uygun değil, açıkça aykırıdır. Çünkü güç kültürünün adalet anlayışı güçlünün her dediğini ve yaptığını doğru kabul etmek ve sorgulamamak üzerine kuruludur. Hala ülkemizde etkisini yitirmemiş bu kültür kalıpları insanı yok sayan yapısı ile en büyük zararını da adalet değerine vermektedir. Bizlere bu noktada düşen ise; temel insan hak ve özgürlüklerini var etmek üzerine kurulmuş, temel direği hukukun üstünlüğü olan demokrasinin ve kültürünün değerinin iyi farkına varıp aydınlanmak, aydınlatmak ve bu yolda gereken mücadeleyi vermektir.

Demokrasi de, sevgi-saygı kültürü de gökten bir anda zembille inmez, bir emek bir mücadele işidir. “Güvenilir olmanın temelinde tutarlı olmak yatar ve güven dürüstlük ağacının meyvesidir.” diyor Doğan Cüceloğlu. “Bir insanın bu hayatta yükselebileceği en büyük makam güvenilir olmaktır.” diyor Emre Kongar da… Doğruluk, dürüstlük, gerçeğe saygı ve güven, değerlerinin hepsini içinde barındıran bir değerdir adalet değeri… “Bu ülkede adalet var mı?” diyenlerin günün birinde bu sorudan önce “Ben hayatımda acaba ne kadar adilim?” diye sorgulamaya başladıkları an değişim ve gelişim için önemli bir adım atabilmişiz demektir. “Adalet” değerinin öneminin sorgulanmaya başlandığı şu günler, bizi bu önemli adıma yaklaştıracak değerdedir kanımca.

Yeni Soluk
YUKARI
KATEGORİLER