Hasan Hınıslı

Tükenmez Kalem

hasanhinisli@gmail.com

1972 de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildikleri geceye tanıklık eden emekli polis memuru Hasan Doğan, o gece yaşadıklarını tarihe tanıklık olsun diye anlattı, bize de size ulaştırmak kaldı.
Sevgili Hasan Doğan, hiçbir şeye dokunmadan hatırladıklarını paylaşmaya ne dersin dememle Hasan Doğan’ın ağzından kelimeler boşalmaya başlamıştı bile.
Evet, ben 6 Mayıs’ta idam edilen devrimcilerin cenazelerinin defnedilmesinin canlı tanığıyım.
6 Mayıs 1972 yılında o zamanlar Ankara Emniyet Amirliği Merkez Karakolunda polis memuru olarak görev yapmaktaydım. Sabaha karşı emniyetin telsizleri ötmeye başladı. Sabah 04.00 sularıydı. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan Mamak Askeri Cezaevinden alınarak Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevine getirildiler.
Onların infazlarını burada yapacaklardı. Sabaha karşı infazları yapıldı. Cezaevleri Yeni Mahalle Karşıyaka mezarlığına defin edilecek diye talimat verildi. Gelen emirde benim ve üç polis memurunun mezarlıkta görev alması istendi. Mezarlıkta jandarmalarla birlikte tertibat aldık.
Cenazeler saat 06.00 da mezarlığa geldi. Bizde mezarlıktan içeri alınırken taşınmasına yardımcı olduk.
Tabutlar yan yana dizildi. O an bütün bedenimi ağır bir üzüntü sardı. İlk önce Deniz’in tabutunu açtım. Boyu uzun olduğundan tabuta sığmamış, boynu bükülmüş, sanki uykuda yatıyordu. Boğazında ip izleri vardı.
Hüseyin İnan’ın tabutunu açtım. Gözleri adeta ters dönmüş, dışarı fırlamıştı. Yusuf Aslan’da çok zorlanmış, çok acı çekmiş olacak ki dili bir karış dışarı çıkmıştı. Bir insanın hayatın yok edilişine ilk defa tanık oldum ve gördüm. Dayanılmaz, tahammülü zor, acı ve dehşet vericiydi. Üzüntümden bir iki adım ileri gittim ve ağlamaya başladım. Arkadaşım Polis Memuru ağladığımı görünce yanıma geldi ve “Ağlama görürler” dedi. Kendime çeki düzen verdim ama nafile. İçim yanıyor ve sızlıyordu. Hiçbir şey yapamıyorsun, haykıramıyorsun. Çünkü görevli bir polis memurusun. Elin kolun bağlı sırada cenazelerin yıkanmasına geldi.
İlk önce rahmetli Deniz Gezmiş’i tabuttan çıkardık. Hoca geldi. Yıkamaya başladı ama cenazeleri yıkamaya isteksizdi. Kim bilir onun kafasına düşüncesine göre belki de Deniz ve arkadaşları birer komünist, birer vatan hainiydi. Bu hareketleriyle beni üzdü. O zamanlar Varlık Jandarma Komutanı Yüzbaşı Mehmet Bey’di. Mehmet Bey, Çorumluydu. Kendisiyle sık sık görüşüyorduk. “Komutanım sana bir şey söyleyeceğim” dedim. “Buyur Hasan Bey” dedi. “Efendim hoca mevtaları gereği gibi yıkamıyor” dedim. Yüzbaşı Mehmet Bey geldi, izledi, olaya şahit oldu. “Hoca Efendi, hoca efendi şerefsizlik yapma işini yap. İslam’ın kurallarını yerine getirmiyorsun, onlar suç işlemişse kanun cezasını vermiş, unutma ki onlar da birer Müslüman çocuğudur” dedi. Hocanın elleri kolları titredi. Deniz’i öyle bir yıkadı ki köpükler 25–30 cm yükseldi. Aynı şekilde Hüseyin ve Yusuf u da yıkadı.
Deniz Gezmiş’in öğretmen olan babası Cemil Gezmiş geldi. Başucunda durdu, oğlunu büyük bir acıyla seyretti. Dudakları titriyor, “Oğlum seni bugünler için mi yetiştirdim. Bu gününü de mi görecektim” diyerek sürekli ağlıyordu. Acısı çok büyüktü. Bu sahneye dayanamadım. Biraz ileri gittim bende ağladım. Bir babanın acı dolu dramını şahit oldum.
Teker teker kefenlediler. Daha önce yan yana gömülmeyecekler birer mezar arayla gömülecekler emri mezarlıklar müdürü Alişan Bey e gelmişti. Alişan Bey bu emri Cemil Gezmiş’e iletti. Cemil Gezmiş Alişan Bey e döndü, “Müdürüm onları birbirinden ayırmayın” diye rica etti ama Alişan Bey “bu durum beni aşıyor hocam yapamayacağım için üzgünüm” dedi. Tabutları taşıdık eşilen mezarlara götürdük defin edildiler. Mezarlık memurları mezar yerlerini 25-27-29 olarak belirlemişler.
Ailelerin hepsi mezarlıktaydılar, büyük acılarla ağlıyorlardı, Feryatlar adeta yeri göğü inletiyordu. Alişan bey Deniz Gezmiş’in eşya torbasını içinde Deniz’in giymiş olduğu yakası kürklü askeri renk parkası ile diğer eşyalarını zabıtla babasına teslim etti. Aynı şekilde Hüseyin İnan’ın, Yusuf Aslan’ında eşya torbaları zabıtla ailelerine teslim etti.
Acılı aileler, mezarlıktan ayrılırken ben ve üç arkadaşım mezarlıkta kalıp nöbet tuttuk. Nöbetimiz bir ay devam etti. Bir ay sonra toplum polisleri nöbetleri bizden devraldılar.
6 Mayıs benim için hayatımın en acı günü oldu. Ellerini göstererek “onlara bu ellerle dokundum, onları taşıdım, onların nöbetini tuttum, acı ama onlara son görevimi yaptım!”
Evet, bugün yetmiş yaşına yaklaşmış olan Emekli Polis memuru Hasan Doğan bunları anlattı bize de size aktarmak kaldı…
* 6 Mayıs’ın ansına yayınladığımız bu yazımızın artık kaçıncı olduğunu hatırlamıyorum. Her mayısta yayınlarız, aynen bu mayısta yayınladığımız gibi…

Yeni Soluk
YUKARI